Pazar’-Bir Altın Portakal masalı

27/10/2008 · Kategori: Haber

Pazar’-Bir Altın Portakal masalı

21/10/2008

Antalya’da 16 filmin yarıştığı zorlu bir maratonun ardından ipi Ben Hopkins’in ‘Pazar-Bir Ticaret Masalı’ adlı filmi göğüsledi. Ödüllerde jürinin Nuri Bilge Ceylan, Reha Erdem, Semih Kaplanoğlu ve Yeşim Ustaoğlu gibi yönetmenleri es geçmesi, ‘konvansiyonel’ sinemaya göz kırpma olarak yorumlandı




UĞUR VARDAN

ANTALYA - Evet, bir festival daha bitti. Ödüller sahiplerini buldu, her zaman olduğu gibi gece sevinenler ve üzülenlerle doluydu. 45. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde ulusal yarışmanın sonuçları önceki gece Konyaaltı Açıkhava Tiyatrosu’nda yapılan törende netleşti. Tuncel Kurtiz’in başkanlığındaki jüri, en iyi film ödülünü İngiliz yönetmen Ben Hopkins’in ‘Pazar-Bir Ticaret Masalı’ yapıtına layık gördü. Doğu’da, 1994 yılında geçen bir öyküye sahip olan filmde, sınıf atlamak için çabalayan kurnaz bir tacirin iyiyle kötü arasındaki seçimleri anlatılıyordu. Jüri, en iyi yönetmen ödülünü de, daha önce ilk filmi ‘Tabutta Rövaşata’yla yıllar önce Antalya’dan mutlu dönen Derviş Zaim’e verdi. Zaim, Altın Portakal’a, eksenine hat sanatını yerleştirdiği bir suçluluk ve vicdan muhasebesi hikâyesine sahip ‘Nokta’ adlı filmiyle ulaştı. Yarışmanın önemli ödüllerinden olan ‘en iyi erkek’te de geceyi mutlu kapatan isim, ‘Pazar’ın başrol oyuncusu Tayanç Ayaydın’dı. ‘En iyi kadın’da ise ödül, daha önce Altın Portakal yarışmalarından eli boş dönen Nurgül Yeşilçay’a gitti. Yeşilçay, ‘Vicdan’ filmindeki performansıyla Portakal’ın sahibi oldu. Senaryonun galibi ise ‘Pazar’la Ben Hopkins’ti. ‘En iyi yardımcı erkek’i ‘Başka Semtin Çocukları’ ve ‘Gitmek’teki rolleriyle Volga Sorgu Tekinoğlu alırken ‘yardımcı kadın’ ödülünün sahibi de ‘Pandora’nın Kutusu’ndaki performansıyla Övül Avkıran oldu. 

‘Cannes falan anlamayız’
Sonuçlar önce törenin yapıldığı Konyaaltı Açıkhava Tiyatrosu’nda, ardından da kapanış partisinin düzenlendiği Hillside Oteli’nin sahilinde bol bol tartışıldı. Doğrusu başta sinema yazarları olmak üzere, geceden eli boş dönenlerin yüzündeki en belirgin ifade şaşkınlıktı. Jürinin Nuri Bilge Ceylan, Reha Erdem, Semih Kaplanoğlu ve Yeşim Ustaoğlu gibi isimleri ve onların hafta boyunca Antalya’daki sinema muhabbetlerine damgasını vuran filmlerini ‘es’ geçmesi, bir ‘tavır’ olarak algılandı. Neydi bu tavır ya da mesaj? “Kardeşim, biz Cannes mannes anlamayız” başlıca mesaj olabilir. Ya da “Bu ülke insanının anlayacağı türden filmler çekin, öyle sanat manat yapmayın” türünden bir mesaj da olabilir. Veyahut geçen yılın galibi ‘Yumurta’ya, başta bazı köşe yazarları olmak üzere yıl içinde gösterilen tepkinin tezahürü de olabilir.
Öyle ya da böyle, bu jürinin seçimi böyle oldu. Zaten başkan Tuncel Kurtiz, seçimlerin açıklanmasından önce yaptığı konuşmada kısaca şöyle demişti: “Her insan ayrı bir dünyadır ve farklıdır. Ama farklar arasındaki fark benim için fark etmez. Sürçü lisan ettikse affola.” Üstelik Türk sinema tarihi için her zaman farklı ve saygın bir figür olan Kurtiz’in başkanlığındaki jürinin seçimleri sonucunda, gerçekten iyi bir sinemacı kumaşına sahip olan Derviş Zaim ve Ben Hopkins de geceyi mutlu kapadı.
Şimdi bu sonuçlara, geceyi boynu bükük ayrılanların tepkisi ne olacak, merak edilen soru bu. Umarız anlık öfkelere kapılıp seneye yeni yapıtlarını Antalya’ya göndermemezlik etmezler. Böyle bir tavır olursa işte o zaman işler kötüye gider. Yoksa hiçbirinin, jürinin seçimlerinden dolayı üsluplarını ya da filmlerinin ilgi alanlarını değiştireceğini kimse düşünmüyor. Neyse, önümüzdeki festivallere bakalım derim... 

Spacey’den Kayzer Söze taklidi
Kevin Spacey, sahneden inerken topallayarak ‘Olağan Şüpheliler’deki Kayzer Söze’yi taklit etti. Matthew Modine ise ‘Bu kadar çabuk gülen millet görmedim’ dedi
Aslında jürinin sonuçları açıklanana kadar tören gecesi son derece şen şakrak ve bazı unutulmaz anlarla akıp gitti. Hatta öyle çok konuk vardı ki onlara verilen ödüller, konuşmalar derken saat 21.00’de başlayan törende jürinin seçimlerini açıklamasına sıra ancak saat 22.30’da geldi. Ama yine de kimse bu sürenin uzunluğundan sıkıntı duymadı. Aslında heyecan, konukların mekâna gelişiyle başladı. Tiyatroya iki farklı girişten teşrif eden konuklar, oturanların arasından merdivenle kendilerine ayrılan yere doğru ilerlediler. Bu arada mesela bizim oturduğumuz bölgede ilginç diyaloglar duyuluyordu. Bir grup ‘teyze’, her gelene ‘Hoş geldiniz’ diyordu. Bu karşılamadan Kevin Spacey’den Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’e, Mickey Rourke’tan Egemen Bağış’a kadar herkes eşit ölçüde payını aldı. Bazıları Spacey’e önce ‘Kevin, Kevin’ diye seslendi, sonra hitabı ‘Kevin bey’e çevirdi. Bu esnada şu duyulan ifade de bizi kırıp geçirdi: “Hanım, ben aşağıya gidip Bo Derek’in bir resmini çekip geleyim.” Törenin başlama saatinde başta TÜRSAK Başkanı Engin Yiğitgil olmak üzere, protokol bölümünde bir telaş gözlendi. Telefonlara sarılındı, birtakım konuşmalar yapıldı. Çünkü ‘assolist’lerden Mickey Rourke henüz ortalıkta görünmemişti. 

Brody: Belki de akrabayız
Nihayetinde Rourke geldi ve tören başladı. Önce Hollywood yıldızları ve hafta boyunca Antalya’da konuklayan sinema ustaları, kendilerine takdim edilen onur ödüllerini aldı. Kevin Spacey, yoğun alkışlar arasında sahneye çıkarken konuşmasında “Buraya ilk kez geldim, olağanüstü bir ülke. Verdiğim sinema dersinde gördüğüm gençler sonuçta Hollywood’a ulaşmak istiyor. Oysa Hollywood onları keşfetmeli ve yeteneklerini değerlendirmeli. Kendi hikâyelerini ve kültürlerini anlatmak isteyen bu gençlere, Türk hükümetinin destek vermesini isterim” dedi. Spacey ayrıca sahneden inerken, topallayarak ‘Olağan Şüpheliler’de canlandırdığı Kayzer Söze’nin yürüşüyünü tekrarladı ve son derece zekice bir final yaptı.
Mickey Rourke ise ayakta zor duruyor izlenimi verdi ve ödülünü aldıktan sonra genel bir konuşma yapmak yerine (ses rahatsızlığı vardı) Belediye Başkanı Türel’in kulağına bir şeyler fısıldadı ve sahneden indi. Ödülünü Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’den alan efsanevi oyuncu Maximilian Schell de, Rus şair Yevtuşenko’dan alıntıladığı bir hikâye aktardı ve ünlü ‘Topkapı’ filminin çekimleri sırasında ilk kez tanıdığı Türkiye’ye ilişkin, Antalya’da geçirdiği süreleri de ekleyerek “Ben burada çok mutlu oldum” dedi. Marisa Tomei, ödülünü Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’dan alırken kısa bir teşekkür konuşması yaptı. Kapadokya gezisinden apar topar dönen ‘ana kuzusu’ Adrien Brody ise “Burası inanılmaz bir ülke, Kapadokya’yı gezdim. Bu cömert davet için çok teşekkür ederim” dedi ve ekledi: “Biliyorsunuz ben Macar kökenliyim, belki de akrabayız.”
Tcheky Karyo’dan Türkçe şov
Gecede 4. Uluslararası Avrasya Film Festivali yarışma sonuçlarını jüri başkanı Paul Verhoeven açıkladı. Yönetmen ödülünün sahibi ‘Still Walking’ ile Japon yönetmen Hirokazu Koreada oldu. Ödülü vermek üzere sahneye gelen Matthew Modine, “Hayatımda gördüğüm en olağanüstü yer. Bu kadar çabuk gülen bir millet görmedim, hayat dolusunuz. Her şey için herkese teşekkürler” dedi. En iyi film ödülünü ise Karim Dridi’nin yönettiği ‘Khamsa’ aldı. Bu ödülü emaneten almak için sahneye İstanbul doğumlu oyuncu Tcheky Karyo çıktı. Usta oyuncu, Türk babasından yola çıkarak hazırladığı Türkçe metni okurken gönülleri de fethetti. Karyo, konuşmasında ‘S...tir ulan’ türünden ifadelere de yer verdi ve herkesi kırıp geçirdi. Sahneden de “Beş köfte gibi yerim seni” cümlesi eşliğinde indi. Gecede Amerikalı yıldızlar ödüllerini alıp mekânı terk ederken Karyo, bir Avrupalı zarafetiyle tören adabına uydu ve sonuna kadar kaldı. 

Sinema yazarları ters köşe!
Altın Portakal jürisi kararlarıyla sinema yazarlarını ters köşeye yatırdı. Önceki gün sabah gazetesinde yayımla-nan ‘Altın Portakal loto’ için görüş bildiren 12 sinema yazarından ‘en iyi film’ ve ‘en iyi yönetmen’i bilen çıkmadı. En iyi film’de altı eleştirmen ‘Hayat Var’a şans verirken üç eleştirmen ‘Üç Maymun’, ikisi ‘Süt’, bir kişi ise ‘Pan-dora’nın Kutusu’ndan yana oy kullandı. Yönetmende ise sekiz kişi Nuri Bilge Ceylan, üç kişi Reha Erdem, bir kişi ise Yeşim Ustaoğlu’na şans verdi. Eleştir-menlerin yüzünü güldüren tek kategori ‘en iyi erkek oyuncu’ oldu. 10 eleştirmen ödülü Tayanç Ayaydın’ın alacağını bildi. Eleştirmenlerin nal topladığı bir başka kategori de kadın oyuncuydu. Sadece bir eleştirmen Nurgül Yeşilçay ile Tülin Özen’e ortak şans vermişti. Altın Portakal’da yarışan 16 filmle ilgili Radikal’in sinema yazarları arasında yaptığı puan tablosunda ise ‘Üç Maymun’ 3.37 ile birinci, ‘Hayat Var’ 3.19’la ikinci sırada yer almıştı. 

Engin Çeber’in annesine ithaf
Meselenin Türk sineması ayağına gelince, ödül alanların yaptığı ithaf konuşmaları, geceye damgasını vurdu. Avrasya’da NETPAC ödülü kazanan ‘Sonbahar’ın yönetmeni Özcan Alper, “Biz burada belki mutluyuz ama bu ülkede herkes aynı derece mutlu değil. Filmimde ölüm oruçlarının yansımalarını anlattım. Ödülümü de iki hafta önce sadece bir dergi dağıttığı için hapishanede öldürülen Engin Çeber’in annesine ithaf ediyorum. Bilmem işe yarar mı?” dedi.

Beyin özürlü’ tartışması
Muhterem Nur ve Yücel Çakmaklı’yla birlikte onur ödülüne değer görülen Eşref Kolçak, yaptığı konuşmada oyuncuları yok sayan telif hakları yasasını kastederek “Sayın Bakan rica ediyorum. Bu beyin özürlülerin bizlere yakıştırdıkları bu kanunu değiştirin, kanunsuz olarak ölen birçok arkadaşımızın hiç değilse ruhları rahatlasın.”
Bu konuşma üzerine Kültür Bakanı Ertuğrul Günay önce panikledi, sonra etrafındaki danışmalardan hemen bilgi aldı ve sahneye fırladı ve “Bu kanun bu yıl değil, 2002’de çıkmış, biz de yeni bir kanun için çabalıyoruz” dedi. Bu tartışmaya, daha sonra ‘En iyi ses’ ödülünü vermek için Burcu Kara ile birlikte sahneye çıkan rahmetli Kemal Sunal’ın oğlu Ali Sunal da katıldı. Sunal ödülü vermeden önce, “Eşref ağabeyin söylediklerini ve Ertuğrul beyin cevabını babam ve arkadaşları duymuştur” dedi. 

‘Ödül bu muymuş?’
Gecede, ‘En iyi kadın oyuncu’ ödülünü alan Nurgül Yeşilçay, heykelciğini eline alıp “Bu muymuş?” dedi ve ekledi: “Bir konuşma hazırlamadım. Bu ödülü diğer kadın oyuncu adayı arkadaşlarım da almak istiyordu. Onların adına alıyorum ve onları alkışlıyorum.
Sezen Aksu’ya da bir teşekkürüm var. Bu kez Antalya’ya gelmediği için çok teşekkür ediyorum.”
‘En iyi yardımcı erkek’te ipi göğüsleyen Volga Sorgu Tekinoğlu ise, ödülünü çilekeş ve onurlu Gazi Mahallesi halkına ithaf etti. ‘En iyi erkek oyuncu’ seçilen Tayanç Ayaydın, ailesine seslendi ve “Anne, baba; bana verdiler” dedi. ‘En iyi yönetmen’ dalının galibi İngiliz Ben Hopkins ise kırık ve sempatik Türkçesi’yle “İngilizin mutluluğu işte böyledir” dedikten sonra ‘Zevk’ kelimesini söylemekte zorlandı ve sonuçta “Zevkten dört köşe oluyorum” dedi. 

