Yeşilçam Testi

12/12/2008 · Kategori: Sinema Tarihinden

Alsah Blokları - Yedinci Sanat

• Arşiv

31/12/2005: "...Ve dostluğu ve sevgiyi, tüm bebeklerin yüreğine yazmak isterdim...
27/12/2005: Türk Sineması/ (1910 - 1930) ve (1931 - 1950) Dönemleri (turksinemasi.com)
27/12/2005: Türk Sineması/ 1951 - 1960 Dönemi (turksinemasi.com)
27/12/2005: Türk Sineması/ 1961 - 1970 Dönemi (turksinemasi.com)
27/12/2005: Türk Sineması/ 1971 - 1980 Dönemi (turksinemasi.com)
27/12/2005: Türk sinema tarihine kısa bir bakış...
27/12/2005: http://www.ntvmsnbc.com/news/SINE_front.asp
23/12/2005: "Bu filmi 'Yüzüklerin Efendisi'nden daha çok merak eden var"
23/12/2005: Kültür/ Sanat Haftanın Filmleri: Organize İşler/ Yılmaz Erdoğan
20/12/2005: Türk Sineması/ 1981 - 1990 Dönemi (turksinemasi.com)
17/12/2005: Taşköprü ve Kastamonu Linkleri
16/12/2005: Gülten Kaya: Ahmet Kaya yaşasaydı MHP için konser verirdi
14/12/2005: "Sinema Bir Mucizedir" /Memduh Ün, Tunç Başaran
14/12/2005: Altın Portakal'ı aldığı için Yeşilçam'da büyük tartışmalara yol açan "Türev"/ Ulaş İnaç
14/12/2005: Babam ve Oğlum/ Çağan IRMAK
13/12/2005: Film Konusu Bir Öykü: Susuz Yaz 3/ Necati CUMALI
13/12/2005: Film Konusu Bir Öykü: Susuz Yaz 2/ Necati CUMALI
13/12/2005: Film Konusu Bir Öykü: Susuz Yaz 1/ Necati CUMALI
12/12/2005: "Meleğin Düşüşü" / Semih Kaplanoğlu ("Altın Montgolfiere Ödülü")
11/12/2005: SİBEL KEKİLLİ'Lİ DUVARA KARŞI ABD'DE DE YILIN EN İYİ FİLMİ
11/12/2005: Bir Yönetmen, Bir Senarist, Bir Sineme Oyuncusu: 3 Yılmaz GÜNEY
11/12/2005: Sinema Tarihimizden (Yılmaz Güney İmzalı) Bir Film: Yol
6/12/2005: Yılmaz GÜNEY/ Filmografisi
5/12/2005: Banyo/ Mustafa ALTIOKLAR
4/12/2005: Kutsal Yürek/ Ferzan ÖZPETEK
3/12/2005: Babam ve Oğlum/ Çağan IRMAK
2/12/2005: ÇAPKINLARI SEVİNDİRDİ ‘BAYAN VÜCUT’ LAKAPLI AVUSTRALYALI MODEL ELLE MACPHERSON, DOKUZ YILLIK SEVGİLİSİNDEN AYRILDI. GALERİ..
2/12/2005: HAFTASONU İÇİN HABERTÜRK'TEN SİNEMA REHBERİ
2/12/2005: İŞTE TÜRK SİNEMASININ EMANET EDİLDİĞİ 25 GÜZEL
2/12/2005: 'YATMADAN ÖNCE YÜZ FIRÇA DARBESİ' KİTABININ YAZARI KONUŞTU : ‘Pornografi erotizmden çok daha dürüst’
2/12/2005: 'Döngel Karhanesi' izleyici ile buluşuyor
2/12/2005: 'Yazı Tura' Avrupa Sinema Haftası'nda gösterilecek
2/12/2005: POLİS, GAMZE'NİN ESKİ SEVGİLİSİNDEN CİNSEL ORGANININ FOTOSUNU İSTEDİ
2/12/2005: ''Meleğin Düşüşü'' / Semih Kaplanoğlu
2/12/2005: ''Gönül Yarası'' / Yavuz Turgul
2/12/2005: Banyo/ Mustafa ALTIOKLAR
Bizim büyük ıssızlığımız
‘Mustafa’ Hakkında Her Şey...
Yeşilçam Testi
Türk filmleri Hollywood'u solluyor mu?
Issız Adam
“Mustafa” filminin güncesi... Can Dündar Ada
Edebiyattan Beslenen Sinema Uyarlamaları / Derleme: Ebru Altın
Özpetek'e Nişan
TÜRK SİNEMASI ZAMANDİZİNİ TASLAĞI/ Ali ŞAHİN
Pazar’-Bir Altın Portakal masalı
İki Çizgi Venedik yolunda
Bir hayat ve sinema
Mehmet Ali Erbil’in filmleri artık kendi, kendilerine rakip olmayacak…
Takva
Maskeli Beşler: Irak’ın müzikleri…
Sevgilim İstanbul
Saklı Yüzler
Çocuk
Hayattan Korkma
Bir Tuğra Kaftancıoğlu Filmi
Sinemanın kalbi Adana’da atacak
O...Çocukları: Herkes Şanslı Doğmuyor!
Ataerkil kapitalist erkeğin ölümü
'Fatih Akın bir buzkıran, biz de onun arkasından geliyoruz'
Yumurta Yusuf ile Ayla ile Zehra / Cüneyt Cebenoyan

************************************************************************

Yeşilçam testi
Yeşilçam testi

05/12/2008

 

Seke seke koşarak kendini hıçkırıklar içinde yatağa atan gözü yaşlı genç kızlar, fakir ama onurlu delikanlılar, kederden ince hastalığa tutulan âşıklar, sevenleri ayırmayı marifet bilen kötü adamlar, evli erkekleri rahat bırakmayan vamp kadınlar, büyümüş de küçülmüş çocuklar, cefakâr anneler, vefakâr arkadaşlar, neşeli komşular, tombik aşçılar, dadı kalfalar ve daha neler neler...
Bütün bu saydıklarımız size ne ifade ediyor, gözünüzün önünde neler canlanıyor? Bakalım kimilerinin komik bulup dalgasını geçtiği, kimilerinin müptelası olduğu Yeşilçam sinemasına ne kadar aşinasınız?

1. Sinemanın altın çocuğu olarak nam salmış, “Şafak Bekçileri”nin yakışıklı pilotu kimdir?
a - Suavi Tedu
b - Göksel Arsoy
c - İlker İnanoğlu - İzzet Günay

2. Adile Naşit ile Münir Özkul’un “turşu sirkeyle mi yoksa limonla mı yapılır” tartışmasından dolayı boşandıkları film hangisiydi?
a - Neşeli Günler
b - Bizim Aile
c - Turşucular Kralı- Biz Ayrılamayız

3. Aynı filmde Palavracı Ziya’nın (Şener Şen) İngiltere kralı, rahmetli başkan Kennedy, taçsız kral Pele, Beckenbauer, kaleci Maier, Nadya Komanachi, Brigitte Bardot ve Fenerhahçeli Cemil’in de kullandığını söyleyerek sattığı ürün nedir?
a - Parfüm
b - Jilet
c - Sabun - Terlik

4. Başrollerini Tarık Akan ve Necla Nazır’ın paylaştığı, iki dolandırıcının aşkını konu alan filmin adını hatırlayabildiniz mi?
a - Atlı Karınca
b - Elma Kurdu
c - Ateş Böceği - İki Kafadar

5. “The Exorcist”in yerli çevrimi olan ve zemzem suyuyla şeytan çıkarılan “Şeytan” filminin ünlü yönetmeni kimdir?
a - Orhan Elmas
b - Metin Erksan
c - Osman Seden - Türker İnanoğlu

6. Bestekar Fikret’i canlandıran Kartal Tibet’in, Hülya Koçyiğit’in de aralarında bulunduğu gazino müşterilerine dönerek “Sevgiyi kirletenlere, sevmesini bilmeyenlere şarkımı dinletmemek için tanrı adına yemin ettim. Şimdi aramızda böyle biri var, çıkıp gitsin!” dediği Kerime Nadir romanından uyarlanan film hangisidir?
a - Artık Sevmeyeceğim
b - Seven Ne yapmaz
c - At Kadehi Elinden - En Güzel Bestem

7. Aşağıdakilerden hangisi Cüneyt Arkın’ın canlandırdığı karakterlerden biri değildir?
a - Komiser Cemil
b - Malkoçoğlu
c - Kara Murat - Cingöz Recai

8. Hangisi Türk filmlerinin “katıksız” kötü adamlarından biri değildir?
a - Erol Taş
b - Turgut Özatay
c - Hüseyin Baradan - Danyal Topatan

9. Sırma saçları Aliye Rona tarafından kırpıldıktan sonra kuşa dönen sessiz sedasız, dilsiz ve de bahtsız Hülya Koçyiğit’e Engin Çağlar’ın “asker arkadaşım” diye seslendiği filmi hatırlıyor musunuz?
a - Kınalı Yapıncak
b - Bez Bebek
c - Sırma Saçlı Yarim - Kel Ölünce

10. Belgin Doruk’un kraliçe rolüyle beğeni topladığı “Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler” filminin prensesi kimdi?
a - Neriman Köksal
b - Hülya Koçyiğit
c - Zeynep Değirmencioğlu - Suzan Avcı

11. Senaryosunu Nâzım Hikmet’in yazdığı “Aysel, Bataklı Damın Kızı” filmi ile üne kavuşan aktris kimdir?
a - Cahide Sonku
b - Mürüvvet Sim
c - Çolpan İlhan - Sezer Sezin

12. Önemli ekürilerden Kadir İnanır ve Türkan Şoray hangi filmde birlikte oynamadı?
a - Selvi boylum Al Yazmalım
b - Sultan
c - Gönderilmemiş Mektuplar- Dila Hanım

13. Kerime Nadir’in aynı adlı romanından uyarlanan, yönetmenliğini Atıf Yılmaz’ın üstlendiği 1955 yapımı “Hıçkırık”ın başrolünde Muzaffer Tema’ya kim eşlik ediyordu?
a - Nedret Güvenç
b - Gülistan Güzey
c - Selda Alkor - Çolpan İlhan

14. Hacı ağa rolüne büründüğü filmlerde “Bediaaa!” diye bağırmasıyla ünlü aktörümüz kimdir?
a - Vahi Öz
b - Hulusi Kentmen
c - Kurtuluş Kayalı - Kadir Savun

15. Yeşilçam’ın ilk Drakula filmi 1953 yılında Ali Rıza Seyfi’nin “Kazıklı Voyvoda” adlı romanından uyarlanarak Mehmet Muhtar tarafından çekilmiştir. İlk Drakulamız kimdir?
a - Orhan Günşiray
b - Hayati Hamzaoğlu
c - Yıldırım Önal Atıf Kaptan

Cevap anahtarı: 1b, 2a, 3b, 4c, 5b, 6b, 7d, 8c, 9a, 10c, 11a, 12b, 13a, 14a, 15d

12 15 doğru Yeşilçam Tutkunusunuz
Çünkü: Yeşilçam filmlerine karakterleri adıyla sanıyla hatırlayacak, repliklerini onlarla beraber tekrar edecek kadar hakimsiniz. O filmlerle gülmeyi, o filmlerle ağlamayı, eski güzel günleri yâd etmeyi çok seviyorsunuz. Tebrikler.

8 - 11 doğru Yeşilçam Seversiniz
Çünkü: Yeşilçam filmlerine yan gözle bakıp dudak kıvıranlardan değilsiniz. O dönemin filmlerini gerçekten seviyorsunuz. Üstelik öyle gözünüzün kıyısıyla da izlememiş olmalısınız ki haklarında epeyce ayrıntı hatırlıyorsunuz.

4 - 7 doğru Yeşilçam Unutkanısınız
Çünkü: Filmleri izleyip detaylara dikkat etmeyenlerdensiniz. Size hepsi tek bir filmin parçası gibi geliyor olmalı. Arada bir Türk filmi izleyip eğlenmekten, hatta zaman zaman dalganızı geçmekten keyif alıyor gibisiniz.

0- 4 doğru İlgisizsiniz
Öncelikle sizi tebrik ediyoruz. Bu ülkenin sınırları içinde yaşayıp da Yeşilçam filmlerinden bu kadar uzak kalabilmiş olmanız gerçekten takdire şayan. Hayır; sevmeseniz, beğenmeseniz bile bu filmler gelir bir yerde sizi bulur, bir biçimde zihninize işler. O bakımdan tebrik ettik yani. Belki de babanız büyükelçi filandı. Di mi?

Test meraklıları! Bu test ve daha fazlası için www.gayet.net

Türk filmleri Hollywood'u solluyor mu?

7/11/2008 · Kategori: Sinema Tarihinden

Türk filmleri Hollywood'u solluyor mu?

Her yıl ortalama 19 milyon kişinin sinemaya gittiği Türkiye’de, geçmişte 2-2,5 milyon seyirci bulan Türk filmleri, artık 6-10 milyon kişiyi salonlara çekiyor.

Toplamda yabancı filmlerin izlenme sayıları fazla olsa da gösterilen film adedi açısından yerli film başına düşen izleyici sayısı yabancı yapımları aşmaya başlıyor.

Dünyadaki ekonomik krizin sinemayı gelecek yıl nasıl etkileyeceği tartışılırken, Türkiye’deki sinemaların durumu, seyircilerin yıllar içindeki talepleri ve çekilen film sayılarına dair istatistiklerle kendini gösteriyor.

Derlenen bilgiler, Türkiye’de "belirli bir sinema seyircisi kitlesi" ile yerli filmlerle yabancılar arasında rekabetin oluşmaya başladığını gösteriyor.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) çıkardığı "Kültür İstatistikleri 2007" verilerine göre, sinema salonları, geçen yıl 20 milyon 659 bin 569, 2006’da 23 milyon 512 bin 599, 2005’te 18 milyon izleyici çekti. Bu rakam, 2004’te 18 milyon 670 bin, 2003’te 14 milyon 500 bin, 2002’de 15 milyon 400 bin, 2001’de 16 milyon 905 bin, 2000’de 17 milyon 86 bin, 1997’de de 11 milyon 344 bin civarında oldu.

TÜİK’in 1997-2007 verileri, sinemaya her yıl ortalama 19 milyon, yabancı filmlere 12-13 milyon arasında seyirci gittiğini ortaya koyuyor. Özellikle son iki yılda sinema seyircisi sayısının 20 milyonu aştığı görülüyor. Aynı verilere göre, yerli film izleme sayısı, Türk filmlerinin artmasına paralel son yıllarda artışa geçti. Yerli yapımlara 1997-2003 arasında her yıl ortalama 2-2,5 milyon kişi talep gösterirken, bu rakam 2004 ve 2005’te 6’şar milyona, 2006’da 10 milyona, 2007’de 7 milyona yükseldi.

-TÜRK FİLMLERİ HOLLYWOOD’U SOLLUYOR MU?-

Türkiye’de geçen yıl, toplam 210 film gösterime girdi. Sinema salonlarında 28 bin 733 defa gösterilen bu filmler, 20 milyon 659 bin 569 izleyici çekti. İzleyicilerin 4’te 1’ini İstanbullular oluşturdu. Yaklaşık 13 milyon kişinin yaşadığı İstanbul’da sinema salonlarına geçen yıl 5 milyon 758 bin 346, Ankara’da 2 milyon 845 bin, İzmir’de 2 milyon 219 bin 436, Bursa’da 1 milyon 588 bin 443 seyirci gitti.

Bunun yanında, "300 Spartalı", "Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı", "Elizabet: Altın Çağ", "Karayip Korsanları: Dünyanın Sonu" gibi aralarında büyük bütçeli Hollywood yapımlarının yer aldığı 167 yapımla yarışan 43 Türk filmi, 2007 yılında sinema salonlarında toplamda 8 bin 340 defa görücüye çıktı ve 7 milyon 712 bin 626 seyirci topladı. Yabancı yapımları izleyenlerin sayısı ise 12 milyon 946 bin 943 oldu.

Seyirci sayıları her ne kadar yabancı filmlere ilginin fazla olduğunu gösterse de film sayısına göre oranlama yapıldığında, Türk filmlerinin izleyici sayısı daha yükseklere tekabül ediyor.

 -2 MİLYON İSTANBULLU YERLİ YAPIMLARI SEYRETTİ-

Geçen yılın yerli yapımları arasında, 60. Cannes Film Festivali’nde en iyi senaryo ödülünü kazanan Fatih Akın’ın yönettiği "Yaşamın Kıyısında", Abdullah Oğuz’un uzun süre konuşulacak filmi "Mutluluk", Yavuz Turgul’un yönettiği, Türk sinemasının duayenlerinden Şener Şen’i tekrar beyazperdeyle buluşturan "Kabadayı", Mahsun Kırmızıgül’ün ilk kez yönetmenliğe soyunduğu ve sinema salonlarında gişe rekorları kıran "Beyaz Melek", Semih Kaplanoğlu’nun ödüllere doymayan "Yumurta"filmi ile "Zeynep’in Sekiz Günü" gibi festivallerde Türkiye’nin yüzünü güldüren filmler de yer aldı.

Öte yandan, veriler, yerli yapımların yaklaşık 3’te 1’ini İstanbulluların izlediğini ortaya çıkarıyor. İstanbul’da yerli yapımları 2 milyon 14 bin 797 kişi, Ankara’da 934 bin 571 kişi, İzmir’de 784 bin 990 kişi sinema salonlarında izledi.

Veriler, 2006 yılında vizyona giren yaklaşık 237 filmi de toplam 23 milyon 512 bin 599 kişinin izlediğini gösteriyor. Bunlar arasında, 34 yerli yapım 10 milyon 838 bin 617, yabancı filmler 12 milyon 673 bin 982 seyirci çekti. Benzer şekilde 2005 yılında vizyona giren 221 filmin seyirci sayısı 18 milyon bin 466 olurken, 27 yerli yapımı 6 milyon 795 bin 791 seyirci tercih etti.

-TÜRK SİNEMASININ YÜKSELİŞ TARİHİ-

Veriler, on yıllık dönemde, Türk filmlerinin sayısı ve izlenirliğinin de ciddi biçimde arttığını kanıtlıyor. "Büyük çöküşü" 1980’lerde yaşayan Türk sineması, 1996’da silkinmeye başlamış, bu yıl vizyona giren "Eşkiya", 2,5 milyon kişilik hasılata ulaşarak, o dönem için büyük bir rekor kırmıştı. Ardından seyirciler, 1997’de "Ağır Roman", "Masumiyet" ve "Hamam", 1998’de "Gemide", "Akrebin Yolculuğu" ve "Hoşçakal Yarın", 1999’da  "Propaganda", "Herşey Çok Güzel Olacak", "Gülün Bittiği Yer", "Salkım Hanımın Taneleri", "Harem Suare" ve "Mayıs Sıkıntısı" gibi peş peşe birçok popüler ve sanat filmini görme fırsatı buldu.

