YASEMİN YAŞAR
_______________________________
» Çağan Irmak'ın yönettiği 'Babam ve Oğ-lum'un ardından şimdi de 'Mavi Gözlü Dev' projesinde yer alıyorsunuz. Tiyatro oyunlarınız ve son TV diziniz ise şu anda devam ediyor... Oyunculuğa nasıl başladınız?
Okul yıllarındaki heveskâr tiyatro çalışmalarını saymazsam, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümü okurken başladı ilk. Oradaki tiyatro kurslarına Yıldız Kenter, Mehmet Birkiye, Celal Kadri Kınalıoğlu gibi büyük ustalar ders vermeye geliyordu.
Beni bu işi yapmam gerektiği konusunda ikna ettiler. Ben de çok sevdiğim Felsefe bölümünü 3.sınıfta bırakıp konservatuvar sınavına girdim (Gülerek). Mimar Sinan Üniver-siresi Devlet Konservatuvarı'nı kazandıktan sonra da ciddi anlamda tiyatro hayatıma girdi. Hemen akabinde Bakırköy Beldiye Tiyat-roları'nda Oğuz Aral'ın yönettiği 'Bedava Mı Sandın' adlı oyunda harçlığımı çıkararak sahnelere adım attım. Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı bölümünü bitirdikten sonra iki yıl Antalya, dört yıl da Diyarbakır Devlet Tiyatrosu'nda oynadım.
1999 yılında İstanbul Devlet Tiyatrosu'na girdim ve hâlâ da burada oyuncu olarak devam ediyorum. Sadece Devlet Tiyatrolarında değil, 5.Sokak Tiyatrosu, Tiyatro Pera gibi özel yapılarda da isteyerek yer almaya çalışıyorum. Tiyatro benim işim; evet ama, ben insanların bir araya gelerek oluşturdukları, ortak enerjiyi paylaştıkları, kendiliğinden oluşan ortamlarda da bulunmayı çok seviyorum.
» 1999 yılından bu yana Attis tiyatrosu'nda-sınız. Bu Yunan Tiyatrosu'nda oynayan tek Türk konuk oyuncusunuz değil mi?
Evet. Yunan tiyatrosunda oynayan ilk Türk oyuncuyum. Thedoros Terzopoulos yönetimde Yunan oyuncularla ortak yapımda yer alıyorum. Tersler' oyunuyla tekrar bu yıl tiyatro festivaline katılıyoruz. Türk-Yunan ortak yapımı olan bu oyunla dünya turnesine çıkacağız. Ve ben dünyayı gezme fırsatı bulacağım.
»'Gözyaşı Çetesi'nin ikinci bölümü de yayınlandı. Bu dizi, bir mahalle dizisi değil mi?'
»Bu dizide 'Cevahir' karakterini canlandırıyorsunuz. Kim bu Cevahir, nasıl bir adam?
»'Mavi Gözlü Dev' projesi ne durumda?
» Pelin Batu'nun Nazım'ın eski eşlerinden Münevver Hanım'ı, Başak Köklükaya'nın ise Piraye'yi canlandıracağını öğrendiğimiz 'Mavi Gözlü Dev' filminin senaryosu nasıl?
Nâzım Hikmet'in yaşamından bir kesit ele alınıyor. Tarihte yaşayan bir insan sözkonusu olunca onun hayatının tamamı işlenmesi gerektiği düşünülür. Fakat bir sinema filmi süresi bunun için yeterli değil. Hayatını baştan sona anlatırsak detayları kaçırırız diye düşünüyorum. Önemli olan, Nâzım'ı Nâzım yapan dönüm noktalarını anlatabilmek. Senaryo da bu şekilde evrim geçirdi. Nazım'ın hayatındaki kırılma ve dönüm noktalarına çok önemli odaklanmalar yaparak öyküyü ele aldık. Yani filmimiz, Nazım'ın esir düştüğü yılları, durduk yere uydurma bir suçla, hatta suç bile olmayan bir suçla kabahatli görülüp mahkûm edilmesiyle başlıyor.
Yıllarca hapisanede geçiyor film konusu. Sadece hapisane içine sıkışıp kalmayacağız tabii ki, onu hapisliği dışında da göreceğiz. Gerçi kalsak da yeri, çünkü Nâzım bir ömür boyu oraya sıkışmış, kalmış. Biz bir film boyunca sıkışmışız, çok mu?
Nâzım'a dair her şey var bu filmde. O'nun hayatına giren kadınları, arkadaşları...
Nâzım'ı bu şekilde izlemek hayatını baştan sona izlemekle eşdeğer.
»Türk sineması adına da önemli...
Bana göre Nâzım Hikmet gibi bir ozana, büyük bir şaire haksızlık ediliyor diye düşünüyorum. Nâzım'a biraz daha yaklaşmalarını ve bunun da sinema için önemli iyi bir geçiş olduğunu düşünüyorum.
Çünkü Nâzım iyi okunulduğunda, insanın dünyasını değiştirebilecek özellikte biri. Hayatına girdiği her insanın ufkunu genişletmiş biri o. Yaşarken genişlettiği değiştirdiği gibi öldükten sonra da eserleriyle bizim hayatımızı değiştirmeye devam eden biridir. Biz de sinemayla bu değişikliğe katkıda bulunmalıyız. Dilerim ona yakışır bir iş yapıyoruzdur.