‘Biz asalak değiliz’
Geceyi beş ödülle kapatan Derviş Zaim’in yönettiği ‘Nokta’nın yapımcısı Baran Seyhan ise, gecede gönüllerin yıldızıydı. Ayağındaki rahatsızlık nedeniyle sahneye ilk çıktığında düşme tehlikesi geçiren Seyhan, ikinci çıkışında “Bu kez düşmedim, ama zaten çok da önemi yok. Sinema düşe kalka yapılıyor” dedi. Seyhan, son çıkışında ise aldığı para ödülünü kastederek “Bu parayı katılan diğer 15 filmle paylaşmak isterdim ama bunu yapamayacağım, çünkü o paraya çok ihtiyacımız var” dedi. Seyhan ayrıca “Bunu söylemezsem içimde kalır, bazıları Kültür Bakanlığı’ndan para alanlara ‘asalak sinemacılar’ diyor. Biz asla asalak değiliz” diyerek, bu sözün sahibi olan ve törende bulunan Sinan Çetin’e göndermede bulundu. 

45. Altın Portakal sonuçları En iyi film:
Pazar-Bir Ticaret Masalı (Ben Hopkins)
Yurtiçi Kargo
Dr. Avni Tolunay Jüri Özel Ödülü: Nokta (Derviş Zaim/ yapımcı: Baran Seyhan)
En iyi yönetmen:
Derviş Zaim (Nokta)
Senaryo:
Pazar (Ben Hopkins)
Kadın oyuncu:
Nurgül Yeşilçay (Vicdan)
Erkek oyuncu:
Tayanç Ayaydın (Pazar)
Yardımcı erkek oyuncu: Volga Sorgu (Başka Semtin Çocukları)
Yardımcı kadın oyuncu: Övül Avkıran (Pandora’nın Kutusu)
Görüntü yönetimi: Zekeriya Kurtuluş (Vicdan)
Sanat yönetimi: Başka Semtin Çocukları
Kurgu: Mustafa Prashava (Vicdan)
Müzik: Mazlum Çimen (Nokta)
Kostüm: Pazar
Özel efekt: Burak Balkan (Üç Maymun)
Saç- makyaj: Vicdan
Ses tasarımı: Nokta
Laboratuar: Fono Film (Gökten Üç Elma Düştü/ Vicdan)
Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) en iyi film: Hayat Var (Reha Erdem)
Digitürk Behlül Dal Genç Yetenek Ödülü: ‘Başka Kentin Çocukları’ filmiyle Aydın Bulut
En iyi kısa film: Gemeinschaft (Özlem Akın)
En iyi belgesel: Adakale: Sözlerim Çoktur (İsmet Arasan)
Belgesel Jüri Özel Ödülü: Nefes (Cüneyt Birol)
4. Uluslararası Avrasya Film Festivali En iyi film: Khamsa (Karim Dridi)
Yönetmen: Hirokazu Koreada (Still Walking/Japonya)
SİYAD en iyi film: Üç Maymun (Nuri Bilge Ceylan)
NETPAC jürisi ödülü: Sonbahar (Özcan Alper)
Critics Award: Nokta (Derviş Zaim)

Altın Portakal’ın juri üyesi Okyay: Taraftar bulamadım

22/10/2008

Altın Portakal’ın jürisinde yer alan Sevin Okyay, nasıl karar aldıklarını yazdı



SEVİN OKYAY

Ödül listesinde yer almayan ‘Üç Maymun’ ile ‘Hayat Var’ bence 45. Altın Portakal’ın en iyi filmleriydi. Ceylan oyunculuk dahil, her şeyi tam anlamıyla kontrolü altında, bütünlük sahibi bir şaheser çıkarmış. Aynı şey Reha Erdem için de geçerli


Geçip gitmiş bir festival üzerine ne yazılabilir ki? Örneğin, son yılların en iyi Altın Portakal’larından biri olduğunu söyleyebilirim. Bunu gitmeden de biliyordum. Sır değildi çünkü, filmlerin adı belliydi. Hepsini gördükten sonra, bugün de aynı fikirdeyim. Ama siz onları festivalin ödül listesinde görmüyorsunuz, çünkü üyesi olduğum jürinin kararı başka türlü tecelli etti.
45. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin jüri kararları genelde oyçokluğuyla, eleyerek, üzerinde tartışarak ve el kaldırmak suretiyle oylayarak alındı. Bir tek dalda başkanın takdirine başvuruldu. Demokratik bir süreçti. Ödül listesinde görmediğiniz filmler ise kendilerine naçiz yazarınız ve bir başka üye dışında taraftar bulamadı. Bakış meselesi, sinema anlayışı farklılığı diyelim. Tartışmalar bazen üst volüme ulaştı ama kavgaya dönüşmedi. Durum da, bir istisna dışında, önceden belli oldu sayılır. Dediğim gibi, beğeniler farklıydı, saflar da açık. Bir konuya açıklık getirmek istiyorum: Ödül kararı verirken, dalları biz belirleyemiyoruz. Kimin hangi dalda ödül adayı olduğu, şirketlerin hazırladığı imzalı listeler halinde bize ulaşıyor. O listelerin dışına çıkamıyorsunuz.

‘Nokta’ ve ‘Pazar’a itirazım yok
Gelelim, gönlümüzde kalan filmlere... ‘Nokta’ya, özellikle ‘Pazar’a itirazım yok, ikisi de iyi filmler. Ancak benim için onların önünde gelen dört film vardı. İlk filmlerinden, hatta ilk kısalarından beri izlediğim yönetmenlerin filmleri. Semih Kaplanoğlu’nun ‘Süt’ü için aslında yeniden izleme hakkı talep ediyorum. Kendimi sembolizm altında bir nezbe ezilmiş hisettim. Buna karşılık, yönetmenin bu ‘önce’ filminde ‘Yumurta’dan bir anlamda kopması bence gayet ferahlatıcı bir tavırdı. (yanlış anlaşılmasın: ‘Yumurta’yı severim.) İzlerken insana hayli uzun gelen final ‘kare’si ise, Festival’in en akıldan çıkmaz görüntülerinden biri olacak.
‘Pandora’nın Kutusu’, Antalya’ya San Sebastian büyük ödülüyle geldi. Bir de büyük sürprizi vardı: Derya Alabora ve Övül Avkıran (en iyi yardımcı kadın oyuncu) gibi her ikisi de kendi dalında aday olan iki güvenilir oyuncuya ek olarak, Tsilla Chilton’ın varlığı. Özellikle tiyatroyu sahneye tercih eden bu Fransız oyuncuya ‘Tatie Danielle’den beri hayran olanlardanım. Yeşim Ustaoğlu’nun filmi, belki mekân nedeniyle, bilemiyorum ama bana sanki, ‘Bulutları Beklerken’le organik bir ilgisi olmasa da, akraba bir filmmiş gibi geldi. Oyuncularının yanı sıra, hikâyesi ve görüntüleri de iyiydi.
Nuri Bilge Ceylan’ın ‘Üç Maymun’u ile Reha Erdem’in ‘Hayat Var’ı ise, bence 45. Altın Portakal Festivali’nin en iyi filmleriydi. ‘Üç Maymun’, yönetmenin en iyi filmi diye düşünüyorum. Hatta pek sevmemiş olduğum ‘İklimler’i bu bağlam içinde (aile ilişkileri) düşününce, benim için daha fazla anlam kazandı. Hatice Aslan ilk sinema filminde nefisti, Ahmet Rıfat Şungar, çok yetenekli bir genç oyuncu. Film görsel olarak da, teknik olarak da mükemmel. Ama asıl önemli olan Ceylan’ın oyunculuk dahil, her şeyi bir arada yoğurarak, tam anlamıyla kontrolü altında, bütünlük sahibi bir şaheser çıkarmış olması.
Aynı şeyi Reha Erdem için de söylemek isterim. Onun filmlerini sevenleri şaşırtacak bir film yapmış. ‘Hayat Var’, daha önce izlediğimiz Erdem filmlerinden farklı, çok vurucu, yer yer harap edici bir film. Bu duygusal yükü, bizzat Erdem’in üstlendiği ses tasarımı da ağırlaştırıyor. Filmde neredeyse hikâye kadar rolü olan, yer yer hikâyeye müdahale eden ama temelde onu tamamlayan bir ses tasarımı bu. Ben kendi payıma, ‘Hayat Var’ın kostümlerini de çok başarılı bulmuştum. Orhan Gencebay müzikleri için ne desek boş. Mazlum Çimen’in iki filme yaptığı müzikle birlikte, Festival’den kulağımda ‘Hayat Var’ın müzikleri ve Ceylan’ın ‘Üç Maymun’un kadın kahramanına uygun gördüğü, Yıldız Tilbe şarkılı telefon ‘müziği’ kaldı. Gene ‘Hayat Var’a dönersek, Erdal Beşikçioğlu ile ne yazık ki adını bilmediğim, kapıya gelen şahsı oynayan aktörü beğendim. Levend Yılmaz, fizik güç de gerektiren büyükbaba rolünün altından başarıyla kalkmıştı. Ama ilk kez ‘Beş Vakit’te yeteneğine hayran kaldığımız Elit İşcan’ı unutamayacağım. Hayat’ın hayatının zorluğunu da, bu hayata karşı zırhını da layıkıyla vermiş. Umarım Elit oyunculuğu sürdürür. Bu arada, sonuçlar beni üzmüştür diye teselliye gelen Reha’ya da ayrıca teşekkür ederim.

'Üç Maymun'un galası yapıldı

 

22/10/2008

Yönetmenliğini Nuri Bilge Ceylan'ın yaptığı, Cannes Film Festivali'nde 'En İyi Yönetmen' ödülü alan 'Üç Maymun' filminin galası yapıldı






İSTANBUL -Yönetmenliğini Nuri Bilge Ceylan’ın yaptığı, 61. Uluslararası Cannes Film Festivalinde "En İyi Yönetmen" ödülü alan "Üç Maymun" filminin galası yapıldı.

Kanyon Alışveriş Merkezi Cinebonus Sinemalarındaki galada gazetecilerin sorularını yanıtlayan Ceylan, "Cannes’da ödüle değer görülen film sizce neden Antalya Film Festivali’nde ödül alamadı?" şeklindeki soru üzerine, "Bu, jürinin takdiridir. Hepimiz buna saygı duymalıyız" dedi. Film hakkındaki teknik bir ayrıntıya dikkati çekmek istediğini vurgulayan Ceylan, "Film, Türkiye’de ilk kez dijital olarak gösterilecek. 15 salonda
dijital, 42 salonda da normal gösterimi yapılacak. Bu film ilk defa daha net,daha keskin, daha parlak, ses konusunda da daha iyi şekilde izlenebilecek" diye konuştu. Ceylan, "Filmi ne kadar seyircinin izlemesini bekliyorsunuz?" şeklindeki soruya, negatif düşünen bir insan olduğu için cevap vermek istemediğini söyledi. "Filmi ödül almak için mi çektiniz?" sorusunu Ceylan, "Ben ödül alacağım diye yola çıkmadım. Onu düşünerek yola çıkmak anlamsız. Zaten film öyle bir şey ki meselenizle aranızda bir ilişki kurarsınız. Zaten onu gerçekçi bir şekilde ortaya koymak için öyle uğraşırsınız ki başka bir şeye vakit kalmaz" şeklinde yanıtladı. Ceylan, "Gelecekte başka projeleriniz var mı?" sorusuna da "Her yönetmen gibi benim de yeni film projelerim var" yanıtını verdi.

OYUNCULARIN GÖRÜŞLERİ

Filmin oyuncularından Yavuz Bingöl de filmin, orta halli bir ailenin başından geçen olayları anlattığını kaydetti. Bingöl, bir gazetecinin, "Cannes’da ödül alan filme Antalya’da neden
ödül verilmedi sizce?" şeklindeki sorusu üzerine, şöyle konuştu: "Polemiği çok seven bir insan değilim. Hayatımda da hiç böyle şeylere girmedim. Zaten düşüncelerini de çok açık ifade eden biriyim. En iyi görüntü yönetmeni, en iyi kurgu ve en iyi yönetmen ödülleri, bizim filmin hakkı olmalıydı. Sinema oyuncusu olarak benim düşüncem bu. Ama her jürinin kendi yorumu, değerlendirmesi var. Jürinin takdiridir. Diyecek fazla bir şey yok." Filmin oyuncularından Hatice Aslan ise rolü aldığında çok
heyecanlandığını ifade ederek, "İlk sinema filmimdi ve bunu Nuri Bilge Ceylan ile yapmak bir onurdu" dedi. Role hazırlanırken 2,5 ay boyunca çok dağılmamaya çalıştığını belirten Aslan, evden sete gidip geldiğini, çünkü ne olursa olsun bu tarz hallerde insanın
ifadesinde değişiklikler olabildiğini söyledi. Canlandırdığı karakterin kendisine biraz aykırı geldiğini kaydeden Aslan,
"Hacer’in farklı bir derinliği var. Benim kadar neşeli biri değildi. O yüzden onu yaşatmak gerekiyordu. Kapanmak daha kolay geldi, role geçiş için onu yapmaya çalıştım. Yani bir anlamda o dönem oldukça asosyaldim" şeklinde konuştu. Senaryosu Ebru Ceylan, Ercan Kesal ve Nuri Bilge Ceylan tarafından
yazılan filmin galasına, Güneri Civaoğlu, Erkan Can, yönetmenler Sinan Çetin ve Derviş Zaim’in de aralarında bulunduğu çok sayıda davetli katıldı.

