12 03 2012

Murat Bardakçı -

Murat Bardakçı -  |  görsel 1
Osmanlı’da Seks

Murat Bardakçı - "Osmanlı'da Seks " oku http://www.birazoku.com/osmanlida-seks/

İNKILAP KİTABEVİ, Sosyal Tarih kategorisinde

Bu kitap, kütüphanelerin tozlu raflanndaki elyazmalarının sararmış sayfalarında yüzlerce seneden beri gizli kalmış ve unutulmuş yazıları günışığına çıkartıyor: Osmanlı cinsellik metinlerini…

‘Muzır’ yahut ‘müstehcen’ gibi kavramların olmadığı, cinsellik konusunda hemen herşeyin serbestçe yazıldığı bir dönemin örnekleri bunlar… Hepsi Türkçe ve hepsi de ilk defa yayınlanıyor.

Cinsel sağlıktan bahseden ve aşk tekniklerini anlatan ‘bahnameler, Nasreddin Hoca öykülerinin cinsellik temeline dayalı ilk versiyonları, 17. asır İstanbul hamamlannda olup bitenler, Osmanlı eşcinsel edebiyatı, cinselliği konu alan şarkı güfteleri ve eski İstanbul’un artık pek bilinmeyen özel hayatı… Hepsi, bu kitapta birarada.

Yüzyıllar öncesinden günümüze ulaşan ve dedelerimizin, büyük dedelerimizin, hattâ nesiller önceki atalarımızın okuyup zevk almış oldukları bu metinler Hintliler’in ‘Kama Sutra’sı düzeyinde bilimsel, Araplar’ın ‘Kokulu Bahçe’si kadar renklidir ve en önemlisi, bizim öykümüzdür.

BU KİTAPTA YAZILAN HER ŞEY, BİZİM ÖYKÜMÜZDÜR
Yüzlerce yıl boyunca itinayla saklanan, elden ele gizlice dolaşan, kulaktan kulağa fısıldanan metinler, bu kitapla ilk kez gün ışığına çıkıyor. Bunlar, kitaplıkların tozlu raflarında kalmış, elyazmalarının sararmış sayfalarında unutulmuş yazılar: Osmanlı cinsellik metinleri.
Öncelikle şunu belirtmem lâzım; Bu kitapta yer alan metinlerin hiçbiri bana ait değil. Bunları ben yazmadım, sadece bugüne kadar ele alınmayan cinsellikle ilgili Osmanlıca yazmaların bazı bölümlerini, bugünün diline çevirip naklettim.
Bunlar yüzlerce yıl önce söylenmiş, yazılmış, çizilmiş konulardı ve en önemlisi, hepsi “bizim” öykümüzdü. Ama günümüzde her nedense üzerlerinde pek durulmamış, incelenmemişlerdi.
Geçmişte, bugünün “muzır” kavramı yoktu. Uygunsuz kadınlarla erkekler yine işbaşındaydı ve hatta hem nüfusa göre oranları daha fazlaydı, hem de faaliyet sahaları daha genişti galiba. Kolluk kuvvetleri uygunsuzları o zaman da toplar, şehir dışına sürer, böylelikle mahallenin namusunun temizlenmesine çalışılırdı.
Ama günümüzde sık yaşanan bir şey, geçmişte pek bilinmezdi: Cinselliği yazan kaleme yasak yoktu. Hoşgörü, topluma daha fazla egemendi.
Siyaset uğruna nice başlar uçuran, din adına sıra sıra darağaçları dizen Osmanlı, gerçi iktidara karşı söz söyleyip başkaldıranı bağışlama m işti ama cinsellikten bahseden kaleme ses çıkartmamıştı. Bu serbestlik, “halk siyasetle uğraşmasın da ne yaparsa yapsın” düşüncesinden mi kaynaklanıyordu, yoksa başka bir sebepleri mi, bilmiyorum, fakat görünen o ki, geçmiş asırlarda günümüzden çok daha fazla bir serbestlik vardı.
Örneğin cinsel sağlıkla güç arttırıcı ilâçlardan, aşk teknikleriyle fizyolojik bilgilerden bahseden, “Bahname” denilen kitaplar… Hepsi, padişahından sıradan vatandaşına kadar, isteyen herkesin elinin altındaydı.
Veya bir Fazıl Bey… Türk Edebiyatında, onun kadar açık sözlü bir şair herhalde gelmemiş, hatla ondan sonra da çıkmamıştı.
Yahut bir Türk Galip… İmparatorluğun bir paşasıydı, bir yandan vilâyetler yönetip Babıali’ye idari raporlar yazarken, bir yandan da Anadolu’nun Kezban’ın, Himmet’inin çok özel ilişkilerini anlatmış, cinsel folkloru konu alan gazeller döktürmüştü.
Bu kitapta yer alan ve tamamı kitapların tozlu raflarında üzerlerinde akademik araştırmalar yapılmayı bekleyen yüzyıllar
öncesinin metinleri, okunduklarında cinsel tahrik yaratmalarının aksine bir mizah duygusu uyandıracak, tebessüm ettirecek, hatta kahkahalar yaratacak mahiyettedir. Üstelik bu metinler, Hintliler’in “Kama Sutra”sı veya Magrip’in “Kokulu Bahçe’si gibi, doğunun cinsellik klasikleriyle boy ölçüşebilecek zenginlikte bir cinsellik edebiyatına sahip olduğumuzu da kanıtlamaktadır.
Okuyucuyu dedelerimizin, büyük dedelerimizin, hatta nesiller önceki atalarımızın okuyup zevk aldığı cinsel metinlerle başbaşa bırakmadan önce, tekrar söyleyeyim: Kitapta yeralan metinler ve anlatılan olaylar, bazı çevrelere aykırı gelecek ve hiddetle karşılanacak bile olsalar, yüzyıllar öncesinden günümüze uzanan bir geleneğin halkalarıdır ve çok daha önemlisi, hepsi “bizim” öykümüzdür.

