05 01 2011

Av Mevsimi'nin Kadınlık Halleri: Filler Tepişirken Çimenler

Av Mevsimi'nin Kadınlık Halleri: Filler Tepişirken Çimenler  |  görsel 1
GÜL YAŞARTÜRK'TEN Av Mevsimi'nin Kadınlık Halleri: Filler Tepişirken Çimenler Ezilir

Av Mevsimi izleyicisine, kadınlara duyulan "zaaf" ne kadar kontrol altına alınırsa o kadar makul bir hayat yaşanacağı önermesini sunuyor.

 
İstanbul - BİA Haber Merkezi
18 Aralık 2010, Cumartesi
 
 
 
 

Yavuz Turgul'un son filmi Av Mevsimi üzerine yazılan pek çok eleştiri Cüneyt Cebenoyan'ın "kötü patriyarklara karşı iyi patriyarkların kayrıldığı bir dünyadayız" (1)sözleriyle dikkat çektiği gibi erkek egemen atmosfere vurgu yaptılar.

Ancak hemen her gün kadına yönelik tecavüz, taciz ve cinayet haberiyle karşılaştığımızı göz önüne alırsak filmin erkek egemen atmosferine daha yakından bakmak gerektiğini düşünüyorum.

Söz konusu bakış, filmin Cem Yılmaz'ın canlandırdığı İdris karakterinin "sempatikliği"nin, ne kadar tehlikeli bir temsil olduğunu ortaya koyma amacını taşıyor.

Yavuz Turgul önceki filmi Gönül Yarası'nda da (2004) Dünya ve Halil karakteri üzerinden benzer bir erkek egemen dünya çizmişti. Gönül Yarası'nda Halil'in Dünya'ya duyduğu "aşk" ve "zaaf" gibi nedenlerle önce Dünya'yı, ardından kendisini öldürmesi söz konusu erkek egemen dünyanın temel dinamiklerinin göz ardı edilmesine neden oluyordu.

Av Mevsimi, anlatısını hem Ferman'ın hem İdris'in hem de Hasan'ın hayatlarındaki kadınlarla ilişkileri üzerine kuruyor. Öykü ilerledikçe Battal Çolakzade'nin eşiyle ilişkisi de ilişki zincirine ekleniyor.

Filmin dört erkek karakterinden eşiyle en sağlıklı ilişkisi olan Ferman. Eşle kurulan dengeli ilişki beraberinde mesleki başarı ve sağlam bir karakter de getirmekte.

İdris her an namus cinayeti işlemeye müsait, onun kurşunları her an yayından çıkmaya hazır. İdris'in Asiye'nin evini gözlediği gece, kadının sevgilisi olduğu iması yapılan patronunun evden çıktığını görüyoruz. İdris Asiye'nin kapısına dayanıyor, tabancasıyla birlikte koltuğa kuruluyor.

Kanımca söz konusu sahne, Av Mevsimi'nin namus cinayetlerine bakışını ortaya koyan oldukça önemli bir sahne.

Asiye koltuktaki silahı görüyor ancak bir türlü kendisine yönelik ölüm tehdidiyle yüzleşmiyor. İdris silahı eline alıp Asiye'nin yüzüne doğrulttuğunda birden elektrikler kesiliyor ve atmosfer mumların yakılmasıyla son derece romantik bir hal alıyor.

Asiye'nin kendisine yönelik ölüm tehdidini cinselliğiyle; "erkeği baştan çıkarması, erkeğin zaaflarından yararlanmasıyla" savuşturduğunu söylersek çok da yanılmış olmayız.

Mutluluk (Abdullah Oğuz, 2007) filmi de "katilini kendine âşık et ölümden kurtul" formülünü sunmuştu malum.

Film İdris'in maçoluğunu genel bir cesaret ve delilik söylemi ile (Deli İdris lakabı ve meşhur Hayde türküsünü söylediği sahnede olduğu gibi) meşru kılmakta.

Söz konusu anlatı yapısının Gönül Yarası'ndaki namus cinayetinin, aşk, zaaflar ve tutkudan ibaret bir söylemle geçiştirilmesinden hiçbir farkı yok.

İdris ne kadar kadın üzerinde kontrol kurma kaygısıyla yaşıyorsa çaylak Hasan da tam tersine tüm kontrolü sevgilisine kaptırmış durumda. Onun tarafından yönetiliyor. Belki de bu nedenle İdris gibi bocalıyor hayatında.

Kısaca Av Mevsimi izleyicisine, kadınlara duyulan "zaaf" ne kadar kontrol altına alınırsa o kadar makul bir hayat yaşanacağı önermesini sunuyor.

Yanı sıra öykü, yoksul ailelerinin zor durumda kaldıklarında kız çocuklarını zengin ve yaşça hayli büyük bir adamla evlendirmelerine dair Aydın Sayman'ın Janjan (2007) filmini akla getiriyor (her iki filmde de ailelerin Kürt olduğunu eklemek gerek).

Bu bağlamda ele aldığımızda Pamuk da tıpkı Güzel gibi mal niteliğinde satılıyor. Aslında çocukları satın alanın onlarla ne yapacağı tamamen kendisine kalmış. İster evlenerek birlikte olur ve herhangi bir nedenle öldürür, isterse böbreğini alır.

Ancak Av Mevsimi meselesini Ferman ve Battal karakterleri arasındaki iyi kötü savaşı üzerinden anlattığı için bu değiş tokuşun izini sürmüyor. Güç savaşına odaklanıyor.

Film izleyicisine, adaletin Battal tiplemesi ile temsil edilen kesime işlemediğini net olarak söylemekte. Battal karakteri dışındaki herkes, "burada soruları biz sorarız" sözü eşliğinde çok rahat sorgulanırken, sıra Battal'a geldiğinde kuralları Battal koyuyor. Adalet Battal'a yaklaşamıyor.

Durum böyle olunca işin içine vigilantizm (2) yani İdris'in komando yöntemlerini kullanarak kendisini feda etmesi giriyor. Dolayısıyla Av Mevsimi bize iyi avcının kötü avcıyı ölüme mahkûm ettiği, avcıların ormanda kendi "raconları" çerçevesinde avlandığı bir atmosfer sunuyor. (GY/BB)

Arşiv

5/1/2011: ZEYNEP TÜL AKBAL SUALP YAZDI2010'da Türkiye Sineması: Biz Ha
28/10/2010: MİZAHHABER 2007 YILLIĞI
28/10/2010: MİZAHHABER 2008 YILLIĞI
28/10/2010: MİZAHHABER 2009 YILLIĞI
16/5/2010: Doğaçlama tekniğiyle film
16/5/2010: Devletin yasal olmayan faaliyetleri
16/5/2010: Uçan Süpürge’nin yarışma filmleri belli oldu
3/4/2010: İstanbul Film Festivali'nin Yol Haritası ve Program İçeriği
3/4/2010: İstanbul Film Festivali'nin Yol Haritası ve Program İçeriği
2/4/2010: İstanbul Film Festivali'nin Yol Haritası ve Program İçeriği
1/4/2010: İstanbul Film Festivali'nin Yol Haritası ve Program İçeriği
31/3/2010: İstanbul Film Festivali'nin Yol Haritası ve Program İçeriği
4/3/2010: Türk Sineması Yılmaz Duru'yu Yitirdi
4/3/2010: 100 Filmde ‘Başlangıcından Günümüze Türk Filmleri'
4/3/2010: Bu Kalp Sizi Unutur Mu

2011
Ocak 2011

2010
Ekim 2010
Mayıs 2010
Nisan 2010
Mart 2010
Ocak 2010

2009
Aralık 2009
Ekim 2009
Mayıs 2009
Nisan 2009
Şubat 2009
Ocak 2009

2008
Aralık 2008
Kasım 2008
Ekim 2008
Eylül 2008
Haziran 2008
Mayıs 2008
Nisan 2008

2007
Aralık 2007
Kasım 2007
Ekim 2007
Eylül 2007
Ağustos 2007
Haziran 2007
Mayıs 2007

2006
Aralık 2006
Ekim 2006
Eylül 2006
Ağustos 2006
Temmuz 2006
Haziran 2006
Mayıs 2006
Nisan 2006
Mart 2006
Şubat 2006
Ocak 2006

2005
Aralık 2005

Kasaplık Mesleği

Geçen gün, Yavuz Turgul’un senaryosunu yazıp yönettiği, Şener Şen’in baş rolde oynadığı (komiser) “Av Mevsimi” adlı polisiye filmi seyrettim. Öyküsü ve çekimleriyle iyi bir filmdi. Şener Şen ile Çetin Tekindor’un oyunculukları tabii ki çok iyiydi. Gerçi bu yazdıklarım yazıya giriştir. Film eleştirmeni olmadığım gibi, bir film değerlendirmesi de yapacak değilim.

Filmde, emekliye ayrılan komiserin arkadaşlarına yaptığı veda konuşmasında “Yaşasın Cinayet Masası” demesindeki ironi açıktır. “Yaşasın Cinayet Masası” demenin “Yaşasın Cinayetler” demekten bir farkı yoktur. Henüz emekli olmamış Komiserlerden birini oynayan Şener Şen’in kendisine yardımcı olarak seçtiği genç ise ölümle yaşayan mesleğe henüz intibak edebilmiş değildir; eline maktülün kesik eli değdiği için sürekli ölü kokusu almakta, sinir hastalığı derecesinde ellerini sürekli yıkamakta ve endişeli bir yüzle ellerini koklamaktan kendini alamamaktadır. Olur olmaz zamanlarda cep telefonuyla durmadan arayan kız arkadaşı, genci evlenmek için sıkıştırmaktadır. İşin komik tarafı (bence Yavuz Turgul’un ince bir buluşudur bu), kızın babası kasaplıktan yetişme bir et pazarlamacısıdır ve evlendiği takdirde “damadı” bekleyen, elinden çıkmayan kokuyu daha da yoğunlaştıracak bir et kesim işidir.

Polislik mesleğine intisap etmiş tek tek şahıslara karşı bir düşmanlığım yok, polislik de diğer kirli mesleklerden biridir ama şunu da net bir şekilde belirtmeme izin verilsin ki, polislik ve kasaplık meslekleri arasında önemli bir benzerlik vardır. Kasap hayvan kesimi, polis ise insan kesimi yapar. Kasap hayvan derisi yüzer, polis insan derisi. Kasap hayvanın bağırsaklarını ve iç organlarını çekip çıkarır, polis insanın iç organlarını ve bağırsaklarını. Kasap hayvanın beynini kafatasından çıkarır, polis insanın beynini. Poliste sorgulananlar bilirler, hiddete kapılan polisler ara sıra şöyle bağırırlar sorguladıkları kişiye: “Derini yüzerim lan, ciğerini sökerim senin, böbreğini eline veririm.”

Yukarda söylediklerim tabii ki  mecazi anlamda doğrudur ama polisin zaman zaman fiilen de insan kasabı noktasına yaklaştığı olur. Darp ve işkenceyle emniyet bodrumlarında öldürülenlerin sayısı (bu ülkede ve başka ülkelerde) oldukça kabarıktır. Toprak altı edilmiş faili meçhullerden söz etmiyorum bile. Cumartesi annelerine sorulsun.

Polisi neredeyse legal bir kasap haline getiren en önemli unsur, devlet görevlisi olmasıdır. Polis her türlü icraatında devlet himayesini ve güvencesini arkasında hisseder. Aslında basit bir talimatla bile ortadan kaldırılabilecek işkencenin Türkiye karakollarının ve Emniyet müdürlüklerinin bodrumlarında normal ve legal bir prosedürmüş gibi devam etmesinin tek nedeni devletin kendi polislerine verdiği bu gizli güvencedir. Devlet var olduğu zamandan beri devam etmektedir bu işkence denen iğrenç uygulama. O halde bunun devlet eliyle uygulandığından, teşvik edildiğinden kuşku duymak ahmaklık olur.

Dolmabahçe’de devletin polisi gösteri yapan gençlere vahşice saldırdı. Gençleri tekmeledi, hamile bir genç kadının çocuk düşürmesine neden oldu. Bütün bunlara rağmen, bazı köşe yazarları kendi patolojik hallerine bakmadan gençleri “patolojik bir vaka” olarak tanımlamaya kalktılar.

Bu olaydan sonra İç İçişleri bakanlığının ya da emniyet müdürlüğünün, “sorumlular hakkında gerekli soruşturma yapılacaktır” klişesini duyar gibi oluyorum. Artık beynini ve düşünme yetilerini yitirmemiş hiç kimse bu sözlere doğal olarak inanmıyor. Bu sözlerin tercümesi, “himayemizi ve güvencemizi eskisi gibi sürdüreceğiz”dir.

Dün de Mülkiyeli gençler, sanırım biraz da Dolmabahçe’deki olayın yarattığı öfkeyle yumurtalı bir protestoda bulundular “Kuzu” adlı bir şahsa karşı. Bu “kuzu”nun kurt postu var mıydı üstünde, varsa o anda ne yaptı bilmiyorum ama gençlerin protestosunu doğrusu pek içime sindiremediğimi belirtmeliyim. TV ekranlarından gördüğüm kadarıyla yumurtalara hedef olan “kuzu postuna bürünmüş kurt” bir anda gerçekten de kuzuya dönüştü benim gözümde. Yani bir rol değişimi oldu birdenbire. O ana kadar mazlum bir pozisyonda olan gençlerin yumurtaları fırlatırken acımasız “kurt”lara dönüştüklerini, hiç istemediğim halde görmek zorunda kaldım.

Unutmamak gerekir. Her mazlumun önünde “kurt” ya da “çakal”, hatta gelecekteki bir rejimin “kasabı” olmak yolu her zaman açıktır. Bugün mazlum konumunda olmak ömür boyu bir garanti değildir. Müthiş güçlü bir vicdan ve özdenetim gerektirir bu tür şeylerden uzak durabilmek ve günün birinde halihazır rejimin emrinde bir “kasaba” dönüşmemek.

Gün Zileli

9 Aralık 2010


http://www.gunzileli.com/

24
0
0
Yorum Yaz