81. AKADEMİ ÖDÜLLERİ’NDE TÜRKİYE’Yİ TEMSİL EDECEK
81. Akademi Ödüllerinde Türkiye’yi temsil edecek film, Los Angeles’daki ödüllerde Türkiye’ye "Yabancı Film Oscar"ını getirmek için yarışacak. Türkiye-Fransa-İtalya ortak yapımı film, 24 Ekim’de vizyona girecek. (aa)

Ferzan Özpetek’in ‘karne’ heyecanı

13/10/2008

‘Mükemmel Bir Gün’ adlı filmi Altın Portakal kapsamındaki Avrasya Film Festivali’nin açılışında gösterilen Ferzan Özpetek, ‘Cannes’da, Venedik’te bulundum, burada ise karnesini anne-babasına gösteren çocuk gibiyim’ diyor

ANTALYA “Karnesini anne-babasına gösteren bir çocuğun heyecanını yaşıyorum” diyor Ferzan Özpetek, son filmi ‘Mükemmel Bir Gün’ün Altın Portakal kapsamındaki Avrasya Film Festivali’nin açılışında gösterilmesiyle ilgili. “Cannes’da, Venedik’te, çok önemli başka festivallerde bulundum ama buradaki heyecan bambaşka. Onun için dün (önceki) akşamki gösterim benim için çok başkaydı. Mükemmel bir geceydi.”
Venedik’te yarışan ‘Mükemmel Bir Gün’ün yapımcısı Domanico Procacci ile oyuncular Isabella Ferrari ve Serra Yılmaz’la birlikte dün Antalya’da bir basın toplantısı düzenleyen Özpetek’e filmlerinde hep eşcinsel karakterler olduğu yönündeki eleştirilerden hareketle bu filmdeki eşcinsel bir karakteri kadın yaptığı bilgisinin doğru olup olmadığı soruldu. Özpetek böyle bir şeyin doğru olmadığını, birilerine yaranmak için film yapmadığını, bir kadını en iyi ancak bir başka kadının anlayacağını düşündüğü için eşcinseli kadın yaptığını söyledi.

‘Kadınlara hayranım’ Özpetek, filmlerinde kadın karakterlerin baskın olmasıyla ilgili de şu yorumda bulundu: “Kadınlara hayranlığım var. Ben toplumları kadınların ilerlettiğini, kadınların hayatın taşıyıcısı olduğunu düşünüyorum. En zor anlarda erkeklerden daha yürekli ve cesaretliler. O yüzden kadınlar önemli benim filmlerimde. İtalya’da bazı kadın oyuncularla ilgili ‘Güzel, iyi oyuncu ama bir de Ferzan’ın filminde oynasa’ diyorlar ve bu benim çok hoşuma gidiyor. Çok şanslıyım ki bir yönetmenin oyuncudan istediğinden çok daha fazlasını veren oyuncularla çalışıyorum.”
Filmde Sezen Aksu’nun bir şarkısını kullanan Ferzan Özpetek, “Sezen çok sevdiğim bir dostum ve en çok dinlediğim şarkıcılardan biri. İleride müziğini tamamen Sezen’in yapacağı bir film çekmeyi de düşünüyorum” dedi.
Filmin başrol oyuncusu Isabella Ferrari de Özpetek’le çalıştığı için çok memnun: “Ferzan’ın benim için çok büyük bir fırsat olduğunu düşündüm. Benden istediği her şeyi yapmaya çalıştım. Bu film için sekiz kilo almamı istedi, sekiz kilo aldım. Çekimlerde çok rahattım.”
‘Mükemmel Bir Gün’ün İtalya’da çok sevilen bir romandan uyarlandığını hatırlatan yapımcı Domanico Procacci de “Son derece sert, zor ve hayli dramatik olan bu hikâyeyi biraz yumuşatacak bir yönetmen arıyordum. Ferzan bu kalabalık karakterli romanda bir aşk hikâyesine yoğunlaştı. Ama hasta bir aşktı bu. Romandaki birçok bilgiyi kullanmadı. Başta endişelenmiştim ama sonra filmi görünce iyi yaptığını anladım” diye konuştu.
45. Antalya Altın Portakal’da dün itibarıyla yarışma heyecanı da başlamış oldu. Dün, ulusal yarışma filmlerinden Selim Evci’nin yönettiği ‘İki Çizgi’ seyirciyle buluştu. Bugün ‘Pazar-Bir Ticaret Masalı’, ‘Pandora’nın Kutusu’ ve ‘Son Cellat’ın gösterilmesiyle birlikte heyecan biraz daha artacak. 

Günün Filmleri
İki Çizgi: Gülçin Santırcıoğlu’nun oynadığı filmde iletişim kuramayan genç çift yolculuğa çıkar.
Pazar-Bir Ticaret Masalı: Locarno’da oyuncusu Tayanç Ayaydın’a ödül kazandıran film
Doğu Anadolu’da geçiyor.
Pandora’nın Kutusu: Yeşim Ustaoğlu yine Karadeniz yaylalarında. Bu kez yanında Derya Alabora ve Övül Avkıran da var.
Son Cellat: Kadir İnanır, kambur ve de çirkin bir adam rolünde.

Maskeli Beşler: Irak’ın müzikleri…

1/6/2008 · Kategori: Haber

Maskeli Beşler: Irak’ın müzikleri…

24 Ocak 2007

a7.jpgGösterime girdiği iki hafta süresince 625,721 seyirciye ulaşan Maskeli Beşler: Irak, müzikleriyle de ilgi çekiyor… Cem Erman’ın film için özel olarak yaptığı Yallah Tazyik bunların başında geliyor… Ayrıca, Zara filmde Değmen Benim Gamlı Yaslı Gönlüme ve Şad Olup Gülmedim adlı parçaları, Muazzez Ersoy da Orhan Gencebay’ın Sevemedim Karagözlüm adlı parçasını seslendiriyor… Cem Karaca’nın ünlü şarkısı Bindik bir Alamete Gideyoz Kıyamete ise film boyunca sürekli fonda yer alıyor… Cem Erman’ın çok beğenilen Yallah Tazyik adlı parçası, Fida Film yetkilileri tarafından filmin Web Sitesi‘ne yüklenecek denmişti, ama henüz bu gerçekleşmedi…

maskelibeslerkibris-d1.jpg

 

Çılgın Dersane

20 Ocak 2007

a1.jpgİflasın eşiğindeki bir üniversite hazırlık dersanesi yeni öğrenciler bulabilmek için, promosyon olarak eğitimin ilk ayını Antalya’da bir tatil köyünde yapmaya kalkarsa ne olur?.. Yönetmenliğini Faruk Aksoy’un üstlendiği, senaryosunu Şafak Güçlü’nün yazdığı Çılgın Dersane daha çok gençlere yönelik, eğlenceli bir komedi filmi… Oku

Amerikalılar Karadeniz’de 2

20 Ocak 2007

a1.jpgYönetmenliğini Kartal Tibet’in üstlendiği Amerikalılar Karadeniz’de 2‘nin başrollerini Metin Akpınar, Peker Açıkalın, Kadir Çöpdemir, Kıvanç Tatlıtuğ ve Melis Birkan paylaşıyor. Senaryosu Kubilay Tuncer tarafından kaleme alınan fil, ailece izlenebilecek bir yapım olarak düşünülmüş…

Oku

Son Osmanlı Yandım Ali

16 Ocak 2007

a3.jpgKaraoğlan serisiyle tanınan usta kalem Suat Yalaz’ın aynı adlı çizgi romanından sinemaya uyarlanan Son Osmanlı Yandım Ali, İstanbul’un işgal altında olduğu yıllarda Osmanlı külhanbeyi Yandım Ali’nin, Mustafa Kemal Paşa’yla yolunun kesişmesiyle başlayan Kurtuluş Savaşı macerasını anlatan başarılı bir dönem filmi…

Oku

Emret Komutanım: Şah Mat

11 Ocak 2007

a1.jpgTelevizyon dizisi Emret Komutanım‘ın sinema versiyonu Emret Komutanım: Şah Mat, 19 Ocak 2007′de gösterime çıkıyor… Filmin yönetmenliğini Taner Akvardar, başrollerini ise Türk sinemasının en popüler oyuncularından Mehmet Ali Erbil ile Türk sinemasının yükselen yeni yıldızları Sarp Levendoğlu ve Seda Akman paylaşıyorlar…

Oku

Maskeli Beşler: Irak

10 Ocak 2007

a5.jpgSevimli kahramanlarımız Maskeli Beşler geri döndü… Başrollerinde Şafak Sezer, Peker Açıkalın, Cengiz Küçükayvaz, Melih Ekener ve Atilla Sarıhan’ın rol aldığı Maskeli Beşler: Irak’ın yönetmen koltuğunda yine Murat Aslan oturuyor… İlk filmin kadrosunda yer alan Memet Ali Alabora ise, bu filmde yerini Atilla Sarıhan’a bıraktı… Kahramanlarımız bu kez Irak’daki bir petrol rafinerisini ele geçirip, Amerikan askerlerini rehin alıyorlar… Oku

‘Beynelmilel’ Berlin yolcusu…

9 Ocak 2007

a1a.jpgBKM Film yapımı Beynelmilel, seyircinin yoğun ilgisiyle yolculuğuna devam ediyor. Yılbaşı ve bayram tatilinin en çok izlenen filmi Beynelmilel, 10 gün içinde 176.207 kişi tarafından izlendi. Filmin uluslararası yolculuğu da Berlin Film Festivali ile başlıyor. Beynelmilel, yıl boyunca dünyanın farklı ülkelerinde, farklı festivallerde seyirciyle buluşmaya devam edecek.

Oku

Bir İhtimal Daha Var

1 Ocak 2007

a1.jpgTürkiye’ye konser vermek üzere gelen Madonna’nın sahnesinde Türk Sanat Müziği üstadları müthiş bir şov yaparsa ne olur?.. Yönetmenliğini Uğur Uludağ’ın üstlendiği Bir ihtimal Daha Var, olağanüstü bir serüvene kalkışan altı can dostun dokunaklı olduğu kadar, neşeli ve heyecanlı macerasını anlatıyor…

Oku

Eve Giden Yol

20 Aralık 2006

Semir Aslanyürek, yakın tarihi anlatan Şellale adlı filmden sonra, şimdi biraz daha gerilere giderek, seyirciyi Osmanlı İmparatorluğu’nun I. Dünya Savaşı’na girdiği dönemlere götürüyor… Eve Giden Yol 1914, Anadolu’nun güneydoğusuna, bugünkü Suriye topraklarında yaşanan bir aşk ve intikam öyküsünü anlatıyor… Oku

Küçük Kıyamet

19 Aralık 2006

Korku türüne özel ilgisi olan Durul ve Yağmur Taylan kardeşler, bu kez içimizdeki deprem korkusunu beyazperdeye taşıyor… Psikolojik gerilim türündeki Küçük Kıyamet, bir deprem sonrasında bir ailenin yaşadığı esrarengiz olayları konu alıyor…

Oku

Dünyayı Kurtaran Adam’ın Oğlu

13 Aralık 2006

Türk sinemasının kült filmlerinden Dünyayı Kurtaran Adam’dan esinlenerek çekilen ‘A Milli Uzay Filmi’ Dünyayı Kurtaran Adam’ın Oğlu‘nda Cüneyt Arkın, bu sefer oğlu rolündeki Kartal Kaptan Mehmet Ali Erbil ile dünyayı bir kez daha kurtarıyor… Oku

‘Dünyayı Kurtaran Adam’ın Oğlu’ gösterime girmeye hazırlanıyor…

11 Aralık 2006

s3.jpgTürk sinemasının kült filmlerinden ‘Dünyayı Kurtaran Adam’dan esinlenerek çekilen ‘A Milli Uzay Filmi’ Dünyayı Kurtaran Adam’ın Oğlu, 15 Aralık’ta gösterime girmeye hazırlanıyor… Yönetmenliğini Kartal Tibet’in üstlendiği filmde Cüneyt Arkın’a bu defa, oğlu rolündeki Mehmet Ali Erbil eşlik ediyor.

Oku

Maskeli Beşler bu defa Irak’ta…

10 Aralık 2006

 Ekim 2005’te vizyona giren, hem yurtiçinde hem yurtdışında büyük beğeni kazanan Maskeli Beşler ekibi serinin devam filmi olan Maskeli Beşler: Irak ile 12 Ocak 2007’de tekrar izleyiciler ile buluşuyor… Oku

‘Senaristin Yolculuğu’ üçüncü gösterimiyle devam ediyor…

6 Aralık 2006

Photobucket - Video and Image Hosting10 Aralık Pazar günü Senarist Ömer Uğur, senaristliğini yapmış olduğu Eve Dönüş filmini katılımcılarla izleyecek ve senaryonun fikir aşamasından, yapım aşamasına kadar süren ilginç yolculuğunu tartışacak. Oku

Çinliler Geliyor

6 Aralık 2006

Yapımcılığını Temel Kerimoğlu, Zafer Çelik ve Baha Serter’in üstlendiği Kara Film yapımı, yönetmen Zeki Ökten ile senaryo yazarı Fatih Altınöz’ün üçüncü işbirliklerinin ürünü Çinliler Geliyor, 8 Aralık’ta Türkiye sinemalarında gösterilmeye başlanıyor… Oku

Sinemanın kalbi Adana’da atacak

1/6/2008 · Kategori: Haber

Sinemanın kalbi Adana’da atacak

Sinemanın kalbi Adana’da atacak

Festival öncesi Adana ışıklandırıldı, festival bayrakları ve afişleri kentin dört bir yanını süsledi.

31/05/2008

Büyükşehir Belediyesi’nce düzenlenen 15’inci Altın Koza Film Festivali, 2 Haziran’da başlıyor. 4 Haziran’da ise sinema sanatçılarından oluşan festival konukları sevgi kortejinde halkla kucaklaşacak

 

Kübra POLAT- Fatih KARAÇALI

ADANA - Adana’da, 3.5 milyon YTL bütçeli 15’inci Altın Koza Film Festivali, 2 Haziran’da başlıyor.

2-8 Haziran tarihlerinde yapılacak festivalin hazırlıkları günler öncesinden tamamlandı. Büyükşehir Belediyesi’nce düzenlenen festival öncesi kent ışıklandırıldı, festival bayrakları ve afişleri kentin dört bir yanını süsledi. Altın Koza ödüllerinin dağıtılacağı Şehir Tiyatrosu Salonu’nun da bulunduğu Büyükşehir Belediyesi’nin iki katlı binası dev bir afiş ile kaplandı.