Murat Bardakçı Teşvikiye, 1992

İÇİNDEKİLER
YAZIN AVRADLARA, KIŞIN OĞLANLARA…….    9
BAHNAMELER: CİNSELLİĞİN İLMİ   …………   53
OSMANLI EŞCİNSEL METİNLERİ…………..   91
ŞARKILARDAKİ EROTİZM  ……………….153
YAYIN DÖNEMİ BAŞLARKEN……………..193
ESKİ İSTANBUL’UN NAMUSU  …………….229

“…Yaz olunca avradlara, kışın oğlanlara meylet ki, vücutça sağlam olasın. Zira oğlan teni sıcaktır, yazın iki sıcak bir araya gelirse vücudu bozar. Avrat teni ise soğuktur, kışın iki soğuk vücudu kurutur…”
“…Kız Softa yâni Ürgüplü İsmail Zalpaşa Medresesi’nde hemşehrisi Dağlı Hüseyin nâm pelTde (…) misafir olup, üçüncü gece o zalim dağlı herif hemşehri oğlancığa fiili livataya mübaşeret eyledikte (girişince) maslahatı begayet kebîr (çok büyük) olmakla Molla İsmail kanrevan bîhuş (….) oldukta (olunca), gaddar herif işini tamam görmüştür…”
“…Bil ki, avradların inzal alâmetleri (boşalma belirtileri) şunlardır ki, gözleri süzülür ve er yüzüne bakmaya utanır ve alnı terler ve göğsü titrer ve ere berk (sıkı) yapışır. Ve bil kim avrat ile erin inzali bir olursa, büyük lezzet bulurlar. Ve yine bil ki, avratla erin menileri birbirine karışacak olursa, aralarında muhabbet çok olur…”
“…Erkek hatunun üstüne çıka ve uyluklarını kaldıra. Tamam oynayıp memelerini sıka, sonra fercini sıkıp zekerini ovalayıp ikbâl geldikte zekerini ferci içine idhâl eyleye. Sonra, meni döke. Amma avrat üste çıksa, meni güç dökülür, safâsı az olur ve zeker İçinde meni kalır ve içinde kurur ve mesaneyi fâsid eder (bozar) ve mesanede emraz (hastalık) hâsıl olur…”
Bu ifadeler, günümüz yazarlarından birine ait olsa neler neler söylenirdi.
Şöyle bir tahmin etmeye çalışmak bile, insanı ürkütüyor.
Bütün bu örnekler, günümüzden çok önce, hem de yüzlerce yıl Önce yazılmış kitaplardan seçildi. “Muzır” veya “müstehcen” gibi kavramların olmadığı, cinsellik konusunda istenen her şeyin serbestçe yazıldığı bir dönemde, Osmanlı’nın da ilk zamanlarında, 16. ve 17. yüzyıllarda kaleme alınmış eserlerden alındı.
