10 04 2011

Komünist ve Devrimci Solun Seçim Taktiği Nasıl Olabilir ve Nasıl

Komünist ve Devrimci Solun Seçim Taktiği Nasıl Olabilir ve Nasıl Olmalı?

Seçimler kitlelerin politikleştiği önemli ân’lardır. Devrimciler, Komünistler sınıf mücadelesinin gelişip güçlendiği ve de keskinleştiği bir devrede ve bu önemli ân’larda işçi sınıfına, emekçi halklarımıza ve tarihsel müttefiklerimize politika üretmekle yükümlüdür. Parlamentarizme ve ekonomizme sapmadan kitlelere doğru strateji ve tetkiklerimizle kurmaylık etmek, komünistlerin görevidir. Kitleleri belli amaçlarla seferber etmeye aday birleşik, güçlü, güvenilir ve donanımlı Kurum ve Araç’larımızın henüz üretilerek işbaşı yapamadığı devrelerde komünistler kitleleri sağlı “sol”lu burjuva politikaları karşısında yalnız bırakamazlar. 

Önümüzdeki 12 Haziran 2011 tarihinde yapılacak milletvekili genel seçimlerinde, İŞÇİ BİRLİĞİ Kolektifiolarak işçi sınıfının siyasal ve sendikal birliği davasını savunan Marksist güçlerle gerçekten devrimci-demokratik güçler bu seçimlerde nasıl bir ortak taktik belirlemelidir sorusuna tutarlı cevap arıyoruz. Günümüz şartlarında farklı örgütsel formlarda durmayı uygun gören, mücadele içindeki özellikle Proleter Devrimci Kadrolarla nelerin ve nasıl yapılması gerektiğinin imkân ve fırsatlarını arıyoruz. Bununla da yetinmiyor kolektif-pratik örgütçü çabalarımızla Devrimci Hareketimizi bir basamak daha ileri sıçratmanın yol ve yöntemlerini arıyoruz.

12 Haziran 2011 tarihinde yapılacak milletvekili genel seçimlerinde işçi sınıfını, emekçi halklarımızı yalnız bırakmamalıyız. Bu seçim hesaplaşmasında bir yandan sağlı “sol”lu burjuva partilerini, diğer yandan sosyalizm adına(!) kitlelere parlamentarizmi ve burjuva demokratizmini aşılamaya çalışan burjuva ve küçükburjuva sapkın akımları tecrit ve teşhir etmeliyiz.

Komünist ve Komünizme yönelen bütün güçler, tüm gerçek Devrimci-Demokratik güçlerle ittifak halinde,BAĞIMSIZ DEVRİMCİ ADAYLAR’ın desteklenmesi için güçlü bir ortak kampanya örgütleyebilir ve örgütlemelidir. Alınteri, Atılım, Barikat, Devrimci Demokrasi (Halkın Günlüğü), Devrimci Halkın Birliği, Devrimci Hareket, Devrimci Proletarya, Kaldıraç, Kızıl Bayrak, Kurtuluş Sosyalist Dergi (KSD), Mücadele Birliği, Partizan (Özgür Gelecek), Proleter Devrimci Duruş, Yeni Dünya İçin Çağrı, Yürüyüş, vb… dağınık duruşlarıyla inisiyatifi fiilen her seçimde düzen içi güçlere bırakmak durumunda kalan adını sayamadığımız daha çok sayıda komünist ve devrimci birimin net bir devrimci platformun etrafında bir araya gelmesi durumunda ne kadar büyük bir politik gücün açığa çıkacağı gerçeğine gözleri kapamak, bu güçlerin düzenden bağımsız bir ortak konumlanışla ortaya çıkmasının koşullarını araştırmamak hiç şüphe yok ki büyük bir hatadır hatta sorumsuzluktur. Böyle bir umursamazlığın milyonların hareketlenme sancıları çekmeye başladığı bir ortamda devrimci hareketin kitlelerin gerisinde kalması anlamında ağır politik sorumlulukları olacaktır.