Çeşitli etkinliklere yer verilecek festival kapsamında geleneksel hale getirilen ‘Türk Sineması’nda Bir Usta Oyuncu Ödülü’nün bu yılki sahibi Türk sinemasının önemli aktörlerinden Tuncel Kurtiz oldu. Kurtiz’e ödülü 5 Haziran’da özel törenle verilecek, oyuncunun 4 filmi de festival kapsamında sinemaseverlerle buluşacak.

Yine festivalle gelenekselleşen ‘Yaşam Boyu Onur Ödülleri’ de, Türk Sineması’nın usta yönetmenlerinden Halit Refiğ, sinemamızın yıldızlarından Selda Alkor ve Halil Ergün’e verilecek. 6 Haziran’daki onur ödülü töreninde gecenin sunuculuğunu Halit Kıvanç yapacak.

2 Haziran’da sergilerle başlayacak festivalin açılış töreni ise 3 Haziran’da yapılacak. ‘Limon Ağacı’ açılış filmi olarak gösterilecek. Bu gösterimi Türkiye prömiyeri de olacak filmin, oyuncuları Ali Suliman ve Rona Lipaz - Michael de törene katılacak.

Sevgi Korteji ve Sezen Aksu

4 Haziran’da sinema sanatçılarından oluşan festival konukları sevgi kortejinde halkla kucaklaşacak, aynı gün Mimar Sinan Amfi Tiyatro’daki Sinema Dayanışma Gecesi’nde sinema sanatçıları halkı selamlayacak, ardından Sezen Aksu en güzel şarkılarını seslendirecek.

Festivalde, Ankara Sinema Derneği tarafından yapılan anket sonucu belirlenen Türk Filmleri, En İyi 10 Türk Filmi Bölümü ile sinemaseverlerle yeniden buluşacak. Filmlerin gösterimleri ise Cinebonus ve Metropol sinema salonları ile Büyükşehir Belediyesi Tiyatro Salonu, Merkez Park Amfi Tiyatrosu, Adana Kültür Sanat Merkezi’nde yapılacak.

60 bin öğrenci sinemayla buluşacak

Altın Koza’da engelliler için film gösterimlerinin yanı sıra ‘Okullar Sinemada, Sinema Okullarda Projesi’ ile 161 okulda yaklaşık 60 bin öğrencinin sinemayla buluşması hedefleniyor.

Sinema giriş ücreti siviller için 2, öğrenciler için 1 YTL olarak belirlendi. Türkiye’den ve dünyadan toplam 195 filmin 9 sinema salonunda dönüşümlü olarak 217 seansta gösterime sunulacağı festivalde, film gösteriminden elde edilecek gelirler Mehmetçik Vakfı’na bağışlanacak. Tüm seanslarda Türkçe ve İngilizce altyazı uygulaması yapılacak.

En iyi filme 250 bin YTL

Festivalin Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda, ‘Ara’ (Ümit Ünal), ‘Gitmek’ (Hüseyin Karabek), ‘Gölge’ (Mehmet Güreli), ‘Hazan Mevsimi: Bir Panayır Hikayesi’ (Mehmet Yılma) ‘Mülteci’ (Reis Çelik), ‘Nokta’ (Derviş Zaim), ‘Saklı Yüzler’ (Handan İpekçi), ‘Sonbahar’ (Özcan Alperler), ‘Tatil Kitabı’ (Seyfi Teoman), ‘Ulak’ (Çağan Irmak), ‘Beyaz Melek’ (Mahsun Kırmızıgül), ‘Made In Europe’ (İnan Temelkuran) yarışacak. Festivalde Büyük Jüri En İyi Film Ödülü’ne 250 bin YTL, Büyük Jüri Yılmaz Güney Ödülü’ne 75 bin YTL, Halk Jürisi En İyi Film Ödülü’ne 50 bin YTL ve En İyi Yönetmen Ödülü’ne 50 bin YTL ödül dağıtılacak.

Altın Koza Kısa Film Seçkisi’nde 10 film, Kısacadana Kısa Film Seçkisi’nde 10 film, Belgesel Film Seçkisi’nde 12 film gösterilecek.

Nostaljik tanıtım

Festivale günler kala, tanıtım ve duyurular, son teknolojik ürünlerle ve araçlarla yapılırken, bir zamanların gözde ulaşım aracı olan faytonlar ve at arabalarıyla da nostaljik tanıtım yapılıyor. Kent merkezinde dolaşan faytonlar ve at arabalarıyla film ve Altın Koza afişleri yer alırken, ‘Lorel ile Hardy’, ‘Zoro’ ve bazı film kahramanlarının kostümleriyle arabalarda yolculuk eden tiyatrocular da halkı festivale çağırıyor. (dha)

 

Cannes ödüllü yönetmene 'baba' gibi destek

Cannes ödüllü yönetmene 'baba' gibi destek

Baba Mehmet Emin Ceylan, 16. Alexandria Uluslararası Film Festivali’nde "Üç Maymun" filmindeki rolü nedeniyle kendisine verilen "En İyi Aktör" ödülünü kazanmanın mutluluğunu da yaşıyor.

31/05/2008

61. Uluslararası Cannes film Festivali’nde Altın Palmiye kategorisinde "Üç Maymun" filmiyle en iyi yönetmen ödülünü kazanan Nuri Bilge Ceylan’ın baba evinde sevinç yaşanıyor

Saadettin AKGÜN

YENİCE - Uluslararası 61'nci Cannes Film Festivali'nde ‘Üç Maymun’ adlı filmiyle en iyi yönetmen ödülüne layık görülen Nuri Bilge Ceylan, soluğu eşi ve çocuğuyla Çanakkale'nin Yenice İlçesi'ndeki baba ocağında aldı.

Cannes Film Festivali'nde en iyi yönetmen seçilen Nuri Bilge Ceylan, ödül sevincini, annesi Fatma ve babası Mehmet Ali Ceylan'la paylaştı. Ödüllü yönetmen, festivalin stresini eşi Ebru, 3 yaşındaki oğlu Ayvaz, annesi Fatma ve babası Mehmet Ali Ceylan'la Yenice Panayıryeri Mevkii'nde piknik yaparak attı. Ödülü almanın onurunu yaşadığını belirten Nuri Bilge Ceylan, “Yenice'yi çok seviyorum. Burada, huzur buluyorum. Yenice'nin doğasını, örf ve adetlerini özlemiştim. Burada büyüdüm ve yetiştim. Oğlum Ayaz'ın da eski örf ve adetleri görmesini, yaşamasını istedim. Bu nedenle de ödül sevincimi burada beni bugünlere getiren ailemle yaşamak istedim” dedi.

‘Üç Maymun’ filminde, kendisine rol veren oğlu ile gurur duyduğunu belirten Mehmet Ali Ceylan ise, şunları söyledi:

'Evladımla gurur duyuyorum'

“Oğlum ödülünü, tutkuyla sevdiği yalnız ve güzel ülkesi için aldı. 61'inci Cannes Film Festivali'ndeki başarısıyla oğlum yurtseverliğini bir kez daha gözler önüne sermiş oldu. Türkiye'ye filmini adadı. Evladımla gurur duyuyorum. ‘Üç Maymun’, benim de tanınmama sebep oldu. Yurt içi ve yurt dışından birçok hayranımdan aldığım mektuplar beni mutlu ediyor. Görevim nedeniyle yıllarca yurt dışında bulunduk. Ancak, Yenice'e evimiz ve toprağımız olduğu için yılın büyük bir bölümünde burada kalıyoruz.”

Ceylan, bir süre sonra eşi Fatma Ceylan, oğlu Nuri Bilge Ceylan, gelini Ebru Ceylan ve 3 yaşındaki torunu Ayaz ile birlikte Mısır’a yolculuk yapmayı planladıklarını sözlerine ekledi. (dha)

Altın Portakallar Muhteşem bir törenle Sahiplerini Buldu

19/11/2007 · Kategori: Haber


Beyazperdenin Türkiye'deki en uzun soluklu ve en önemli zirvesi, Türk sinemasının buluşma noktası, 2007'de 44'üncü kez Türk sinemasını taçlandıran Antalya Altın Portakal Film Festivali ve 3'üncü yılında dört kıtadan 100'ün üzerinde filmin Türkiye galalarına evsahipliği yapan, muhteşem bir yıldızlar geçidiyle büyüleyici bir sinema şölenini sinemaseverlerle buluşturan 3'üncü Uluslararası Avrasya Film Festivali 28 Ekim 2007 gecesi Festival Vadisi'ndeki Cam Piramit'te düzenlenen görkemli bir ödül töreniyle sonlandı ve Altın Portakal ödülleri ve Uluslararası Avrasya Film Festivali ödülleri sahiplerini buldu.

Altın Portakallar Muhteşem bir törenle Sahiplerini Buldu

Beyazperdenin Türkiye'deki en uzun soluklu ve en önemli zirvesi, Türk sinemasının buluşma noktası, 2007'de 44'üncü kez Türk sinemasını taçlandıran Antalya Altın Portakal Film Festivali ve 3'üncü yılında dört kıtadan 100'ün üzerinde filmin Türkiye galalarına evsahipliği yapan, muhteşem bir yıldızlar geçidiyle büyüleyici bir sinema şölenini sinemaseverlerle buluşturan 3'üncü Uluslararası Avrasya Film Festivali 28 Ekim 2007 gecesi Festival Vadisi'ndeki Cam Piramit'te düzenlenen görkemli bir ödül töreniyle sonlandı ve Altın Portakal ödülleri sahiplerini buldu.

44'üncü Antalya Altın Portakal Film Festivali Onur Ödülleri
Shekhar Kapur
Francis Ford Coppola
Hanna Schygulla







44'üncü Antalya Altın Portakal Film Festivali Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması

En İyi Film
Yumurta
(Yön. Semih Kaplanoğlu)

Dr. Avni Tolunay Yurtiçi Kargo Jüri Özel Ödülü
Yaşamın Kıyısında
(Yön. Fatih Akın)



Digiturk Behlül Dal En İyi Genç Yetenek Ödülü
Saadet Işıl Aksoy (Yumurta)



En İyi Yönetmen
Fatih Akın (Yaşamın Kıyısında)

En İyi Senaryo
"Yumurta" (Semih Kaplanoğlu, Orçun Köksal)



En İyi Erkek Oyuncu
Murat Han (Mutluluk)



En İyi Kadın Oyuncu
Özgü Namal (Mutluluk)

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
Tuncel Kurtiz (Yaşamın Kıyısında)



En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu
Nursel Köse (Yaşamın Kıyısında)

En İyi Görüntü Yönetmeni ve Kodak Ödülü Sahibi
Özgür Eken (Yumurta)



En İyi Müzik
Zülfü Livaneli (Mutluluk)

En İyi Sanat Yönetmeni
Naz Erayda (Yumurta)

En İyi Kurgu
Andrew Bird (Yaşamın Kıyısında)

En İyi Ses Tasarımı
Orçun Kozluca ("Mutluluk")

En İyi Özel Efekt
Ödül Verilmedi

En İyi Kostüm Tasarımı
Naz Erayda (Yumurta)

En İyi Makyaj ve Saç Tasarımı
İbrahim Karakız, Fatma Kardeş (Mutluluk)

En İyi Laboratuvar
Şafak Stüdyo (Sis ve Gece)



44'üncü Antalya Altın Portakal Film Festivali Ulusal Kısa Film Yarışması

En İyi Kısa Film
"Hoşgeldin Bebek"
Yönetmen: Serhat Koca

44'üncü Antalya Altın Portakal Film Festivali Ulusal Belgesel Film Yarışması
Jüri, bu yıl ödül vermeme kararı almıştır.

3'ÜNCÜ ULUSLARARASI AVRASYA FİLM FESTİVALİ





En İyi Film
"Bandonun Ziyareti"
(Yön. Eran Kolirin)

En İyi Yönetmen
Abdellatif Kechiche ("Buğdayın Sırrı")

Avrasya Jüri Özel Ödülü
"Siz, Yaşayanlar" (Yön. Roy Andersson)

Eleştirmenler Ödülü
"Bombalar Altında"
Philippe Aractingi

NETPAC Jürisi Ödülü
"Bombalar Altında"
Philippe Aractingi
ve
"Yumurta"
Semih Kaplanoğlu

Uluslararası Avrasya Film Festivali Senaryo Geliştirme Fonu Ödülü
"Gözlerinde 50 Sebep"
Senarist: Cem Akaş
Yönetmen: Ozan Açıktan
Yapımcı: Ali Akdeniz


Festival vadisindeki Cam Piramit Kültür ve Kongre Merkezi'nde düzenlenen 44'üncü Antalya Altın Portakal Film Festivali ve 3'üncü Uluslararası Avrasya Film Festivali Ödül Töreni Türk müziğinin ünlü sanatçıları Barbaros Erköse, Erkan Oğur ve Istanbul Sessions seyircilere sundukları müzik ziyafetleriyle renklendi.

Festival Başkanı Engin Yiğitgil, Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı ve Festival Onursal Başkanı Menderes Türel, yaptıkları konuşmalarda 44'üncü Antalya Altın Portakal Film Festivali ve 3'üncü Uluslararası Avrasya Film Festivali'nin kısa sürede gösterdiği büyük aşamaya ve festivallerin Türk sineması için sahip olduğu öneme değindiler.

44'üncü Antalya Altın Portakal Film Festivali ödül törenini onurlandıran Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay ödüllerin takdiminden önce yaptığı konuşmada 44'üncü Antalya Altın Portakal Film Festivali ve 3'üncü Uluslararası Film Festivali'nin ülkemizin uluslararası kalitedeki değeri ve markalaşmış bir organizasyon olduğunu dile getirdi.

Festivalin NETPAC Jürisi Ödülünü sunan Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanı ve Antalya Milletvekili Mehmet Ali Şahin, yaptığı konuşmada Altın Portakal Film Festivali gibi başarılı organizasyonlar düzenlenebilmesinin Cumhuriyet sayesinde mümkün olduğunu belirtti ve Antalya Film Festivali'ne olan desteklerinin süreceğini söyleyerek herkesin 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nı kutladı.

44'üncü Antalya Altın Portakal Ulusal Uzun Metraj Film Yarışmasının "En İyi Film"inin açıklanmasından önce heyecanı arttırmak için kısa bir ara veren ödül töreninde İlhan Erşahin ve Barbaros Erköse seyircilere muhteşem bir müzik ziyafeti sundular.

44'üncü Antalya Altın Portakal Film Festivali "En İyi Film" Ödülü "Yumurta"nın ekibine Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı ve Festival Onursal Başkanı Menderes Türel ve Festival Başkanı Engin Yiğitgil tarafından sunuldu.




Diğer Haberler

Neyi ve Kimi Protesto Ettiğimizi Biliyor muyuz?
3'üncü Uluslararası Avrasya Film Festivali Kapanış Filmi, Shekhar Kapur imzalı "Elizabeth: Altın Çağ" Türkiye galasında festival seyircisiyle buluştu
"Münferit" ve "İyi Seneler Londra" ekipleri Altın Portakal basın söyleşilerinde festival seyircisiyle buluştu
44'üncü Antalya Altın Portakal Film Festivali Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması Gala gösterimleri "Mülteci" ve "Yumurta" ile sürdü

Haber Arşivi

Takva, European Discovery 2007′ye Aday Gösterildi

1/10/2007 · Kategori: Haber

Takva, European Discovery 2007′ye Aday Gösterildi


28.09.2007 sinemalar.com

Avrupa Film Ödülleri’nde ilk filmini çeken ve gelecek vaat eden yönetmenlere verilen EUROPEAN DISCOVERY ödülünde yönetmenliğini Özer Kızıltan’ın yaptığı TAKVA, Avrupa’nın ilk 4 filmi arasına girerek aday gösterildi…

Fipresci (Uluslar arası Film Eleştirmenleri Derneği) temsilcileri üyeleri Jacob Neiiendam (Danimarka), Marco Lombardi (İtalya) ve Dana Linssen (Holanda) ve Avrupa Film Akademisi (EFA) yönetim kurulu üyeleri Pierre- Henri Deleau (Fransa) ve Stefan Laudyn (Polonya) dan oluşan bir jüri tarafından adaylar belirlendi. 63 film arasından 4 aday seçildi:

TAKVA- (A Man’s Fear of God) Özer Kızıltan, Türkiye/ Almanya
BIKUR HA-TIZMORET (The Band’s Visit)- ERan Kolirin , İsrail
CONTROL – Anton Corbijn, İngiltere
GEGENBE  (Counterparts) - Jan Bonny, Almanya

Takva, aşırı inanç sahibi bir adamın modern dünya ve onun nimetleri sonucu alt üst oluşunu anlatıyor. Film Toronto Film Festivali (Kültürel Yenilik ödülü), Berlin Film Festivali (En İyi Film), Saray Bosna Film Festivali (Fipresci ödülü) dahil olmak üzere pek çok festivalden ödülle döndü. Ayrıca 2007 Oscar Ödül’lerine Türkiye’den aday adayı gösterildi…

European Discovery 2007’ye Aday gösterilen filmler Avrupa Film Akademisi’nin 1800 üyesi tarafından izlenecek ve üyeler 1 Aralık 2007 Berlin’de açıklanacak olan kazanacak film için oy kullanacaklar…

 

 
Takva, European Discovery 2007′ye Aday Gösterildi Resim 9Takva, European Discovery 2007′ye Aday Gösterildi Resim 3

44. Antalya Altın Portakal Film Festivali Ulusal Uzun Metrajlı F

30/9/2007 · Kategori: Haber

44. Antalya Altın Portakal Film Festivali Ulusal Uzun Metrajlı Film Yarışması’nda Yarışacak Türk Filmleri Belli Oldu


 

28.09.2007 sinemalar.com

Real’in ana sponsorluğunda, TÜRSAK ve AKSAV Vakfı’nın işbirliğinde bu yıl 44.’sü gerçekleştirilecek olan Antalya Altın Portakal Film Festivali, Ulusal Uzun Metrajlı Film Yarışması’nda yarışacak Türk filmleri belli oldu.

Türk Sineması’nın yapımcı, yönetmen, senarist, akademisyen, eleştirmen olarak alanlarında uzman ve usta isimlerin yer aldığı geniş bir seçici kurulun izleyerek, gizli oylama ile sonuçlandırdığı 44.Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin Ulusal Uzun Metrajlı Film Yarışması filmleri seçkisi aşağıda "alfabetik sırayla yer almıştır.
Töre, günah-sevap ve kadın-erkek ilişkileri üzerine farklı bir bakış açısı sunan, Türk Sineması’nın önemli senarist-yönetmenlerinden Barış Pirhasan’ın, altı sene sonra dönüş yaptığı filmi “Adem’in Trenleri”,
Farklı kişilikleri tesadüflerin gölgesinde bir araya getiren ve önce kendileriyle, ardından birbirleriyle iletişim kurmaya zorlayan olayların konu edildiği, Berkun Oya yönetmenliğindeki “İyi Seneler Londra”,
Kasaba’nın genç delisi Jan Jan’ın naif aşk öyküsünün anlatıldığı yönetmenliğini Aydın Sayman’ın üstlendiği “Jan Jan”,
Zülfü Livaneli’nin aynı isimli kitabından uyarlanan Abdullah Oğuz yönetmenliğindeki “Mutluluk”,
Türk bir delikanlının, Alman sığınma sisteminin içine düşüp, o çarkın içinde eriyip gitmesini anlatan, Reis Çelik’in senaryosunu yazıp yönettiği “Mülteci”,
Üç farklı gazete haberinden yola çıkılarak çekilen ve çağın çürüyen ruhunun resmini çizmeye çalışan, Yavuz Altun yönetmenliğindeki “Münferit”,
Suç ve günah temalarını derinlemesine inceleyen, senaristliğini ve yönetmenliğini Tayfun Pirselimoğlu'nun yaptığı “Rıza”,
Namus cinayetlerini konu alan, Handan İpekçi’nin senaryosunu yazıp, yapımcılığını ve yönetmenliğini de üstlendiği “Saklı Yüzler”,
Turgut Yasalar’ın Ahmet Ümit’in romanından uyarladığı “Sis ve Gece”,
Bu seneki Cannes Film Festivali’nde ‘en iyi senaryo’ ödülünü kazanan, senaristliğini ve yönetmenliğini Fatih Akın’ın yaptığı “Yaşamın Kıyısında”.
Şehir hayatı ile doğup büyüdüğü kasaba arasında sıkışıp kalmış bir karakterin işlendiği, Cannes Film Festivali’nde gösterilen, Semih Kaplanoğlu’nun senaryosunu yazıp yönettiği ‘Yumurta’
İnsanlar arasındaki yabancılaşma, çaresizlik ve aşk duygularını konu alan,Cemal Şan’ın senartistliğini ve yönetmenliğini yaptığı “Zeynep'in Sekiz Günü”
Real’in ana sponsorluğundaki 44. Altın Portakal Film Festivali’nin Uzun Metrajlı Film Yarışması, her yıl olduğu gibi bu yıl da Türk Sineması’na heyecan katacak.

 

44. Antalya Altın Portakal Film Festivali Ulusal Uzun Metrajlı Film Yarışması’nda Yarışacak Türk Filmleri Belli Oldu Resim 144. Antalya Altın Portakal Film Festivali Ulusal Uzun Metrajlı Film Yarışması’nda Yarışacak Türk Filmleri Belli Oldu Resim 244. Antalya Altın Portakal Film Festivali Ulusal Uzun Metrajlı Film Yarışması’nda Yarışacak Türk Filmleri Belli Oldu Resim 3
Son Kritikler

44. Antalya Altın Portakal Film Festivali Ulusal Uzun Metrajlı Film Yarışması’nda Yarışacak Türk Filmleri Belli Oldu Resim 844. Antalya Altın Portakal Film Festivali Ulusal Uzun Metrajlı Film Yarışması’nda Yarışacak Türk Filmleri Belli Oldu Resim 7
Tüm Kritikler 

 

Altın Portakal web sitesi: http://www.altinportakal.org.tr/

44. Antalya Altın Portakal Film Festivali Ulusal Uzun Metrajlı Film Yarışması’nda Yarışacak Türk Filmleri Belli Oldu Resim 6

Fotoğrafları 2 milyon $ : Fazla Paramız Olmadığından Biz Bir Tan

27/6/2007 · Kategori: Haber

Fotoğrafları 2 milyon $

Ünlü oyuncu Eva Longoria, düğün fotoğraflarının yayın hakkını iki milyon dolar karşılığında OK! dergisine sattı

 

Longoria'nın düğün fotoğraflarını yayınlama hakkını iki milyon dolar karşılığında OK! dergisi satın aldı.

Longoria'nın düğün fotoğraflarını yayınlama hakkını iki milyon dolar karşılığında OK! dergisi satın aldı.

"Umutsuz Ev Kadınları" dizisinin seksi yıldızı ve basketçi sevgilisi Tony Parker'ın düğününün bu yılın en büyük magazin olaylarından biri olacağı konuşuluyor. OK! dergisi yayın yönetmeni bu durumdan memnun olduğunu söylerken, magazin dünyasının diğer bir ünlü dergisi People ise düğüne katılanların anlattıklarıyla yetinecek."Umutsuz Ev Kadınları" dizisinin seksi yıldızı ve basketçi sevgilisi Tony Parker'ın düğününün bu yılın en büyük magazin olaylarından biri olacağı konuşuluyor. OK! dergisi yayın yönetmeni bu durumdan memnun olduğunu söylerken, magazin dünyasının diğer bir ünlü dergisi People ise düğüne katılanların anlattıklarıyla yetinecek.

'ASIL ANLATMAK İSTEDİĞİM, İNSAN'

30/5/2007 · Kategori: Haber

'ASIL ANLATMAK İSTEDİĞİM, İNSAN'

Hasan Özkılıç, öyküleriyle adından sıkça söz ettiren yazın emekçilerimizden. Aynı zamanda Agora dergisini çıkarıyor. Son kitabı "Orada Yollarda" ile öykü evrenimizdeki sağlam yerini emeğiyle genişletmeyi sürdürüyor. Hasan Özkılıç'la hem edebiyatı hem de kitabını konuştuk.

-Hasan Özkılıç denince aklıma bir öykü ustası, öykü sevdalısı geliyor. Öyküye çok eskiden beri gönül vermiş bir yazarsınız. Biraz bu geçmişinizden söz edelim mi?

- Öyküyle buluşmamın üzerinden, yazmak anlamında buluşmadan söz ediyorum, otuz yıldan fazla zaman geçti. Yetmişlerin başında okumaya, ciddi anlamda edebiyatla ilgilenmeye başladım. Biraz da rastlantılar rol oynadı, benim yazarlık yaşamımda. Lisede okurken kendimi çok güzel bir edebiyat ortamında buldum. Ben yazmayı falan düşünmüyordum, yalnızca okuyordum. Ancak etrafımda o kadar çok edebiyatla yalnızca okumakla değil, şiirler, denemeler yazan ve yazdıkları o günlerin önemli dergilerinde yayımlanan arkadaşlarım, öğretmenlerim vardı ki, ister istemez ben de yazmaya yöneldim. İşte bu dönemde, 1974 yılında ilk öyküm yayımlandı, Demokrat İzmir Gazetesi sanat sayfasında. Öykünün adı, "Anamın Umudu". Bu öykünün çıktığı gün Kasaba'da o güne kadar yaşadığım günlerden çok farklı, çok anlamlı bir günü yaşadım. Yazdı, fabrikada çalışıyordum, tuğla fabrikasında, öğlen arasında gidip gazeteyi aldım, sayfanın nerdeyse yarısından fazlasını kaplayan öyküyü, öykünün adı ve adım, bunu gördüğümde, iş elbiselerimle gazetecinin önünde donup kaldığımı anımsıyorum. Bir de akşama Kasaba'nın o en güzel parkında, Orta Park'ta, kimiyle o akşam daha da yakınlaşacağım, sonraları dost olacağım edebiyat sevdalılarıyla gece yarısına kadar süren sohbet... Bunların birçoğu zaten arkadaşlarımdı, Erol Çankaya, Veysel Çolak, Timuçin Özyürekli. Sonra, Arif vardı, Arif Arıkan, güzel şiirler yazıyordu, bıraktı şiiri. Sanatla bir başka boyutta ilgilendi, Kasaba'da tiyatro grupları kurdu, gençlerle bu alanda çalıştı. Sevgili edebiyat öğretmenim, o güzel insan, Fikri Hoca vardı, Fikri Çalışkan. O hem şiir hem de denemeler yazıyordu, Uğur Çınaroğlu, öykü yazıyordu o da ve daha birçok öğretmen, öğrenci. Turgutlu Lisesi, bir edebiyat, bir yazarlık okulu gibiydi. İşte onların öncülüğünü yapanlar, öğrencilerine edebiyatı sevdirenler de öğretmenlerdi ve bir de Kasaba'nın ekonomik, kültürel, siyasi yapısı... Sonrası işte, dergilerde öykülerim yayımlandı. Çok sonra, 1998 yılında yayımlanan ilk kitap. Uzun bir ara dönemi var, seksenlerin başından başlayıp bir on yıldan fazla süren bir zaman dilimi.

BİÇİM ARAYIŞI...

- İlk kitabınız, "Kuş Boranı" 1998 yılında yayımlandı, İnsancıl Yayınları'ndan. İkincisi 2003'te "Şerul'da Beklemek" ve bu yıl (2005) da son öykü kitabınız "Orada Yollarda" Can Yayınları'ndan çıktı. Bu son kitabınızda bilinen Hasan Özkılıç öykülerinin dışında yeni denemelere giriştiğinizi de gördüm; 'Adını Arayan' böyle bir öykü.