Cinsellik öğeleri Osmanlılar döneminde “edebiyat” denince akla gelen divan şiirinde, bunun nağme uzantısı olan ve günümüzde “Klasik Türk Musikisi” diye adlandırılan müzik türünde bestelenmiş söz eserlerinde, düzyazılarda, tarihî kaynaklarda ve minyatürlerde bir hayli boldur. Zaten cinsellik, Türk edebiyatının sadece Osmanlı döneminde değil, hemen her devresinde ve her biçimde kullanılmış; edebiyatımızın ilk örneklerinden olan tarihî destanlardan bilinen İlk Türk sözlüğü Divanı Lügatü’tTürk’e ve yine yüzyıllar öncesinin masallarından halk edebiyatının çeşitli formlarına kadar, zengin bir alana yayılmıştır.
Ancak iki konuyu, içerisinde cinsel unsurların geçtiği metinlerle sadece cinselliği konu alan eserleri birbiriyle karıştırmamak gerekir. Bizim için önemli olan bu ikincisi, yâni ileride muhteviyatlarının bir kısmını nakledeceğimiz bahnameler, dellâknâmeler, ve evlileri irşad kitapları gibi eserlerdir.
“Cima” ve “vuslat”
Cinsel metinlerde iki kelime sürekli olarak geçer: “Cima” ve “Vuslat”. İkisi de Arapçadır. İlki “cinsel birleşme”, öteki “kavuşma” anlamına gelir.
Ama “vuslat” sözüyle ifade edilen kavuşma, başka türlü bir kavuşmadır.
Arapça’nın en büyük sözlüklerinden Kamusu Okyanus’ta. kelimenin karşılığı olarak “Muhibbin mahbûbuna vâsıl olması” deniyor. Yani “sevenin sevdiğine ulaşması”. Kamus daha sonra, “…gerek afif ve ismet, gerek habis ve şenaat cihetiyle olsun…” diye yazıyor. Bugünün Türkçesiyle, “Seven sevdiğine iyi niyetle de gider, kötü niyetle de…”
“Vuslat” edebiyatın her türünde çok sık kullanılmıştır. Hangi anlamda kullanıldığı, yazanın niyetinin ne olduğu, cümlenin siyakından kolayca anlaşılır.
Cimânın ise, “cinsel birleşme” dışında mecazî hiçbir anlamı yoktur.
Osmanlı öncesi Türk edebiyatındaki cinsellik bahislerinde, cinsel ilişki teknikleri pek yazılmamıştır. Sözü edilen konular genellikle yaşanmış olaylar veya sevgilinin güzelliği, zerafeti, tahrik edişi, bazan da aşıklara verilen nasihatlerdir.
Destanlar döneminden başlayarak, 14, yüzyıl Anadolu Türkçesi’nin örneği olan şiirlere kadar, bu, böyle gider. Ancak ilk dönem Anadolu metinlerinde, artık Islamî öğretinin yorumlanmasıyla ortaya çıkan tasvirlerle karşılaşılır. Meselâ cennetteki huriler, Yazıcıoğlu’na göre, göbekten yukarısı güzel oğlan, aşağısı el değmemiş kızdır. İşıkla karışmış haldedirler. Kaşları, kirpikleri, saçları vardır ama vücudlarında başkaca kıl yoktur.