Yerli yapımlar, Amerikan filmlerinin neredeyse yüzde yüzlük olan pazar payını ise 2000’li yıllardan itibaren düşürmeye başladı. 2000 yılında vizyona giren 15 yerli film arasından "Kahpe Bizans" 2 milyon civarında seyirciye ulaştı. "Vizontele", 2001’de 3 milyonu geçen izlenirlikle "Eşkıya"yı geride bıraktı. Derviş Zaim "Filler ve Çimen", Serdar Akar "Dar Alanda Kısa Paslaşmalar" adlı filmlerine bu yıl imza attı.

Bu tırmanış, ilk yıllarda seyirci sayısına çok fazla yansımadı. TUİK’in verilerine göre, 2001 yılı hariç, 1997’den 2003 yılına kadar yerli yapımlara 2,5 milyon civarında seyirci ilgi gösterdi.

-2 MİLYONDAN 10 MİLYONA-

Türk filmleri için asıl dönüm noktası 2004 yılı oldu. "Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak", "Bekleme Odası", "Hababam Sınıfı Merhaba", "Neredesin Firuze", "Mustafa Hakkında Herşey" gibi filmlerin sinema salonlarına geldiği 2004 yılında, "G.O.R.A" ve "Vizontele Tuuba" ciddi rakamlarda seyirci topladı. Aynı yıl yerli filmleri izleyen toplam seyirci sayısı 6 milyon 657 bine çıktı.

2005’te vizyona giren 27 yerli yapımı toplam 6 milyon 795 bin kişi izlerken, Türk sineması 2006’da rekor yılını yaşadı. Gösterilen 33 yerli filme 10 milyon 838 bin kişi talep gösterdi.

Bunun yanında, o yıllarda "Kurtlar Vadisi-Irak" toplamda 4 milyon, "Babam ve Oğlum"  3 milyon, "Organize İşler" 2 milyon, "Hababam Sınıfı Askerde" 2 milyon, "Hababam Sınıfı Üçbuçuk" 2 milyon seyirci sayısıyla dikkati çekti.

Aynı yıllarda seyirci karşısına çıkan yerli filmler, izleyici kadar ödüllerle de dikkat topladı. Bu dönem, izleyici çeken veya ödül alan yapımlarından bazıları şöyle: "Beynelminel", "Dondurmam Gaymak", ’Takva", "Babam ve Oğlum",
 "Eve Dönüş", "Anlat İstanbul", "İki Genç Kız", "İklimler", "Beş Vakit", "Bulutları Beklerken", "Gönül Yarası", "Eğreti Gelin", "Son Osmanlı Yandım Ali", "Cenneti Beklerken", "Beş Vakit", "Kader", "İklimler", "Küçük Kıyamet", "Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü".

Ayrıca, bu filmler, o dönem "Da Vinci Şifresi", "Görevimiz Tehlike 3" ve "X-Men 3" gibi Hollywood’un gözde birçok yapımıyla yarıştı. Bu yılın sonunda da vizyona giren toplam film sayısının 250’yi geçmesi, bunlar arasında Türk filmlerinin sayısının da 50’ye yaklaşması bekleniyor.

Bu yıl gösterime girenler arasında, Cannes film festivalinde Nuri Bilge Ceylan’a "En İyi Yönetmen" ödülünü getiren "Üç Maymun", İstanbul Uluslararası Film Festivali’nde altın Lale ödülü alan "Yumurta", Ankara Film Festivali’nde "En İyi Film" seçilen "Rıza" ile "120", "Vicdan",  "O.. Çocukları", "Recep İvedik", "Devrim Arabaları", önümüzdeki günlerde vizyona girecek "A.R.O.G", "Osmanlı Cumhuriyeti" var.

Bir hayat ve sinema

8/9/2008 · Kategori: Sinema Tarihinden

 

Bir hayat ve sinema


Bir hayat ve sinema

“Umutsuzlar”.

 
RADİKAL GENÇ / 02/09/2008

Aylardan Eylül. Askeri darbenin dördüncü yılı. Darbeyi gerçekleştiren “Paşa”, Çankaya Köşkü’nde darbenin keyfini kahve içerek çıkarır. Derken bir adam yanaşır ve kulağına bir şeyler fısıldar. Paşa’nın keyfi daha da artar ve “iyi, iyi.. bir hainden kurtulduk. Tez çabuk televizyon ve gazetelere haber yolla kimsenin haberi olmasın bundan.” O “hain” dediği ve haberini duyulmasını istemediği kişi Türkiye sinemasını dünyaya duyuran Yılmaz Güney’di. Tarih 9 Eylül 1984’tü. Yılmaz Güney on binlerin omuzunda uğurlanıyordu Paris’te son yolculuğuna. Ne yazık ki hiçbir zaman ülkesi ona hak ettiği değeri vermedi. Oysa Güney, Elia Kazan’ın deyimiyle 20. yüzyılın Tarkovski’siydi.

Dünya onu tanıdı
Konu Yılmaz Güney olunca söylenecek ve yazılacak o kadar çok şey var ki. Asıl adı Yılmaz Pütün olan Güney, 1 Nisan 1937’de Adana’nın Yüreğir ovasının Yenice köyünde Siverekli Gule ve Hamo’nun ilk çocuğu olarak dünyaya gelir. Yoksul bir ailenin çocuğu olan Güney çocukluğunda birçok iş yapar. Güney bir konuşmasında çocukluğuna dair iki şey anımsadığını söyler: “Kürt olmak ve fakirlik”. Güney daha 13 yaşındayken bisikletiyle film bobinleri taşır sinema salonlarına. 1957’de Ankara’ya gelir ve ucuz bir pansiyona yerleşir. Hukuk fakültesine girer. Öyküler yazar ve edebiyatçılara yakın durur. Öyleki o yıllarda Özdemir İnce ile konuşurken “10 yıl sonra bütün Türkiye, 20 yıl sonra da bütün dünya beni tanıyacak” der. 1958’de sinemanın içine girer. Senaryosunu Yaşar Kemal ile birlikte yazdığı “Bu Vatanın Çocukları” adlı filmde daha sonra ustası olan Atıf Yılmaz’ın yardımcılığını yaparken, küçük bir rol alır. Bu onun ilk filmi olur. Yine Yaşar Kemal ile “Alageyik”i yazar ve Atıf Yılmaz’ın yönettiği bu filmde başrolü alır. Pütün soyadını terk edip “Güney” adını alır. Vazgeçmesinin nedeni “Üç Bilinmeyenli Eşitsizlik Sistemi” adlı öyküsünde komünizm propagandasıyla yargılanıyor olmasıdır. Bu yargılama 1,5 yıllık mahkumiyet ile sonuçlanır. Güney cezaevinden çıktıktan sonra birçok filmde rol alır. Filmlerinin gösterildiği Anadolu’daki sinema salonları dolar. Artık o, Ayhan Işık , Cüneyt Arkın, Fikret Hakan, Ediz Hun gibi “parlak yüzlü starlar” arasında “Çirkin Kral” olarak tanınır. Güney bu arada araya “Hudutların Kanunu”, “Seyyit Han”, “Aç Kurtlar”, “Kızılırmak Karakoyun” gibi filmler yerleştirerek toplumda yansıyanları perdeye aktarır.

1960’lar sonu ve 1970’lerin başıyla birlikte “toplumsal gerçekçilik” akımı Güney’in sinemasına iyiden iyiye yansır. 1972 yılında çevirdiği “Umut” filmiyle çocukluğunda anımsadığı iki şeyden biri olan fakirliği anlatır. Faytoncu Cabbar’ın umudu, hepimizin umudu olur bu filmle. Film halk için de sürpriz olur. Çünkü eli silahlı aksiyon kahramanını perdede gören seyirci, bu fantastik kahramanla özdeşleşiyordu. Ama “Umut”ta halk perdede kendini görür. Güney daha sonra 1971’de “Acı” ve “Ağıt” filmini çeker. 1972’de askeri cezaevine girer yardım ve yataklık yaptığı gerekçesiyle. İki yıl sonra tahliye olur ve “Arkadaş”ı çeker. Bu filmle toplumsal yozlaşmayı perdeye yansıtır. 1974’te “Endişe”nin çekimi sırasında Yumurtalık hakimini öldürdüğü gerekçesiyle bir daha yargılanır. Bu kez 19 yıla mahkum olur. Bu mahkumiyet sinemada eşi benzeri görülmemiş yapıtların ortaya çıkmasını sağlar. 1978’de yönetmenliğini Zeki Ökten’in yaptığı “Sürü” filminin senaryosunu yazar. Bu filmde iki aşiret arasında süren kan davası aracılığıyla ülkesindeki siyasal, sosyo-ekonomik olayları yansıtır perdeye. Film hem sinema diliyle hem de içeriğiyle “Umut” ve “Yol” ile birlikte aşılamamış bir filmdir bugün. 1982’de yönetmenliğini Şerif Gören’in yaptığı “Yol”u yazar. “Yol”, 1982’de Cannes Film Festivali’nde Costa Gavras’ın “Kayıp” filmiyle ortak olarak Altın Palmiye ödülünü alır. Güney bu filmini kendisiyle birlikte Fransa’ya kaçırır, kurgular ve ödülü alır. Güney son filmi “Duvar”ı 1983’te Paris ‘te çeker. Filmde 12 Eylül ile birlikte hapishaneye dönen ülkesini, çocuk mahkumların gözüyle anlatır. Tarihler 9 Eylül 1984’ü gösterdiğinde Yılmaz Güney yaşamını yitirir. Sinemanın “Çirkin Kralı” geride 111 film bırakarak aramızdan ayrılır.

24 yıl önce yitirdiğimiz büyük usta, aramızda olmamasına rağmen hâlâ etkiliyor sinema dünyasını. Yönetmen Yüksel Aksu kendisini “Umut”ta faytoncu Cabbar’ın sürdüğü arabaya binen yönetmen olarak tanımlarken, Nuri Bilge Ceylan Cannes’da “Uzak”la aldığı ödülü Güney’e adamakla kalmaz son filmi “Üç Maymun” ile Güney’in “Baba” filmine gönderme de yapar. Fatih Akın ise onu anlatmak için kamera arkasına geçmeye hazırlanır. Sadece kendi ülkesinde değil “üçüncü dünya ülkeleri”nin de umudu olur ve onları da keşfettirir kapitalist dünyaya. Arjantin sinemasının usta yönetmenlerinden Fernando Solanas “Tango” filmini Güney’e adar. 24 yıl önce yitirdiğimiz özgürlükçü ve yaratıcı büyük ustayı sinema arıyor ve anıyor bugünlerde. Elbette biz de!

NURSEN TEKEŞ: İşçi

86. YILINDA TÜRK SİNEMASI'NDA BİR GEZİNTİ...

22/7/2006 · Kategori: Sinema Tarihinden


Türk sinemasının serüveni

14 Kasım Türk sinemasının doğum günü. Sinema meraklısı Fuat Uzkınay'ın, nasıl kullanılacağını Avusturyalı teknisyenlerden öğrendiği 'kamera' ile Ayastefanos'taki (Yeşilköy) Rus Abidesi'nin yıkılışını görüntülemesinin üzerinden tam 86 yıl geçti. Türk sinemasının, 14 Kasım 1914'ten, 1. Dünya Savaşı'nın kaoslu günlerinden, 2000 yılına uzanan serüvenini hatırlatmak istedik.

Yedinci sanat İstanbul'a geliyor

İstanbul, sinema sanatıyla Abdülhamit'in baskı rejiminin hem de en acımasız biçimiyle yaşandığı 1896 yılında tanıştı. Bu tarihten bir yıl önce, Paris'te ilk sinematograf gösterimini greçekleştiren Auguste ve Louis Lumiere kardeşlerin operatörlerinden Alexandre Promio, elinde kamerasıyla İstanbul'a çıkagelmesiydi, belki de Türkler, tıpkı Gutenberg'in icadı olan matbaa gibi, sinemayla da asırlar sonra karşılaşacaktı.

Promio, padişahtan alınan özel izinle İstanbul ve İzmir dolaylarında çok sayıda belgesel film çekti.

Yıldız Sarayı'ndaki büyülü perde

İstanbullular ilk sinema gösterisini yine bir yabancının, Bertrand adında bir Fransız 'ın sayesinde izledi. Yıldız Sarayı'nın salonuna bir perde geren Bertrand, başta Padişah olmlak üzere tüm saray erkanına ilk sinema gösterisini sundu.

Birahane'de ilk film gösterimi

Sigmund Weinberg İstanbul'un sıradan halkı ise bu büyülü icatla tanışmak için Sigmund Weinberg'i bekleyecekti.

Polonyalı Weinberg, Galatasaray Lisesi'nin karşısında bulunan Avrupa Pasajı'ndaki Sponek Birahanesi'nde halka açık ilk sinema gösterisini sundu.

Üstelik de elektrik olmadığı için petrol lambasının pek de hoş olmayan kokusu eşliğinde.

Neler yaşanmadı ki bu ilk gösteride. Karşılarındaki dev ekranda hareket eden, yemek yiyip, uyuyan insanları görenler 'bu şeytan icadının' Tanrı'ya karşı işlenmiş büyük bir günah olduğunu söylediler.

Ama tüm bu karşı çıkmalara rağmen sinemanın büyüsü insanları sarıp sarmalamakta gecikmedi.

Sponek Birahanesi'nin ardından Şehzadebaşı Feyziye Kıraathanesi, Tepebaşı Tiyatrosu ve Odeon Tiyatrosu başta olmak üzere İstanbul'un pek çok yerinde film gösterimleri yapıldı.

İlk sinema salonu açılıyor

İstanbul halkı ilk yerleşik sinema salonuna 1908 yılında yine Sigmund Weinberg'in sayesinde sahip oldu.

Weinberg, bugün çeşitli fuarların yapıldığı Tepebaşı Sergi Sarayı'nın bulunduğu yerde Darülbedayi'nin (Şehir Tiyatrosu) Komedi Bölümü'nde ilk yerleşik sinema salonunu hizmete açtı.

Pathe'ydi bu salonun adı. Daha sonra, o zamanlar da İstanbul'un kültür- sanat merkezi olan Pera'ta Cine Oriental, Cine Palance ve Cine palace gibi yerleşik salonlar birbiri ardına kapılarını açtı.

Fuat Uzkınay Sinemada ilk Türkler

Türklerin sinemaya el atması için ise 1.Dünya Savaşı yıllarına kadar beklemek gerekecekti. İki girişimci işadamı Cevat Boyer ve Murat Bey Şehzadebaşı'nda Milli Sinema'yı savaş yıllarında açtı.

Kısa bir süre sonra da Şakir ve Kemal Seden, Ali Efendi ve Fuat Uzkınay tarafından Sirkeci'de Ali Efendi Sineması açıldı.

14 Kasım 1914... Türk Sinemasının Doğuşu

Türk sinemasının doğum günü, ülkenin 1. Dünya Savaşı'nın karmaşasıyla boğuştuğu döneme rastlıyor. 11 Kasım'da ülke resmen savaşa girdikten 3 gün sonraya...

Çekilen ilk film, Osmanlı'nın 93 Harbi'nde Ruslara karşı yenilgisinin acı bir hatırası olan Ayastefanos'daki (Yeşilköy) Rus Abidesi'nin yıkılışını belgeleyen film oldu.

Yeşilköy'deki bu anıtın dinamitle havaya uçurulmasını görüntülemek için Avusturyalı Sacha Messter Gesschelschaft firmasının teknisyenleri İstanbul'a gelmişti. Yeşilköy'deki anıtın etrafında toplanan halk arzusunu hep bir ağızdan dile getirdi. "Bu anıtın yıkılışını yabancılar değil bir Türk filme çekmelidir."

Bunu da sinema tutkunu Fuat Uzkınay, hem de mucize sayılabilecek bir şekilde yaptı.

Uzkınay, o güne kadar bir kez bile film çekme aygıtını kullanmamıştı. O, sadece ustası Weinberg'den projeksiyon makinesinin nasıl kullanılacağınıı öğrenmişti.

Ama, hemen oracıkta, Avusturyalı teknisyenlerden bu aleti kullanmayı öğrendi. Ve Türk sinema tarihinin ilk belgeselini çekti: Ayastefanos'taki Rus Abidesi'nin Yıkılışı.

Bu 150 metrelik dev anıtın yıkılıp tarihe gömülmesi Türk sinemasının doğuşu oldu.


Sedat Simavi İlk konulu film

Türk sinemasının ilk konulu uzun metrajlı filmi 1916 tarihli Himmet Ağa'nın İzdivacı.

Arşak Benliyan Opereti oyuncularının rol aldığı bu film biraz da talihsiz bir 'ilk' film.

Çekimleri savaş yıllarında başlayan film, oyuncuları askere alınınca yarım kaldı. Himmet Ağa'nın İzdivacı'nı iki yıl sonra Fuat Uzkınay tamamladı.

Çekimine 1917 yılında başlanan Pençe, Himmet Ağa'nın İzdivacı'ndan biraz daha şanslıydı. O dönemde 20'li yaşlarında aydın bir genç olan Sedat Simavi, bir başka anlamda da ilk olan Pençe fimini çekti.

Memed Rauf'un bir oyunundan uyarlanan film, bir başka açıdan da tarihe geçti: "Cinsellik içeren ilk Türk filmi."

Muhsin Ertuğrul'un "Her Türk vatandaşını utandırdı" diye nitelendirdiği bu film, içiçe geçmiş iki öykü üzerine kuruluydu. Kadın ile erkek arasında yaşanan bildik sorunlar. Ama, öykülerden birindeki kadın kahramanın birden fazla erkekle ilişkiye girmesi o dönemin Türk toplumu için kabul edilemeyeck bir durumdu.

Bazı kesimler tarafından utanç verici bulunan, bazı kesimler tarafından da begenilen Pençe, tıpkı Ayastefanos'taki Rus Abidesi'nin Yıkılışı gibi arşivlerde tek kopyası bile olmayan bir ilk film.


İlk vamp kadın

Madam Kalitea Elinde sigarası, yüzünde şuh bakışları ile önüne gelen her erkeği baştan çıkaran vamp kadınlar bütün toplumsal tepkilere rağmen Türk sinemasının ilk yıllarında da vardı.

Çağımızın vamp kadınlarına hiç benzemese de Madam Kalitea, Tük sinemasının ilk vamp kadını olarak tarihteki yerini aldı.

Kalitea'nın, çocuk bakıcılığı yaptığı evdeki tüm erkekleri baştan çıkaran Fransız Anjelik'i canlandırdığı Mürebbiye, aynı zamanda Türk sinemasında sansür engeliyle karşılaşan ilk film unvanını da taşıyor.

Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın eserinden Ahmet Fehim'in uyarladığı 1919 tarihli bu film, İstanbul'daki işgalci Fransız Generel Franceht d'Esperey'i çileden çıkarmıştı. Bir Fransız kızının böylesine düşük ahlaklı gösterilmesine kızan General, filmin İstanbul'daki gösterimini bir süre sonra durdurdu.

Mürebbiye, Anadolu seyircisine ise hiç ulaşmadı.

İlk yönetmenlik denemesini Mürebbiye ile 62 yaşındayken yapan Ahmet Fehim filmini 'İstanbul'u işgal edenlere karşı sessiz bir direniş' olarak nitelendirmişti.

İstanbul'da Bir Facia-i Aşk

İstanbul'da Bir Facia-i Aşk Türk sinemasının özgün senaryoya dayanan ilk filmi Muhsin Ertuğrul'un yönettiği İstanbul'da Bir Facia-i Aşk (Şişli Güzeli Mediha Hanım'ın Facia-i Katli) oldu.

Senaryosunu, bugün gazetelerin 3'üncü sayfalarında sıkça rastlanan türden bir aşk cinayetinden alan film, Türk sinemasına ilk hayat kadını tiplemesini de getirdi.

Muhsin Ertuğrul'un, Türkiye'de çektiği ilk film olan İstanbul'da Bir Facia-i Aşk'ta, Şişli Güzeli Mediha Hanım'ı, Bolşevik Devrimi'nden kaçıp İstanbul'a gelen Anna Mariyeviç canlandırıyordu.

Senaryosunu Muhsin Ertuğrul'un gerçek bir olaydan yola çıkarak yazdığı bu film, aynı zamanda gişe rekorları kıran ilk film olarak da tarihe geçti.

Vahşi bir cinayete kurban giden güzeller güzeli Mediha'nın vahşice öldürülmesini, gözyaşları eşliğinde izleyenler sinema gişelerine de hatırı sayılır bir gelir bıraktı.

Sinemanın ilk taçlı güzeli

Feriha Tevfik Gününüz sinemasında güzellik kraliçeliğinden gelen oyuncuların sayısı azımsanamayacak kadar. Güzellik yarışmaları bir çok genç için sinema oyunculuğuna adım atmanın bir yolu.

Belgin Doruk, Filiz Akın, Hülya Koçyiğit, Hülya Avşar ve diğerleri... Bu kadın oyuncuların hepsi güzellik yarışmalarında derece aldıktan sonra yapımcıların dikkatini çekip sinemaya adım attılar.

Tüm bu taçlı oyuncuların öncüsü ise Feriha Tevfik.

Cumhuriyet tarihinin ilk güzellik kraliçelerinden biri olan Feriha Tevfik, Türk sinemasındaki ilk güzellik kraliçesi.

'Kaçakçılar' Arasında Bir Kraliçe

Aslında Feriha Tevfik'in sinemaya olan merakı küçük yaşlarda başlamış. Ama ona sinema oyunculuğunun kapılarını açan da bir güzellik yarışması.

1929 yılında Cumhuriyet Gazetesi'nin açtığı yarışmaya katılır Feriha Tevfik. Yarışma için gönderdiği fotoğraf gazetede yayınlanınca film yapımcısı İpekçi kardeşlerin dikkatini çeker.

Tevfikler'in aile dostu olan İpekçi kardeşler Muhsin Ertuğrul ile birlikte Feriha Tevfik'in babasıyla konuşurlar. Bu dünya güzeli kızın sinema oyuncusu olmasına izin vermesini isterler.

Sonunda Feriha Tevfik'e, sinema yolu açılır. İlk olarak 1929 yılında Muhsin Ertuğrul'un yönettiği Kaçakçılar filminde oynar.Bu ilk filmi, Milyon Avcıları, Leblebici Horhor, Tosun Paşa izler.

Sinemada ilk Müslüman Türk kadınlar

Türk kadınlarının oyuncu olarak kamera önüne geçmesi Kurtuluş Savaşı'nın bitmesinden sonraki döneme rastlar.

Ülkeyi, çağdaş uygarlık düzeyine getirmeyi amaçlayan Atatürk'ün isteğiyle, Müslüman Türk kadınları sinema filmlerinde oynama özgürlüğüne kavuştu. Afife Jale ya da Şaziye Moral gibi genel ahlaka aykırı davranmakla suçlanıp hapse atılmadan ya da kendilerine Rum ve Ermeni takma adlar bulmak zorunda kalmadan.

Muhsin Ertuğrul'un Halide Edip Adıvar'ın Ateşten Gömlek adlı romanından uyarladığı filmde kamera önüne geçen Bedia Muvahhit ve Neyyire Neyir sinema filminde oynayan ilk Müslüman Türk kadınları oldu. O dönemde Fransızca öğretmeni olan Muvahhit, daha sonra sinema ve tiyatro oyunculuğuna devam etti.

Sonradan Muhsin Ertuğrul'un eşi olan Neyyire Neyir 'de bir çok filmde rol aldı.

Bu iki öncü kadını Semiha Berksoy ve İsmet Sırrı Sanlı gibi kadın sanatçılar izledi.

Türk sinemasının ilk jön'ü

İlk dönemlerde Türk fimlerinde genellikle tiyatro kökenli ve artık gençlik yıllarını geride bırakmış olgun erkek oyuncular rol alıyordu.

Muhsin Ertuğrul'un yönettiği Şehvet Kurbanı Türk sinemasına ilk jön'ünü de kazandırdı: Alımlı fiziği, masum yüzü ve romantik imajıyla Suavi Tedü.


Ancak Tedü, asla bir star düzeyine ulaşamadı. Türk sinemasının erkek oyuncuları gerçek 'star' kavramıyla tanışmak için Ayhan Işık'ı bekleyecekti.

İlk uluslararası ödüller

Türk sineması ilk uluslararası ödülünü Muhsin Ertuğrul'un Leblebici Horhor adlı filmiyle kazandı. Film, 2. Venedik Film Festivali'nde Onur Madalyası ile ödüllendirildi.

1956'da Sabahattin Eyüboglu ile Mazhar Şevket İpşiroğlu'nun birlikte yönettiği Hitit Güneşi adlı belgesel Berlin Film Festivali'nde Gümüş Ayı Ödülü'nü kazandı.

Uluslararası alanda ödül kazanan ilk uzun metrajlı konulu film ise Metin Erksan'ın Susuz Yaz'ı oldu.

Dışişleri Bakanlığı yetkililerinin engellemesine rağman festivale giden film, 1964'teki Berlin Film Festivali'nde büyük ödül Altın Ayı'yı kazandı.

Bir yıldız gibi geçip gitti

Cahide Sonk Kamera önünden gelip geçen onca kadın oyuncuya rağmen, Türk sinemasının ilk kadın yıldız'ı Cahide Sonku oldu.

Meslek kariyerine Halkevleri Tiyarosu'nda başlayan Sonku, bir süre İstanbul Belediye Konservatuarına devam etti.

1932de stajyer oyuncu olarak girdiği İstanbul Şehir Tiyatrosunda bir yıl sonra Yedi Köyün Zeynebinde sahneye çıktı.

Aynı yıl Muhsin Ertuğrulun yönettiği Söz Bir Allah Bir filmiyle sinemaya adım attı.

Sonkuya asıl büyük ününü 1937 tarihli Bataklı Damın Kızı Aysel adlı film getirdi.

Bu sırada tiyatro çalışmalarını da sürdürdü. Strindberg, Tolstoy, Shakespeare Çehov gibi yazarların oyunlarında rol almaya devam etti.

1949da Fedakar Ana filmiyle yönetmenliğe da başladı. İki yıl sonra artık şöhretin doruğundayken kendi yapım şirketini kurdu. Bu şirket adına 1951 yılında eşi Talat Artemel ve Sami Ayanoğlu ile birlikte Vatan ve Namık Kemal"I yönetti. Bu film, Yıldız Dergisinin o yıl açtığı soruşturmarda en iyi film Sonku da en iyi kadın oyuncu seçildi.

1954te Orhon Murat Arıburnu ve Sami Ayanoğlu'yla birlikte yönettiği ve Zeki Mürenin ilk kez kamera karşısına geçtiği Beklenen Şarkı hem Sonku'nun ününe ün kattı hem de Zeki Müren'i sinemaya kazandırdı.

Ama bu filmin ardından Cahide Sonku için yaşamının sonuna kadar peşini bırakmayacak olan aksilikler de başladı.

Çıkan bir yangında Sonku adlı şirketinin bütün filmleri yandı. Sonku da servetini büyük ölçüde yitirdi. Bu arada alkolle de sıkı fıkı dost olmaya başlamıştı. Bir süre sonra Dormen Tiyatrosuna katıldı. Ama alkole olan aşırı düşkünlüğü nedeniyle buradan da ayrıldı. Cahit Irgatla birlikte Cahitler Tiyatrosunu kurdu. Ancak bu da uzun ömürlü olamadı. 1963-64 sezonunda Şehir Tiyatrosuna döndü.. Ancak mesleğine olan ilgisizliği nedeniyle buradan da uzaklaştırıldı.

Yaşamının geri kalan kısmını , alkol ve yoksulluk içinde geçirdi. Soğuk ve gizemli güzelliğiylebirden parlayıp sönüveren Cahide Sonku, parladığı gibi sönüveren bir yıldız olarak tarihe geçti.

Afet-i devran Neriman

Neriman Köksal Neriman Köksal...Gerçek adıyla Hatice Kökçü.. Nam-ı diğer Fosforlu Cevriye. Türk sinemasının ilk ve en uzun süreli 'vamp kadını'.

20"li yaşlarının ilk yarısında İstiklal Caddesinde salına salına yürürken Metin Erksan tarafından keşfedildi. O dönem Edebiyat Fakülkesi Arkeoloji Bölümü"nde öğrenci olan Erksan, bu boylu poslu alımlı kadını tam da o sırada çekeceği Çete adlı film için kadın oyuncu arayan ağabeyi, yönetmen Çetin Karamanbey'e de götürdü.. İyi ki de böyle yapmış Erksan. Yoksa anne ve babası ayrıldığı için teyzesiyle birlikte oturan ve ilkokuldan sonra fabrikada çalışmaya başlayan Neriman Köksal gibi bir 'afet'"i tanımıyor olacaktı Türk sinema seyircisi.

Rol aldığı ilk filmi Çete'de Rus Prensesi Nina'yı canlandıran Köksal, bundan sonra da hayatının son yıllarına kadar, hiç ara vermeden sinema ve tv dizileri için kamera önüne geçti.

Çete'nin ardından Faruk Kenç yönetiminde Hürriyet Şarkısı'ı çeviren Köksal asıl önemli çıkışını Fosforlu Cevriye ile yaptı. Çok sayıda sinema filminde rol aldı… Halit Refiğ'in yönettiği ünlü Aşk-ı Memnu dizisinde oynadı. Hayatını son yıllarında da büyükanne rolleriyle çeşitli tv dizilerinde yeraldı.

Bu yıl Türk sinemasında 12 Mart dönemini sorgulayan filmlerle &#

3/5/2006 · Kategori: Sinema Tarihinden

Anasayfa  

Rıfat Ilgaz Arşivi   Taşköprü'den Bakış   

Kastamonu Net (Blogcu)    Şiir Sayfası   Öykü   

Sinema   Atatürk  Edebiyat   Roman Yazıları 

alsah / blog yazıları İndexi

 

Bu yıl Türk sinemasında 12 Mart dönemini sorgulayan filmlerle 'küçük dünyalar' beyazperdede

Umuda yolculuğa devam

C umhuriyet', 'Hoşçakal Yarın', 'Kaçıklık Diploması' ekim ayında, kasım ayında da 'Her Şey Çok Güzel Olacak' vizyona girecek. 1990'lı yılların ikinci yarısında yerli sinemada gişe rekorlarının, yabancı festivallerden gelen ödüllerin yarattığı umut havası bu sezon da sürecek mi?

CUMHUR CANBAZOĞLU

1990'lı yılların ikinci yarısında yerli sinemanın Hollywood filmleri karşısında elde ettiği minik zaferler, gişe rekorları, yabancı festivallerden gelen ödüllerin yarattığı umut havası bu sezon sürecek mi? " Antalya Altın Portakal" sonrası yerli sinema bu soruya yanıt arayacak. Tabloya bakılırsa bu yıl " Eurimages" destekli ortak yapımlar, kıt kanaat çekilen 'fakir sinema' örnekleri ve yurtdışında yaşayan Türkiyeli yönetmenlerin çektiği filmlerle şekillenecek piyasa. Konu olarak da 12 Mart dönemini sorgulayan ya da küçük dünyaları beyazperdeye getiren yapımlar ağır basıyor.

Bunların kaç tanesinin festival gösterimleri dışında salon bulup seyirciye ulaşacağı meçhul; ama ilk etapta ekim ayında " Cumhuriyet", "Hoşçakal Yarın" ve " Kaçıklık Diploması" , kasımda da " Her Şey Çok Güzel Olacak" vizyona girecek.

HOŞÇAKAL YARIN (Yön: Reis Çelik ): Gösterime çıkmadan aylar önce Berhan Şimşek 'in Deniz Geçmiş 'i ne kadar oynayabileceğiyle ilgili polemikle gündeme gelen " Hoşçakal Yarın" ; Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan 'ın idama kadar uzanan öyküsünü anlatıyor, tabii dönemin sosyal, politik panoraması da derinine verilmeye çalışılıyor filmde. Çok konuşulacağa benzeyen Hoşçakal Yarın'ın görüntü yönetmeni Uğur İçbak . Oyuncular: Berhan Şimşek, Tuncel Kurtiz, Bülent Çolak, Mazlum Çimen, Tuncer Necmioğlu . Müzikleri Cengiz Özdemir yazmış.

ESKİ FOTOĞRAFLAR (Yön: Necef Uğurlu ve Jülide Övür ): Dinçer Sümer 'in aynı adlı tiyatro oyunundan, Necef Uğurlu ve Jülide Övür, küçük insanların öyküsünü, bir dansözle, pavyonda çalışan garsonun yaşadıklarını beyazperdeye aktarıyor... Eski Fotoğraflar aile işi bir film; son dönemin bol ödüllü oyuncusu Ahmet Uğurlu senaryo, yapımcılık ve oyunculuğuyla filme destek veriyor. Diğer başrolde Bennu Yıldırımlar var.

LEOPARIN KUYRUĞU (Yön.: Turgut Yasalar ) : Yıllarca gazetecilik, sinema dergisi yönetmenliği yaparak sinemaya kalemiyle katkıda bulunan Yasalar, borç-harç ilk yönetmenlik denemesini gerçekleştirdi. Yasalar, senaryosunu da yazdığı Leoparın Kuyruğu 'nda idam mahkûmu arkadaşlarını kurtarmak amacıyla Amerikalı bir askeri kaçıran beş gencin öyküsünü anlatıyor. Görüntü yönetmeni: Y. Deniz Güven . Müzik: Cengiz Onural . Oyuncular: Devrim Nas, Ümit Çırak, Tardu Lordun, Lamik Blake, Yetkin Dikinciler .

KAÇIKLIK DİPLOMASI (Yön: Tunç Başaran ): Eurimages destekli çekilen Türk-Fransız-Macar ortak yapımı filmde Başaran, mutsuz ve sorunlu geçmişi olan Ayşe Nil'in öyküsünü anlatıyor. Yola Türkan Şoray 'la çıkan, ancak 'sultan' ın vazgeçmesi üzerine başrolü Ayda Aksel 'e veren Başaran'ın oyuncu kadrosunda Selçuk Yöntem, Gökhan Mete, Kenan Bal, Güler Ökten, Meriç Başaran var. Müzikler Nedim Otyam 'ın .

GÜNEŞE YOLCULUK (Yön: Yeşim Ustaoğlu ): İkinci uzunmetrajlı denemesinde Ustaoğlu, yeni oyuncularla, gözaltında yitirilmiş insanları gündeme getiriyor. Film, Antalya'nın listesinde gözüküyor, ama o güne yetişmeyecekmiş.

YARA (Yön: Yılmaz Aslan ): Bu yıl " Venedik Film Festivali "nde gösterilen " Yara" , genç yönetmen Yılmaz Aslan'ın ikinci uzunmetrajlı denemesi. Görüntü yönetmenliğini Jürgen Jürges 'in üstlendiği, müziklerini de Lübnanlı Rabuh Abu Khalil 'in yazdığı film, Almanya'dan Türkiye'ye kaçan bir kızın kişiliğinde iki toplum arasına sıkışmış üçüncü kuşağın sorunlarını inceliyor. Oyuncular: Yelda Kaymakçı Reynaud, Nur Sürer, Füsun Demirel, Özay Fetch, Necmettin Çobanoğlu, Halil Ergün .

KAÇ PARA KAÇ (Yön: Reha Erdem ): Konusuyla ilgili bilgi verilmeyen filmin görüntü yönetmenleri Vialard Jean-Louis ve Herry Florent . Post-production çalışmalarının Paris'te yapılacağı " Kaç Para Kaç "ın ocakta gösterime girmesi planlanıyor. Oyuncular: Zuhal Gencer, Taner Bilsel, Bennu Yıldırımlar .

LOLA&BİLİDİKİD (Yön: Kutluğ Ataman ) : Ataman ekonomik zorluklara karşı hedeflerine bir bir ilerliyor. Bu kez düşük bütçeyle Almancı bir gencin Berlin sokaklarındaki deneyimini anlatıyor. Oyuncular: Erdal Yıldız, Baki Davrak, Inge Keller, Gandi Mukli .

HER ŞEY ÇOK GÜZEL OLACAK (Yön: Ömer Vargı ): Yapımcı firma Filma- cass 'tan gönderilen filmin kısa öyküsü şöyle: Altan, çeşitli işlere girip çıkmış, ama istediği yaşam standartını yakalayamamış bir gençtir. Bir şekilde kendini karısına, hayata ve hatta kendisine ispatlamak zorundadır. Uzun süredir bir türlü gerçekleştiremediği bir projesi vardır, onu gerçekleştirebilirse 'Her şey Çok Güzel Olacaktır' .

Görüntü yönetmenliğini İngiliz Garry Turnbull 'un yaptığı, müziklerini de Mazhar Alanson 'un yazacağı filmin oyuncuları Cem Yılmaz , Mazhar Alanson, Ceyda Düvenci, Selim Naşit .