Bu ortak devrimci kampanya, yüzde yüz anti-kapitalist, anti-emperyalist, anti-liberal, anti-şoven, anti-kemalist, anti-faşist niteliklere sahip açık ve güçlü bir DEVRİMCİ SİYASAL PLATFORMA sahip olmalı;

- Öncelikli olarak işçi sınıfı ve emekçi halklarımızın taleplerini öne çıkarmalı,

- Tutarlı-somut-amaçlı bir iktidar mücadelesine bağlı olarak işçi sınıfının siyasal ve sendikal birliğinin önemini vurgulamalı,

- Bağımsız sınıf tavrını gözeterek; tutarlı-somut-amaçlı bir iktidar projesine bağlı olarak demokrasi mücadelesini bilince çıkarmalı,

- Üretim, özel mülkiyet ve paylaşım ilişkilerine dokunmadan “barış, demokrasi, cumhuriyet, hak-hukuk-adalet” söylemlerinin hiçbir kıymet-i harbiyesinin bulunmadığını kitlelere anlatmalı,

- İşsizliğin, hayat pahalılığın asıl nedeni olan ABD ve AB’nin NATO’cu, Pentagon’cu emperyalist tekelci sermayeyi, egemen sınıfların gündemini, gizli cinayet şebekelerinin örgütlenmesinin “derin devlet” ya da “denetimsiz unsurlar” değil günümüzde en demokratik olanları dahil kapitalist devletin ayrılmaz bir parçasını oluşturduğunu emekçi halklara anlatmalı,

- İşçi sınıfı ve emekçileri sahte gündemlerle oyalayan, din, mezhep, cemaat, ırk, milliyet, cinsiyet temelinde birbirine karşı konuşlandırıp bölen burjuva politikalarını anladığı dilde karşıya almalı,

-Tüm milliyetlerden işçi sınıfının nihai kurtuluşu uğruna kapitalizme karşı devrimci mücadelesinin sadece meşru olmakla kalmayıp, son derece yakıcı bir ihtiyaç olduğunu açıkça ilan etmeli,

-İçinde yaşadığımız “emperyalist savaşlar ve proleter devrimler çağı”nda emekçi insanlığın yaşamındaki az ya da çok anlamlı her türlü değişime giden biricik yolun, sağlı-“sol”lu liberallerin vaaz ettiği “barışçı” denilen egemen sınıflara ve onların çürümüş rejimlerine yalvarma yolu değil, seçim ya da reform yolu değil, sistemin-düzenin kendilerine açtığı kanallara girmek değil, kendi devrimci kanalını kendi gücüyle açması yoludur. Latin Amerika’dan, Avrupa’ya, Asya’dan, Ortadoğu’ya kadar muazzam bir yükselişte olan militan kitle mücadeleleri yolu olduğunu, bütün ülkelerin işçilerinin ve ezilen-sömürülen emekçi halklarının birleşik devrimci mücadele yolu olduğunu, yüksek sesle ortaya koymalıdır. Devrimciler, Komünistler organik ilişkili birleşik, güçlü, güvenilir, donanımlı güçleri ve çeşitli Kurum ve Araç’larıyla sürece müdahale etmelidir. Kurumsal merkezi disiplinli güçleriyle “Bir, İki, Üç,… Daha Fazla Nepal, Daha Fazla Tunus, Daha Fazla Mısır!” şiarını yükseltmeli,

- Kapitalist üretim anarşisi sistemi devam ettiği sürece, periyodik ekonomik krizlerin ve dünyanın dört bir yanında geleceksizlik tehdidiyle karşı karşıya olan milyonlarca gencin öfke patlamalarına yol açan kitlesel işsizlik, milyonlarca emekçiyi sefalet koşullarına mahkûm eden kitlesel yoksulluk gibi sonuçların kaçınılmaz olduğunu, kapitalizm yıkılmadığı sürece krizlerin faturasının şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da daima işçilere ve emekçilere ödetileceğini ortaya koymalı,

- Ulusal sorunda ve demokrasinin diğer tüm sorunlarında “çözüm” ve “açılım” adı altında sürdürülen utanmazca kırıntı pazarlığına ve şantaj politikasına karşı; tüm milliyetlerin ve dillerin (kendi kaderini özgürce tayin hakkı dâhil) tam hak eşitliğinin kayıtsız şartsız tanınması için mücadele bayrağını kararlılıkla yükseltmelidir.

- Başta Kızılbaş-Alevi halkı olmak üzere, Anadolu’da yaşayan tüm inançlardan halklarımızın resmî ideoloji ve inanç yorumları tarafından baskı altına alınılmasına karşı aktif mücadele vermeli ve gerici ideolojilerin çok yönlü kuşatmasına karşı direnç göstermeliyiz.

Bu anlayışlarımızla anılan seçimlere BAĞIMSIZ DEVRİMCİ ADAYLARIMIZLA taraf olarak katılmalıyız.

Bu adaylar şunlar olmalıdır:

- Sanayi bölgelerinde yürütülecek militan bir kampanyanın isimleri etrafında örgütlenebileceği işçi hareketinde ön plana çıkan öncü işçiler (İstanbul için düşünürsek bunlar Kamber Saygılı, Türkan Albayrak, Zeynel Kızılaslan, gibi öncü işçiler, yine TEKEL Direnişi’nde yer almış olan sınıf bilinçli işçiler),

- Her seçimde geniş demokratik kamuoyunun önüne burjuva medyasının da yoğun desteğini arkasına alan abartılı kampanyalarla sürülen ve bedel ödemedikleri demokrasi mücadelesine ucuz yoldan sahip çıkan liberal şöhretlere karşı; gerçek demokratik mücadelede geniş yığınların saygısını kazanmış isimler (bunlarBehiç Aşçı, Nevin Berktaş, Suzan Zengin, Barış Açıkel gibi devrimciler), ve ülkenin dört yanındaki hapishanelerdeki bazıları ölüm sınırında olan çok sayıdaki hasta devrimci ve yurtsever tutsakları temsil edecek mümkünse bizzat bu hasta tutsaklardan adaylar.

- Militan öğrenci ve gençlik hareketini, yine özellikle hapishanedeki devrimci öğrencileri temsil edebilecek adaylar.

Emekçi kadın hareketini temsil edebilecek adaylar.

Bütün komünist, devrimci ve gerçekten demokratik güçleri ve bütün sınıf ve tarih bilinçli işçileri harekete geçirebileceği açık olan böyle bir devrimci seçim kampanyası sokağın kullanılması planında,

- İşçi sınıfına ve emekçilere karşı gündemde olan ağır saldırılara karşı sürmekte olan mücadeleyle,

- Burjuva partilerinin işçi kolu pozisyonundaki “devlet sendikası” konfederasyonların sendika bayramı haline getirmeye çalıştıkları sarı 1 Mayıs’ına karşı, proletaryanın iktidar mücadelesi için enternasyonal bir siyasal mücadele günü olara “Kızıl 1 Mayıs” için sürdürülmesi gereken mücadeleyle,

Henüz aşılamayan Tarihsel 15/16 Haziran Direnişi Devrimci geleneğimizin coşkusu ve ruhuyla 8 Martve 21 Mart Newroz çalışmalarıyla, ve büyük TEKEL Direnişinin 1. yıldönümünde yapılabilecek etkinlik ve eylemlerle,

Ve giderek daha da yayılıp derinleşebilecek gibi görünen Kuzey Afrika ve Orta Doğu ülkelerindeki muazzam tarihsel önemdeki devrimci gelişmelerle dayanışma amacıyla örgütlenebilecek eylem ve etkinliklerle güçlü bir biçimde birleştirilebilir ve birleştirilmelidir.

Bizler, İŞÇİ BİRLİĞİ Kolektifi olarak, böyle bir kampanyanın, diğer kazanımlarının yanı sıra, sınıf bilinçli proletaryanın önündeki en yakıcı ve en acil görev olarak gördüğümüz, tüm komünistlerin ve işçi sınıfının sınıf bilinçli öncüsünün güçlü bir bağımsız Sınıf Partisi olarak birleştirilmesi yolunda çok önemli bir kazanım olabileceğini düşünüyoruz. Devrimcilerin, Komünistlerin kolektif aklı, kolektif bilinci ve kolektif eylemi örgütleme becerisi bu seçim hesaplaşması sürecinde yeniden sınanıp denenecektir. İdeolojik, politik ve örgütsel güvencelerimizin ışığında anlamlı ve ileri bir adım atılacaktır. Atılmak zorundadır. Böylelikle kitlelerin devrimci inisiyatiflerine, işçi sınıfına emekçi halklara inanmayan umutsuz, ufuksuz, burjuva ve küçükburjuva “sol” akımlara ders verilmiş de olacaktır.