Cimân ın İyisi ve kötüsü

“Kabusnâme”, cimâyı konu olarak işleyen kaynakların en eskilerinden biri. 1082 yılında, Ziyaroğulları’ndan Emir Keykavus tarafından yazılmış Farsça ansiklopedik bir eser. İçerisinde ne ararsanız var. Hamamda yıkanma usullerinden at cinslerine, tarladan fazla ürün alma yollarından tüccarlığa kadar, günlük hayatta karşılaşılacak hemen her konuyu ele alıyor.
Kitabın “Cimâda fidelisi ve ziyanlısı hangisidir, onu beyân eder” yani “Cimâânın iyisi ve kötüsü hangisidir, onu anlatır” başlıklı 15. bölümünde, cinsellik konusu işleniyor.
Kabusnâme, 15. yüzyılın ilk yarısında Mercimek Ahmet tarafından Türkçe’ye çevrilmiş ve dönemin hükümdarı İkinci Murat’a sunulmuş.
Edebiyat bilgini Orhan Saik Gökyay tarafından yıllar Önce “Devlet Kitapları” serisinden yayınlanan Kabusnâme’nin sözkonusu 15. bölümü, bugünün diliyle şöyle:
“…Ey oğul şöyle bil ki, cima etmek dünyanın lezzetlerinden ulu bir lezzettir. Ama bunun lezzetine aldanıp çok meşgul olma ki, vücudunun temeli gedik almasın. Eğer kendini yenemezsen bari sevdiğinle cima et ki, sevgin zarar görmesin. Zira sevgi sıcak, cima soğuk bir harekettir. Şüphesiz ki soğuk, sıcağı bozar.
Arzunu sevdiğinle de yenemezsen, bari serhoşken cima etme. Zira cima sırasında zihinde bir tad meydana gelir. Eğer zihinde şarabın doğurduğu düşünceler varsa, kişi ne cima ettiğini bilir, ne de lezzetini alır. Ama çaresiz kalırsa mahmur olduğu sırada cima etmeli ki, zevkini anlasın. O da günde bir kere gerek. Kişinin, bulduğunca bunamaması gerek. Yani ele geçirdiğinde iş buymuş dememek gerek. Her ele geçirdiğinde cima etmek, havyanların işidir. Hayvanlar vakitli, vakitsiz nedir bilmezler. Ne zaman ellerine geçirseler, yaparlar. Demek ki insan olanın zamanı gözlemesi gerek. Böylece insanla hayvan arasında ne (ark olduğu bilinir ve “Bu insandır, bu hayvandır” denir.
Ve ondan sonra: Hizmetkârlar iki türlüdür. Yani karın ve cariyen. Meylin daima bunlardan birine olmasın, yoksa ikisinden biri sana düşman kesilir. Her ikisini beraber gözetirsen, hem karının hem de cariyenin hizmetinden iki kat zevk alırsın.
Cimânın çoğu zararlı olduğu gibi, azı da zararlıdır dedik. Herşeyin orta kararı hoştur. Sıcak günde, sıcak hamamda ve sert soğukta yapılan cima, özellikle yaşlılara büyük zarar verir. İlkbaharda cima çok hoştur ve her bünyeye uygundur. Çünki, ilkbahar ılımlı bir mevsimdir, ılımlı havada çeşmelerde ve pınarlarda su çok olur, âlemde hoşluk ve rahatlık artar. Büyük âlem böyle olup sular çoğalınca, küçük âlem olan bedenimizde kan fazlalaşır ve şehvet de çoğalır. Şehvet arttığında cima salâh olur, zarar vermez. Görmez misin ki damarda kan fazlalaştığında kan aldırmak nasıl faydalıdır? Damarlar boş olduğunda kan aldırmak nasıl zararlıysa, belde meni olmadığında yapılan cima neye yarar?
Ve eğer kan aldırmak istersen, çok sıcakta ve çok soğukta aldırma. Kan artarsa, sakinleştirmeye çalış. Uygun şaraplar ve yemekler ye. Miden tok olduğunda daha fazla yeme, usanınca da cima etme.
Yaz olunca avradlara meylet, kışın oğlanlara ki, vücutça sağlam olasın. Zira oğlan teni sıcaktır, yazın iki sıcak bir araya gelirse vücudu bozar. Avrat teni ise soğuktur, kışın iki soğuk vücudu kurutur…”