CUMHURİYET (Yön: Ziya Öztan ): Senaryosunu Turgut Özakman 'ın yazdığı Cumhuriyet , Anadolu'nun düşmandan temizlenmesinden Türkiye Cumhuriyeti 'nin 10. yılına kadar yaşananları, Atatürk devrimlerini, Atatürk'ün özel yaşamını getiriyor beyazperdeye. Filmde Mustafa Kemal Atatürk'ü Rutkay Aziz, İsmet İnönü 'yü de Savaş Dinçel oynuyor. Diğer oyuncular: Ayda Aksel, Hülya Aksular, Macide Tanır, Ali Sirmen . Görüntü yönetmeni: Colin Mounier . Müzik: Muammer Sun .

GEMİDE (Yön: Serdar Akar ): " Yeni Sinemacılar" adlı ekip iki filmi aynı anda çektiler. Bunlardan birincisinin adı "Gemide" , diğerinin adı " Azize" . Serdar Akar 'ın yazıp yönettiği " Gemide" bir kum kosterinde çalışan ve soygunculara para kaptıran dört denizcinin serüvenleri üzerine kurulu. Oyuncular: Erkan Can, Yıldıray Şahinler, Naci Taşdöğen, Ella Manea, Haldun Boysal .

AZİZE (Yön: Kudret Sabancı ): Senaryosunu Önder Çakar 'la Serdar Akar 'ın yazdığı Azize , kadın satıcılarının öyküsü ve Gemide ile konu bağlantısı var. Oyuncular: Güven Kıraç, Cengiz Küçükayvaz, İştar Gökseven, Ella Manea .

PARÇALANMA (Yön: Canan Gerede ): Senaryosunu da yazdığı Parçalanma'da Canan Gerede hâlâ Türkiye'nin gündeminde kalan gerçek bir olayı beyazperdeye taşıyor. İzlandalı anne ile Türk baba arasında kalmış Ayşe ve Leyla'nın, kızlarını görebilmek için çabalayan anne Sophia Hansen 'in öyküsü bu. Türkiye-İzlanda- Fransa ortak yapımı filmin oyuncuları: Mahir Günşıray, Bennu Gerede, Sibel Baykam, Tuncer Necmioğlu, Baltashar Komankur.

YOL (Yön: Şerif Gören ): 1982'de Cannes Film Festivali'nde büyük ödül " Altın Palmiye "yi Costa Gavras' ın Kayıp'ıyla (Missing) paylaşan " Yol" un teknik özelliklerinin gözden geçirilerek ilk kez Türkiye'de gösterime gireceği açıklandı. İmralı Cezaevi'nden bir haftalık bayram izni için memleketlerine giden beş mahkûmun öyküsünün anlatıldığı Yol'u " Özen Film "in dağıtacağı biliniyor, ama kesin tarihi belli değil...

Bir de çekimleri süren ya da proje halinde çekilmeyi bekleyen yapımlar var. Tomris Giritlioğlu 'nun " Salkım Hanım'ın Taneleri" , Biket İlhan 'ın " Kayıkçı" , Zeki Demirkubuz 'un " Kötülük Çiçekleri" , Fehmi Yaşar 'ın " Aşk Hastalığı" , Yusuf Kurçenli 'nin " Yaseminler Tüter mi Hala?" , Ümit Elçi 'nin " Başlangıcın Sonrası" , Ahmet Haluk Ünal 'ın " Sanki Aşk" , Samir Aslanyürek 'in " Eve Giden Yol" , Seçkin Yasar' ın " Sevgilim İstanbul" , Mustafa Altıoklar 'ın " İstanbul İşgal Altında" , İrfan Tözüm 'ün " Mum" , Mehmet Ali Gündoğdu 'nun " Dersim 38" , Atıf Yılmaz 'ın " En Uzun Yolculuk" , Mete Özgencil 'in " Dansöz" ve Barış Pirhasan 'ın adı belli olmayan projeleri bunlar. Bunların kaçının 1998-99 sezonuna yetişeceği belli değil.

'Kaçıklık Diploması'

'Hoşçakal Yarın'
'Eski Fotoğraflar'
'Cumhuriyet'

5 Yıl Önce 5 Yıl Sonra: Müjde Ar Umutlu / Gamze AKDEMİR

5/4/2006 · Kategori: Sinema Tarihinden

         

Anasayfa   Rıfat Ilgaz Arşivi   Taşköprü'den Bakış   

Kastamonu Net (Blogcu)    Şiir Sayfası   Öykü   

Sinema   Atatürk  Edebiyat   Roman Yazıları

 


Müjde Ar umutlu

Yeşilçam'ın eksiği sermaye

**Peş peşe üç filmde rol alan Müjde Ar için önemli olan çok filmde oynamak değil, doğru projelerde yer almak. Türk sinemasının, ''çok daha fazla düşünen, entelektüel birikimi olan, daha fazla işi seven, kalifiye kadrolara ihtiyacı' olduğunu düşünüyor. Yeşilçam'ın, kavgacısından set işçisine, çaycısına kadar bir kadrosu olduğunu, ama şimdi dizilerde artık bu insanların kalmadığını anlatırken ''Bugün artık eski Yeşilçam filmlerini çekelim derseniz çok zorlanırsınız'' diyor.

Yönetmenlik yapmayı düşleyen Müjde Ar, kitabını bu ortamda yayımlamıyor

En yozlaşan siyaset ve medya

Ben 'Arkadaşlar, hanımlar, beyler benim bir dünyam var ve bu dünyayı sizlerle paylaşmak istiyorum, ne dersiniz?' aşamasına gerçek anlamda geldiğimde bir film yaparım ancak. Bu da çok güçlü bir senaryoya bağlı.

Ailemin kökleriyle ilgili, göçün yüzlerce yıl birey üzerindeki etkisinin silinemeyeceğini anlattığım kitabımdan medya yüzünden tamamen vazgeçmiştim. Artık her şeyin rezalet olduğu bir ortamda yayımlamam, bu yüzden filmini yapmak istiyorum.

GAMZE AKDEMİR

Peşpeşe üç filmde rol alan Müjde Ar için önemli olan çok filmde oynamak değil, doğru projelerde yer almak. Rol önerilen bir çok filmi senaryosunu beğenmediğinden geri çeviren ünlü oyuncu, çekilen az filmlerin arasında iyi olanların içinde bulunduğu için kendini 'şanslı ve güvenilir' hissediyor.

Yeni projeleri ise işle ilgili değil. Bir süre hiç çalışmayı düşünmüyor. Önümüzdeki yıl uzun süreliğine Amerika'ya gidecek. Bir sinema üniversitesi projesi var. TRT'de yayımlanan dizisi 7 bölüm sonra bitecek. Başkanı olduğu ve çok çaba gerektiren TÜRSAK'tan çok yorulduğunu belirtiyor.

Türk sinemasının, ''çok daha fazla düşünen, entelektüel birikimi olan, daha fazla işi seven, kalifiye kadrolara ihtiyacı' olduğunu düşünüyor. Yeşilçam'ın kavgacısından set işçisine, çaycısına kadar bir kadrosu olduğunu, ama şimdi dizilerde artık bu insanların kalmadığını anlatırken, ''Bugün artık eski Yeşilçam filmlerini çekelim derseniz çok zorlanırsınız'' diyor.

Türk sinemasına büyük sermaye girerse 'iyi şeyler olacağı' umudunda. ''Fakat sinemamızı dünyaya satar hale gelemezsek -ki satmamız çok zor gözüküyor- hiçbir şey olamaz. Amerikan sineması dünyanın tepesine bindi. Avrupa sinemasını perişan etti. Ne Fransız ne İtalyan sineması kaldı. Bir Luc Besson 'ın bu kadar Amerikanlaşması dayanılır gibi değil. Yine de tüm olumsuzluklara karşın son yıllarda Türk sinemasının katettiği yolları değerli ve dikkate alınır buluyorum.''

Gönlünde yönetmenlik yatıyor, ama çok zor olduğunun farkında. ''Eğer ben günün birinde bir film yönetirsem herhalde birkaç kişinin başına bir iş gelir. Çünkü çok titiz ve sabırsızım. Yönetmenlik daha sakin bir yapı gerektiriyor. Bazen içimden şu yönetmeni kenara çekeyim de bu sahneleri ben yöneteyim duygusu geçmiyor değil ama.. bunu yönetmene asla hissettirmem.''

Teknik olarak bir filmi çekmek için hiçbir yardıma gereksinimi yok. ''Arkadaşlar, hanımlar, beyler benim bir dünyam var ve bu dünyayı sizlerle paylaşmak istiyorum, ne dersiniz?'' aşamasına gerçek anlamda geldiğinde bir film yapacak. Bu da çok güçlü bir senaryoya bağlı.

2002'de Sezen Aksu 'yla birlikte bir filmde oynayacak. Henüz ismi kesinleşmeyen bu güzel projeden ötürü çok heyecanlı.

Ailemin öyküsü inanılmaz

Çok zor bir işe kalkıştım

- Ailenizin kökleriyle ilgili filme çekmeyi planladığınız bir kitap yazıyordunuz.

AR - Evet. Ama kitaptan medya yüzünden tamamen vazgeçmiştim. Medya günün birinde başka bir şıklığa bürünürse, belki o zaman düşünürüm. Ama asla artık her şeyin rezalet olduğu bir ortamda yayımlamam. Onun için filmini yapmayı düşünüyorum. Çünkü sinemalaştığı vakit artık o karakterlerin gerçek olup olmadığı, ne derecede gerçek olduğu ya da filme uydurmak için ne hale getirildiği başka bir alana doğru gidiyor. Kitap için tam isim düşünüyorken, Almanya'da benim düşündüğüm isimle bir Türk kadın yönetmenin yaptığı bir filmle karşılaştım. Demek ki aynı şeyleri düşünmüşüz. Çok güzeldi ismi.. ama yazıldığı için koyamayacağım: 'Ben Annemin Kızıyım' . Çünkü herkes annesinin kızı. Annem de, anneannem de. Bu kitapta göçün, yüzlerce yıl birey üzerindeki etkisinin silinemeyeceğinin altını çizmek istedim. Çünkü biz hem anne tarafından hem de baba tarafından çok göç etmiş bir aileyiz. İnanılmaz bir hikâye. O bir türlü bir toprağa yerleşememe ya da bir yere ait olamama duygusunun kuşaktan kuşağa kadınların seçtikleri hayatlar üzerindeki etkisini anlatmaya çalışıyordum ve çok zor bir işe kalkıştım. Bunun için senelerce tarih okudum. Bulgar tarihi üzerinde neredeyse kitap yazacak hale geldim. Ama bütün bu birikim bir anda berbat edildi. Zaten Türkiye'de en yozlaşmış iki kurum var; biri siyaset, diğeri de medya.

Senaryonun ticari kokusu ondan sorulur


'Komser Şekspir'

 

Ertem Eğilmez ile başlayan merakı, 25 yıl sonra film çekenlerin danıştığı uzmanlığa dönüştü

Aynı rolü tekrar etme kaygısına asla düşmedim; on tane fahişe rolü oynarım, onu da birbirinden farklı olur. Oyunculuğun marifetinin de bu olduğunu düşünüyorum. Senaryoyla ilişkiyi ise oyunculuktan daha fazla önemsiyorum, çünkü diğeri ondan sonra geliyor.

-'Dar Alanda Kısa Paslaşmalar', ödüller almasına karşın gişede başarılı olamadı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

AR - Senaryoyu ilk okuduğumda bunun ticari bir film olmadığını söyledim. Onlar öyle görmüyorlardı. Çok büyük para ve emek harcandı filme. Bence gişesi daha iyi olmalı, en azından 400-500 bin seyirciye ulaşmalıydı. Doğrusu filmin senaryosunu okuduğumda 'Komser Şekspir' deki ticari kokuyu alamadım. Aynı şekilde de Sinan Çetin 'e, Mesut Ceylan 'ın senaryosunu çok hoş bir yerden yakaladığını ve bunun ticari bir şey olduğunu söyledim. İki filmde de yanılmadım, ama keşke yanılsaydım...

- Senaryoda seyircinin ilgisini çekebilecek değişiklikler yapılabilir miydi?

AR - Bence yapılabilirdi. Filmde fazlaca hikâyeler vardı. Bana 'Bu, senaryonun son şeklidir ve artık hiçbir şey değişmeyecek' denildi. Eğer fikrim sorulsaydı, oturur yarım sayfa eleştiri yazardım, o zaman da film sanırım 5-6 ay gecikmeli çekilirdi. Çünkü kavga ederdim birçok şey için. Genel kriterlerime göre filmin iş yapması için, senaryoda bazı şeylerin daha altının çizilmesi, daha güçlendirilmesi, özünün daha farklı olması gerekirdi.

Mesela 'Komser Şekspir' in komedi dozu daha fazla olmalıydı ve senaryo aşamasında da bütün çabam o yönde oldu. Filmin öyle daha da güçleneceğine inanıyordum. Ama tabii ki o da artık yönetmenin dünyası.

Yalan haber için iki dava açtı


'Ağır Roman'

 

- Filmin galasında çıkan olayların seyirciyi olumsuz etkilediğini düşünüyor musunuz? Ayrıca 'Komser Şekspir' de olduğu gibi, bundan böyle hiç bir filminizin galasına katılmayacağınızı açıkladınız.

AR - Evet. Filmin önüne öyle büyük bir set getirip koydular ki, bir film elbirliğiyle nasıl mahvedilir diye oturup bir senaryo yazılsa bundan iyi olamazdı. Artık herkes bir iş yapıyor ve o işi duyurmak için rezalet çıkarıyor. Ben filme böyle kötü bir etkisinin olduğunu düşünüyorum. Ayrıca Hürriyet ve Sabah gazetelerine, 'Dar Alanda Kısa Paslaşmalar' ın galasına o tinerci çocukları benim getirdiğime dair yalan haber yazdıkları için 20'şer milyarlık dava açtım. Hem filmi yap, hem de film kadar peşinde koştur. Bu bir moda. Aslında filmlerin bütçesine yakın reklam giderinin olması lazım. Ama filmi yapacak para yok.

- Bir oyuncu olarak senaryoyu çok önemsiyorsunuz.

AR - Bir oyuncu senaryodan anlamıyorsa, özellikle ülkemizdeki gibi senaryonun bolca rastlanmadığı bir yerde hiçbir şeydir. Senaryo merakım Ertem Eğilmez ile Arzu Film'de başladı. Senaryo çalışmalarına filmde A'dan Z'ye rol alan tüm oyuncular, fikirleri olsun ya da olmasın katılmak zorundaydı. Ertem Eğilmez, ev ödevi gibi görev verir, 'git düşün, yarın gel, anlat' derdi. Biz öyle bir çalışma içinden geliyoruz. Yavuz Turgul 'dan Şener Şen 'e Kemal Sunal 'dan Tarık Akan 'a, Zeki Alasya 'dan Metin Akpınar 'a İlyas Salman 'a herkes zorunlu olarak senaryoya katılırdı. Kendimi hep senaryonun içinde buldum ve bu 25 yıllık sürede senaryodan anlar hale geldim. Ciddi biçimde ilgileniyorum, araştırıyorum, üniversitelerin kitaplıklarına gidiyorum, workshop'lardan çıkmıyorum. Bu arada oynayayım ya da oynamayayım, bir sürü filmin senaryosu bana geliyor. Senaryoyla ilişkiyi oyunculuktan daha fazla önemsiyorum, çünkü diğeri ondan sonra geliyor.

- Size göre Türk seyircisi nasıl filmlerden hoşlanır?

AR - Her şeyi dozunda seviyor Türk seyircisi. Gülmeyi de, ağlamayı da. Türk seyircisinin hangi tür filmlerden hoşlandığına en anahtar film bence 'Eşkıya' dır. Çünkü Yavuz Turgul bu işi biliyor. Türk seyircisini iyi tanıyor, dram dozunu iyi ayarlıyor. Ertem Eğilmez de müthiş bir örnektir.

- İyi bir film, ancak iyi bir senaryoyla yapılır görüşündesiniz.

AR - Kesinlikle. Kötü bir senaryoyu iyi bir yönetmen istediği kadar uğraşsın, doğru bir şekilde kotaramaz, oyuncu da ne yaparsa yapsın doğru yerini bulamaz oyun içinde. Mesela 'Kahpe Bizans' ın senaryosu geldi, 'Oynar mısın?' dediler. Senaryoya baktım, 'Bu filmde oynamam' dedim. İyi ki oynamamışım.

- Neden?

AR - Senaryoda aceleye getirilmiş gibi bir hava vardı. 'Senaryoyu değiştirmeyi düşünmüyoruz, bu son halidir' dediler. Projenin yola çıkışı doğruydu, kötü bir çalışma değildi. Neticede bir özen var, büyük bir para harcanmış, o kadar emek verilmiş. Ama ben o tür filmi seyretmekten haz etmiyorum. Onun karşısına koyabileceğim film 'Arabesk' tir. 'Kahpe Bizans' , 'Arabesk' in olmamış halidir. Yapan insan arkadaşım, Gani Müjde çok daha iyisini yapabilirdi.

80 filmle bir Volkswagen


'Dar Alanda Kısa Paslaşmalar'

 

 

- Yönetmenler genellikle kendilerine müdahale ettirmezler. Bu konuda Sinan Çetin ile aranızda nasıl bir oyuncu-yönetmen ilişkisi hâkimdi?

AR - Hiç müdahale etmem yönetmene, sette bir kuzuyumdur. Ağzımı bıçak açmaz. Ne denilirse onu yaparım. Onu iyi yapmaya çalışırım ve tamamen yönetmenin iç dünyasını, ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışırım. Filmin ritmini anlamaya, tamamen yönetmene uymaya çalışırım. Asla aykırı bir tablo yaratmam. Bu anlamda da tam bir profesyonel oyuncu-yönetmen ilişkisi hâkimdi Sinan'la aramızda.

- 'Komser Şekspir' de en çok hangi sahneden etkilendiniz?

AR - Seyirci gözüyle filmi sinemada izlediğimde en çok Kadir ile tiyatro sahnesinde oldukları ve aşklarını birbirlerine itiraf ettikleri sahneden etkilendim ve ağladım. Birbirlerine sevdiklerini hiç söylememişlerdi. Kendi köşelerinde konuşuyor bizde insanlar çünkü. Başka bir boyut bu.

-'Ağır Roman', 'Dar Alanda Kısa Paslaşmalar' ve 'Komser Şekspir'de hep fahişe rollerini canlandırdınız. Aynı rolü tekrar ettiğiniz kaygısına düştünüz mü?

AR - Hayır. Çünkü hepsi de birbirinden farklı karakterlerdi. Aynı rolü tekrar etme kaygısına asla düşmedim. On tane fahişeyi oynarım, onu da birbirinden farklı olur. Oyunculuğun marifeti de bu.

- 'Ağır Roman' da oyunculuğunuzun yanı sıra yapımcı olarak da yer aldınız. Filmden maddi-manevi beklediğiniz karşılığı aldınız mı?