- Evet, haklısın. Hiçbir şey durduğu yerde durmuyor. Hayat sürekli bir değişim içinde. Biz de değişiyoruz. Başından bugüne, öyküde biçimsel arayışlarım hep sürmüştür. Seksen öncesi, dergilerde kalan, kitaplarıma girmeyen öykülerime baktığımda, o zamanlar biçim arayışım daha çokmuş. Bir sinema dili kurmaya çalışmışım. Öykü kahramanları okuyucuya seslenmiş, kendinden söz etmiş, sonra öykü bir başka biçimde sürmüş, gibi... Şimdi de arayışlarım sürüyor. Bir uzun anlatı üzerinde çalışıyorum. Orada da belgesellik ağır basıyor. Yazar kendi dilini, kendi üslubunu kurmak, yaratmak zorundadır. Yoksa sizin yazdıklarınız ister istemez bir büyük kütlenin içinde yitip gider. Özgün olmalısınız, hem dilde, hem biçimde ve hem de içerikte. O zaman sesiniz duyulur, o zaman kalıcı olursunuz. Sözünü ettiğin öykü Adam Öykü'de yayımlanmıştı. Kitaba girmeden üzerinde biraz daha çalıştım. Biçim olarak değişti. Buna benzer çok öyküm yok. Doğrusu bu öykü benim genel çizgime yakın değil. Ancak benim de sevdiğim bir öykü. Hatta Adam Öykü'de yayımlandığında, bazı yazar arkadaşlar bu tür öyküler yazmamı önermişlerdi. Ama gördüğün gibi çok yok bu tür öykü. Ne var ki diğer öykülerimde de önceki öykülerle kıyaslandığında, özellikle dilde bir farklılık var, diyebilirim. Biçim denemeleri var. "Orada Yollarda" öyküsünün finalinde olduğu gibi.

- Siz öykülerinizde daha çok neleri öne çıkarmaya, anlatmaya özen gösteriyorsunuz?

- Asıl anlatmak istediğim insan. Benim ülkemin insanı, onların yaşadıkları bu coğrafya. Bu coğrafyada ne varsa, öykülerimde de o var. Ne fazla, neeksik. İşte, sevdayı da benim insanlarım "Orda Yollarda", "Ah Ahuzer"de, "Boşta Gezenler"de olduğu gibi yaşar; kendini her şeyiyle adar, sevdiği uğruna zoru göğüsler, acıya katlanır; siyasi kavgasında da, ülkesini daha güzel bir ülke, halkını onuruna yaraşır biçimde yaşayacağı bir halk yapmak için de öyle, sevgisini sonsuzca sunar, kendini adar, işkence görür, yargısız infaz edilir, "Benim Babam", "Orada Yollarda", "Güzel Günler İçin" öykülerindeki gibi. Bu benim biçimim, hayata bakışım. Öykülerimde öncelikle bu yanım var.

- Dolayısıyla, öykülerinizde toplumsallık ağır basıyor diyebilir miyiz?

- Tabii... Ben hayata bu gözle bakıyorum, toplumcu bir gözle. Haklı olanın, doğru olanın, halktan yana edebiyatın, sanatın toplumsal yanı eksik olursa sanat yanı kalmaz bana göre. Kimin için sanat? Yalnızca kendim için diyenler doğru söylemiyor, bana göre. Eğer öyleyse, halkın karşıtlarından, egemenden yana, sömürüden yana olanlar, bu dünyanın çirkinliklerinin sürmesinden çıkar sağlayanlardan yana yazıyordur, farkında olarak ya da olmayarak. Bu tarafsızım demektir, diyorlar da. Biz az mı tartıştık, az mı yazıldı ne kadar "tarafsız" olunabileceği üzerine. Tarafsızlık da bir taraf tutmaktır. Çünkü sanat tarafsız olmaz. Sanat taraf tutandır. Ya halkının yanındasındır ya da egemenin yanında, gerisi, boş laf.

- Her kitabınızda, hani Unutulmaz Öyküler derler ya, işte o unutulmazlar arasına mutlaka bir-iki öykü gönderiyorsunuz. Hemen aklıma gelenleri sıralayayım: İstasyon, Şerul'da Beklemek, Fayton, Atımla Ben, Kadana, Duvarın Ardı, Bir Yılbaşı Gecesi, Orada Yollarda, Ah Ahuzer, Benim Babam... Bu unutulmaz öyküleri yazarkenki duygulanmalarınız, düşünceleriniz farklı mıydı?

- Daha erken, sevgili Şahin, "unutulmaz öyküler" olması için. Ama ben yine de sağ ol diyorum, bu düşüncelerin için... Benim de, içinde, yüreğimin bir başka yerinde duran öykülerim var, her ne kadar, gerçekten birini diğerinden ayırmak istemezsem de. Bu kiminde esinlendiğim, etkilendiğim bir olaydır, hayatımda iz bırakmış anılardır veya ülke tarihiyle ilgilidir, bunun nedeni. Şimdi, yeniden üzerine düşünürken, bunlar geliyor aklıma. Başka ne olabilir, yazarın kimi öykülerinin okuyucuda farklı etkiler bırakmasının nedeni? Belki her şey yaşadıklarımızla ve onları algılayışımızla ilgili. Evet, algılama, duyarlılık ve dünyaya bakış. Başkasının yerine geçebilmek, empati, acıyı hissedebilmek. Ben bu öyküleri yeniden düşündüğümde, yazdığım süreçleri, etkilendiklerimi; bunlar geliyor aklıma. Dünya çok acımasız oldu Şahin; eşitsizlik, çarpıklıklar ve milyarların acıları. Başka nasıl duyulur, yazılır ki? Ben hep söylüyorum, bu hayat, bu dünya bize yakışmıyor, bizim yaşayacağımız dünya değil...

'YAŞAMAK İSTEDİĞİM DÜNYA...'

- Sizin yaşayacağınız dünyada neler var?

- Bizim, benim yaşadığım bu dünyanın öbür yüzüdür. Çok basit, bu dünyada olan kötülükleri çıkarın, yokluğu, yoksulluğu, sömürüyü... Savaşları yok edin, ne diyordu Azeri türkü? "Silahları yandırın/ Arşa çıksın tütsüsü" İşte bu, silahları yandırın... Öyle bir dünya kurun ki, önce silahları yakın, yok edin, bakın insanlık sadece silaha verilen parayla doyacak, aç kalmayacak dünyada... Evet, bu dünyanın bugünkü yüzünün yok edilmesi, çirkin yüzünün, emperyalizmin, savaşın, sömürünün ortadan kaldırılması. Yaşamak istediğim dünya, bunların olmadığı bir dünya, aydınlık bir dünya. - Öykü kişileriniz insanın aklında adeta birer roman kahramanı gibi yer ediyor. Karakterlerinizin kimi zaman olayın, konunun, dil ve anlatımın önüne geçip bu denli baskın olmasını neye bağlıyorsunuz?- Belki de onları iyi tanımak, onlarla bütünleşebilmek. Ayrıca düş gücü, yukarıda sözünü ettiğim insana bakış. Evet, yazarken ben de birçok yazar gibi kahramanlarımdan biri oluyorum. Onlarla duygusal bağlarım oluşuyor. Bir zaman sonra hayatıma iyice yerleşiyorlar. Hatta zaman zaman bunları önceleri, eskiden bir yerlerden tanıdığımı düşünüyorum. Tanıdıklarıma, geçmişte kalan arkadaşlarıma, dostlarıma yakın buluyorum, belki de dostlarımı, geçmişi onlarda yaratıyorum. Bilemiyorum ki, birçok nedeni var herhalde.

- Sizin öyküleriniz, bir biçimde emeğini satanların yükselen sesi gibi duruyor. Buna özel bir önem veriyorsunuz sanırım.

- Evet, doğru. Emek hâlâ, kim ne derse desin, en yüce, en kutsal değerdir. Teknoloji, endüstri nereye, hangi noktaya ulaşırsa ulaşsın, emek olmadan, insan olmadan hiçbir anlam ifade etmiyor. Yine çarkları döndüren, artı değeri üreten, savaşlarına araç olan, gerçekleşmesini sağlayan emektir. Emekten yana olmak, dünyadan, güzelden yana olmak demektir. Emekten yana olmak, dünyayı kucaklamak demektir; yalnızlıktan, bunalmaktan kurtulmak demektir; insanlaşmaktır; ürettiğini değerli kılmaktır. Bu nedenledir ki benim kahramanlarım onlar, emekçi sınıflar, yoksullar olsun istiyorum. En azından onların safında olanlar, bunun kavgasını verenler, bunun öyküsünü yazmaya çalışıyorum.

- Edebiyatımızda bir yozlaşma, farklı bir çizgiye yönelme var mı sizce; çünkü bu tür yakınmalar duyulmaya başlandı son zamanlarda....

- Elbet var...

- Bu konuda bir değerlendirme yapabilir misiniz?

- Ömer Türkeş, geçen haftalarda, Ekim 2005'e kadar yayımlanan, bu yılın başından itibaren tabii, iki yüz kırka yakın romanı değerlendirdi. Orada önemli şeyler söylüyordu. Söylemenin ötesinde uyarıyordu; edebiyatımız nereye gidiyor? Yazılan bunca romanın ne kadarı gerçekten roman, bu çok önemli bir incelemeydi. Romanda içerik değişip sağcılaşıyor, hatta ırkçılaşıyor. "Uzun yıllar boyunca kendisini edebi anlatılarla ifade eden sol kesimin eski ağırlığı yok. İslami romanlar da azalmış. Buna karşılık moderninden muhafazakârına, grisinden kapkarasına milliyetçi ideolojinin bütün tonlarını sergileyen romanlar otuzu bulan sayılarıyla büyük bir sıçrama gösteriyorlar" diyordu Ömer Türkeş. Romanda etnik unsurlar, barışmamız gerekenler, kol kola olmamız gerekenler bu sözde "yazarlar", yazdıkları sözde "roman"larda bak nasıl anlatılıyor, Ömer Türkeş'in yine bu yazısında: "Rum, Yahudi, Ermeni vatandaşlarımızın ve Ermeni meselesinin romanlara eskiye göre daha çok yansımasının bir nedeni de bu zaten. Onlar çoğunlukla Türk kimliğini kurmanın ve Türk'e karşı kurulan hain komploları sergilemenin aracı durumundalar. Milliyetçi romanlar sayesinde savaşa ve şiddete de sıkça tanık oluyoruz." Başka önemli belirlemeler de yapıyor, örneğin romanlarda artık yoksul, emeği ile geçinen insanlar, kahramanlar gitgide azalıyor. Bunun yerine, "Romanlardaki zenginlik imgesi çok parlak" diyordu.

YAZARLARIMIZA NE OLUYOR?

- Peki, bu yozlaşmayla birlikte tartışılması gereken başka saptamalarınız var mı?

- Şimdi yozlaşmanın ötesinde önemli bir tehlike söz konusu. Kimdir bu "yazar"lar, nedir amaçları? Edebiyat bunlarla, büyük bir çoğunluğu oluşturan kötü, ırkçı romanlarla nereye gidiyor? Bunların tartışılması gerekir. Ama bakıyorum, Ömer Türkeş, sanki bu kaygılarını, bu tespitlerini sanki bizim edebiyatımız için yapmamış, sanki bir başka ülkeden söz ediyor, kimseden ses çıkmıyor. Ne oldu? Bu ülkede yoksulluk, açlık bitti mi? Kimdir bu yazarlar veya yazarlarımıza ne oluyor? Gözleri bu kadar mı körleşti? Yardım kuyruklarında, yediden yetmişe yüzleri görmüyorlar mı, onların bir lokma ekmek için birbirlerinin üstüne çıktıklarını?.. Bu ülkede nasıl olur da yazılan romanlarda yoksul kesim, emekçi sınıf gitgide azalır? Bunları tartışmak gerekir. Ülkemizin geldiği yer ortada, ona benzetilmeye çalışılıyor edebiyatımız da.

- Edebiyatımızın bu geldiği noktada basının ve eleştirmenlerin tavrına ne diyorsunuz; onlar nasıl bir yol izlemeli?

- Sorun belki de burada. Eksik olan eleştiri. Eleştiri bir tür olarak yeterince gelişmedi, diye düşünüyorum. Bu biraz da eleştirmen olmanın güçlüğünden kaynaklanıyor. Bizim edebiyat dünyamızda eleştirmen olmak öyle kolay iş değil tabii. Bir kere iyi bir eleştirmen, önceden "kötü insan" olmayı ve bunu göğüslemeyi göze almak zorunda. Çünkü hiç kimsenin eleştiriye tahammülü yok. Herkes yazdığının en iyisi olduğunu düşünüyor. Ben Agora'yı altı yıldır çıkarıyorum. İyi bilirim o dünyayı. Düşman kazanmak istiyorsan ya eleştirmen olacaksın ya de dergi çıkaracaksın. Niye eleştirdin, niye gönderdiğimi basmadın? Bu sorularla gelir düşmanlık. Kolay değil... İşte bu dünyada sayıları bir elin on parmağını geçmeyen eleştirmene yine de önemli görevler düşüyor; edebiyatımızın yukarıdaki Ömer Türkeş eleştirilerine, uyarılarına dikkat edilmeli, öncelikle bunun üzerinde durulmalı. Yoksa iyi edebiyat zaten kanalını bulacak, bir biçimde okuruyla buluşacaktır.

İZMİR ÖYKÜ GÜNLERİ

- 14 Şubat Dünya Öykü Günü'nün Türkiye ayağını İzmir'de düzenleyenlerdensiniz. Her yıl bu komitede görev alıp öykü adına etkinlikler düzenliyorsunuz. Ne gibi katkıları oluyor edebiyatımıza bu öykü günlerinin?

- Öykü günlerinin düzenlenmesi, yazarı, öyküyü okuyucuyla buluşturmanın önemli araçlarından biridir. Yalnızca buluşturma olmuyor da, aslında bir şölene, karnavala dönüşüyor öykü günleri. Bu her yıl daha çok ilginin olmasından, katılan yazarların çoğalmasından da belli. Bu yıl İzmir Öykü Günleri'nin 5'incisi düzenlenecek.11-14 Şubat arası, dört gün sürecek. Asıl motor güç Edebiyatçılar Derneği ve Konak Belediyesi olmakla birlikte, hazırlanmasında ben de hem bir öykü yazarı olarak ve hem de Agora dergisi yayın yönetmeni olarak başından bugüne içinde yer aldım, destek olmaya çalıştım. İzmir'de yaşayan birçok yazar arkadaş etkinliğin hazırlanmasında katkı koydular, koymayı sürdürüyorlar. Dedim ya, bugünlerde 5. İzmir Öykü Günleri çalışmaları sürüyor, yine hem İzmir'den ve hem de ülkenin çeşitli illerinde onlarca yazar etkinliğe katılacak. Okurla karşılaşmak, onlarla birlikte öyküye ilişkin konuşmak, tartışmak önemli tabii. Ayrıca genç yazarlar da bu etkinlikte okurlarıyla karşılaşıyor, öykülerini okuyorlar, eski kuşak yazarlarla yine bir arada olmak da önemli, diye düşünüyorum.