Bilmediğimiz
Nasreddin Hoca

Türk mizahının en eski örneklerinden sayılan Nasreddin Hoca öykülerinin yüzyıllar Öncesinden kalan ilk versiyonlarında, ana tema cinselliktir.
Nasreddin Hoca üzerine çalışan araştırmacılar, ilk dönem öykülerinde cinsellik konusunun ağır basmasını halk düşünce ve felsefesinin gerçekçi ve sınırlama konmamış bir ürünü olarak görüyorlar.
Böyle öykülerin kaydedildiği ve 16. yüzyıldan kaldığı sanılan elyazmalarından biri, Hollanda’nın Groningen Üniversitesi Kitaplığında (Cod. Gron. a g 8) saklanıyor. Yazmada bulunan 75 öyküden bir kısmı, cinsellikle ilgili.
Metin ilk kez, K.R.F. Burill tarafından bilimsel bir dergide, orijinal dili ve bugünün Türkçesi’ne uyarlamasıyla birlikte yayınlanmıştı (Archivum Ottomanicum, Tomus II, Anno 1970). Günümüzde de rahatça anlaşılabilecek bir dille yazılmış olan bu fıkraların bazılarını, çok küçük değişiklikler yaparak veriyoruz:
“…Nasreddin Hoca. bir gün Sivrihisar’da vaaz ederken demiş: “Müslümanlar, bu Sivrihisar’la Karahisar’ın havası birmiş”. Dinleyenler, “Neden?” demişler. Hoca, cevap vermiş: “Orada da s…..e t…..m beraberdi, gördüm ki burada da
beraber”.
Nasreddin Hoca, bir gün vaaz ederken demiş: “Müslümanlar, varın Tanrı’ya şükredin ki, g……ü alınlarınızda yapmamış. Eğer alınlarınızda olsaydı, hergün yüzünüze s……nız”.
Nasreddin Hoca bir gün minareyi göstererek “Şuna ne derler?” diye sormuş. Halk, “Şehrin s..i” demiş. Hoca demiş: “Ona uygun g…nüz var mı?”.

ALDATMAYA DAYALI BOŞANMA

Merhaba değerli misafirlerimiz;

  Ben 16 yıllık Özel Dedektif olarak firmamım internet sitesinin bu köşesinde sizleri hukuki konularda aydınlatmaya devam ediyorum. Türk medeni kanunu ve ilgili maddeleri hakkında sorularınızı bu sitedeki iletişim bölümündeki mail adresine yollayarak bana ulaştırabilirler sorularınız en kısa sürede tarafımdan yanıtlanarak sorularınızın cevabını bu köşede okuyabilirsiniz. Aklınıza gelen her konuda sorular sorabileceğinizi de hatırlatmak isterim. Her zaman farklı konuda sizlere yardımcı olarak yol göstereceğimi umut ediyorum. Ayrıntılı bilgi almak isteyen misafirlerimiz firmamızı arayarak bana ulaşabilir ve soruları için daha ayrıntılı cevap alabilirler. Bu yazımda sizlere günümüzde çok sık rastlanan aile hukukuna göre (4721 sayılı Türk Medeni Kanun) “BOŞANMA SEBEPLERİ” başlıklı konuya ilişkin kanun maddelerinden bahsedeceğim.

 BOŞANMA SEBEPLERİ

  4721 sayılı Türk medeni kanunun 161 - 162 - 163 - 164 - 165 - 166 sayılı maddelerinde açıkça belirtilen 6 adet boşanma sebebi vardır bu maddelerin başında 161. madde zinaya dayalı boşanmadan bahsetmektedir.

Madde. 161 ZİNA

  Zina sözcüğü köken olarak Arapçadan gelmektedir. Arapça isim kökenli olan bu sözcüğün Osmanlıca Türkçe sözlüklerinde yapılan tanımı, "kanunsuz çiftleşme" (sevişme cinsel ilişkiye girme) veya "nikâhsız çiftleşme" (dini ve resmi nikâh olmadan cinsel ilişki) şeklindedir. Türk Dil Kurumunun sözlüklerinde ise, "aralarında evlilik bağı olmayan kişiler arasında cinsel ilişki " olarak tanımlanmaktadır. Türk dili edebiyatında Bazı tanımlar ise daha hukukidir. Yasa dışı birleşme, yasal olmayan evlilik eylemi, evli bir erkek ya da kadının, eşinden başka biriyle kendi isteğiyle kurduğu cinsel ilişki şeklinde olan tanımlamalar, zina eyleminin daha çok hukuki yönünü ön plana çıkarır şekilde yapılmıştır.

  Türk Medeni Kanununun 161 maddesi zina (aldatma) olarak düzenlenmiştir. “Eşlerden biri zina ederse diğer eş boşanma davası açabilir. Zina eylemi eski Türk ceza kanununda suç olmaktan çıkarılmasına karşın 4721 sayılı Türk Medeni Kanunumuz zina eylemini boşanma nedeni olarak kabul etmiş, bu konuda yeni düzenlemeler getirmiştir.  Zina, evli bir erkeğin eşinden başka bir kadınla; evli bir bayanın eşinden başka bir erkekle cinsel ilişkide bulunması veya ilişkiye bulunmaya teşebbüs etmesidir.

  Başkasıyla samimi bir şekilde konuşmak, el ele gezmek, baş başa sakin bir ortamda gözlerden uzak bir yerde samimi davranışlarla bulunmak, yemek yiyip içme, cinsel ilişki dışında hareket ve zina olgusunu gerçekleştirmeyen davranışlar, sadakatsiz davranışlar olup zina nedeniyle boşanma nedeni olamaz. Ancak bu gibi hallerde sadakatsizliğe ve çekilmezliğe dayalı boşanma davası açılabilir.

  Zinanın her iki eş tarafından yapılması halinde de eşlerden biri zina nedeniyle boşanma davası açabilir. Zinanın boşanma nedeni olabilmesi için zina eden kadın ve erkeğin evli olması ön koşuldur. Bu konuda Medeni Kanunumuz kadın - erkek ayrımı gözetmemiştir.

  Eşler birliğin devamı müddetince birliğin mutluluğunu el birliği ile sağlamak, birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadır. Eşlerin evi terki, ayrı mesken edinme, gaiplik, ayrılık kararı gibi hallerde eşler fiilen bir arada yaşamasalar dahi, evlilik birliği hukuken sona ermedikçe sadakat görevini yerine getirecek, ihanetten, başkası ile cinsel ilişkiden kaçınmalıdırlar. Zinanın diğer bir koşulu aynı cinsten olmayan başka bir kişi ile cinsel ilişkide bulunmaktır. Erkeğin erkekle(fili livita), kadının kadınla (sevicilik) cinsel ilişkide bulunması zina nedeni oluşturmaz. Bir hayvanla cinsel ilişki bulunmakta zina değildir. Ancak bu tür ilişkiler haysiyetsiz hayat sürme veya müşterek hayatı çekilmez hale getirecek derecede birliğin sarsılması ile ilgili boşanma nedenleri olabilir. Eşlerden birinin sadece bir kez zinada bulunması diğer eşe zina nedeniyle boşanma davası veya ayrı yaşama davası açma hakkı verir.

  Yargıtay uygulamalarında cinsel ilişkiye teşebbüs ve sadakatsiz davranışları da zina kabul etmektedir. Kadının başka bir erkekle, erkeğin başka bir kadınla uygunsuz resim çektirmeleri, uygunsuz şekilde görülmeleri, bu şekilde yarı çıplak yakalanmaları, orman gibi ıssız yerlerde birlikte görülmeleri, araç içinde öpüşmeleri, yemek esnasında birbirlerini öpmeleri birbirlerinin saçını, yüzünü, elini, okşamaları sesiz ıssız yerlerde el ele tutuşarak sarmaş dolaş yürümeleri, aynı otelde aynı odada kalmaları da zina nedeni olarak kabul edilmektedir.

  Zinaya önceden muvafakat edilmesi hukuken geçersizdir. Eşlerin karşılıklı zinası da hukuken korunamaz, dava halinde boşanmaya hükmolunması gerekir. Zinanın boşanma nedeni olabilmesi için bir unsur da iradi olarak, bilerek, isteyerek yapılmasıdır. Eşlerden her birinin Kasıtlı olmayan, istem dışı, ilaç verilerek, şiddet ve korkutma ile bayıltılarak, uyuşturucu ve uyarıcı maddeler verilerek, zorla istem dışı birleşme cinsel ilişkide bulunan eş aleyhine yapılan eylemler iradi olmadığından, zina nedenine dayalı boşanma davası açılamaz. Ancak, bu iradi olmayan olaylar manevi cebir, korkutma, çok ciddi önlenemez, kusura dayanmayan bir nitelik arz etmeli, maldan ziyade hayat, ruh ve beden tamlığına yönelik olmalıdır. Zina nedeniyle boşanma dava hakkı iki halde ortadan kalkar:

