Ataerkil kapitalist erkeğin ölümü

2/4/2008 · Kategori: Film

Ataerkil kapitalist erkeğin ölümü

Ataerkil kapitalist erkeğin ölümü
'Ara'nın iki oyuncusu Selen Uçer ve Betül Çobanoğlu.
Ümit Ünal yeni filmi 'Ara'da, tek mekânda on yıla yayılan bir arkadaşlık öyküsünü, izleyiciyi hiç sıkmadan anlatıyor

30/03/2008 (168 defa okundu)

GÜL YAŞARTÜRK (Arşivi)

Ümit Ünal'ın yazıp yönettiği Ara, 44. Altın Portakal Film Festivali'ne kabul edilmemişti. Ünal, Festival Komitesi Başkanı Engin Yiğitgil'e yazdığı mektupta Ara'nın Altın Portakal Film Festivali'ne kabul edilmeyişinin nedenin açıklamasını istemiş, açıklamanın yapılmaması üzerine bundan sonra hiçbir filmini Altın Portakal Film Festivali'ne göndermeyeceğini açıklamıştı. Şimdi festivale kabul edilmeyen filmi izleme ve kendi değerlendirmemizi yapma zamanı.
Türk sinemasının en iyi senaristlerinden Ümit Ünal, aynı zamanda yazdıklarını perdeye taşıdığından auteur niteliğine sahip bir yönetmen. Dokuz (2002) ile Ara (Anlat İstanbul'dan çok yönetmenli bir proje olduğu için söz etmiyorum) arasındaki biçimsel ve tematik devamlılık bu özelliğinin yegane kanıtı. Ağırlıklı olarak tek mekânda geçen Dokuz ve Ara (özellikle Ara) klostrofobi, kaçma isteği ve sıkışmışlık duygusu uyandıran filmler. Yönetmen Ara için yaptığı hemen her söyleşisinde ısrarla Dokuz'un basit bir polisiye olmadığını söyledi. Kafka'dan yapılan "ama çıt çıkmıyordu, uğultu bile duyulmuyordu, makine öylesine sessiz çalıştığı için dikkatinizi bile çekmiyordu" alıntısı ile açılan Dokuz, sessiz, huzurlu tabir edilen bir mahallenin sessizliğinin sakladıklarına bakıyordu. Dokuz'un alt metnini kısaca homofobi ve muhafazakârlık olarak ifade edersek, Ara'nınki de 1980 darbesi ile serbest pazara ani geçiş yapan bir kuşağın ruhsal boşluğu, doyumsuzluğudur. Ara'da Ender (Erdem Akakçe) ve Veli (Serhat Tutumluer) çocukken istedikleri oyuncağın dahi alınamadığı bir yokluktan geldikleri için, artık bir oyuncak fabrikası alsalar dahi ruhlarındaki boşluğun hiç dolmayacağından konuşurlar. Filmin afişinde de yazıldığı gibi, "o sızı hiç geçmeyecek biliyor musun, biz hiç doymayacağız" Ayrıca Ara'da Dokuz'daki kadar önplanda olmasa da homofobinin de ciddi biçimde ele alındığı dikkatli gözlerden kaçmayacak.

Maço ve kapitalist
Annesi Fransız babası Türk olan, ancak annesini neredeyse hiç tanımamış Gül (Selen Uçer), sevgilisi Ender, Ender'in arkadaşları Veli ve Selda (Betül Çobanoğlu) ile kendisine yeni bir aile kurmaya çalışır. Ender'le ilişkisi reklam çekimleri için kiraladığı babaannesinin evinde başlar. Arkadaş toplantıları, kutlamalar hep bu evde yaşanır. Adeta para makinesi haline gelen bir mekânın, aileye alternatif bir yapı olarak dostluğun ve birlikteliklerin yaşandığı yer olarak kurgulanması çok manidar. Belki de bu nedenle orada başlayan hiçbir şey yürümez, en "kirli" sırlar bu evde ifşa edilir, filmin kötü adamı Ender kendi hırsının ve amaçsızlığının içinde, bu evde mahvolur. Evde çekilen reklamlar kendilerinden sonra gelen sahneleri adeta bir giriş yazısı gibi sunma işlevi görür. Bu anlamda özellikle "yeni başlangıç", "dostluk" ve "beyaz" temalı reklamlar ne kadar pembe bir dünya sunuyorsa, Ünal da bize hayatın bir o kadar gerçek ve kirli olduğunu söyler. Tıpkı Dokuz'un mahallesinin sahte huzuru gibi. Evlilikler ve ilişkiler, kimlik bunalımları, saklı sırlar, dostluklar, -kaba tabirle- kazık atmak, "kim" olduğunu saklamak üzerine kurulur. Ve kuşkusuz hayatta üzerimize giydiklerimizin beyazlığı değil ruhlarımızın yorgunluğu daha önemli bir sorundur.
Ara'da, kapitalist erkek egemene dair ne varsa Ender karakterinde toplandığı muhakkak. Ender vahşi, duygusuz, maço bir kapitalist olarak filmin kötüsü. Filmin başlarında gey olmaya dair fütursuzca yaptığı konuşma Ender'in homofobisini ortaya koyar nitelikte. Ender bu sahnede, izleyicinin de yansıtıldığı bir ayna işlevi görüyor aslında. 1980'li yıllarda televizyonun kült kahramanı olan "Shogun"ın eşcinsel olmasının imkansızlığı üzerine söyledikleri, içimizdeki homofobiyi harekete geçirerek bütün izleyicileri güldürmeyi başarır. "Shogun" gibi bir erkeklik sembolünün gey olması mümkün müdür? O da geyse artık herkes gey olabilir! Tıpkı muhtemel bir uzaylı istilasında kimin uzaylı olduğunu bilemeyeceğimiz için herkesten şüphe etmemiz gibi. Böylesi bir atmosferde Veli'nin ortağı ve en yakın arkadaşı olan Ender'e gey olduğunu açıklamaması oldukça anlaşılır bir tavırdır. Veli cinsel yönelimini, yarı Fransız olarak kabul edebileceğimiz, hayatının bir bölümünü Fransa'da geçirmiş Gül'e açıklar. Ender'in çevresindeki insanlar üzerinde kurduğu baskıcı, yıpratıcı ilişki Selda'ya verdiği "hediye" ile kendini telafi eder. Selda ve Veli ilişkisi düşünüldüğünde Ender'in bu ilişkiye "hediyesi" belki de hayatı boyunca yaptığı en güzel şeydir. Ara, kurgusal anlamda öykünün sonlandığı yerde bitmez, geriye, dört kahramanın birlikte 2000'e girdikleri yılbaşı gecesine döner. Dörtlünün "sahte" mutluluğunu geride bırakarak sokağa çıkar kamera. Arada kalmışlıktan kurtulmanın, aramanın çaresi dışarısıdır.
Tek mekânda on yıla yayılan bir arkadaşlık öyküsünü izleyiciyi hiç sıkmadan ve üstelik biçim konusunda denemeler yaparak, yenilikler getirerek anlatmak çok önemli bir çaba. Türk sinemasında erkek egemeni ve muhafazakârlığı sorgulayan, Türkiye toplumunun homofobik yapısını ortaya koymaya çalışan ender yönetmenlerden biri olan Ümit Ünal'ın bu çabasının kesinlikle ilgiyi hak ettiğini söylemek gerek.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »