|
| Cumhuriyet 06.01.2006 |
|
İZLEYİCİ GÖZÜYLE... ERDAL ATABEK
'Organize İşler' böyle oluyor
Yılmaz Erdoğan , şair, yazar, sahne insanı, film yönetmeni ve sinema oyuncusu olarak da yerini pekiştiriyor. ''Organize İşler'' , görsel sahnelerin çekiciliği yanında oyuncu seçiminin çok iyi olması ve oyuncuların yüksek performansları ile başarı kazanıyor. Birçok sinemada oynuyor, zevkle izleniyor. Film boyunca İstanbul'un çok güzel görüntüleri izleniyor, film içinde bolca gülünüyor, kimi zaman kısa hüzün anları yaşanıyor.
Sonunda, sıkılmadan izlenen, her konuya şöyle bir değinip geçtiği için de iç bayıcı olmayan, ama daha sonrasında akılda pek bir şey bırakmayan bir film görülmüş oluyor.
''Yeni Türk Filmleri'' denebilecek akımın filmleri böyle bir yeni tarz oluşturuyor.
İzleyiciyi sıkmayan bir film
Hınzır zekâlarla sanatçı duyarlılıklarının kesişme noktalarını birbirine sevimlice bağlayan, her konudan bir tutam konulup birbirine uyum sağlamış olaylar zinciri. Hiçbir konuya derinlemesine girilmediği için izleyiciyi yormayan, şaşırtmayan, sıkmayan, hiçbir kötülükle can yakıcı biçimde karşılaştırmayan, onu kendisiyle yüzleştirmeyen hoş vakit geçirme kordelesi. Televizyon dizileri matriksine uygun biçimde düzenlenip hazırlanan ''şöyle bir dokunup geçme'' işleri. Ama doğrusu çok iyi organize ediliyor. Popüler seyir kültürünün tanınmış adları, dişe dokunur duygusu veren konuların içinde dişe de, suya sabuna da dokunmadan izlenen filmler. Magazin dergilerinde, magazin programlarında filmle ilgili dedikodular. Yeni aşklar, anlık buluşmalar, irili ufaklı laflamalar.
Kalıcı bir iz bırakmıyor
Hepsi iyi hoş da, akılda kalan bir şey olmuyor. İnsanın içinde, aklında, duygularında kalıcı bir iz bırakmıyor, bir değişiklik yapmıyor. Böyle olunca da sinema sanatına bir katkısından söz etmek olanaksız. Türk sinemasının Atıf Yılmaz 'ları, Metin Erksan 'ları, Şerif Gören 'leri, Zeki Ökten 'leri, Ali Özgentürk 'leri yaptıkları filmlerle ''kalıcı sözler söylüyorlardı'' . Yılmaz Güney 'den hiç söz etmeyelim, onun sineması bir daha yapılamadı, yapılamaz da. Bu listeye eklenecek başka yönetmenler de elbette var. Bunları unutmayalım.
Organize İşler'i zevkle izleyelim, doygunluk duygusuyla salondan çıkalım. Başka bir şey de beklemeyelim. | "Bu filmi 'Yüzüklerin Efendisi'nden daha çok merak eden var"
Cuma günü vizyona girecek olan "Organize İşler"in ekibi "İnandığımız işleri yapıyoruz. Seyirciyi sıkmaya hakkımız olmadığını düşünüyoruz ve onların zekasını küçümsemiyoruz. Bizim büyümüz bu" derken Yılmaz Erdoğan: "Neden 'Harry Potter'ı merak etmek normal de bizim filmi merak etmek komik? Bizim filmimizi 'Yüzüklerin Efendisi'nden daha çok merak eden var"
ASLI ÇAKIR
Biz beş kişiyle buluştuk. Şu her yerde adını duymaya başladığımız "Organize İşler" filmi için. Başroldeki beş kişi yani Yılmaz Erdoğan -ki kendisi yazan ve yöneten aynı zamanda-, Demet Akbağ, Altan Erkekli, Tolga Çevik ve Özgü Namal ile. Ancak sorularımızı genel olarak Yılmaz Erdoğan cevapladı. Hele onunla beraber sohbete katılan, atışan tek kişi olan Demet Akbağ da röportajın bir yerinde reklam çekimleri için aramızdan ayrılınca... Özgü Namal ekibe yeni katılmasına rağmen konuşkan görünüyordu. Ama o da filmle ilgili tüm lafları Erdoğan'a bıraktı. Bizimle karşılaştığında çok esprili, hareketli, bir adam olan Tolga Çevik büyüklerinin yanında Erdoğan'ın dediğine göre "pusuya geçti", oturdu. Altan Erkekli ise gördüğünüz gibi. Zaten çok konuşmuyor, bir de Demet Akbağ ve Yılmaz Erdoğan hızında lafa giremeyince, cevaplamaya başladığında o sorunun üzerinden öyle sular akmış oluyor ki. Bir de tam bir şeye cevap verirken Yılmaz Erdoğan parmağını, böğrüne saplar gibi yapınca... Meğerse tiki varmış. Parmağınızı uzattığınızda fırlıyor. Yılmaz Erdoğan da durumu kabul ediyor: "Bizim Erdal Tosun'da soru işareti tiki vardır. Soru sor, tak diye cevap verir. O varsa, biz konuşamayız. Sonra farkına vardım aynı tik bende de var. Hiçbir soru hayatta cevapsız kalmasın! Bir soru sorulduğunda gereğinden fazla konuşuyorum ama dilimde yara çıktı yani. Şu iş bittikten sonra uzuuun süre çenemi kapatacağım." Kısaca, Türk sinemasında seyirci rekoru kırmaya alışık bir ekibin, BKM (Beşiktaş Kültür Merkezi) ekibinin, yazarın, yönetmenin yani Yılmaz Erdoğan'ın "Vizontele" ve "Vizontele Tuuba"dan sonra bir filmi daha geliyor. Bu cuma vizyona girecek olan "Organize İşler"de bu beşliden başka her filmlerinde olduğu gibi konuk oyuncu olarak Cem Yılmaz da rol alıyor. Türkiye'de 23 Aralık'ta 440 salonda seyircinin karşısına çıkacak olan "Organize İşler" aynı zamanda Almanya, İsviçre, Hollanda, Belçika, Fransa, İngiltere ve Avusturya'da da gösterime girecek. Tolga Çevik'in dayak yiyen bir Süpermen'i canlandırdığı filmde araklayanlarla araklananların hikayesi anlatılıyor. Bir de "çok romantik, saf" bir aşk.
Demet Akbağ'dan daimi partneriniz olarak söz ediyorsunuz. Onun olmadığı bir film çekme ihtimaliniz var mı? Yılmaz Erdoğan: Vallahi şimdiye kadarki işlerimizde Yılmaz Erdoğan'sızını yaptık, Demet Akbağ'sızını yapmadık. BKM imzası hepimizi kapsayan bir şey. Tabii kadrosuyla tartışmıyoruz filmi. Ben olmayabilirim, Demet olmayabilir. Ama şunu açıklığa kavuşturmak gerekir. Demet Akbağ gibi bir oyuncuyu sen olsan oynatmaz mısın? Oynatmıyorsan hasta mısın? Demet Akbağ: Yılmaz önce fikri bulur. Ne yapmak istediğini bulur. Ama bana göre rol yazmaz. Yazar, sonra "Demet niye olmasın?" der. Allahtan ben de henüz birkaç yaşı halledebilen bir oyuncuyum. Onun senaryolarında da oynayabileceğim yaşların rolleriyle karşılaşıyorum. Yılmaz E.: Ama Özgü gibi ekip dışından insanları da katıyoruz. Bir daha film yaptığımızda niye Özgü olmasın ki?
Tuba Ünsal ne oldu peki? Yılmaz E.: Şöyle bir yanlış anlama oluyor. Biz zaten iki senede bir film yapabiliyoruz. Her filmin de belli sayıda rolü var. Biz bir oyuncuyu oynattığımız zaman Sosyal Sigortalar Kurumu gibi onu kendimize bağlamıyoruz ki. BKM'lilik bizde bir şey oynamayla başlar ama oynamamayla bitmez.
Biraz yağ çekme sorusu. Türk sinemasında rekorlar kıran filmler... Tiyatrolara gidilmiyor denirken BKM doluyordu. Bu işin büyüsü ne? Tolga Çevik: Benim gördüğüm kadarıyla burada insanların gerçekten inandıkları şeyleri yapıyor olmaları bu başarının sebebi.