Elbette böyle bir kampanyanın ortak olarak örgütlenmesini mutlaka başarması gerektiğini düşündüğümüz komünist ve komünizme yönelen güçlerin büyük bölümünün kendi örgütlerinin şahsında bu sorunun çözülmüş olduğunu savundukları, geriye kalanların büyük kısmının da bu sorunun yakın zamanda çözülemeyeceğine inandıkları gerçeğinden habersiz değiliz ve bu gerçeğe gözümüzü kapayarak hayallere kapılmıyoruz. Bu durumun geçici olduğuna ve sosyal pratikteki devrimci inisiyatif ve müdahalelerle aşılacağına inanıyoruz. Ancak temelsiz olduğunu herkesin bildiği söz konusu iddialardan vazgeçmeyi şart koşmayan ama Devrimci Hareketin bütününü her halükârda mutlaka ileriye sıçratacak böyle gerçek bir politik kampanyanın örgütlenmesinden kaçmak, söz konusu iddiaların temelsizliğini dosta düşmana bir kez daha kanıtlamaktan başka bir şeye hizmet etmeyen dar-grup çalışmalarıyla ya da etkisiz sözde kalan aktif boykot çağrılarıyla yetinmek veya en kötüsü temelde BDP’nin oy gücüne dayanan koltuk pazarlıklarına girişmek, pratikte inisiyatifi liberallere, liberal (EDP, DSİP, vb.) ve yarı-“ulusalcı” (SİP-T“K”P’si, ÖDP, Halkevleri, ve bunların izinden gidenler gibi) sözde “sosyalist” kuyrukçulara ve Kuruçeşme kalıntısı-ÖDP döküntüsü tasfiyeciliği meslek edinmiş sözde “üçüncü cephe”cilere (Sosyalist Koordinasyon, SDP, SP, DİP-G, vb.) bırakmak demektir. Gerçekten şimdiye kadar her zaman olmuş olan ve devrimci güçler inisiyatifi ellerine almadıkları sürece bu seçim hesaplaşmasında da da olacak olan budur. Oysa Marksizm bize ısrarla şunu öğretmektedir; “seçimler sırasında [oportünizme ve tasfiyeciliğe karşı] mücadele etmemek davayı çökertmektir!” (Lenin)

Sınıf pozisyonları nedeniyle kapitalist emperyalist düzen içi sözde “çözüm” beklentileri ve liberalizmin (sahte demokratizmin) tatlı sözleri için beslenen hayallerle ya da bir kez daha referandumda oluşan ÖDP-SİP-T“K”P’si-Halkevleri’nin başını çektiği yarı-ulusalcı cephenin peşinden sürüklenmekle, kitlelerin fiilî çıkışlarıyla sisteme geri adım attırmasına dayanan gerçek demokratizm arasında bocalayan, konum almakta zorlanan güçler (birincisinden esas olarak BDP’yi ve ikincisinden ise esas olarak EMEP’i kastettiğimiz açıktır) ise komünist ve devrimci-demokratik güçlerin böyle anlamlı ve doğru bir taktikle seçim arenasına çıkması durumumda nasıl bir tutum takınacaklarını şimdiden açıklamak ve sonuçlarının hesabını da zamanı geldiğinde ilerici, devrimci ve yurtsever kamuoyuna vermek zorunda kalacaktır.

Seçim gibi sınıfsal hesaplaşmalarda genel olarak bütün Devrimci güçlerin, daha öncelikli olarak da Komünist Devrimcilerin öncelikle kendi bağımsız ideolojik, politik, örgütsel güvencelerini pekiştirip sağlamaları esastır. Bu türden kendi kozalarını öremeyen grupların “Komünistlerin Birliği” lafzını telaffuz etmeye, vahiy geleneğiyle “Proletarya Partisi” kurma ya da çağrışımı yapmaya, ve de “Kürt ulusal hareketine yardım, vb.” argümanlarıyla burjuva demokrat BDP’ye tutunup eklenerek politika yaptığını savunmaya hakları yoktur.

İŞÇİ BİRLİĞİ KOLEKTİFİ 

156
0
0
Yorum Yaz