28 10 2010

MİZAHHABER 2007 YILLIĞI

MİZAHHABER 2007 YILLIĞI

2007 yılında mizah ve karikatür
dünyasında neler oldu?
 

* MİZAHHABER adlı mizah dünyasından anında haberler veren bu özgür ve bağımsız blog 1 Temmuz 2007 günü yayına geçti ve 31 Aralık 2007’de dopdolu, dinamik ve heyecanlı bir 6 ayı geride bıraktı. Bu yıl içinde haberler bölümüyle daha aktif hale gelen Karikatürcüler derneği sitesi, Erdoğan Karayel’in uluslararası bir çizgiye oturttuğu Don Quichotte sitesi, Akdağ Saydut’un Mizah ve Çizgi’si, İsmail Kar'ın Karcomic'i, Sevdakar Çelik’in Mizah ve Şiir’i, Raşit Yakalı’nın Karikatür Okulu blogu, Karikatürevi ve Karikanet ve daha adını sayamadığımız mizah dünyasından haberler veren pek çok blog ve siteyle yahoo’da yer alan Karikatürcüler grubu kişisel olmaktan çıktıkları ölçüde mizahımıza önemli iletişim katkıları sağladılar.

* 2007 yılı ülkemiz medyasında karikatür ve mizah açısından parlak bir yıl olmadı. 2000’li yılların başından beri karikatürü her geçen yıl biraz daha dışlayan günlük gazeteler bu yıl içersinde karikatüre ve karikatürcüye ayırdıkları yeri biraz daha azalttılar. Doğan grubunun gazetelerinden Posta tek çizeri olan Erdal Alay’ı, Radikal’de siyasi anlamdaki bantlarıyla tek muhalif çizeri diyebileceğimiz Emre Ulaş’ı 2007 yılı içersinde işten çıkarttılar. Mizahhaber’in 1 Temmuz 2007’de yayına geçtiği döneme denk gelen bu işten çıkarmalar ilk kez MİZAHHABER tarafından medyaya ve mizah dünyasına duyuruldu. Vatan Gazetesi de 2007’de birinci sayfa çizeri Birol Bayram’la yollarını ayırdı. Birol Bayram Akşam’da çizmeye başladı.

* 2007 yılı karikatürümüz açısından başka talihsizliği daha yaşadı. Sabah gazetesinde uzunca bir süredir AKP iktidarını öven karikatürler çizerek karikatürün “muhalif” doğasına aykırı işler yapan Salih Memecan’ın eşi Temmuz ayında yapılan seçimlerde AKP İstanbul milletvekili oldu. Eşinin AKP milletvekili olmasından sonra AKP’ye olan övgülerini, muhalefete olan sövgülerini daha da artıran Salih Memecan, elindeki büyük olanaklarla karikatür sanatı adına “kötü örnek” oluşturmayı sürdürüyor…İktidar gücünün nimetlerinden faydalanmak sadece Salih Memecan’la sınırlı kalmadı tabii ki… Bu yıl içinde kendilerini “İslamcı Mizah Dergisi” olarak tanımlayan aylık mizah dergisi Cafcaf’ta karikatürevi adlı sitede haberleriyle yer aldı ancak bu tanımlama mizah dünyasında yankı bulmadı. Dinle mizahın bir arada gitmeyeceğini uzun uzun anlatmanın gereksiz olduğunu düşünüyoruz, biliyoruz ki mizah dediğimiz güzellik her türlü bağnazlığa ve tutuculuğa karşı bir harekettir.

* Daha önce Leman’dan ayrılanların kurduğu Penguen dergisinin içinden ayrılan bir grup çizer, 5 Eylül 2007’de “Uykusuz” adlı mizah dergisini çıkarmaya başladı. Üzülerek söylemek gerekirse Uykusuz adlı bu derginin de epeydir kendini tekrar eden mizah dergiciliğine herhangi bir yenilik getirdiğini göremedik. Ancak bu tür ayrılmalarla dergi çıkaran arkadaşların zaten böyle bir dertleri olmadığını da biliyoruz. Bu densizliğimiz için kusurumuza bakmasınlar. Mizah dergileri epeyce bir süredir, tirajlarının Yaysat’tan bildirilmesine izin vermiyorlar. Bunun nedeni tirajların giderek düşmesi olsa gerek. Bir zamanlar Gırgır’ın ne kadar sattığını gururla kapağın altında yazdığı o yılları düşünecek olursak, şimdilerde gelinen tirajı saklama durumu mizahseverlere hiçte hoş gelmiyor…