»Bir aktör olarak böylesi bir rolle karşı karşıya iken neler hisserdiyorsunuz?'
» Nâzım gibi bir karaktere bir oyuncu olarak tekrar hayat vermeye çalışmak, riskli mi?
Tabii. Onun hayatına temas eden, onu tanıyan ve hâlâ hayatta olan insanlar var. Onlardan muhakak büyük eleştiriler alacağız. Bunu bekliyoruz zaten. Ama eleştirilerden kor-karsak hiç bir şey yapamayız. Biz inandığımızı yapacağız. Bizim vermek istediğimiz şey 'bizim de kafamızda bir Nâzım var!' Biz de bu kafamızdaki Nâzım'ı, bizde var olan Nâzım'ı yansıtmak istiyoruz.
»Nâzım'a benzerliğiniz, avantaj mı oldu?
Evet. Böyle düşündükleri için de rolü bana verdiler. Zaten ona daha fazla banzemek için yedi kilo verdim; daha da vereceğim. Saçlarım ve kaşlarım da boyandı. Son prova denemesinde makyözüm saçlarımı ve kaşlarımı boyadıktan sonra büyük bir şaşkınlıkla dönüp 'Aman alla-hım! Yetldn gitmiş, Nâzım gelmiş 'dedi. Ben çok aynaya bakarak yaşayan biri değilim ama o gün dönüp aynaya şöyle bir baktım (Gülerek). Hafiften bir Nâzım Hikmet rüzgârı esmedi değil yüzümde. Ben de gülümsedim. Zaten Nâzım'a da gülmek çok yakışırdı...Öncelikle oyuncu olarak, bir yönetmenin bana gelip bir senaryo vermesi ve bu rolü sende görüyorum demesi büyük bir ayrıcalık büyük bir onur benim için. Ama insan olarak o rol Nazım ise gurur verici bir şey. Demek ki oyuncu olarak ona bir ışık bir umut vemişim ki bu rolü bana uygun görmüş. Dolayısıyla sorumluluğum iki kat artıyor. Çünkü sadece bir rolü başarıyla oynamam değil Nâzım Hikmet'in hakkını başarıyla vermem gerektiği de bu noktada önemli. Nâzım Hikmet'in insanların hayalindeki gerçek çoşkusal halini iyi yansıtmaya çalışacağım.Tabii. Bir defa karakter çok sıra dışı bir karakter. Aslında karakter demek bile yanlış. Çünkü, tarihimizden biri. Dediğiniz gibi, bu film Türk sineması için çok önemli. Çünkü sinema ile Nâzım başlı başına figür olarak da koyulup anlatılmış değil bugüne kadar. Edebiyatta ya da tiyatro gibi birçok sanat alanında görmüş olabiliriz fakat sinemada henüz Nâzım'ı görmedik. Umuyorum, Nazım'ın yeniden okunması için bu sinema filmi çok katkılı bir başlangıç olur. En çok neden bu filmin çekilmesini arzu ediyorum biliyor musunuz? Çünkü, şairler bir toplantıda 'ülkemizde şiir okuyandan çok şiir yazan var' demişlerdi.Üç yıldır çekilmesi planlanıyordu fakat bir türlü mümkün olmadı. Bizim dışımızda filmin çekilmesine engel bir takım prosedürler vardı. Onları aşmaya çalıştık, çok şükür artık bir engel yok. Çekimlerine başladık. Benim için de duygusal olarak bağlı bulunduğum bir proje. Senaryosunu Metin Belgin yazdı, Biket İlhan da yönetiyor. Filmin bazen çekilemiyor gibi görünmesi filmi eksiye doğru götürebilir diye düşünülebilir. Fakat öyle olmadı. Geçen zaman bize ve filme çok şey kazandırdı.Hayatını geceleri yaşayan, karanlık, vahşi hayatta ekmeğini taştan çıkarmaya çalışan, hafif de illegal dünyanın insanı gibi görülen sivri bir karakter. Aşk, nasıl karşı bir cins gerektiriyorsa o da kaderin çemberinde kadınlardan birinin karşısına çıkıyor. 'Deniz'... Dördüncü kadın olan 'Deniz' karakteri diğerlerinin aksine mutluluğu yakaladığını sanan bir kadın. Fakat tam sözlenmek üzereyken sözlüsü tarafından terk ediliyor. Ve bu çok ağır geliyor ona. Tesadüf eseri Cevahir ile karşılaşıyor. Sözlüsünden kendisine yaptıkları için intikam almak istiyor ve bunun için de Ceva-hir'i kullanmak istiyor. Böyle tesadüfi buluşma ve beraber çıktıkları bir yolculuk...Evet. Dizinin konusunu şu şekilde anlatayım. Gözyaşı döken insanlar düşünün. Hatta gözyaşını kadınlar dökerse ve üstelik bu kadınlar geçmişlerinde aşkı aramış, bulduklarını sanmış ama kırılmış, örselenmiş neredeyse aşktan vazgeçme noktasına gelmiş kadınlar... Ve bu kadınlar bir araya gelince gözyaşların-dan bir 'çete' oluşuyor. Dolayısıyla insanların aşkı aramakla aramamak, aşktan vazgeçmek geçememek arasındaki sorunları içeren ve bir mahallede geçen bizim ülkemizin kadınlarının adamlarının bir hikâyesi. Aşk üzerine örülmüş güzel bir dizi, Gözyaşı Çetesi.