1) Zina yapan eşin diğer eş tarafından affedilmesi veya zina ile ilgili şikayet süresinin geçirilmesidir. Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ile her halükarda zina eyleminin üzerinden 5 yıl geçmekle dava hakkı düşer. Affeden tarafın dava hakkı yoktur. Bu af olayının serbest irade ürünü olması eşin baskı, korkutma, aldatılma sonucu olmaması gerekir. Zinaya önceden onay vermek af değildir. Zina nedeniyle boşanma davasının açılabilmesi için ceza davasının varlığı ve mahkûmiyet koşul değildir. Kaldı ki zina eylemi suç olmaktan çıkarılmıştır. Zinanın tamamlanması gerekmez. Tam ve eksik kalkışma da boşanma nedenidir. Yargıtay uygulamalarında zina suçuna tam derecede ve eksik derecede kalkışma eylemleri kutsal aile bağlarına ihanet niteliğinde ve ahlak sınırları dışında hareketler olduğundan boşanma hukuku açısından zina için yeterli sayılmıştır.

2) Dava hakkını düşüren zina ile ilgili ikinci neden de,dava hakkı olan eşin zina olayına bilgi sahibi olduğu günden itibaren altı ay içinde boşanma davası açmaması ve zina olayının meydana geldiği tarihten itibaren beş sene geçmesine rağmen davanın açılmamış olmasıdır.

  Altı aylık sürenin başlangıç tarihi, dava hakkı olan eşin zina olayını boşanma sebebi öğrendiği gündür. Beş yıllık süre ise zinanın oluştuğu andan itibaren başlar.Bu süreler hak düşürücü süreler olup,hakim tarafından davanın her safhasında kendiliğinden nazara alınır.

  Burada gözden kaçırılmaması gereken husus, her yeni zina olayından sonra altı aylık bilgi sahibi olma ile ilgili zina nedeniyle boşanma dava hakkı ve beş yıllık hak düşürücü sürelerin yeniden işlemeye başlayacağıdır.

  Altı aylık süre hak düşürücü süre olduğundan hâkim tarafından kendiliğinden göz önünde tutulur. Onun için hâkim öncelikle davacının zinadan bilgi sahibi olduğu günü ve zina olayının hangi gün meydana geldiğini tanıklara sorarak altı aylık hak düşürücü sürenin geçip geçmediğini belirleyecektir. Tanık sözlerinden zinanın devam ettiğinin anlaşılması halinde hak düşürücü süre söz konusu olmayacaktır.

  Terke dayalı boşanma davası ile zina nedenine dayalı boşanma davasının birlikte açılması olanaklı değildir. Çünkü davacı terk nedenine dayalı davadan önce ihtar göndererek eşini eve davet etmekle eşinin o ana kadar bütün kusurlu davranışlarını affettiğinden artık terk nedenine dayalı davada zina ve diğer boşanma nedenlerini ileri süremez. Tabii ihtardan sonra da diğer eş zina eylemini sürdürüyorsa, her eylem yeni boşanma nedeni olduğundan davacı 6 aylık hak düşürücü süre içinde zinaya dayalı yeni bir boşanma davası açabilir. Hâkim iki tarafın iddia ve müdafaaları ile bağlı olup ondan fazlasına veya başka bir şeye hükmedemez. Hâkim iki tarafın şeyi veya iddia sebeplerini resen dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek hallerde dahi bulunamaz. Zina olgusu tanık her türlü delille kanıtlanabilir. Kocanın iş için uzun süre evden ayrılmasına, başka ilde veya ülkede çalışmasına rağmen kadının hamile olması, ilişkiyle ilgili fotoğraflar, ilişkiyi açıklayan ve doğrulayan mektuplar, ilişkiye girilen otelin kimlik bildirim bilgileri İspat kolaylığı sağlayan delillerdir. Yine zina davalarında ispat yükü, TMK.’nun 6’ncı maddesi gereğince davacıya aittir. Davacının ceza davasında şikâyetten vazgeçmesi ayrıca ve açıkça hukuk davasından vazgeçildiğinde kapsamıyorsa zina davası açılmasına engel değildir. Zina sebebi mutlaka kesin delillerle ve gerçek tanık beyanları ile kanıtlanmalıdır. Bu konudaki taraf ikrarı da hâkimi bağlamaz davanın reddi gerekir.

Saygılarımla...

Bilal KARTAL

1561
0
0
Yorum Yaz