Ama inanarak yapanlar da var ve bu kadar gişe başarısı yakalayamıyorlar. Yılmaz E.: Ama bizim yazdıklarımız hep seyirciyi ilgilendiren konular. Seyirci empatisiyle iş yapıyoruz. Seyirciyi sıkmaya hakkım olmadığını düşünüyorum. Demet A.: Bence ikinci nokta da şu; biz seyircinin zeka seviyesini küçümsemiyoruz. "Bunu seyirci anlamaz", "Bu fazla popüler, ticari değil" gibi derdimiz yok. Biz kendi gülmediğimiz bir şeyi yapmıyoruz. Altan Erkekli: Bir de bizim dostluğumuz, sevgimiz bambaşka. Artık sahnede gözlerimizle birbirimizi yönlendirebiliyoruz.
"Kötü espri yapan ceza alır"
Nasılsınız sette, birbirinizi anlatsanıza. Uyduruyorum, Yılmaz sinirli, Altan sakin, Demet dengeleyici, Tolga çalışkan, Özgü muzip... Demet A.: Hiç de uyduruyor gibi olmadı. Özgü Namal: Hayır, bana niye muzip düştü onu anlamadım. Yılmaz E.: Benim sette sinirli olduğuma dair bir laf çıktı, bundan hoşlanmıyorum. Sette öyle bir gerginlik yok. Ama 150 kişiyi yönetiyorum. Bir otorite kurmalıyım. Herkes konuştuğunu bilmeli. Bizim sette kötü espri, saçma bir hareket yaparsan cezalandırılırsın. Demet A.: Senin adının sinirliye çıkması fazla dürüst bir adam olmandan. O kadar düşündüğünü söyler ki. "Kendini daha iyi hissetmek için git bir dinlen" demez. "Yapamıyorsun bunu" der.
Özgü Namal böyle bir tepkiyle ilk karşılaştığında, yani bir şeyi yapamadıysa bağırdığınızda ne hissetti? Yılmaz E.: O bana fırça attı be. Yalan mı? Şahitler de var. Özgü N.: İlk gün, bir sahnede, ben bir şey yaptım provada. Onun üzerine 50 tane şey konuştuk. Denedik. Sonunda ilk yaptığım şeyi yaptım tekrar. "Oldu" dedi. Ben de "Bunu yapmıştım zaten" dedim. Bu kadar.
Özgü Namal nasıl ekibe katıldı? Yılmaz E.: Ben de herkes gibi başta Özgü'yü "Kurtlar Vadisi"nden biliyordum. Ama o dizi, yapısı gereği hiçbir komedi unsuru ortaya koymuyor. Tiyatroda, sahnede seyrettikten sonra Özgü'nün oyunculuk çapının daha geniş olduğunu, bizim için çok uygun olacağını düşündüm.
Özgü Namal'a sorayım. Bu ekipte ne gibi farklılıklar yaşadınız? Demet A.: Özgü söyle bakalım kızım. Öğrettiğim gibi her şeyi anlat. Özgü N.: O aile olmuşlukları bu tarafa yansıyor, önce bir ürkütüyor. Onların aralarına girmek ve kabul görmek... İki kat çaba harcıyorsunuz. Siz oraya gittiğiniz zaman oturuşunuz, kalkışınız, zeka düzeyiniz bile etkili oluyor. Demet Akbağ'ın, Yılmaz Erdoğan'ın olduğu bir yere gidiyorsunuz. Anladınız mı? "Kurtlar Vadisi"ndeki bilmem kimle oynamıyorsunuz. Ne kadar donanımlı olursanız o kadar çabuk kurtarırsınız. Onlar da şükür ki çabucak kabul ettiler beni. Bunların dışında diğer setlerden farklı olan, insanların komplekssiz olması. Çünkü ben öyle insanlar biliyorum ki, daha oyuncu olmadan o şekilde gelip duran... "Ne oldu ki abi şimdi sana? Oldun mu sen yani?" Ondan sonra bu kadar "olan" insanın -daha ne olacaklar ki yani- bu kadar mütevazı, bu kadar insan olmaları şaşırtıyor. Tolga Ç.: Başladı mı, durmuyor. Yılmaz E.: Hakikaten ya. Röportajı seninle yapsınlar.
Süpermen olma hayali
"Vizontele"den beri Yılmaz Erdoğan'ın yönetmenliğinde bir değişim, bir gelişim görüyor musunuz? Demet A.: Teknik bilgisi çok arttı. Yılmaz E.: Bu benim en sakin filmim oldu. "Vizontele"lerde çok gergindim. Ben sinemayla ilgili aletleri ilk kez "Vizontele"nin setinde gördüm. Bir de rekor kıramazsak batacağız üzerinden bir riske girmiştik... Demet A.: Bu set en az sesini yükselttiği set oldu. Kendiyle olan meselesini hallettiğinden... Şu üç filmde üçer beşer atladı merdivenleri.