AR - Maddi olarak tabii ki değil, çünkü sinemadan para kazanılmıyor, ama manevi olarak hayatımın 5 yılı çok heyecan duydum bu proje için. 80 tane filmde oynadım, bir tane Volkswagen araba aldım, onu da satıp şarkı söylemek için ders parası yaptım. Sinema, başka alanlardan para kazanılıp devamlı beslenecek bir olay.

(Cumhuriyet, 01 NİSAN 2001)

Rus sahnesini tetkik

5/3/2006 · Kategori: Sinema Tarihinden

Rus sahnesini tetkik

Sahnemizin kıymetli sanatkârı Neyyire Neyir Hanım Rusya'dan şehrimize avdet etmiştir. Dün bir muharririmiz, Rusya'daki seyahat ve intibaatı (izlenimleri) hakkında malumat almak ve burada bulunduğu müddetçe sahneye çıkıp çıkmayacağını anlamak üzere bu kıymetli sanatkârı ikametgâhında ziyaret etmiştir.

Neyyire Neyir Hanım muharririmize demiştir ki;

"İstanbul'a muvakkat (geçici) bir müddet için geldim. İki üç ay sonra tekrar Moskova'ya gideceğim. Ertuğrul Muhsin Bey, Rusya'nın en büyük bir film kumpanyasının rejisörü olarak film çekmek üzere Moskova'dan ayrılmıştır. Ben de bu fırsattan istifade ederek buraya geldim.

Tiyatroculuk sanatı Rusya'da pek ziyade terakki etmiştir (ilerlemiştir). Hatta diyebilirim ki Rusya, sanat noktai nazarından bütün dünya sanatına üstün gelmektedir. Bu, yalnız benim fikrim ve düşüncem değildir. Bu hakikat, Rus sahnesini, Rus sanatını tetkik etmek (incelemek) üzere Moskova'ya gelen bütün Garb (Batı) müellifleri, sanatkârları bunu söylemektedirler.

Ben Moskova'nın en mühim sanat müesseselerinden biri olan Meyerhold Tiyatrosu'nda çalışıyorum. Bu tiyatronun bütün provalarına iştirak ettim. Ruslar, bu Şark (Doğu) kadınının sahneye çıktığına ve tiyatro sanatı hakkında tetkikatta bulunmak üzere bu gibi seyahatleri yaptığına bir türlü inanamadıklarından bana çok kolaylık göstermektedirler. Benim bulunduğum tiyatroda tahsil gören birçok ecnebi de vardır. Bunlar, tiyatronun ancak bazı provalarına iştirak edebildikleri halde beni bütün provalarda bulunduruyorlar.

Rusya'da tiyatrodan başka eğlence yoktur. Tiyatrolar, yalnız pazartesi gecesinden başka her gece lebaleb dolmakta ve halkın tiyatro ihtiyacını tatmin etmektedirler.

Ruslar, Ertuğrul Muhsin Bey'i çok takdir etmektedirler. Bilhassa orada yeni tekamüle (gelişmeye) başlayan sinemacılıkta Muhsin Bey'den çok istifade edebileceklerine kanidirler. Muhsin Bey'in memleketimize gelerek burada film yapıp yapmayacağını soruyorsunuz. Bu hususta malumatım yoktur. Eğer Ruslar Şark filmi yapmak isterlerse, Muhsin Bey ellerinde gayet güzel bir vasıtadır. Muhsin Bey'den her cihetçe (yönden) istifade edebilirler.

Bu sene ramazan temsillerine iştirak edip etmeyeceğimi anlamak istiyorsunuz. Arkadaşlarım bu hususta çok fazla ısrar ediyorlar. Fakat şimdilik verilmiş hiçbir kararım yoktur. Belki birkaç oyun için sahneye çıkabilirim. Mesela "Bora", "Rakibe", "Eski Rüya" piyeslerindeki rolleri almak isterim. Fakat bu muvakkat bir zaman için olacaktır. Moskova'da başlangıçta bıraktığım tahsili tamamen elde etmek için oraya dönmeye mecburum.

Benim Rus sahnelerinde rol alacağım ve oradaki temsillerde bulunacağım hakkında bir şayiadan haberdar oldum. Benim Rus sahnesinde rol almaklığıma imkân yoktur. Çünkü oradaki tetebbuat (incelemeler) ve tahsilim Ruslar için değil, memleketim içindir." 22 Mart 1926


Neyyire Neyir (1903-1943) Dergi 05.03.2006

Mutlaka görmeniz gereken Türk filmleri

4/2/2006 · Kategori: Sinema Tarihinden

,
Mutlaka görmeniz gereken Türk filmleri
Eleştirmen, yapımcı ve yönetmenlere "ölmeden önce mutlaka görülmesi gereken filmler"i sorduk...

 

07.11.2005

 

 

 

(Edna Levi / Milliyet Pazar)

 

Steven Schneider'in yazdığı "Ölmeden Önce Görmeniz Gereken 1001 Film" kitabı büyük ilgi gördü. Birçok köşe yazarı sütunlarında bu kitaptan söz etti. Türk sineması ile ilgili benzer bir anket yapsak nasıl listeler çıkardı?

Eleştirmen, yapımcı ve yönetmenlere "ölmeden önce görülmesi gereken 11 Türk filmi"ni, sıralama yapmalarını istemeden sorduk. Listenin 11 filme indirgenmesinden yakınan pek çok kişi gönüllerinden daha birçok filmin geçtiğini söyledi. Onlara tek bir film seçecek olsalardı ne cevap vereceklerini ve filmleri seçiş nedenlerini de sorduk. Sonuçta Yavuz Turgul'un "Muhsin Bey"i ve Şerif Gören'in "Yol"u en çok oyu alırken, Metin Erksan'ın "Sevmek Zamanı" ve "Susuz Yaz"ı, Atıf Yılmaz'ın "Selvi Boylum Al Yazmalım"ı, Ö. Lütfi Akad'ın "Gelin-Düğün-Diyet" üçlemesi sık önerilenler arasında yer aldı. (İsimler alfabetik sıraya göre yazılmıştır.)

Alin Taşçıyan (Gazeteci -Milliyet)
Gönlünden geçen filmlerin sayısının çok daha fazla olduğunu belirten Alin Taşçıyan, "Ben filmler söz konusu olduğunda şekerci dükkanında çocuk gibiyim. Seçtiğim filmleri kişisel olarak çok sevdiğim, çok beğendiğim filmler olmalarının yanı sıra hayata, insana dair fikirler, duygular veren, tartışmalar açabilen, duyarlılıkla ve sinema sanatına layık bir üslupla gerçekleştirilmiş, dünya çapında önemli yapıtlar oldukları için tercih ettim" diyor.

  • Üçüncü Sayfa - Zeki Demirkubuz
  • Mayıs Sıkıntısı - Nuri Bilge Ceylan
  • Umut - Yılmaz Güney
  • Sürü - Zeki Ökten
  • Hakkari'de Bir Mevsim - Erden Kıral
  • Güneşe Yolculuk - Yeşim Ustaoğlu
  • Sevmek Zamanı - Metin Erksan
  • Anayurt Oteli - Ömer Kavur
  • Gelin-Düğün-Diyet üçlemesi - Ö. Lütfi Akad
  • Muhsin Bey - Yavuz Turgul
  • Harem Suare - Ferzan Özpetek

    Atilla Dorsay (Sinema eleştirmeni - Sabah)
    Türk sinemasında görmeniz gereken tek bir film sorusuna Atilla Dorsay, Memduh Ün'ün "Üç Arkadaş"ıyla cevap verdi. Dorsay bu filmi hem klasik Yeşilçam'ın bütün duyarlılıklarının bir özeti hem de hâlâ modern kalabildiği için seçtiğini belirtiyor.

  • Üç Arkadaş - Memduh Ün
  • Susuz Yaz - Metin Erksan
  • Gelin-Düğün-Diyet üçlemesi - Ö. Lütfi Akad
  • Sürü - Zeki Ökten
  • Yol - Şerif Gören
  • Anayurt Oteli - Ömer Kavur
  • Adı Vasfiye - Atıf Yılmaz
  • Eşkıya - Yavuz Turgul
  • Masumiyet - Zeki Demirkubuz
  • Gemide- Serdar Akar
  • Uzak - Nuri Bilge Ceylan

    Burak Göral (Sinema eleştirmeni - Posta)
    "Koca Türk sinemasını 11 filmle özetlemek çok zor" diyen Burak Göral, 11 Türk filminin içinden bir tanesini seçmekte zorlandığını belirtiyor. "Yine de gönlüm 'Muhsin Bey'den yana" diyen Göral nedenini ise şöyle açıklıyor: Belki de seyretmeyeli çok uzun zaman olduğu ve özlediğim içindir. Eksiksiz yazılmış senaryosu, hikayesini anlatmadaki başarısı, seyircisini gerçeklerle yüzleştirme şekli ve muhteşem oyunculuklarla yüklü 'Muhsin Bey', Türk sinemasının yüz akı filmlerinden de biridir.

  • Ah Güzel İstanbul - Atıf Yılmaz
  • Uzak - Nuri Bilge Ceylan
  • Yol - Şerif Gören
  • Züğürt Ağa - Nesli Çölgeçen
  • Muhsin Bey - Yavuz Turgul
  • Masumiyet - Zeki Demirkubuz
  • Vesikalı Yarim - Ö. Lütfi Akad
  • Sevmek Zamanı - Metin Erksan
  • Susuz Yaz - Metin Erksan
  • Umut - Yılmaz Güney
  • Selvi Boylum Al Yazmalım - Atıf Yılmaz

    Çağan Irmak (Yönetmen)
    Görülmesi gereken filmler listesinde Ö. Lütfi Akad'ın "Düğün"ünü ilk sıraya koyan Çağan Irmak, "Hayatımda çok özel bir yeri var. Farklı bir Türk filmi olarak beni çocuk yaşımda ilk etkileyen filmdir" diyor.

  • Gelin-Düğün-Diyet üçlemesi - Ö. Lütfi Akad
  • Ah Güzel İstanbul - Atıf Yılmaz
  • Muhsin Bey - Yavuz Turgul
  • Karanlıkta Uyananlar - Ertem Göreç
  • Kuyu - Metin Erksan
  • Susuz Yaz - Metin Erksan
  • Vesikalı Yarim - Ö. Lütfi Akad
  • Haremde Dört Kadın - Halit Refiğ
  • Selvi Boylum Al Yazmalım - Atıf Yılmaz
  • Kaç Para Kaç - Reha Erdem
  • Adı Vasfiye - Atıf Yılmaz

    Doğan Hızlan (Gazeteci - Hürriyet)
    Her izlediğinde, saydığı filmlerden tekrar etkilendiğini belirten Hızlan bunları seçmesinin nedenini şu şekilde açıklıyor: "Sinemamızın seyrinde ciddi roller üstlenmiş yönetmenlerin önemli filmleri olmaları bunun nedenidir. Gerek oyunculuk gerek senaryo açısından Türk sinemasının gelişimi sırasında işaret noktalarıdır."

  • Gelin - Ö. Lütfi Akad
  • Anayurt Oteli - Ömer Kavur
  • Sevmek Zamanı - Metin Erksan
  • Muhsin Bey - Yavuz Turgul
  • Dertli Pınar - Faruk Kenç
  • Arkadaş - Yılmaz Güney
  • Mine - Atıf Yılmaz
  • Gurbet Kuşları - Halit Refiğ
  • Hakkari'de Bir Mevsim - Erden Kıral
  • Kanlı Para - O. M. Arıburnu
  • Uçurtmayı Vurmasınlar - Tunç Başaran

    Giovanni Scognamillo (Araştırmacı yazar)
    Giovanni Scognamillo, Yavuz Turgul'un "Muhsin Bey"inin mutlaka görülmesi gereken bir film olduğunu söylüyor. Değerli bir karakteri ve nostaljik bir mekan olan Beyoğlu'nu anlattığı için filmi beğendiğini belirtiyor. "Senaryo, yönetmen, biçim, oyunculuk ve özellikle Şener Şen'le son derece başarılı bir film" demeyi de ihmal etmiyor.

  • Susuz Yaz - Metin Erksan
  • Gelin - Ö. Lütfi Akad
  • Sürü - Zeki Ökten
  • Yol - Şerif Gören
  • Umut - Yılmaz Güney
  • Muhsin Bey - Yavuz Turgul
  • Gurbet Kuşları - Halit Refiğ
  • Anayurt Oteli - Ömer Kavur
  • Güneşe Yolculuk - Yeşim Ustaoğlu
  • Selvi Boylum Al Yazmalım - Atıf Yılmaz
  • Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni - Yavuz Turgul

    Halit Refiğ (Yönetmen)
    Halit Refiğ "Ölmeden önce görmeniz gereken bir film" sorusuna, Ö. Lütfi Akad'ın "Emekli Başkan" filmiyle cevap verdi: "Bu en sevdiğim Türk filmidir ve filmin konusunu ben bulmuş olmayı çok isterdim."

  • Kanun Namına - Ö. Lütfi Akad
  • İpsala Cinayeti - Ö. Lütfi Akad
  • Üç Arkadaş - Memduh Ün
  • Muhsin Bey - Yavuz Turgul
  • Karanlıkta Uyananlar - Ertem Göreç
  • Sevmek Zamanı - Metin Erksan
  • Çalıkuşu - Osman Seden
  • Dönüş - Türkan Şoray
  • Hayallerim Aşkım ve Sen - Atıf Yılmaz
  • Emekli Başkan - Ö. Lütfi Akad
  • Vizontele - Yılmaz Erdoğan

    Tuğrul Eryılmaz (Gazeteci - Radikal / Milliyet Sanat)
    "İlle de bir tane diyorsanız Ö. Lütfi Akad'ın 'Vesikalı Yarim'ini söyleyebilirim" diyor Tuğrul Eryılmaz. "İnsanın içine işleyen bir film olmasının yanı sıra güzeller güzeli Türkan Şoray'ı da unutmamak lazım" diye de ekliyor.

  • Yol - Şerif Gören
  • Umut - Yılmaz Güney
  • Vesikalı Yarim - Ö. Lütfi Akad
  • Hudutların Kanunu - Ö. Lütfi Akad
  • Bitmeyen Yol - Duygu Sağıroğlu
  • Gurbet Kuşları - Halit Refiğ
  • Üç Arkadaş - Memduh Ün
  • Selvi Boylum Al Yazmalım - Atıf Yılmaz
  • Meyhanecinin Kızı - Ö. Lütfi Akad
  • Bereketli Topraklar Üzerinde - Erden Kıral
  • Bir Yudum Sevgi - Atıf Yılmaz

    Türker İnanoğlu (Yapımcı)
    Türker İnanoğlu çok iyi bir senaryoya, yönetime ve oyunculara sahip dediği Nesli Çölgeçen'in "Züğürt Ağa"sını "Ölmeden önce görmeniz gereken bir film" kategorisine dahil ediyor ve "Bana duygu ile güldürüyü bir arada yükledi" diyor.

  • Kanun Namına - Ö. Lütfi Akad
  • Beyaz Mendil - Ö. Lütfi Akad
  • Yol - Şerif Gören
  • Susuz Yaz - Metin Erksan
  • Züğürt Ağa- Nesli Çölgeçen
  • Muhsin Bey - Yavuz Turgul
  • Karılar Koğuşu - Halit Refiğ
  • Eşkıya - Yavuz Turgul
  • Hababam Sınıfı - Ertem Eğilmez
  • Gırgıriye - Kartal Tibet
  • Acı Hayat - Metin Erksan

    Uğur Vardan (Sinema eleştirmeni - Radikal)
    Saydığı filmlerin aynı derecede önemli olduğunu söyleyen Uğur Vardan, "Belki 'Umut' diğerlerinden çok az bir şekilde biraz önde" diyor. Nedenini ise "Fakirliği, çıkışsızlığı, sisteme olan inançsızlığı son derece gerçekçi ve insani bir şekilde anlattığı için" diye açıklıyor.

  • Umut - Yılmaz Güney
  • Gemide - Serdar Akar
  • Selvi Boylum Al Yazmalım - Atıf Yılmaz
  • A Ay - Reha Erdem
  • Masumiyet - Zeki Demirkubuz
  • Kırık Bir Aşk Hikayesi - Ömer Kavur
  • Teyzem - Halit Refiğ
  • Kardeşim Benim - Nesli Çölgeçen
  • Usta Beni Öldürsene - Barış Pirhasan
  • Yol - Şerif Gören
  • İnşaat - Ömer Vargı
  • Türk Sineması Tarihi/ sineport.com

    31/1/2006 · Kategori: Sinema Tarihinden

    Sineport.com

    1910 - 1930 Dönemi

    1914

         1908 yıllarından başlayarak çeşitli kentlerde halka açılan sinema salonları, gösterilerini yabancı uyruklu ve Türkiye'de ki azınlıkların egemenliğinde sürdürürken devreye Cevat Boyer'le Murat Bey'ler girer. Ve Şehzadebaşı'nda Milli Sinema adı verilen "ilk Türk sineması" açılır (19 Mart). Ardından, İstanbul Sultanisi'nde film gösterileri düzenleyen Şakir Seden'le Fuat Uzkınay, Sirkeci'de lokantacılık yapan Ali Efendi'yi (Öztuna) ikna ederek ikinci Türk sinemasının açılmasını sağlarlar (6 Temmuz). Ve sinemaya Ali Efendi adı verilir. Çünkü Ali Efendi, bu kuruluşun asıl büyük hissedarları olup, Şakir ve Kemal Seden kardeşlerin de amcalarıdır.

         I.Dünya Savaşı'nın başladığı günlerde yedek subaylığını yapan Fuat Uzkınay, Türk sinema tarihinin ilk filmini çeker. Ayastefanos'taki Rus Abidesinin Yıkılışı adını taşıyan ve tarihi anısı olan bu film, 150 metre uzunluğunda bir belgeseldir. Ve işte 14 Kasım 1914'le Türk sinemasının gerçek doğum tarihi gerçekleşir.

         Bir yıl sonra (1915) Harbiye Nazırı Enver Paşa'nın emriyle Merkez Ordu Sinema Dairesi kurulunca, Türkiye'de sinemayı tanıtma konusunda büyük katkıları olan Sigmund Weinberg de bu kurumun başına getirilir. Yardımcısı da Fuat Uzkınay'dır. Weinberg, savaşla ilgili ve Türkiye'yi ziyarete gelen imparatorların gezi belgesellerini çekerken, bu ara Enver Paşa'yı ikna edip öykülü uzun film denemesine de girişecekti.

         Dönemin en çok tutulan tiyatro oyunu Leblebici Horhor'u çekmeye başladıktan bir süre sonra, oyuncularından birinin ölmesiyle film yarım kaldı. İkinci öykülü filmi olan Himmet Ağanın İzdivacı'nın ise oyuncuları Çanakkale Savaşı nedeniyle askere alınınca, bu denemesi de ilkinin akıbetine uğradı. Ancak, Ordu Sinema Dairesi Başkanlığı'na getirilen Fuat Uzkınay, yarım kalan Himmet Ağanın İzdivacı'nı savaştan sonra (1918) tamamladı.