- Son bir soru, siz öykülerinizde, daha da açarsak yazınsal eylemlerinizde ne yapmak istiyorsunuz? Yani bu bitmeyen çabanızın amacı nedir? Sanırım sadece kendinizi tatmin etmek için yazmıyorsunuz.

- İnsanın kendisi, yazar olarak yazdıklarıyla, yaşadıklarıyla önemli kazanımlar sağlar. Hayatın anlamı bir başkadır, düşünen, üreten için. Anlamlıdır yani, üretmek güzeldir, sizi hayata bağlar. Dünyayı yeniden kurgular, yeniden yaratırsınız. Düşleriniz çiçeklenir, yeni yeni yoldaşlarınız olur dünyanızda, onlarla birlikte yol alırsınız. Yani hem bireysel ve hem de toplumsal doyurucu yanı vardır sanatın. Ben de bunu yaşıyorum, edebiyat hayatıma güzellik katıyor, anlam katıyor. İstiyorum ki benden başkaları da bunu okusun, paylaşsın... Olabilirse sorular oluşsun kafalarında; yaşadıkları dünyayı, ülkeyi, ona ilişkin düşünceleri benimle paylaşsınlar, sorulara benimle birlikte yanıt arasınlar. Ben tartışıyorum, yanıt arıyorum... Bu bir sevda işidir, yaşadığınız sürece bu sevdanın ateşi yüreğinizden eksilmez. Eksilmediği sürece de yazarsınız ve yeniden üretirsiniz. Böyle bir yaşamdır benimki, bunu hissettiğim için, böyle yaşadığım için çabam sürüyor... Ayrıca Agora dergisine emek verdim, onu altı yıldır çıkarıyorum, oradan benim şairlerim, öykücülerim çıktı, bu da beni çok mutlu ediyor tabii.

- Zaman ayırdığınız için teşekkür ediyorum.

- Sağ ol, emek verdiğin için sevgili Şahin.

Orada Yollarda/ Hasan Özkılıç/ Can Yayınları/ 158 s.

Cumhuriyet Kitap, 19 Ocak 2006

Dünya sinemasının kalbi Cannes’da atıyor

26/5/2007 · Kategori: Haber

Dünya sinemasının kalbi Cannes’da atıyor

Kırmızı halıdan geçerek salona giren yıldızlar arasında festivalin açılışında gösterilen “My Blueberry Nights” filminin oyuncularından Jude Law ve Norah Jones ile Elizabeth Hurley, Juliette Binoche ve Toni Collette gibi dünyaca ünlü isimler vardı...

 DİĞER HABERLER

  KÜLTÜR / SANAT - EN ÇOK OKUNAN HABERLER
NTV-MSNBC VE AJANSLAR
Güncelleme: 09:34 TSİ 22 Mayıs 2007 Salı

PARİS - 60. Uluslararası Cannes Film Fesstivali, festival sarayında düzenlenen görkemli bir törenle açıldı. NTV’den de canlı yayınlanan festivalin açılışında, sinema dünyasının ünlüleri kırmızı halıda boygösterdi.

Haberin devamı

<****** src="/inc/newsmidpage2.asp?AdSection=NTVLIV&AdSubSection=SUBSINE" frameBorder=0 width=300 scrolling=no height=280>

Festivalin açılış töreninde sunuculuğu, ünlü Alman oyuncu Diana Kruger üstlenirken, yapılan konuşmaların ardından ünlü yönetmen David Lynch’in festival için hediye olarak çektiği kısa metrajlı “Absurda” adlı filmi gösterildi. Festival sarayında ilk olarak yarışma dışı Çinli yönetmen Wong Karxwai’nin, “My Blueberry Nights” isimli filmi gösterildi.

Orhan Pamuk’a Cannes’da büyük ilgi

Bu yılki festivalin Türkiye açısından en önemli tarafı Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Orhan Pamuk’un festival jürisinde yer alması.

Yönetmen Fatih Akın ''Yaşamın Kıyısında'' adlı filmin setinde...


Festivalde bu yıl Fatih Akın’ın, “Yaşamın Kıyısında” isimli filmi “Altın Palmiye” adayları arasında yer alıyor. Bir Türk-Alman ortak yapımı olarak festivale katılan ve 23 Mayıs Çarşamba günü gösterilecek olan film, Türkiye’den Anka Film, Almanya’dan Corazon International ve NDR ile İtalya’dan Dorje Film’in işbirliğiyle gerçekleştirdi.

Yaşamın Kıyısında / Nurgül Yesilçay (sol) ve Patrycia Ziolkowska.


Festivalde “Quinzaine de Realisateurs” kategorisinde yarışacak ikinci Türk filmi Semih Kaplanoğlu’nun “Yumurta” adlı yapımı. Kaplanoğlu’nun bir başka yapımı “Süt” adlı film projesi ise “Atelier” kategorisine seçilmişti.

CANNES FESTİVALİNDE TÜRKİYE TANITIMI
Türkiye Sinema Eseri Sahipleri Meslek Birliği SE-SAM, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı’nın katkılarıyla Cannes Film Festivali sırasında bir stand açıyor. Bu stantta uzun metrajlı filmler ve belgesel ile kısa filmler için ayrı ayrı basılan iki kataloğun yanı sıra, filmlerin DVD’leri ve Kalan Müzik’in katkılarıyla hazırlanan bir Türk müziği CD’si dağıtılacak.

Video: Cannes’dan açılış görüntüleri

Tasarımı Yılmaz Zenger tarafından gerçekleştirilen Türk standına ayrıca Efes Pilsen, Feriye Lokantası, Karaköy Güllüoğlu, Hacıbekir, Kavaklıdere Şarapları, Kodak, Kurukahveci Mehmet Efendi Mahdumları ve Oxxo katkıda bulundu. Türkiye’den götürülecek çeşitli ürünler, stantta tanıtım amaçlı olarak ziyaretçilere sunulacak.

DEV TANITIM EKRANI VE DEV AFİŞ
Türkiye’nin Paris Büyükelçiliği Tanıtma Müşavirliği, Cannes Film Festivali sırasında özel bir tanıtım kampanyası yürütecek. Festival boyunca yelkenleri Türkiye’nin tanıtımına yönelik reklamlarla değiştirilen ve 100 kişilik kapasiteye sahip bir tekne, deniz kenarında yer alan Türk standının önünde demirleyecek.

Bunun yanı sıra 10 adet Smart marka otomobil Türk filmlerini ve Türkiye’yi tanıtan afişlerle giydirilecek. Kent merkezindeki 12 metrekarelik dev ekranlarda hem Türk sinemasını hem de Türkiye’yi tanıtan filmler gösterilecek. Festival sarayının tam karşısındaki binaya da 127 metrekarelik dev bir afiş asılacak.

Foto galeri: Geçmişten bugüne Cannes fotoğrafları

Bu afişin üst bölümünde Boğaziçi Köprüsü ve Ortaköy Camii’nin görüntülerinin üzerinde “2010 Avrupa Kültür Başkenti İstanbul” yazısı yer alacak. Alt bölümde ise Yaşamın Kıyısında ve Yumurta filmlerinin afişlerinin yanı sıra Festival için özel olarak tasarlanan afiş bulunacak.

8 bin sterlin değerindeki Valentino elbisesi ve 1 milyon sterlin değerindeki Chopard mücevherleriyle Liz Hurley, kırmızı halının yıldızıydı.


FESTİVAL “MY BLUEBERRY NIGHTS” İLE AÇILDI
Dünyanın en önemli sinema etkinliklerinin başından gelen 60. Cannes Film Festivali’nin açılışı yarışma bölümünden, Hong Konglu yönetmen Wong Kar Wai’nin İngilizce olarak çektiği ilk filmi “My Blueberry Nights” ile yapıldı. Bu yol öyküsünde, Jude Law, Rachel Weisz ve Natalie Portman’ın yanında Grammy ödüllü şarkıcı Norah Jones da rol alıyor.

Festival, Çinli yönetmen Wong Karxwai'nin ''My Blueberry Nights'' filminin gösterimiyle başladı. Filmde Jude Law'a ünlü ABD'li şarkıcı Norah Jones eşlik ediyor.

Altın Palmiye için Wong Kar Wai’nin rakipleri oldukça güçlü. Yönetmenlerden dördü daha önce Altın Palmiye kazanmış dünyaca ünlü isimler. Quentin Tarantino ‘Death Proof’, Joel ve Ethan Coen kardeşler ‘No Country for Old Men,’ Gus Van Sant ‘Paranoid Park’ ve Bosnalı Sırp yönetmen Emir Kusturica ‘Promise Me This’ ile yarışmada yer alıyor.

Festivalde galası yapılacak filmlerden birisi, bir yeniden yapım olarak 2001’de çekilen Ocean’s 11 filminin devamı niteliğindeki Ocean’s 13. Hollywood’un önde gelen isimlerinden George Clooney, Brad Pitt, Julia Roberts ve Matt Damon bu filmi tanıtmak üzere Cannes’da. U2 grubunun solisti Bono, grubu konu alan üç boyutlu özel bir filmin galasına katılacak. Oyuncular Al Pacino ve Andy Garcia ile yönetmenler Steven Soderbergh ve Michael Moore, festivalin diğer ünlü konuklarından bir kaçı.

Cannes’da bu yıl 22 film yarışacak, ayrıca yarışma dışı 21 film gösterilecek. Dünyanın en önemli sinema etkinliklerinin başında gelen festival, 27 Mayıs Pazar günü düzenlenecek ödül töreniyle sona erecek. Festivalin açılışında olduğu gibi NTV, kapanış törenini de naklen verecek.

Foto galeri: Cannes afişleri

Festival sırasında, dünyanın dört bir yanından gelen film yapım ve dağıtım şirketleri, ürünlerini pazarlama imkanına sahip olacak. Bu süre içinde film sanayiinden 10 bin temsilcinin, dağıtımını yapmak üzere seçtikleri filmler için yaklaşık bir milyar dolar tutarında anlaşmalara imza atması bekleniyor.

JÜRİ BAŞKANI
60. Cannes Film Festivalinin jüri başkanlığını, İngiliz yönetmen Stephen Frears yapacak. İngiliz yönetmen, sinema dünyasında “My Beautiful Laundrette” (Benim Güzel Çamaşırhanem) filmiyle de tanınıyor.

Bu yılki festivalin Türkiye açısından en önemli tarafı Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Orhan Pamuk’un festival jürisinde yer alması. Festival jürisinde, Pamuk ile birlikte, Portekizli oyuncu Maria de Medeiros, Çinli sinemacı Maggie Cheung ve Fransız aktör Michel Piccoli yer alıyor.

Cannes jürisi: Orhan Pamuk, yönetmen Abderrahmane Sissako, Avustralyalı oyuncu Toni Collette, Portekizli oyuncu Maria de Medeiros, İngiliz yönetmen ve jüri başkanı Stephen Frears, Kanadalı oyuncu Sarah Polley, Çinli oyuncu Maggie Cheung ve Fransız aktör Michel Piccoli.

Altın Palmiye için yarışan ağır toplar arasında Wong Kar Wai, Quentin Tarantino, Gus Van Sant ve iki kez bu ödüle layık görülen Emir Kusturica’yı saymak mümkün.

ÖZEL CANNES FİLMİ
Dünyaca ünlü 35 yönetmen, festivalin 60. yılı dolayısıyla ortak bir filme imza atacak. Kanadalı David Cronenberg, Finlandiyalı Aki Kaurismaki ve Mısırlı Yusuf Şahin’in de aralarında bulunduğu yönetmenlerin yapacağı film, festival kapsamında 20 Mayıs’ta gösterilecek.

Festivalin yöneticisi Gilles Jacob, altmışıncı yıl organizasyonu dolayısıyla "Festivalin geleneksel mirasını modern unsurlarla harmanlamaya çalıştıklarını" söyledi.

“Herkesin Kendi Sineması” adını taşıyan film için 25 ülkeden seçilen 35 yönetmenin her biri, yaklaşık üç dakika sürecek, “sinema salonlarından esinlenerek, şu anda kafalarından geçenleri” anlatan kısa metrajlı bir film çekecek. Ünlü yönetmenlerin çekeceği bu filmler, daha sonra ortak film haline getirilecek. Ortak film, festivalde gösterilirken, Fransız televizyonlarından da canlı yayımlanacak. Filme katkıda bulunacak ünlü yönetmenler şunlar: Theo Angelopulos, Olivier Assayas, Bille August, Jane Campion, Yusuf Şahin, Chen Kaige, Michael Cimino, Ethan ve Joel Coen, David Cronenberg, Jean-Pierre ve Luc Dardenne, Manoel de Oliveira, Raymond Depardon, Atom Egoyan, Amos Gitai, Hou Hsiao Hsien, Alejandro Gonzalez Inarritu, Aki Kaurismaki, Abbas Kiarostami, Takeshi Kitano, Andrei Konchalovsky, Claude Lelouch, Ken Loach, Nanni Moretti, Roman Polanski, Raoul Ruiz, Walter Salles, Elia Suleiman, Tsai Ming liang, Gus Van Sant, Lars Von Trier, Wim Wenders, Wong Kar wai, Zhang Yimou.”

Foto galeri: Cannes kırmızı halı geçişi ile başladı


NTV’DEN CANLI YAYIN

Cannes Film Festivali, bu yıl bize her zamankinden daha yakın oldu. Festivalin açılışında olduğu gibi NTV, kapanış törenini de naklen verecek. Yekta Kopan ve canlı yayın ekibi, festival boyunca Cannes’dan bildirecek.

Festivalin açılışında sunuculuk yapan Alman oyuncu Diane Kruger.