Bu filmin başrolünde Tolga Çevik var. Galiba çocuğunuz olduğu gün bu başrol size hediye gibi verilmiş. Tolga Ç.: Evet, baba olduğum gündü. Yılmaz'ın belki bir gün önce verdiği bir karardı ve bana söyledi. O ana denk geldi ve orada açıkladı. Çok güzel bir anı oldu. Yılmaz E.: Hastaneye eli boş gitmedik.
Siz "Süpermen Samet"siniz filmde. Süpermen'i sever miydiniz? Tolga Ç.: Süpermen olmak benim yaşımdaki bütün gençlerin hayalidir. Biz onunla ve Christopher Reeves'le büyüdük.
Samet "Böyle adam kaldı mı?" dedirtecek cinste bir karaktermiş galiba. Tolga Ç.: Çok temiz bir adam. Ben de Tolga olarak kötü değilimdir ama yeri geldiğinde kötü oluyorsun. Samet öyle değil. Yılmaz E.: En düzgün adam Altan yine.
Yaa, öyle bir şey var. Sizi hep düzgün adam olarak görüyoruz. Gerçekten de öylesiniz belki ama rolleriniz de öyle. Size sahtekar, kötü adam rolü gelmiyor mu? Altan E.: Tiyatroda öyle bir rol oynadım. Sahtekar, işbirlikçi... Ama bu televizyondaki dizilerden ve sinemadaki rollerden sonra temiz adam hali üzerime yapıştı. Benzer teklifler geliyor. Ama öbür türlü teklif gelse neden kabul etmeyeyim, ben bir aktörüm.
Helikopterle gece ve gündüz İstanbul'u çekmişsiniz. Film birçok ülkede vizyona girecek. Herkes de İstanbul'u sizin anlattığınız şekilde görecek, tanıyacak. Yılmaz E.: Şu kadarını söyleyeyim, Münih'teki stüdyolarda bizim filmle ilgili çalışanların hepsi de ant içtiler, İstanbul'a gelecekler. Bu film bunu başaracak. Tolga Ç.: Ben de internette, Ekşi Sözlük'te şöyle bir şey gördüm: "Yılmaz Erdoğan, Uğur İçbak (görüntü yönetmeni) ikilisinin yine başarılı bir şey yaptığına inanıyorum. Seneye Türkiye'nin tanıtımını da bu ikili çekmeli."
"Asıl başrol İstanbul'un"
Yılmaz E.: Orada şöyle bir yanlış yapılıyor. Biz bize ait olan bir şeyleri anlatırken onların bakış açısını tahmin etmeye çalışıyoruz. Onların bakış açısından da uçan halı gibi şeyler çıkıyor, onları da koyuyoruz. Biz ise şöyle bakıyoruz: İstanbul bizim için dünyadaki en güzel şehir. İstanbul da bu! Yerseniz! Biz de İstanbul'u tanıtalım diye bir film çekmedik ki. Ama filmde en büyük rol İstanbul'da. Bütün starlarımıza olduğu gibi ona çok iyi muamele ettik.
Sizin İstanbul'unuz nasıl filmde? Yılmaz E.: Bizim filmimizde merkez Beşiktaş'tır. Boğaz'dan baktığında sağ taraf daha gelir seviyesi iyi olanların, sosyete tarafıdır. Sol taraf ise tarihi yarımada, eski İstanbul'dur. Gizemleri, daha derin hikayeleri barındıran... Biz ikisini de aldık.
Yılmaz Erdoğan ancak Hakkari'yi, Anadolu'yu anlatır derken şehre geldiniz, bir de o şehre başrolü verdiniz. Yılmaz E.: Seninle ilgili ne söylendiğini bilirsen şaşırtmak da kolay olur.
Biletler 10 Aralık'ta çıktı ya. Ben de "Yüzüklerin Efendisi" mi zannediyorlar kendilerini dedim. Harry Potter mı bu? Filminizi ilk gün görmek için ölecekler mi? Yılmaz E.: Neden Harry Potter'ı merak etmek normal de bizim filmi merak etmek komik?
Çünkü o bir seri. Kitapları okunuyor. Fanatikleri var. Sizin biletler deli gibi satılıyor mu yani şimdi? Yılmaz E.: Bizim biletler de alınıyor. "Vizontele Tuuba"da asrın kar yağışı oldu ilk gün. 137 bin kişi gitti. Daha önce yaşadığımız bir şey. Yani bir ihtiyaç olduğu için biletleri iki hafta önceden çıktı. Vallahi bizim filmimizi "Yüzüklerin Efendisi"nden daha çok merak eden var.