    1917

         Müdafaa-i Milliye Cemiyeti, sinemanın ilk yıllarındaki askeri nitelik taşıyan ikinci kuruluşuydu. Belge filmi yönetmeni olarak kurumun başına getirilen Fuat Uzkınay bu yönde çalışmalarını sürdürürken cemiyet, ilk kez öykülü filmlere de el atar. Ve öykülü filmlerin çekimi, o yıllarda 20 yaşlarında bir gazeteci olan Sedat Simavi'nin çabalarıyla gerçekleşir. Genç Simavi'nin yönetmenliğini yaptığı Pençe'yle Casus, Türk sinemasında yarım kalmadan çekilen ilk öykülü filmlerdir.


    1919

         Bu yıl yalnızca iki öykülü film çekildi. Mürebbiye ile Binnaz. Her iki filmin yönetmeni, Türk tiyatrosunun kuruluşunda büyük katkıları olan 62 yaşındaki Ahmet Fehim'di. Ve oyuncuları da Raşit Rıza Samako, Behzat Butak, Hüseyin Kemal Gürmen gibi tiyatro sanatçılarından oluşuyordu. Kadın oyuncuları ise Mm. Kalitea, Eliza Binemeciyan ve Bayzar Fasulyeciyan'dı.


    1921

         Dönemin ün yapmış güldürü sanatçısı olan tiyatrocu Şadi Fikret Karagözoğlu, Bican Efendi Vekilharç adlı 22 dakikalık kısa filmiyle Türk sinemasında ilk güldürü tipini yaratır. Bican Efendi Mektep Hocası ve Bican Efendinin Rüyası ise giderek bir diziyi oluşturur. Bu, konulu üç kısa filmin yönetmen ve baş oyuncusu ise Karagözoğlu'dur.

         Ali Efendi, yeğenleri Şakir ve Kemal Seden kardeşlerle yeni bir "aile ortaklığı" girişiminde bulunup, "Sinema İşçileri Şirketi"ni kurarlar. Yabancı filmleri yurda ithal etmek amacıyla kurulan şirket, çalışmalarını 1928'li yıllara kadar sürdürür.


    1922

         1916 yılından beri Almanya'da oyuncu ve yönetmen olarak film çalışmalarını sürdüren tiyatrocu Muhsin Ertuğrul'un yurda dönüşü ve ilk özel yapımevi olan Kemal Film şirketinin kuruluşuyla Türk sinemasında yeni bir dönem başlar. Kemal Film şirketini ve Eyüp'teki Feshane Fabrikası'nın bir bölümünde (dikimevi atölyesi) Kemal Film Stüdyosu'nu kuran Kemal ve Şakir Seden kardeşlerdir. Sinema ile ilgili ilk deneyimlerini yurt dışında gerçekleştiren Muhsin Ertuğrul; Kemal ve Şakir Seden kardeşlerle yaptığı işbirliği sonucu bu özel yapımevi adına iki film çeker; İstanbul'da Bir Facia-i Aşk (Şişli Güzeli Mediha Hanımın Facia-i Katli) ve Boğaziçi Esrarı (Nur Baba).      İkincisi olaylı bir filmdir. Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun romanından sinemaya uyarlanan Nur Baba'nın çekimi sırasında Bektaşiler, film setini basarlar. Olaylar çıkar. Bektaşiler filmin aleyhlerine çekildiği yanıltmacasıyla kışkırtılmışlardır. Ancak polisin olaya el koyması sonucunda çalışmalara devam edilir.


    1923

         Muhsin Ertuğrul, tek adam olarak Türk sinemasında kurduğu egemenliğinin başlangıç yıllarındadır. Ve birbiri ardına üç film çeker. İlki Halide Edip Adıvar'dan uyarladığı Ateşten Gömlek'tir. Kurtuluş Savaşı'nı konu alan bir ilk filmdir. Türk sineması adına bir diğer özelliği de Ateşten Gömlek'te ilk kez Türk kadınlarının oynamasıdır. Ve böylece Cumhuriyet'in ilanının (1923) Müslüman Türk kadınlarına çalışma özgürlüğü tanıması sonucu, Bedia Muvahhit ve Neyyire Neyir'le yeni bir dönem açılır. Leblebici Horhor ve Kız Kulesinde Bir Facia, Ertuğrul'un 1923 yılında çevirdiği diğer iki filmdir.


    1924

         Muhsin Ertuğrul, bu kez bir filmle yetinir. Peyami Safa'nın aynı ismi taşıyan romanından uyarladığı Sözde Kızlar'ı çektikten bir yıl sonra (1925) Rusya'ya gidip film çalışmalarına orada devam eder.


    1928

         1924 yılında sinema işletmeciliğine başlayan İpekçe Kardeşler, bu kez film yapımı için bir şirket kurarlar. Adı İpek Film olan kurum, Türk sinemasının ikinci özel yapımevidir. Yurtdışından dönen Muhsin Ertuğrul, bu yeni şirketin ilk filmi olan Ankara Postası'nın çekimine başlarsa da, filmi bazı nedenlerle ancak bir yıl sonra (1929) bitirir. Aynı yıl çekime başladığı Kaçakçılar'a geçirdikleri bir kaza sonucu oyunculardan birinin hayatını yitirmesiyle ara verilir. Ve film de gene ertesi yıl (1929) tamamlanır.



    Türk Sineması Ana Sayfa       1931-1950 Dönemi

    1931 - 1950 Dönemi


    1931

         Muhsin Ertuğrul'un İstanbul Sokaklarında adlı filmi, Türk sinemasının ilk ortak yapımıdır (Türk-Mısır-Yunan). Semiha Berksoy, Talat Artemel, İ. Galip Arcan gibi Türk oyuncuların yanı sıra Mısırlı Azize Emir, Yunanlı Gavrilides'in başrollerini paylaştığı filmin seslendirme (dublaj) işlemi Paris'teki Espinay stüdyolarında yapılır. Bu nedenle İstanbul Sokaklarında ilk film sayılır. Yani sessiz çekilip sonradan dublaj sistemiyle seslendirilmiştir.


    1932

         Dâr-ül-bedayi (tiyatrocular) oyuncularından (Atıf Kaptan, Ferdi Tayfur, Mahmut Moralı, Hadi Ün, Hazım Körmükçü, Sait Köknar, Ercüment Behzat Lav) egemen olduğu dönemde ve bu oyuncularla çekilen Bir Millet Uyanıyor Muhsin Ertuğrul'un en önemli filmi kabul edildiği gibi, Türk sinema tarihimizin de ilk yüz akı filmlerimizden biridir. Ve ilk kez bir oyuncu halk içinde ünlenip öne çıkar. Bu oyuncu Yahya Kaptan rolüyle Atıf Kaptan'dır. Ertuğrul, Kaçakçılar'la çalışmalarını sürdürürken, İpek Film Şirketi de Nişantaşı'nda ilk sesli stüdyoyu kurup işlemlere başlar. Bu yıl, ilk şekliyle hazırlanan Sinema Filmlerinin Kontrolü Hakkında Talimatname'de yürürlüktedir.


    1933

         4 uzun, 3 kısa öykülü film çekildi. Güldürüler, vodviller ve operet türü filmlerin yılıdır. Muhsin Ertuğrul, Karım Beni Aldatırsa, Söz Bir Allah Bir ve Fena Yol adlı filmlerini gerçekleştirir. Fena Yol, Türk sinemasının ikinci ortak yapımıdır (Türk-Yunan). Bu ara Ertuğrul; Mümtaz Osman takma (müstear) adıyla senaryo çalışmaları yapan Nâzım Hikmet'le (Ran) birlikte Cici Berber'i yönetir. Nâzım Hikmet'in kısa öykülü film çalışması Düğün Gecesi/ Kanlı Nigâr'dan sonra Dâr-ül-bedayi oyuncularından Hazım Körmükçü'de Yeni Karagöz'le yönetmenliği dener.


    1934

         Ha-Ka Film şirketi (Halil Kamil) kurulur. Ertuğrul, Milyon Avcıları ve Leblebici Horhor Ağa; Nâzım Hikmet ise İstanbul Senfonisi ile (kısa film) çalışmalarını sürdürür. Ertuğrul'un ikinci kez perdeye uyarladığı Leblebici Horhor Ağa'nın önemi Venedik 2. Uluslararası Film Şenliği'ne katılıp onur diploması almasıdır. Ve bu Türk sineması tarihinde yurt dışından gelen ilk ödül sayılır.


    1935

         Muhsin Ertuğrul Aysel Bataklı Damın Kızı'yla Türk sinemasına ilk köy filmini kazandırır. Sovyet sinemasının etkilerini taşıyan filmin bir özelliği de oyuncu Cahide Sonku'yla ortaya çıkar. 1933 yılında Dâr-ül-bedayi oyuncusu olarak sinemada işbaşı yapan Sonku, Aysel rolüyle kendinden sonra gelen kuşağa yıldızlık yolunu açar. Çünkü Cahide Sonku Türk sinemasının ilk kadın yıldızıdır.


    1939

         1916'lardan başlayıp 1939 yılına kadar uzanan, Muhsin Ertuğrul ve tiyatro oyuncularının damgasını vurduğu bu dönemde Taş Parçası'yla bağımsız bir yönetmen araya girer. Tiyatrocuların dışından gelen bu yönetmen Faruk Kenç'tir. Almanya'da Fotoğrafçılık ve Film Okulu'nu bitirip 1938 yılında yurda dönen Kenç, zorunlu olarak Muhsin Ertuğrul'un takımındaki tiyatro oyuncularıyla bir süre çalışacaktır. Çünkü o günün koşulları içinde Şehir Tiyatrosu oyuncuları, hocaları Ertuğrul'un izinde olup, Türk sinemasını ellerinde tutmaktadırlar.


    1940

         Faruk Kenç'in sinemaya girmesiyle çekilen film sayısı 5'e yükselir. Ertuğrul'un Şehvet Kurbanı ve özelliklede Faruk Kenç'in Yılmaz Ali adlı ilk polisiye film denemesinde oynayan Suavi Tedü'yle ilk jön tipi (Jeune premier) ortaya çıkar.


    1942

         Bir yıl önce Ertuğrul Muhsin Kahveci Güzeli'yle 1941'i kapatırken, Çekoslavakya asıllı ve çeşitli tiyatrolarda takdimcilik yapan Adolf Körner'in sinemacılığa atılmasıyla bu sayı dörde çıkar. Yapımcı Halil Kamil'in ısrarlarıyla işe başlayan Körner peş peşe üç film çekti: Duvaksız Gelin, Sürtük ve Kerem ile Aslı. Ve Körner'in bir tiyatro oyunu (Pigmalyon) uyarlaması olan Sürtük daha sonraki yıllarda defalarca çekilerek, koyu melodramatik yapısı nedeniyle Türk sinemasını etkileyecektir.


    1943

         Burhan Felek'in senaryosunu yazıp Muhsin Ertuğrul'un İpek Film adına 1940 yılında çekimine başladığı Nasrettin Hoca Düğünde adlı filmi yarım kalır. Bu kez de oyuncu ve seslendirme sanatçısı Ferdi Tayfur devreye girip filmi tamamlayacaktır. Bu yıl kurulan yeni yapımevi Ses Film (Necip Erses) çalışmalara başlar. Yapımevinin ilk filmi de Faruk Kenç'in yönettiği bir köy melodramı olan Dertli Pınar'dır.


    1944

         Baha Gelenbevi; Faruk Kenç'ten sonra tiyatro dışından gelen ikinci sinemacıdır. Uzun süre Paris'te kalıp 1939 yılında yurda döner. Faruk Kenç'in Dertli Pınar filminde (1943) görüntü yönetmeni olarak çalışan Gelenbevi bu kez yönetmenlik denemesini gerçekleştirdi; Deniz Kızı.


    1945

         Kendi adına İstanbul Film'i (1944) kuran Faruk Kenç yapımevinin ilk filmi olarak Hasret'i yönetti. Bir köy filmi olan Hasret'te Münir Nurettin'le başrolü paylaşan Oya Sensev, tiyatro dışından gelen yeni bir oyuncuydu. Türk sinemasında Şehir Tiyatrosu oyuncularının dışında yeni oyuncu denemeleri Faruk Kenç'in girişimleriyle başlıyordu.

         Almanya'da fotoğrafçılık öğrenimi yapan Şadan Kamil (Onüç Kahraman) ve Şehir Tiyatrosu oyuncularından Talat Artemel'le (Hürriyet Apartmanı), Refik Kemal Arduman (Köroğlu), ilk filmlerini bu yıl çektiler.

         Bundan sonra üç yeni film şirketi çalışmalarına başladı. Halk Film (Fuat Rutkay), Atlas Film (Nazif Duru, Murat Köseoğlu) ve And Film (Turgut Demirağ). Rutkay, Samatya ve Bakırköy'deki sinemaların sahibi; Duru, sinema işletmecisi Turgut Demirağ'da Amerika'da sinemacılık tahsili yapmıştı.


    1946

         Tiyatro dışından gelen oyunculara Günahsızlar'la (Faruk Kenç), Sadri Alışık da katıldı. Film şirketleri sayısında ise belli bir artış görüldü. Erman Film (Hürrem Erman), Duru Film (Naci Duru) bu yapımevlerinin başlıcalarını oluşturdular.Yılın en önemli sinema olayı ise Yerli Film Yapanlar Cemiyeti'nin kurulması oldu. Çünkü YFYC, yapımcıları bir araya getiren bağımsız bir sinemacılar kuruluşudur. Kuruluşun İdare Heyeti'nde ise Faruk Kenç (İstanbul Film), İhsan İpekçi (İpek Film), Turgut Demirağ (And Film), Fuat Rutkay (Halk Film), Necip Erses (Ses Film), Murat Köseoğlu (Atlas Film), Refik Kemal Arduman (Ankara Film), İskender Necef (Birlik Film), Hikmet Aydın (Şark Film) ve Yorgo Saris (Elektra Film) görev aldı.


    1947

         Film sayısı 12'ye tırmandı. Mısır sinemasının kuruluşunda büyük katkıları olan oyuncu Vedat Örfi Bengül (Bağda Gül), Burhanettin Tepsi ve Sadi Tek gibi tiyatro topluluklarında sahneye çıkan Seyfi Havaeri (Yara, Kılıbıklar), Şehir Tiyatrosu oyuncularından Ferdi Tayfur (Senede Bir Gün, Kerim'in Çilesi), Kâni Kıpçak (Yuvamı Yıkamazsın) bu yıl yönetmenliğe sıvanıp ilk filmlerini çektiler. Ve hocaları Muhsin Ertuğrul'un etkileriyle filmlerinde, tiyatrolaştırılmış, ağdalı, ağır makyajlı bir sinema uygulayımı egemen oldu. Ayrıca, Mısır kaynaklı Arap filmleri'nin II. Dünya Savaşı yıllarına rastlayan dönemde yurda ithal edilmesi, ikinci büyük etkiyi oluşturuyordu.

         Bu yıl sinemaya giren yönetmenlerden yalnızca Turgut Demirağ, dikkati çekti. Çünkü Demirağ, tiyatro dışı bir sinemacıydı. Hollywood'da iki yıl süreyle mesleki incelemelerde bulunmuştu. Bir Reşat Nuri Güntekin uyarlaması olan Bir Dağ Masalı, o dönemin koşulları içinde yapılmış ilk üstün yapım denemesiydi.


    1948

         18 film çekildi. 5'inin yönetmenliğini Vedat Örfi Bengü yaptı. 7 film ise Halk Film (Fuat Rutkay) yapımıydı. Ve Fuat Rutkay, daha sonraki yıllarda en çok film yapan prodüktör olarak çalışmalarını sürdürecekti.

         Yeni kurulan Ömay Film (Ömer Aykut), Işık Film (Agop Fındıkyan), Milli Film (Sabahattin Tulgar), yapımevleri çalışmalarına başladılar. Muhsin Ertuğrul'un takımındaki oyunculardan Sami Ayanoğlu (Harmankaya) ve Kadri Ögelman (Kahraman Mehmet) yönetmen olarak devreye girdiler. Şakir Sırmalı (Domaniç Yolcusu) ve Çetin Karamanbey (Silik Çehreler) de tiyatro dışından gelen yönetmenlerdi.

         Film sayısının her yıl giderek artıp yeni yapımevleri'nin devreye girmesinin başlıca nedenlerinden biri, yerli yapımlara Belediye Gelirleri Kanunu gereğince bir ayrıcalık tanınması oldu. Çünkü yerli yapımların rüsumu % 25'e düşürülmüştü. Türk sineması ilk kez, gayrisafi hasılat açısından korunmaya alınıyordu.

         Yurt içinde Türk sinemasının ilk resmi yarışması da aynı yıl Yerli Film Yapanlar Cemiyeti tarafından düzenlendi. Ve "Milli filmciliğin inkişafına, çalışmaları teşvik etmek gayesiyle muhtelif ve müteaddit müsabakalar tertibine" karar veren Cemiyet, yerli film müsabakasının sonuçlarını şöyle saptadı:

         - En güzel film: Unutulan Sır (Şakir Sırmalı)
         - En güzel 2. film: Bir Dağ Masalı (Turgut Demirağ)
         - En çok muvaffak olan rejisör: Turgut Demirağ, (Bir Dağ Masalı)
         - En çok muvaffak olan operatör: Kriton İlyadis
         - En çok muvaffak olan ses yönetmeni: Yorgo İlyadis
         - En çok muvaffak olan kadın artist: Nevin Aypar
         - En çok muvaffak olan erkek artist: Kadri Erogan (Bir Dağ Masalı)
         - En çok muvaffak olan kadın karakter artisti: Cahide Sonku
         - En çok muvaffak olan erkek karakter artisti: Talat Artemel
         - En iyi senaryo: Turgut Demirağ (Bir Dağ Masalı)
         - En iyi hikâye: Reşat Nuri Güntekin (Bir Dağ Masalı)
         - En iyi laboratuvar: Ses Film (Necip Erses)
         - En iyi montaj: Özen Sermet
         - En iyi orijinal şarkı: Unutulan Sır'da
         - En iyi dekor: Kadri Erogan (Yuvamı Yıkamazsınız)

         Makyaj ve fon müziği dallarında ise ödüle layık bir çalışma oybirliğiyle görülmedi.