* Başbakan Tayyip Erdoğan bugüne dek karikatürcülere karşı açtığı Musa Kart, Sefer Selvi, Penguen ve Leman davalarını kaybetmiş olsa da, yargıda başlayan büyük değişim ve tasfiye süreciyle, giderek tarafsızlığını yitirmeye başlayan yargının, yakın bir gelecekteki davalarda nasıl objektif davranacağı 2007 yılında ciddi bir soru işareti haline geldi. 2007 yılı içinde karikatür dünyasında iki dava daha dikkat çekti. İlki Kocaeli’nden geldi. “Özgür Kocaeli” adlı yerel gazetede çizdiği bir karikatür nedeniyle çizer Muhammet Şengöz hakkında AKP’li belediye başkanının açtığı davaydı bu. Diğer dava ise, ilk kez çizerlerin birbirlerine açtığı dava olarak “Karikatürcü karikatürcüyü mahkum ettirdi” başlığıyla haber oldu gazetelere. Trabzonlu çizer Adnan Taç’ın, bir başka Trabzonlu çizer Nizamettin Mollasalihoğlu hakkında açtığı davaydı bu. 2007 yılında yerel mizah yapmak AKP iktidarının yarattığı baskılar nedeniyle biraz daha zorlaştı. Elazığ’da yayınlanan “Dındik” isimli yerel mizah dergisinin başına gelenler ve validen gördüğü baskı Mizahhaber’de haber olarak yer aldı.

* Evvelki yıl Danimarkalı çizerlerin bilinçli olarak yarattıkları karikatür krizi bu yıl Norveçli bir çizerin gene planlı bir şekilde kavga çıkarmak için çizdikleriyle devam etse de, neyse ki daha önce ki kadar yaygın bir krize dönüşmedi.

* Tüyap Kitap Fuarı, Nisan ayında İzmir’de 2007 yılında 12. kez düzenlediği Tüyap Kitap Fuarının ilk iki gününü “Mizahçılar Buluşması” adıyla çeşitli söyleşi ve etkinliklere ayırıp, pek çok mizahçıyı bir araya getirerek mizaha verdiği değeri bir kez daha göstermiş oldu.

* 2007 yılında 27. Uluslararası Nasreddin Hoca karikatür yarışmasını Rusya’dan İgor Nikitin kazandı. 12. Nehar Tüblek karikatür Yarışmasının birincisi ise Muammer Olcay oldu. Karikatür yarışmalarında bazı benzer karikatürlerin ödül alması ve şartname kurallarına uyulmaması, karikatür yarışmalarına daha fazla çeki düzen verilmesi gerektiğini bu yıl bir kez daha gösterdi. Başta Don Quichotte ve Mizah Haber olmak üzere bu konular çizerler tarafından internet ortamında uzun süre tartışıldı.

* Mizah Üretenler Derneği, Bakırköy Belediyesi ve BASAD işbirliğiyle ilk kez geçen yıl verilen “MİZAH ÖDÜLLERİ”nin ikincisinde bu yıl karikatür dalında Mehmet Aslan, mizah yazarı dalında da Atilla Atalay ödül aldılar…

* 2007 yılında yitirdiğimiz karikatürcüler; 15 Temmuz’da Orhan Alev, 1 Kasım’da Metin Demirhan, 10 Kasım’da Ziya Ramoğlu ve son olarak da 20 Aralık’ta Savaş Dinçel oldu…Yitirdiğimiz bütün çizerleri mizahımıza, karikatürümüze kattıkları renk nedeniyle sevgiyle anıyoruz…

* Şubat ayı 29 çeken, 366 günlük 2008 yılının mizah açısından özel bir önemi olacak…2008 yılı mizahımızın piri Nasreddin Hoca’mızın 800. yaşına bastığı bir “Nasreddin Hoca” yılı olacak. Umarız 2008 Nasreddin Hoca yılı, bir mizah piri olan Nasreddin Hoca’mızın da mizah hocalığından alınıp camii hocalığına terfi ettirildiği bir yıl olmaz. Çünkü bu yolda emareler de alıyoruz epeydir. MİZAHHABER olarak 2007’ye dair sözlerimizi noktalarken NASREDDİN HOCA’NIN MİZAHÇI HOŞGÖRÜSÜYLE, 2008 YILININ MİZAH DÜNYASINA ÇOK DAHA ÖZEL GÜNLER GETİRMESİNİ DİLİYORUZ…