"İdealimiz 'Vizontele'yi geçmek"
Bu seferki gişe hesaplarınız nasıl? Yılmaz E.: İki tane film yapmışız. Film başına ortalama 3,5 milyon kişi gelmiş. Demek ki bizi "Bunlar ne yapmışlar?" diye merak eden 3 milyon civarında insan var. Böyle baktığımda bu film için 3 milyon dolaylarında her şey normaldir, üstü performansa bağlı. Benim idealim "Vizontele"yi, 3 milyon 300 bini geçmesidir.
Çok para harcadınız mı yine? Yılmaz E.: Şimdiye kadar yaptığımız en pahalı proje. 4 milyon doları geçti. Daha ucuza halledebilirdik, niye bu kadar oldu, anlamıyorum.
Bunun devamı olacak mı? Yılmaz E.: Baktığınızda birileri birilerinden dayak yiyor bu filmde. Kolaylıkla bu dayağın intikamı alınabilir ikincisinde. Ama bilmiyorum. Seyircinin enerjisine bağlı.
"Filmde yaşadığımız gibi bir aşk kalmadı artık"
Filmde nasıl bir aşk yaşıyorsunuz? Tolga Ç.: Fazlasıyla romantik bir aşk. Özgü N.: Naif ve sıra dışı bir aşk. Tolga Ç.: Aslında olması gerektiği gibi insanlık dolu bir aşk. Özgü N.: Böyle bir aşk kaldı mı hakikaten? O kadar zor ki, böyle aşklar yaşanmıyor artık.
Kız bir hırsıza aşık oluyor. Ya da en azından hırsızlık çetesindeki bir oğlana. Özgü N.: Aslında filmi izlediğinizde anlayacaksınız ki böyle bir durum yok. Yani bir kabul durumu yaşanmıyor. Tolga Ç.: Yaşanan çok daha farklı bir durum ve bu durumun ne olduğu da filmin en büyük sürprizi.
Gerçek hayatta bir hırsıza aşık olursanız onunla ilişkinizi sürdürür müsünüz? Tolga Ç.: Büyük konuşmamak lazım. Özgü N.: Eğer hırsız olduğunu bilmiyorsam ilişki başlayabilir. Sonra öğrendiğimde terk eder miyim, bilmiyorum. Aşk bu, belli olmaz.
Yılmaz Erdoğan: "Çanakkale Savaşı'nı çekebilir, Mel Gibson'ı oynatabiliriz"
Atatürk'ün hayatı, Çanakkale Savaşı çekilecekse öyle bir filmi Hollywood'dan önce biz yapmalıyız. Sen öyküyü yaz, senaryoyu hazırla, iş projeye geldi mi para bulunur. Kolaylıkla yapılamayacak bir proje olduğunu biliyorum. 75-100 milyon dolarlık bütçelerden bahsediyorum. Bu da Amerikasız zor olur ama zaten onlarsız yapmaya da gerek yoktur çünkü onların teknolojisine ihtiyacınız var. Bu çok uzak bir proje ama ölmeden mutlaka yapılacak bir iş benim için. Çanakkale Savaşı; Avusturyalıların, Yeni Zelandalıların, İngilizlerin, Almanların, bizlerin ortak hikayesidir. Dolayısıyla ortak bir proje yapılabilir. Mel Gibson'a da teklif götürülebilir, o da oynayabilir.