    1949

         Film sayısı 19'a ulaştı. Artık, Türk sineması yeni bir dönemin başlangıcında. Günün değişen ekonomik ve toplumsal koşulları içinde bağımsız, özgün ve de sahici sinemacılar birer ikişer bu dönemde yerlerini alacaklardır. İşte sinemamızın ilk gerçek pırıltılarından biridir Lütfi Ö. Akad Türk sinemasının gelişim tarihi içinde çok önemli yeri ve gerçekçi bir kurtuluş savaşı filmi olan Vurun Kapheye ile Akad, yeni sinema anlayışının ilk belirtilerini ortaya koyar.

         Aynı değişim ve dinamizm yeni denenen oyuncular için de geçerlidir. Örneğin Sezer Sezin (Vurun Kahpeye), Muzaffer Tema (Çığlık), Gülistan Güzey, Hümaşah Hiçan, Orhon M. Arıburnu, Reha Yurdakul bu yeni oyuncu kuşağı'nın bazılarıdır. Özellikle de Sezer Sezin ve Muzaffer Tema, daha sonraki yıllarda seyirci üzerindeki etkinlikleriyle öne çıkacaklardır. Ayrıca Tema, Suavi Tedü'den teslim aldığı jeune prömier tipini popülarize ederek daha ilerilere götürebilmeyi başaracaktır.


    1950

         Bu yıl çekilen 22 film içinde sayı olarak ağırlık gene eski kuşaktan Vedat Örfi Bengü'dedir.Çünkü, Mısır sinemasının Türkiye'deki mirasçısı Bengü, 7 film birden yönetmiştir. Ama Bengü de tiyatro ağırlıklı yönetmenler gibi Türk sinemasında son dönemini yaşamaktadır. Muhsin Ertuğrul'un 1922'lerden 1947'ye geldikten sonra zorunlu olarak ara verdiği ilkel düzeydeki sinema çalışmalarını iz süren mirasçılardan Kadri Ögelman, Cahit Irgat, Avni Dilligil, Mümtaz Ener; daha sonraki yıllarda ise Sami Ayanoğlu (1951), Kâni Kıpçak (1951), Talat Artemel (1952), Suavi Tedü (1953) sürdürmeye çalışacaklardır.

         Faruk Kenç, Çetin Karamanbey gibi önceki yıllardan gelenlerle birlikte, yeni sinemacılardan Orhon M. Arıburnu, Semih Evin, Mehmet Muhtar, Hüseyin Peyda tiyatrocu egemenliğini bir ölçüde yavaşlatacaklardır. Neriman Köksal ile Mesiha Yelda bu sinemacı kuşağının oyuncuları olarak dikkati çekerler.

     

    1951 - 1960 Dönemi


    1951

         36 film çekildi. Tarihsel film dönemi başlarken, İstiklal ve Kore Savaşı filmleri de ağırlığını gösterdi. 8 Kurtuluş Savaşı ve 5 tarihi filmin çekildiği bu yıl, Cahide Sonku da kendi adına Sonku Film yapımevini kurdu. Öteki yapımevleri ise Lale Film (Cemil Filmer), Adalı Film (Handan Adalı) ve Yakut Film'di (Dr. Arşavir Alyanak).

         Nuri Akıncı, Dr. Alyanak ve İhsan Tomaç dönemin yeni yönetmeni oldular. Ama yılın en önemli filmlerinden birini kuşkusuz. Orhan M. Arıburnu Sürgün'le gerçekleştiriyordu. Oyuncu olarak da Turan Seyfioğlu'nun yıldızı parlamak üzereydi.


    1952


         Türk sineması sürekli bir rekora doğru gidiyor. Çünkü bir yıllık süre içinde çekilen film sayısı 61'dir. Ama 1952 çok önemli bir yıldır.

         4 film yöneten Lütfi Ö. Akad, özgün bir yaşam öyküsüne dayanan Kanun Namına ile Türk sinemasına ilk kilometre taşını koyacaktır. Gerçekten Akad, yıllardır anlatım aksaklıklarıyla yaşamaya çalışan kekeme bir sinemaya bir dil kazandırıyor, yeni soluk getiriyordu. Yaşayan tipler, gündelik olaylar ve doğal çevrenin kullanımı Kanun Namına'yı tarihsel süreç içindeki yerine oturtuyordu.

         Bu ilk ustanın ardından gelen önemli bir sinemacı da Metin Erksan'dı. Karanlık Dünya (Aşık Veysel'in Hayatı) adlı ilk gerçekçi köy denemesiyle, daha ilk aşamada sözü edilen bir yönetmen oldu. Erksan'ın bu aşamadaki talihsizliği elbette sansürdü.

         Geçiş döneminden sonra bir sinemacılar dönemi de başlamıştı. Türk sinemasında. Ama bu arada Muhsin Ertuğrul'un geleneksel sinemasını da bu yeni dönem içinde ortaya çıkıp sürdürenler olacaktı. İşte Muharrem Gürses (Zeynep'in Gözyaşları), bu ilginç örneklerden biriydi. Gürses, sonraki yıllarda belli bir süre, ticari sinemanın önde gelen isimlerinden biri olacaktı. Halka inmesi açısından da üzerinde durulması gereken tipik bir yönetmendi. Çünkü kendinden sonra gelen bazı yönetmenleri etkileyerek bir Gürses Okulunu oluşturacaktı.

         Yıllardır Ertuğrul'un yararlandığı tiyatro oyuncularından Vahi Öz'le Hayri Esen yönetmenliğe başladılar. Doğrudan doğruya sinemayla ilişki kuran yeni yönetmenler de İpek Film stüdyosunda montajcı olarak çalışan Orhan Atadeniz'le Nedim Otyam'dı.

         Yılın en önemli filmi olan Kanun Namına ile Türk sinemasında ilk büyük yıldız doğuyordu. Bu genç, Ayhan Işık'tı. Bir dergi (Yıldız) yarışması sonucunda Yavuz Sultan Selim ve Yeniçeri Hasan'la (1951) sinemaya gelmişti. Aynı yarışmadan gelip de dikkati çeken bir yıldız da Belgin Doruk oldu.

         Aynı yıl Lütfi Ö. Akad, Aydın Arakon, Orhan M. Arıburnu, Hüsamettin Bozok (yayıncı), Burhan Arpad (yazar) ve Hıfzı Topuz (yazar) tarafından TFDD (Türk Film Dostları Derneği) kuruldu. Derneğin temel amacı: "Türk filmciliğinin sanat bakımından inkişafını ve milletlerarası filmcilik aleminde mümtaz ve mevkie ulaşmasını temin etmek" görüşüne dayanıyordu.


    1953

         Yıl 44 filmle kapandı. Sinemaya geçen yıl giren Atıf Yılmaz Batıbeki, çalışmalarını Hıçkırık ve Aşk Istıraptır gibi melodram ağırlıklı piyasa romanı uyarlamalarıyla sürdürdü. Batıbeki, yönetmenliğe başlamadan önce Semih Evin'e bir süre asistanlık yapmıştı.

         Halıcı Kız'la 6 yıllık bir aradan sonra yeniden bir hamle yapan Muhsin Ertuğrul, önceki filmlerinden daha büyük bir başarısızlığa uğradı. Atlas sinemasında halk önüne çıkan ilk renkli Türk filmi olmanın dışında bir özellik taşımadı. Ve daha ilk geceki gösterimde seyircinin tepkiyle karşıladığı Halıcı Kız, Ertuğrul'un sonunu oluşturdu. Oysa, tümüyle renkli çekilen ilk renkli Türk filmi Ali Ipar'ın yönettiği Salgın'dı. Ne var ki, bazı nedenlerle Halıcı Kız'dan sonra gösterime girmişti.

         Akad, Katil'le başarısını sürdürürken birçok yönetmeni de etkiledi. Orhon Arıburnu Kanlı Para'yla, Nedim Otyam Toprak'la başarılı bir sınav verdiler. Kemal Kan ve Şinasi Özonuk, ilk çalışmalarına başladılar. Özonuk'un Affet Beni Allah'ım adlı filminde Eşref Kolçak, İstanbul Canavarı'nda Nazım İnan, yeni oyuncular olarak ilgi çekip ağırlıklarını koydular.

         Bu ara TFDD'nin I. Türk Film Festivali adıyla düzenlediği şenliğin sonuçları da şu sırayı izledi:

         - En iyi film: Kanun Namına (Lütfi Ö. Akad)
         - Diğer iyi filmler: Kanlı Para (Orhan M. Arıburnu), İki Süngü Arasında (Şadan Kamil), Drakula İstanbul'da (Mehmet Muhtar), Efelerin Efesi (Şakir Sırmalı).
         - En iyi rejisörler: Lütfi Akad, Orhon M. Arıburnu, Şadan Kamil, Mehmet Muhtar, Şakir Sırmalı
         - En iyi operatörler (kameraman): Enver Burçkin, Kriton İlyadis, Özen Sermet, İlhan Arakon, Şadan Kamil
         - En iyi senaryocular: Osman Seden, Adnan Fuat Aral, Orhon M. Arıburnu, Ümit Deniz.
         - En iyi fon müziği bestecileri: Orhan Barlas, Nedim Otyam.
         - En iyi erkek oyuncular: Turan Seyfioğlu, Ayhan Işık, Atıf Kaptan, Orhon M. Arıburnu.
         - En iyi kadın oyuncular: Lale Oraloğlu, Nedret Güvenç, Ayfer Feray.


    1954

         48 film çevrildi. 1950 öncesi Münir Nurettin Selçuk'la başlayıp biten şarkılı filmler dönemi bu kez Zeki Müren'le sürdürüldü. Öldüren Şehir (Lütfi Ö. Akad), kent sorunlarına yaklaşımıyla dikkati çekerken, Kaçak (Şadan Kamil) yılın diğer önemli filmiydi.

         En Başarılı Film'in seçilemediği TFDD II. Yarışması şöyle neticelendi:

         - En başarılı rejisörler: Lütfi Ö. Akad (Öldüren Şehir), Ali Ipar (Bir Şehrin Hikayesi)
         - En başarılı senaryocu: Ali Ipar (Bir Şehrin Hikayesi)
         - En başarılı kameramanlar: Yuvakim Filmeridis (Mahallenin Namusu), İlhan Arakon (Salgın), Mike Rafaelyan (Ölüm Saati), Kriton İlyadis (Öldüren Şehir)
         - En başarılı artistler: Lale Oraloğlu (Leylaklar Altında), Aliye Rona (Mahallenin Namusu), Belgin Doruk (Öldüren Şehir), Cahit Irgat (Altı Ölü Var), Orhan Elçin (Ölüm Saati).
         - En başarılı fon müzikçisi: Nedim Otyam (Ölüm Saati)


    1955

         Film sayısı 61'e ulaştı. Türk sinemasının ilk özel yapımevi olan Kemal Film'in başına geçen ve senaryo çalışmaları yapan Osman F. Seden, Kanlarıyla Ödediler'le yönetmenliğe başladı. Memduh Ün, Abdurrahman Palay ve Mümtaz Alpaslan bu dönemde sinemaya girdiler. Muhterem Nur, Lale Oraloğlu, Bülent Oran, Mualla Kaynak ve Neşe Yulaç ise sinemanın yeni tipleridirler.

         Ara kuşağın önemli yönetmeni Lütfi Ö. Akad, bir Yaşar Kemal uyarlaması olan Beyaz Mendil'le yeni bir başarı elde etti. Bu gerçekçi köy filminde oynayan Fikret Hakan, güçlü oyunuyla tüm dikkatleri üzerine topladı. Bu, bir oyuncu aşamasıydı kuşkusuz. Ve sinemaya ilk kez bir sahici oyuncu geliyordu.

         Tiyatrocular kuşağından gelen Sami Ayanoğlu'nun yönettiği Beyaz Şehir filmine Fransızca dublaj yapıldı. Ve İsviçre'de düzenlenen Kızıl Haç Kongresi'ndeki gösteri sırasında bir özel armağan kazandı.

         Türk Film Dostları Derneği'nin düzenlediği II. Türk Filmcileri Yarışması'nda ise yapılan oylama sonucu kazananlar şöyle belirlendi:

         - En başarılı filmler: Kaçak (Şadan Kamil), Sevdiğim Sendin (Agâh Hün), Bulgar Sadık (Lütfi Ö. Akad)
         - En başarılı rejisörler: Şadan Kamil, Lütfi Ö. Akad, Agâh Hün.
         - En başarılı senaryocular: Haldun Taner (Kaçak), Lale Oraloğlu (Sevdiğim Sendin)
         - En başarılı kameramanlar: Turgut Ören (Sevdiğim Sendin), Kriton İlyadis (Bulgar Sadık), İlhan Arakon (Kaçak) , Enver Burçkin (Ecel Köprüsü)
         - En başarılı prodüktörler: Nazif Duru (Kaçak), Ali Oraloğlu (Sevdiğim Sendin)
         - En başarılı kadın artistler: Sezer Sezin (Kaçak), Lale Oraloğlu (Sevdiğim Sendin)
         - En başarılı erkek artistler: Şevki Artun (Bulgar Sadık), Turan Seyfioğlu

    http://www.sineport.com/turk/index.html

    Sinema 2000

    18/1/2006 · Kategori: Sinema Tarihinden

    Çağdaş, bağımsız, özgün bir kuşak

    Türk sineması, geçirmekte olduğu evreleri, yaşadığı büyük değişimi aynı ivmeyle sürdürüyor. Çağdaş, bağımsız, özgün bir kuşak oluşturma yolunda ilerliyor. Her yıl Türkiye'nin güncel sorunlarına değinen, toplumsal nitelikleri olan, yapay konulardan, iğreti kişiliklerden soyutlanmış, belli bir bakışı yansıtan, ileriye bakan şaşırtıcı sinema ürünleriyle yüz yüze geliyoruz. Bu yıl da taze yapıtlarını veren yeni, zorluklar içindeki çağdaş sinemacılar kuşağı, Batı ölçütlerine uygun film üretimini sürdürdüler.


    Güle Güle TURHAN GÜRKAN

    Yeni binyılın ilk yılında 86 yaşını kutlayan Türk sineması, geçirmekte olduğu evreleri, yaşadığı büyük değişimi aynı ivmeyle sürdürüyor. Geleneksel Yeşilçam sinemasının üzerine bir şal örterek iç pazarda ve dış dünyada beğeni toplayan konu, anlatı, yönetim, görüntü, oyuncu, teknik olarak birbirinden ayrımlı yapıtlar üreten Türk sineması çağdaş, bağımsız, özgün bir kuşak oluşturma yolunda ilerliyor. Artık bunun geriye dönüşü olamaz. Her yıl Türkiye'nin güncel sorunlarına değinen, toplumsal nitelikleri olan, yapay konulardan, iğreti kişiliklerden soyutlanmış, belli bir bakışı yansıtan, ileriye bakan şaşırtıcı sinema ürünleriyle yüz yüze geliyoruz. Eksiklikleri de olsa, eleştirilse de bu gelişim, açılan ışıklı yolda inançla, güvenle akıp gidecek bir güce sahip.

    Geride bıraktığımız 2000 yılında da taze yapıtlarını veren yeni, deneyimsiz, zorluklar içindeki çağdaş sinemacılar kuşağı; yönetmeni, yazarı, çekimi, müziği, oyuncusuyla Batı ölçütlerine uygun film üretimini sürdürdüler. Atıf Yılmaz, Zeki Ökten, Ömer Kavur, Tunç Başaran, Yavuz Özkan, Sinan Çetin gibi ustalar da gençlerin çabalarına destek verdiler. Yeni yönetmenlerle birlikte Meltem Cumbul, Güven Kıraç, Başak Köklükaya, Ruhi Sarı, Burak Sergen, Yağmur Kaşifoğlu gibi, festivallerde ödülle onurlandırılmış, yetenekli, atılımcı genç oyuncuları tanıma olanağı bulduk.

    Geçen yılın filmlerinin özelliği, iki ya da üç yabancı ülke sinemasının katılımıyla dış sermaye, yönetmen, oyuncu, görüntü yönetmeni de alarak gerçekleştirilen evrensel boyutlu ortak yapımların çokluğuydu. Ege'den estirilen dostluk rüzgârlarının etkisiyle gerçekleştirilen Türk-Yunan ortak yapımı filmler ilgiyle karşılandı. Gösterime giren filmlerden bir önceki yıl Eşkıya'nın yaptığı gişe patlamasını bu kez Kahpe Bizans üstlendi. Gani Müjde 'nin bu ilk filmi 2.5 milyona yaklaşan izleyiciyle yeni bir rekora imza attı. Bunu Güle Güle, Abuzer Kadayıf gibi filmler izledi.

    Türk sineması, başlangıcı sayılan 1914'ten 2000 yılının sonuna dek, bir bölümü 16 mm, bir bölümü 35 mm olarak 5 bin 976 film yapımını gerçekleştirdi. Bu sayının 3 bin 358'i 1914-1973 yılları arasında, 2 bin 219'u 1974-1990 arasında, 398'i de 1991-2000 arasında çekildi. 30 yıl önce, çoğunluğu birbirini yineleyen, hatta kopyası olan, yılda yaklaşık 200-250 dolayında film yapılıyordu. Bu sayı bugün 15-20'yi zor buluyor. 1999'da olduğu gibi 2000'de de film sayısı 19.

    Vizyona giren filmler

    Sınır - Gürsel Ateş - Yaşar Güner 'in filminde Gani Rüzgar Şavata, İlknur Bozkurt, Eylül Deniz, Ali Şakar, Deniz Akbulut oynuyor.

    Kahpe Bizans - Gani Müjde 'nin filminde Mehmet Ali Erbil, Hande Ataizi, Cem Davran, Nurseli İdiz, Yılmaz Köksal var.

    Yara - Yılmaz Aslan 'ın filminde Yelda Kaymakçı Reynaud, Nur Sürer, Füsun Demirel, Halil Ergün, Özay Fecht, Mustafa Suphi oynuyor.

    Güle Güle - Yıldız Kenter, Zeki Alasya, Metin Akpınar, Eşref Kolçak, Şükran Güngör, Nilüfer Açıkalın, Haluk Bilginer 'in oynadığı filmin yönetmeni Zeki Ökten.

    Eylül Fırtınası - Atıf Yılmaz 'ın, Habib Bektaş 'ın ''Gölge Kokusu'' romanından uyarladığı filmde, Tarık Akan, Zara, Kutay Özcan, Hazım Körmükçü, Deniz Türkali oynuyor.

    Güneşe Yolculuk - Yeşim Ustaoğlu 'nun filminde, oyuncular Nevruz Baz, Nazmi Kırık, Mizgin Kapazan, Ara Güler, Erdinç Dinçer .

    Fasulye - Bora Togay 'ın filminde Taner Barlas, Haluk Bilginer, Bülent Kayabaş, Burak Sergen, Elvin Beşikçioğlu oynuyor.

    Abuzer Kadayıf - Tunç Başaran 'ın filminde, oyuncular Talat Bulut, Metin Akpınar, Sibel Turnagöl, Şebnem Özinal, Sibel Gökçe .