********************************************
 
FİLİZ GAZİ YAZDI
Av Mevsimi: Antropoloji ve Hayde

Senaryodaki aksaklıklar, atlanılan detaylar, takip edilen merakın sadece kafasını saklayabilmesi gibi hikâye kurma yeteneksizlikleri sevişmeye gelen çiftlerin bile fark edeceği dozdaydı.

 
İstanbul - BİA Haber Merkezi
07 Aralık 2010, Salı
 
 
 
 

Gönül Yarası'ndaki bir sahne hepimizin aklındadır: Aynur Doğan tarifle anlatılmaya cüret ettirmeyen sesi ile Dar Hejirokê'yı (İncir Ağacısın) söylerken Meltem Cumbul'un oynadığı Dünya karakteri "Abi bu türküye ağlamak için Kürtçe bilmek mi gerek?"demişti.

Aldığım Antropoloji eğitimi bir nasihat vermişti bana: "Evrensel sözcüğü arkasından gelebilecek algı, alışkanlık, yorum, tanım ve daha birçok tamlananı çöpe at." Bu replik ise istisnai örneğin ta kendisinin ezcümlesi. Eee, senaryo biraz da avcılık işi. Filmimizin adı da "Av Mevsimi".

Senarist için akılda kalması gereken sahnelerin ön hazırlığı hayatın ajitesini, cesaretini, plansızlığını, görünmek istenmeyen gerçekliğini gözlemlemek ve çoğu kez de hayal etmekten geçer.  Akılda Çiçek Abbas, Tosun Paşa, Davaro, Züğürt Ağa, Gönül Yarası ve üzerine Yavuz Turgul'un son filmi olan Av Mevsimi üzerine yazılan çizilenler... (Saydığım filmler Turgul'un senaryoluğunu yaptığı filmler) Geçirdim çapraz çantamı omzuma, düştüm sinema yoluna.

Filmin ilk yarısının "öyle ya da böyle" sürükleyici olduğunu söyleyebilirim. Canınız sıkılmıyor, gülüyorsunuz da. Film analizi yapıp, metinsel atölyeye çevirmeyeceğim bu satırları. Sadece ilgili ben mecrasından bir iki şey söyleyeceğim.

Karakterlerden Çömez (Okan Yalabık), Antropoloji Yüksek Lisans öğrencisi. Tez konusu "Seri Katiller". Deli lakaplı İdris (Cem Yılmaz) karakterinin dediği gibi "Bizim ülkede seri katil yok ki!" Tezin sorunsalı "Batıda seri katiller varken, Türkiye'de niye olmaması" gibi dâhiyane bir saçmalığın bir sosyal bilimi harcaması.

Türkiye'de Antropolog olmak demek "Ne log? Ne yapıyon yani? Haaa" gibi tepkiler ve peşisıra gelen espriler. Filmdeki İdris de bu görevi yerine getiriyor. Mesleksel sahiplenişe ara verip, etnik durumumla alakalı filme duyduğum yakınlığa geçeyim. Bir emekliye ayrılış kutlaması sahnesinde kullanılan kıymetli Kazım'ımızın "Hayde"si memleket şovenizmi zaafımı yakalamış gözükse de acemi bir profesyonellikle söyleyebilirim ki buradaki tek başarı teknik ekibin sesi enstrümansız gayet dinlenilesi yapması.

Eminim ki izleyince kulaklarımı çınlatacaksınız. Geriye kalan zorlama ve yapay duran eğlenme halleri. Cem Yılmaz'ın Lazca konuşması, annesi rolündeki kadının "E Asiye" türküsünü ufak ufak mırıldanmasına hoş diyeceğim o da benim depreşen yanımın kıyağı olsun ki bu sahnelerde oldukça sırıttıktı. Bu ve benzer sahneler senarist ve yönetmenin (bazen ayrı ayrı) avcılığını gösterdiği hünerli "hafıza" işgal silahları. Ama pek olmamış, darısı yapılacak yeni filmlere.