60. ULUSLARARASI CANNES FİLM FESTİVALİ PROGRAMI
YARIŞMA FİLMLERİ
Une Vieille Maitresse
* Catherine Breillat, Fransa
Les Chansons d’amour
* Christophe Honore, Fransa
The Diving Bell And The Butterfly
* Julian Schnabel, Fransa
Auf der anderen Seite des Lebens
* Fatih Akın, Türkiye
Breath
* Kim Ki-duk, Güney Kore
No Country For Old Men
* Coen Biraderler, ABD
Zodiac
* David Fincher, ABD
We Own The Night
* James Gray, ABD
Mogari No Mori
* Naomi Kawase, Japonya
Promise Me This
* Emir Kusturica, Sırbistan
Secret Sunshine
* Lee Chang-Dong, Güney Kore
4 Months, 3 Weeks And 2 Days
* Cristian Mungiu, Romanya
Tehilim
* Raphael Nadjari, Fransa
Silent Light
* Carlos Reygada, Meksika
Persepolis
* Marjane Satrapi and Vincent Paronnaud, Fransa
Import/Export
* Ulrich Seid, Austrial
Alexandra
* Alexander Sokurov, Rusya
Death Proof
* Quentin Tarantino, ABD
The Man From London
* Bela Tarr, Macaristan
Paranoid Park
* Gus Van Sant, ABD
The Banishment
* Andrey Zvyagintsev, Rusya

YARIŞMA DIŞI
Sicko
* Michael Moore, ABD
Oceans Thirteen
* Steven Soderbergh, ABD
A Mighty Heart
* Michael Winterbottom, İngiltere

KAPANIŞ GECESİ
27 MAYIS 19:45 CANLI NTV
The Age Of Darkness
* Denis Arcand, Kanada

SİYAD'da Reha Erdem kendine karşı

30/12/2006 · Kategori: Haber

SİYAD'da Reha Erdem kendine karşı

SİYAD'da Reha Erdem kendine karşı
Reha Erdem en iyi film, yönetmen ve senarist dallarında hem 'Beş Vakit' (solda) hem de 'Korkuyorum Anne'yle aday.
Sinema yazarları 'Türk Sineması Ödülleri' için adaylarını açıkladı. Favoriler Reha Erdem'in 'Beş Vakit', 'Korkuyorum Anne', Derviş Zaim'in 'Cenneti Beklerken' ve Zeki Demirkubuz'un 'Kader'i

29/12/2006 (320 kişi okudu)

İSTANBUL - Sinema Yazarları Derneği'nin (SİYAD) verdiği Türk Sineması Ödülleri heyecanı başladı. Sinema yazarları bu yılki Türk Sineması Ödülleri adaylarını açıkladı. Film, yönetmen, senaryo, erkek oyuncu, kadın oyuncu, yardımcı erkek oyuncu, yardımcı kadın oyuncu, görüntü yönetmeni, sanat yönetmeni, kurgu ve müzik kategorisinde verilecek ödüllerde sinema yazarlarının favorisi Reha Erdem, Derviş Zaim ve Zeki Demirkubuz'un filmleri. Erdem 'Korkuyorum Anne' ve 'Beş Vakit' ile Derviş Zaim 'Cenneti Beklerken'le Zeki Demirkubuz 'Kader'le hem film, hem yönetmen ve hem de senaryo kategorilerinde aday. Reha Erdem'in filmlerinin, 'Korkuyorum Anne' sekiz 'Beş Vakit' altı olmak üzere toplam 14 adaylığı var. 'Cenneti Beklerken' sekiz dalda aday. Onu yedi adaylıkla Demirkubuz'un 'Kader'i takip ediyor.
Bu yılın önemli filmlerinden 'Takva' ise en iyi film ve en iyi senaryo dahil toplam altı kategoride aday. Cannes'da Altın Palmiye için yarışan 'İklimler'in en iyi yönetmen, kadın oyunucu ve görüntü yönetmeni kategorileri dışında adaylığı yok. Cem Yılmaz'ın 'Hokkabaz'la en iyi erkek oyuncu adayı olduğu listede Türkiye'nin Oscar aday adayı olan Yüksel Aksu yönettiği 'Dondurmam Gaymak' filminin sadece müziği ile aday olması dikkat çekti.
Bu yıl oyuncu Ayşen Gruda, Tarık Akan, yönetmen Zeki Ökten, Çetin Tunca'ya onur ödülü, sinema yazarı ve arşivci Burçak Evren'e ise Tuncan Okan emek ödülü verilecek. Ödüller 18 Ocak'ta Atatürk Kültür Merkezi'nde düzenlenecek törenle sahiplerini bulacak. (Kültür Sanat)

39. Türk Sineması Ödül adayları
En iyi film: Beş Vakit, Cenneti Beklerken, Kader, Korkuyorum Anne, Takva
En iyi yönetmen: Nuri Bilge Ceylan (İklimler), Zeki Demirkubuz (Kader), Reha Erdem (Beş Vakit) / (Korkuyorum Anne), Derviş Zaim (Cenneti Beklerken)
En iyi senaryo: Önder Çakar (Takva), Zeki Demirkubuz (Kader), Reha Erdem (Beş Vakit), Nilüfer Güngörmüş- Reha Erdem (Korkuyorum Anne), Derviş Zaim (Cenneti Beklerken)
En iyi erkek oyuncu: Ufuk Bayraktar (Kader), Haluk Bilginer (Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü?), Erkan Can (Takva), Ali Düşenkalkar (Korkuyorum Anne), Cem Yılmaz (Hokkabaz)
En iyi kadın oyuncu: Vildan Atasever (Kader), Ebru Ceylan (İklimler), Demet Evgar (Beyza'nın Kadınları), Başak Köklükaya (Küçük Kıyamet), Işıl Yücesoy (Korkuyorum Anne)
En iyi yardımcı erkek oyuncu: İlker Aksum (Küçük Kıyamet), Mazhar Alanson (Hokkabaz), Civan Canova (Eve Dönüş), Meray Ülgen (Takva), Bülent Yarar (Beş Vakit) / En iyi yardımcı kadın oyuncu: Şenay Gürler (Korkuyorum Anne), Nazan Kesal (İklimler), Ezgi Mola (Hayatımın Kadınısın), Melisa Sözen (Cenneti Beklerken), Müge Ulusoy (Kader)

Yerli tarih
yabancı tarih

Yerli tarih<br> yabancı tarih
Sırrı Süreyya Önder ve Muharrem Gülmez'in yönettiği 'Beynelmilel', 1982 Adıyaman'ında, şehri ziyarete gelecek Konsey üyelerine konser verecek olan toplama bir orkestra etrafında traji-komik 12 Eylül eleştirisine soyunuyor

29/12/2006 (2362 kişi okudu)

UĞUR VARDAN (Arşivi)

Sanırım 1988 yılıydı. Festival programında Tarkovski'nin 'Andrey Rublev'ini seyretmiş ve çok beğenmiştim. Hele ki, onca Hıristiyanlık göndermesiyle dolu olan ve anlattıklarından pek bir şey anlayamadığım son hamlesi 'Kurban'ın yanında, çok daha sarih, çok daha net, çok daha zevkli bir filmdi. Fakültede her türlü konunun yanında sinema da konuşabildiğim hocalarımdan Doğan Kuban'la, bir teneffüs esnasında filmi laflıyorduk. "Sence biz neden böyle filmler yapamıyoruz?" dedi. "Herhalde daha yetenekliler" cevabını verdim. Hocam, daha kestirme ve daha derin bir cümleyle meseleye noktayı koydu: "Resmi biliyorlar da ondan..."
Türklerin artık resmi daha iyi bilip bilmedikleri, görsellikle hesaplaşıp hesaplaşmadıkları konusunda yeni gelişmeler var mı, emin değilim lakin sinemayı daha iyi bildikleri ve geçmişe bakıldığında çok daha iyi filmler çektikleri kesin. Son derece bereketli bir yılın ardından, son noktayı koyan 'Beynelmilel', 2006'nın belki de o özel ruhuna ait bir yapım. 'Kader'in, 'Korkuyorum Anne'nin, 'Beş Vakit'in, 'Eve Dönüş'ün, (ben çok beğenmesem de) 'Takva'nın ve 'Cenneti Beklerken'in ait olduğu bir ligde, Muharrem Gülmez ve Sırrı Süreyya Önder'in ortaklaşa yönettikleri film, yıla son derece 'afili' bir kapanış yapıyor. Lakin şu bilgiyi de vermek gerikiyor: Son anda gösterime soktuklarından ve özellikle öngösterimi öğleden sonra kuşağında yaptıklarından dolayı, sinema yazarlarından bir bölümü filmi göremedi ve bu yüzden de SİYAD'ın yıllık seçimlerinde, kendine yeterli ölçüde taraftar bulamadı. Olsun, 'gönüllerin filmi' olarak da tarihte yerlerini alırlar...
12 Eylül'ün acılarını yansıtmak için muhakkak içeride yatmak, darbenin acılarını direkt olarak hem ruhunda, hem de vücudunda hissetmek mi gerekiyor? Bu nokta tartışılır elbet ama darbeye yaklaşık 26 yıl sonra serinkanlı bakabilmek için belki de böylesi bir haleti ruhiyenin sahibi olmak lazım. 'Eve Dönüş'ün yönetmeni Ömer Uğur, darbe sırasında içerideydi, 'Beynelmilel'in senaristi ve yönetmenlerinden biri olan Sırrı Süreyya Önder de darbe olduğunda ilk tutuklama furyasıyla birlikte kendisini içeride bulanlardan biriymiş. Uzun bir yargılama sürecinin ardından 12 yıl hapse mahkûm edilmiş ve toplam yedi yıl içeride yatmış. Kim bilir bütün bu yaşanılanlar Önder'de, bilge bir kişiliğin oluşmasına, olaylara bütün acılarına rağmen serinkanlı bakabilme özelliğinin gelişmesine neden olmuştur. Tabii ki bunlar benim açımdan birer tahmin ama önümüze gelen film, son derece sofistike, son derece mesafeli, duygulu ama duygularından çok mantığını öne çıkaran, trajik ama en acılı anında da gülmesini becerebilen, hayata ve yaşanılanlara karşı tavrını son derece olgun biçimde gösterebilen bir çabanın eseri.

Kışla mantığında orkestra
'Beynelmilel', 1982'nin Adıyaman'ında geçiyor. Darbe yapılmış, cunta bütün kurum ve kuruluşlarıyla hayatın her anına sinmeye başlamıştır. Düğünlerde müzik çalarak hayatını kazanan bir grup müzisyen (ki onlara yöre dilinde 'Gevendeler' deniyor), kendilerine yeni bildirilen 'çalınması yasak parçalar' (ki içlerinde 'Lorke' de var) listesiyle nasıl baş edeceklerini düşünürken, ordunun onlara yaptıkları 'emir-teklif'le, farklı bir mecranın içinde buluyorlar kendilerini. Yakında şehri ziyaret edecek olan 'Konsey üyeleri'nin karşısına bir orkestrayla çıkmak isteyen yörenin komutanları, Gevendeleri 'adam etmek' suretiyle düzenli bir hayata (kışla mantığı da diyebiliriz) devşiriyorlar. Şehrin temsili kurtarma törenlerinde Fransızları canlandıranların giydikleri üniformaları da üzerlerine geçiriyorlar. Zamanla orkestranın şefi konumuna yükselen Abuzer, üniversiteye hazırlanan ve vurulduğu Haydar sayesinde yavaş yavaş devrimci bir kimliğe bürünen Gülendam, vurdumduymaz ve pragmatik amca Tekin, cunta faşizminin en fazla üç ay sürebileceğini öngüren ve halkın en kısa zamanla onlara bir tokat atabileceğini düşünen siyasal öğrencisi Haydar, payvon kadınları Semra ve Dilber, öyküyü sürükleyen başlıca karakterler. Haydar'ın, "Bak bu devrimci halkımızı harekete geçirecek marş" diye Gülemdam'a verdiği ve plaktan kasede çekmesini istediği 'Enternasyonal'in, baba Abuzer tarafından duyulması ve hoşuna giden melodisini, orkestrada çalmasıyla birlikte, filmin omurgası da oluşuyor. Sonuçta, orkestranın diğer üyeleri tarafından da beğenilen 'Enternasyonel',

 'baharı karşılama müziği' olarak repertuarlarına giriyor ve Konsey üyeleri huzurunda çalınmak için heyecanla bekleniyor.
Bu fikir üzerinde yükselen 'Beynelmilel', arada da dönemin acılarına, çelişkilerine, toplumsal psikolojisine uğruyor. Son derece başarılı bir oyuncu kadrosunun sürüklediği filmde, Mersin Büyükşehir Belediye Bandosu da rol alıyor. Performanslara gelince; Cezmi Baskın benim görebildiğim kadarıyla oyunculuk serüveninin en iyi işini çıkarmış. Keza Özgü Namal da, ilk defa kendi fizyonomisiyle ve o çocuksu ruhuyla örtüşen, doğru bir karakter bulmuş ve o da bence, filmografisinin en iyi rolüyle karşımızda. Nazmi Kırık, her zaman iyi, burada da bu çizgisine halel getirmiyor. Dilber Ay pavyon kadını Dilber'de, Bahri Beyat da ona âşık olan yaşlı adamda (Mahmut) döktürüyor. Not: Beyat'ın karakteri, 'Züğürt Ağa'nın 'Karı istirem'cisi Abdo Aga'yı (Bahri Selin) fazlasıyla andırıyor. Umut Kurt da, genç devrimci Haydar'da 'umut' vaat ediyor. Eksiklere gelince, koca Adıyaman'da devrimci hareket iki genç tarafından mı 'temsil' ediliyor? Keza Haydar, cuntanın bir an önce gideceğine inanacak kadar saf olabilir mi? Ayrıca finaldeki miting sahnesi de iyi çekilememiş.
İki yönetmenli filmlerde başarıyı nasıl paylaştıracaksınız? Sanırım kamera arkası hakimiyetini Muharrem Gülmez, işin senaryo kısmını da Sırrı Süreyya Önder halletmiş. İleride yine buluşurlar mı bilinmez ama tarihe düşülen bu ortaklıkları, Türk sineması adına olduğu kadar darbeyle hesaplaşma aşamasında da son derece başarılı bir işe dönüşmüş. Bu arada Kenan Paşa'nın da şu güzelim emeklilik günlerinde, eskiyi yâd edeceği filmlerin sayısı artıyor. Yormayın paşamızı netekim, derim!..

« Önceki ::