İstanbul şahane, film bahane
Yılmaz Erdoğan üçüncü filmi "Organize İşler"de İstanbul'u Hollywood filmlerindeki New York, Miami, Los Angeles misali görüntülüyor
Alin TAŞÇIYAN
"Organize İşler"
Doğrusu "Vizontele Tuuba"dan sonra "Organize İşler" tam bir düş kırıklığı yaratıyor. Her şeyden önce bir öykü anlatıcı olarak Yılmaz Erdoğan ortadan kaybolmuş. "Organize İşler"de üstlendiği farklı görevlerin eşgüdümünü yaratıcılık düzeyinde sağlayamamış. Senaryoyu yazarken "hüzünbaz" şairin başına BKM'nin deneyimli yapımcısı dikilmiş. Onun duygusal diyaloglarına göz yummuş ama filmi daha ticari kılabilecek süslemelerle doldurmaya ikna etmiş. İkisinin arasında kalan yönetmen çareyi İstanbul'un güzelliğini havadan çekimlerle görüntülemekte aramış. Aktör ise rolünü yapıp gerisine karışmamış. "Organize İşler" farklı yapıda iki karakterin rastlantı sonucu başlayan dostluk ve suç ortaklığının, her ikisinin de suçlarının bir anlamda cezasını çekmelerine yol açmasını anlatıyor. Çevrenin olumsuz etkisiyle hırsız ve dolandırıcı olmuş, kolay para kazanmanın tadını alınca bunu hayat tarzı haline getirmiş Asım ile rastlantı sonucu tanıştığı depresif komedyen Samet'in, sahne adıyla Süpermen'in başlarından geçen kısa macera çok sayıda karakter ve süsleme dolgu malzemesi olarak kullanılıp uzun metrajlı bir film haline getirilmeye çalışılmış. Komik olmasına komik ama gerisi bir iz bırakmıyor bizde. Biçem açısından "Vizontele"deki fazlalıklardan arınıp öyküye ve karakterlere odaklanması, bir dönemi mizah çerçevesinde bir mikrokozmos bütünlüğünde ele alabilmesi Erdoğan'ın "Vizontele Tuuba"daki başarısının anahtarı olmuştu. "Organize İşler"de bu anahtarı paspasın altına saklamış. Filmin esasını es geçip onu allayıp pullayarak piyasaya sürmüş.
Hiç karakter yok Bunu bir iltifat olarak algılamayın lütfen, senaryosu üzerinde yeterince çalışılmamış bir Hollywood yapımına benzetmiş "Organize İşler"i. Sevdiği, beğendiği oyuncu dostlarına ve hakikaten çok güzel kadın oyunculara sahne yazmış hiç gereği yokken. Filmde önemli rol oynayan Özgü Namal ile Demet Akbağ dışındaki aktrisler Ebru Akel, Başak Köklükaya, Berrak Tüzünataç, İclal Aydın, hatta Berfin Erdoğan'ın hiçbir işlevi yok. Onları filmden çıkardığınızda ne eksik kalır ki? Hele Tüzünataç'ın yarı çıplak yarı kovboy giysili at üstünde görünüp Cem Yılmaz'a naz yaptıktan sonra çekildiği saniyelere ne demeli? Açıkçası Asım ve Süpermen dışında filmde hiç karakter yok. Hepsi birer tip olarak kalmış. Bu tiplerden en başarılısı ise "Güneşe Yolculuk", "Fotoğraf", "Küçük Özgürlük"ten tanıdığımız Nazmi Kırık'ın canlandırdığı Hıdır. Belki tam bir sürpriz olduğu içindir... Asım filmde ara sıra Süpermen'e etrafına bakmasını söyleyip gelir dağılımı eşitsizliğinden dem vuruyor ama filmin başka türlü okunabilmesini sağlayacak bir sınıfsal temeli yok. Saygın işadamı kisvesi altındaki Doğu kökenli mafyozolar ile kenar mahalle hırsız çeteleri, burjuva aydınlar kadar bile eleştirilmiyor filmde. Ona da eleştiri denirse... Filmin en cazip yanı ise İstanbul manzarası. "A Ay" ya da "Karanlık Sular"daki gizem, "Hamam" ya da "Uzak"taki şiirsellik, "Ah Güzel İstanbul"lardaki nostalji yok ama bu kez de kentin görkemini, kültürel ve mimari çeşitliliğini kuşbakışı görmek çok keyifli. Amerikalıların daha dün kurulmuş New York'u, San Francisco'yu romantik, büyüleyici kentler gibi gösterdikleri tarzda İstanbul'u izlemek zevkli ve turizm-tanıtım vb. açısından yararlı ama filme hakiki bir katkısı yok. Hatta bu sahnelerin varlığını destekleyecek bir mekan-karakter-olay ilişkisini kurmak da zor. Bir yanda yeşillikler içinde, zevkli döşenmiş evlerde yaşayan burjuvazi ve yeni zenginler var da kentin merkezindekiler köhneliğe mahkum, bu yüzden onlara özenip suç işliyorlar denmek istendiğini umabiliriz, en fazla.
"Organize İşler" Yönetmen / Senarist: Yılmaz Erdoğan Oynayanlar: Tolga Çevik (Süpermen Samet), Yılmaz Erdoğan (Asım), Özgü Namal (Umut), Demet Akbağ (Nuran), Cem Yılmaz (Müslüm) Görüntü: Uğur İçbak Müzik: Ozan Çolakoğlu |