Gelelim filmimizin kusurdan öte ayıplarına. Senaryodaki aksaklıklar, atlanılan detaylar, takip edilen merakın sadece kafasını saklayabilmesi gibi hikâye kurma yeteneksizlikleri sevişmeye gelen çiftlerin bile fark edeceği dozdaydı. Hele nehirde bulunan kesik kolun, katilin av evinin dibinde olmasını filmin sonunda gördüğümüzde karanlık salonda "Hayde gidelum hayde, hayde gidelum hayde" bağırasınız gelebilir.

T.C. kimlik numarası ile anamızın kızlık soyadına bile ulaşılırken öldürülen genç kızın (üstelik yaşı büyültülerek) gene bu evin sahibiyle evli olması, cinayet masasının kayıtlarında bulunamayacak kadar ihmal edilmiş olay öncesi zincirlerden sadece biri ki bugünlerde tek bir kişinin cevvalliği ile devletler arası dedikoduları oturduğumuz yerden takip edebiliyoruz. (En azından bir kısmını)

Shakespeare'ın bir sözü ise filmin entelektüel takipçisine pek de zekice olmayan enstantaneyi yakalayabilmesi için dillendirilmiş. (Çömez, elindeki ceset kokusunu film boyunca gidermeye çalışır. Bir diyalogda söylediği Shakespeare'ın şu cümlesi "Cinayet yerin bütün toprağıyla örtülse yine kendini belli eder." ve tabii bilen için Leydi Macbeth karakterinin elindeki kan kokusunu bir türlü yok edememesi benzerliği kitap kurtları için yakalanması gereken yemdir.)

Film için sıkça söylenilen safkan polisiye, yok efendim bu türde ilk ciddiye alınacak film vb... gibi alkışlı yorumlar oldukça uzak bana. Kaldı ki film polisiye değil. Merak uyandırma gibi bir derdi de yok. Hoş merak uyandırmayan polisiye de olur. Başka kurgu marifetleri girer devreye.

Filmin başlangıcında gösterilen garip yer ormanlık içindeki bir nehir. Renk tonlaması hoş olmuş. Filmin geri kalanında bu ton kullanılmıyor sadece oraya has. Gerçi pek de sevmem hayatta karşılığı olmayan bu ton ayarlarını. Neyse sinemanın izafi estetiği diyelim, geçelim. Bu arada kesik elin bulunduğu bu nehir yanlış hatırlamıyorsam birkaç haftada hazırlanmış bir film platosu. Bu da sinemanın artistik patinajı, illa kapitalist endüstriye paralar saçma sanatsal bahanesi.

Filmin sonlarına doğru Yavuz Turgul'un dram alışkanlığı kendini göstermeye başlarken ilk akla gelebilecek türden bir insaniyet dersi verilmeye çalışılmış. Bu kısmı anlatmadan geçeyim. Tüm oyuncuların inişli çıkışlı rol kesme kabiliyetleri Cem Yılmaz'da tavan yapıyor.

Hatta çoğu sahnede Cem Yılmaz bildiğimiz Cem Yılmaz gibi. Hele o sahneeee!! Casting denilen şeyin önemi bu filmde daha da iyi anlaşılabiliyor. Şener Şen gibi bir oyuncu bile üzülerek söylemeliyim ki karaktere uzaklığının kurbanı oluyor. Hem lakabın Avcı olacak hem de aklın kıt olacak... Bu rolün kesilmesi mümkünsüz bence.

Neyse, anladığım şudur: Bir yönetmen için film türleri arasında dolaşmak oldukça riskli. Elzem değilse bulaşmamak lazım. (Araya sıkıştırmak gibi olmasın ama Fatih Akın'ın da politik film yapmaktan vazgeçmesini istediğim gibi) Mahsun'un filmini izlemedim ama ondan iyidir diyeyim. Hay Allah bir taşla üç kuş mu vurdum? Burada "KESSS". (FG/EÖ)

Not: Detaylara girmeme konusunda sık sık klavyenin delete tuşunu kullandım. Umarım iş görmüştür ve bu hassasiyet hâsılata engel olmayayım inceliğinden kesinlikle değil.

9
0
0
Yorum Yaz