    Duvar - Yılmaz Güney 'in, yurtdışına kaçtıktan sonra Paris'te çektiği son filminde Tuncel Kurtiz, Ayşe Emel Mesçi, Malik Berrisi, Nikolas Hussein oynuyor.

    Oyunbozan - Nesli Çölgeçen 'in filminin oyuncuları: Zeki Alasya, Okan Bayülgen, Nikolas Sergianapoulos, Dimitra Marsouka.

    Melekler Evi - Ömer Kavur 'un filminde Talat Bulut, Hande Ataizi, Aytaç Arman, Haldun Boysan, Macit Koper, Metin Belgin oynuyor.

    Dar Alanda Kısa Paslaşmalar - Serdar Akar 'ın filminde Müjde Ar, Savaş Dinçel, Erkan Can, Rafet El roman, Şahnaz Çakıralp, Uğur Polat oynuyor.

    Balalayka - Çekime giderken 3 Temmuz'da Yeşilköy'de uçağa binen Kemal Sunal'ın kalpten ölmesi üzerine rolü Uğur Yücel 'e verildi. Ali Özgentürk 'ün filminde Cem Davran, Yekaterina Rednikova, Ozan Güven, Ercan Yazgan, Nadezha Gorelova, Atılay Uluışık, Kutay Köktürk oynuyor.

    2001'e sarkan filmler

    Filler ve Çimen - Derviş Zaim 'in filminin oyuncuları Sanem Çelik, Taner Birsel, Haluk Bilginer, Bülent Kayabaş, Uğur Polat, Celal Perk.

    Vizontele - Yılmaz Erdoğan 'ın, Ömer Faruk Sorak 'la yönettiği ilk filminde, Demet Akbağ, Yeşim Salkım, Erkan Can, Altan Erkekli, Yasemin Alkaya, Erdal Tosun oynuyor.

    Komser Şekspir - Sinan Çetin 'in filminde Kadir İnanır, Müjde Ar, Okan Bayülgen, Pelin Batu var.


    Abuzer Kadayıf Romantik - Sinan Çetin, Ahmet Ümit 'in ''Sis ve Gece'' yapıtından çektiği filmde, Okan Bayülgen, Yasemin Kozanoğlu, Selahattin Duman, Semih Sergen, Esin Moralıoğlu, Teoman oynuyor.

    Gönlümdeki Köşk Olmasa - Danimarkalı yönetmen Elizabeth Rygard 'ın 1970'lerin Avrupa'ya işçi göçünü ele alan filminin Türk oyuncusu Menderes Samancılar.

    Dansöz - Savaş Ay 'ın filminde Çolpan İlhan, Nilüfer Açıkalın, Kerem Alışık, Toprak Sergen, İlknur Soydaş, Macit Koper oynuyor.

    Acı Gönül - Ersin Pertan 'ın filminde Berna Şimşek, Selçuk Yöntem, Elyse Mirto, Chris Jell, Erdinç Akbaş oynuyor.

    Hayatın Tek Yolculuğu - Lakis Papasthis 'in ortak yapım filminde Mustafa Avkıran, Metin Belgin, Kosta Kortidis, Elias Logothetis oynuyor.

    Ağaçlar Ayakta Ölür - Kamil Renklidere 'nin filminde, oyuncular Çolpan İlhan, Emre Altuğ, Sevinç Erbulak, Eşref Kolçak.

    Şarkıcı - Ersin Pertan 'ın filminde Yeşim Salkım, Berhan Şimşek, Nurseli İdiz, Faik Engin, Aykut Oray oynuyor.

    Herkes Kendi Evinde - Semih Kaplanoğlu 'nun filminde, Erol Keskin, Tolga Çevik, Anna Bielska, Şükran Güngör, Cüneyt Türel oynuyor.

    Gölge Aşklar - Nihat Seven 'in yönettiği film, birbirinden bağımsız olarak gelişen öykülerden oluşuyor.

    Hemşo - ÖmerUğur'un filminde Mehmet Ali Erbil, Demet Şener, Okan Bayülgen, Banu Alkan gibi medyatik oyuncular oynuyor.

    Batak - Oğuz Gözen 'in filminde Meltem Berent, Halit Arıkan, İncilay Özdemir, Nusret Özkaya, Ali Güney, Rüya Okan oynuyor.

    Darbesiz Yara Aldım - Oğuz Gözen 'in filminde Mesut Engin, İncilay Özdemir, Levent Çakır, Hacı Gezici, Gamze Taner, Anna Kameneva, Halit Arkan oynuyor.

    Dönüşü Olmayan Yol - Oğuz Gözen 'in filminin oyuncuları: Murat Soydan, İncilay Özdemir, Levent Çakır, Engin Aksu.

    Denizler Şahidimdir - Oğuz Gözen 'in filminde Tuğrul Şan, Levent Çakır, Engin Aksu, Cemal Ertokuş, Kemal Sağlam oynuyor.


    Komser Şekspir

    ETKİNLİKLER... YİTİRDİKLERİMİZ... ETKİNLİKLER...

    Afiş Sergileri - Sinema yazarı Agâh Özgüç 'ün girişimiyle 2000'de dört afiş sergisi açıldı:Uçan Süpürge Ankara 3. Kadın Filmleri Festivali'nde Neriman Köksal film afişleri sergisi, 37. Antalya Film Festivali'nde Kemal Sunal ve Yılmaz Güney afişleri sergisi, gezici Avrupa Film Festivali'nin Bursa'da açtığı Sansüre Uğrayan Filmler'in afişleri sergisi, Kemal Sunal Sanat Merkezi'nde Kemal Sunal afişleri sergisi açıldı.

    Türkan Şoray Avrupa'da - 1999 Roma Film Festivali'nde büyük ödüle değer görülen Türkan Şoray 'ın yaşamını konu alan İtalyan TV şirketi Cine 2000, Donata Baglivo yönetiminde Rai 3 ve Fransız TV'si için ''Kamera Benim Aşkım'' adlı 1.5 saatlik bir belgesel çekti.

    Sunal ve Hamzaoğlu için - 37. Antalya Film Festivali'nin Ustalara Saygı bölümünde, yitirdiğimiz Kemal Sunal ve Hayati Hamzaoğlu bir dizi etkinlikle anıldı. Aynı festivalde bir dönemin çocuk yıldızlarından Halit Akçatepe, Mine Çayıroğlu, Ömer Dönmez, Sezer İnanoğlu, Parla Şenol, İhsan Küçüktepe , Altın Portakal Onur Plaketi aldı. Yıldırım Önal Anı Ödülü de İsmet Ay 'a verildi.

    Eski filmler yeniden

    Sinan Çetin 'in sahibi olduğu Plato Film'in yapımını üstlendiği eski Türk filmlerinin ''Mazi Kalbimde Yaradır'' adı altında yeniden çekiliyor.

    Yıldız Tepe - Memduh Ün 'ün, 1965'te Peride Celal 'in romanından uyarladığı filmi Yağmur Taylan çekti. Fatma Girik 'in rolünü Özge Özberk oynadı. Fosforlu Cevriye - Aydın Arakon 'un 1959'da çektiği filmin yenisini Mustafa Altıoklar yönetti. Neriman Köksal 'ın rolünü Yeşim Salkım oynadı. Vesikalı Yârim - 1968'de Lütfi Ö. Akad 'ın çektiği filmin yeni yönetmeni Orhan Oğuz. Türkan Şoray ve İzzet Günay 'ın rollerini Nilüfer Açıkalın, Kerem Alışık oynuyor. Artık Sevmeyeceğim - Muzaffer Aslan 'ın 1968'deki filmini Çiğdem Sezgin yönetti. Türkan Şoray ve Cüneyt Arkın 'ın yerini Nilüfer Açıkalın ve Tamer Karadağlı aldı. Yaralı Kurt - Lütfi Ö. Akad 'ın 1972'de çekip Cüneyt Arkın ve Şükran Yamakoğlu 'nun oynadığı filmi Artun Yeres yönetti. Gözlerim Aklına Gelirse - Lütfi Ö. Akad 'ın 1959'daki ''Zümrüt'' filminin adını değiştirerek Özer Kızıltan yeniden çekti. Fikret Hakan ve Çolpan İlhan 'ın rollerini Toprak Sergen ve Yasemin Alkaya oynadı. Ağlayan Kadın - Osman F. Seden 'in 1967'de Türkay Şoray ve İzzet Günay 'la çektiği filmi Mesut Taner yönetti. Bomba Gibi Kız - Orhan Aksoy 'un 1964'te Türkan Şoray ve İzzet Günay'la çektiği filmin yeni yönetmeni Yücel Yolcu. Ölüm Peşimizde - 1960'ta Memduh Ün 'ün Ayhan Işık ve Fatma Girik 'le çektiği filmi Mahir Akyol yönetti. Halk Çocuğu - Memduh Ün 'ün 1964'teki Ayhan Işık ve Fatma Girik 'li filminin yeni yönetmeni Funda Güzel.

    Dış etkinlikler

    Sürgün Troçki - Turan Yavuz 'un yazıp yönettiği, Rus devriminin liderlerinden Leon Troçki 'nin, sürgün edildiği İstanbul/Büyükada'daki dört yıllık yaşamını anlatan (1929-1933) yarı dramatik belgesel, Milano Film Festivali'nde en iyi belgesel ödülünü aldı. Rus oyuncu Victor Sergaçyev 'in Troçki'yi oynadığı ''Exile in Büyükada'' adlı filmde Işık Yenersu , Tan Sağtürk , Şahnaz Çakıralp oynadı.

    6. Avrupa Filmleri Festivali - Gezici Festival Ankara, Eskişehir, İzmir ve Bursa'da yapıldı. ''Türk Sineması'nda Sansür'' adlı bölümünde sansüre uğramış Türk filmleri gösterildi.

    3.Sinema-Tarih Buluşması - Bu yılın teması 'göç'tü.

    Mayıs Sıkıntısı- İskenderiye Film Festivali'nde 2. film, kurgu, erkek oyuncu ( M. Emin Ceylan ) ödüllerini aldı. Brüksel 6. Akdeniz Filmleri Festivali'nde Büyük Ödül'e değer görüldü. Strasbourg'daki Forum de Cinema Europeen Festivali'nde Avrupa Sinema Kulüpleri Birliği'nce Don Kişot Ödülü, Avrupa Film Akademisi ile FIPRESCI'nin ortaklaşa verdiği Eleştirmenler Avrupa Film Ödülü'nü aldı.

    Güneşe Yolculuk - Yeşim Ustaoğlu 'nun, Berlin Film Festivali'nin de aralarında bulunduğu New York Yeni Yönetmenler-Yeni Filmler Festivali, San Francisco Film Festivali, Seattle Film Festivali, Philadelphia Film Festivali, Telluride Film Festivali, Washington Film Festivali gibi birçok şenlikte beğenilen filmi, ABD'nin beş büyük kentinin sinemalarında gösterime girdi. Kopenhag II. Gece Filmleri Festivali'nden sonra Trieste Templeton Avrupa Filmi Ödülü'nü aldı.

    Ömer Kavur Filmleri - New York Film Festivali'nde yönetmenin filmleri, ''Zamanın Kâşifi'' başlığı altında sunuldu.

    Kaç Para Kaç - Reha Erdem 'in filmi, 2000 Uluslararası Tokyo Film Festivali'nde yarıştı.

    Belarus'ta Türk Filmleri - Türk Cumhuriyetlerinde Türk Film Haftaları düzenlendi.


    Sürgün Troçki

    Festivaller... Ödüller...

    19. ULUSLARARASI İSTANBULFİLMFESTİVALİ: Altın Lale yarışmasında Türkiye'yi Mayıs Sıkıntısı temsil etti. İki dalda yarışan Mayıs Sıkıntısı hem Altın Lale ödülünü, hem Dr. Nejat Eczacıbaşı Vakfı Ulusal Yarışma'nın en iyi film ödülüyle Uluslararası Sinema Yazarları (FIPRESCI) ödülünü aldı. Onat Kutlar Ulusal FIPRESCI ödülü: Üçüncü Sayfa / Zeki Demirkubuz, Kadın oyuncu: Başak Köklükaya, Erkek oyuncu: Güven Kıraç. Sinema Onur Ödülleri: Çolpan İlhan, Halit Refiğ, Giovanni Scognamillo .

    12. ANKARA ULUSLARARASI FİLM FESTİVALİ : Film: Mayıs Sıkıntısı / Nuri Bilge Ceylan , Mahmut Tali Öngören Jüri Özel Ödülü: Salkım Hanım'ın Taneleri / Tomris Giritlioğlu , yönetmen: Kutluğ Ataman / Lola ve Bilidikid, Onat Kutlar Senaryo Ödülü: Etyen Mahçupyan, Tamer Baran/ Salkım Hanım'ın Taneleri, Görüntü: Chris Squires / Lola ve Bilidikid, Müzik: Tamer Çıray / Salkım Hanım'ın Taneleri, Sanat Yönetmeni: Mustafa Ziya Ülkenciler, Kadın Oyuncu: Meltem Cumbul / Duruşma, Erkek Oyuncu: Kamuran Usluer / Salkım Hanım'ın Taneleri, Yardımcı Kadın Oyuncu: Güzin Çorağan / Duruşma, Yardımcı Erkek Oyuncu: Burak Sergen / Fasulye - Asansör, Kurgu: Sedat Karadeniz / Kara Kentin Çocukları. Aziz Nesin Emek Ödülü: Süha Arın, İlhan Arakon. Onur Konuğu: Alim Şerif Onaran.


    Filler ve Çimen 37. ANTALYA ALTIN PORTAKAL FİLM FESTİVALİ : 1. Film: Güle Güle / Zeki Ökten , 2. Film: Melekler Evi / Ömer Kavur , 3. Film: Filler ve Çimen / Derviş Zaim , Yönetmen: Derviş Zaim, Senaryo: Fatih Altınöz / Güle Güle, Görüntü: Ali Utku / Melekler Evi, Müzik: Cahit Berkay / Melekler Evi, Kadın Oyuncu: Sanem Çelik / Filler ve Çimen, Erkek Oyuncu: Talat Bulut / Melekler Evi, Yardımcı Kadın Oyuncu: Nilüfer Aydan / Renkli Türkçe, Yardımcı Erkek Oyuncu: Şükran Güngör - Eşref Kolçak / Güle Güle, Ali Sürmeli / Filler ve Çimen, Jüri Özel Ödülü: Kutay Özcan / Eylül Fırtınası, Kurgu: Mustafa Preşeva / Filler ve Çimen. Yaşam Boyu Onur Ödülü: Filiz (Köksal) Akın, Orhan Aksoy, Ekrem Bora, Orhan Günşiray, Kadir İnanır (ödülü almadı), Zülfü Livaneli, Sümer Tilmaç.

    SİYAD (SİNEMA YAZARLARI DERNEĞİ) ÖDÜLLERİ: Film: Mayıs Sıkıntısı. Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan / Mayıs Sıkıntısı. Senaryo: Zeki Demirkubuz / Üçüncü Sayfa. Görüntü: Pasquale Mari / Harem Suare. Müzik: Tamer Çıray / Salkım Hanım'ın Taneleri. Kadın Oyuncu: Başak Köklükaya / Üçüncü Sayfa. Erkek Oyuncu: Taner Birsel / Kaç Para Kaç. Yardımcı Kadın Oyuncu: Serra Yılmaz / Harem Suare. Yardımcı Erkek Oyuncu: Celal Perk / Lola ve Bilidikid. Umut Veren Genç Oyuncu: Yağmur Kaşifoğlu / Gülün Bittiği Yer. Emek Ödülleri: Filiz Akın, Sami Hazinses, Hikmet Dikmen, Turhan Gürkan.

    II. ORHON M. ARIBURNU ÖDÜLLERİ: Film: Üçüncü Sayfa / Zeki Demirkubuz. Jüri Özel Ödülü: Yeşim Ustaoğlu ve Tomris Giritlioğlu . Yönetmen: Zeki Demirkubuz / Üçüncü Sayfa. Kadın Oyuncu: Başak Köklükaya / Üçüncü Sayfa. Erkek Oyuncu: Ruhi Sarı / Üçüncü Sayfa. Ustalara Saygı Ödülü: Zeki Ökten. 1. Kısa Film: Ax/Kazım Öz. 2. Kısa Film: Meleğin Selamı / Rıza Kıraç. 3. Kısa Film: Karşılaşma / Selma Köksal.

    ÇASOD (ÇAĞDAŞ SİNEMA OYUNCULARI DERNEĞİ) ÖDÜLLERİ: Kadın Oyuncu: Başak Köklükaya / Üçüncü Sayfa, Erkek Oyuncu: Ruhi Sarı / Üçüncü Sayfa, Jüri Özel Ödülü: Nevruz Baz / Güneşe Yolculuk, Ayla Algan, Harem Suare. Emek Onur Ödülü: Lütfi Ö. Akad.

    UÇAN SÜPÜRGE ANKARA 3. KADIN FİLMLERİ FESTİVALİ: Çeşitli ülkelerden 29 uzun, 28 kısa, 27 belgesel filmin sunulduğu, teması ''Kadın ve Barış'' olan ve Kültür Bakanlığı'nın desteğiyle hazırlanan festivalde Türkiye'den Yeşim Ustaoğlu 'nun Güneşe Yolculuk, Tomris Giritlioğlu 'nun Suyun Öte Yanı, Biket İlhan 'ın Kayıkçı, Handan İpekçi 'nin Babam Askerde filmleri gösterildi. Senaryo yarışması düzenlendi. Yitirdiklerimiz bölümünde Neriman Köksal anıldı.

    SADRİ ALIŞIK OYUNCU ÖDÜLLERİ: Sinema Ödülleri: Şükran Güngör, Ruhi Sarı, Bennu Yıldırımlar, Mizgin Kapazan, Murat Daltaban. Sinema Emek Onur Ödülü: Safa Önal, Eşref Kolçak.


    Mayıs Sıkıntısı

    Sürgün Troçki

    Yitirdiklerimiz

    Sohban Koloğlu , Nezihe Becerikli, Sevim Çağlayan ,Ekrem Dümer, Hayati Hamzaoğlu, Faruk Kenç, Cem Molvan, Cenk Koray, Alim Şerif Onaran, Güzin İpek, Selim Naşit Özcan, Gürdal Tosun, Ergun Köknar, Şükriye Atav, Nejat Saydam, Hüsnü Çetiner, Cahit Gürpınar, Sabahattin Tulgar, Fevzi Eryılmaz, Dinçer Önal.


    Kemal Sunal - Şaban tiplemesiyle ünlü güldürü filmlerinin unutulmaz yüzü, film çekimine giderken bindiği uçakta kalp krizinden 56 yaşında öldü.

    « Önceki ::