30 01 2011

"Örgütlü" Tahammülsüzlüğün "Muhteşem" Mücadelesi 1

"Örgütlü" Tahammülsüzlüğün "Muhteşem" Mücadelesi

Başbakan yardımcısı Arınç'ın "gereğini yapacağız" demesinden sonra SP'liler Show TV'ye yürüdü; kanalı tehdit etti. Alperenler türbedeydi. MHP'liler de dizinin kaldırılmasını istedi. Dizinin danışmanı ve senaristi tepkilere anlam veremiyor.

İstanbul - BİA Haber Merkezi

10 Ocak 2011, Pazartesi

Kanuni Sultan Süleyman dönemi üzerine kurulan televizyon dizisi "Muhteşem Yüzyıl", TRT, Anadolu Ajansı ve Radyo Televizyon Üst Kurulu'ndan (RTÜK) sorumlu başbakan yardımcısı Bülent Arınç'ın ardından milliyetçi ve İslamcı partilerin de hedefi oldu.

Saadet Partisi ve Anadolu Gençlik Derneği üyesi bir grup mehteran eşliğinde Show TV'ye yürüdü.Göstericiler bilboard ve reklam panolarınındaki dizi afişlerini yırttı; tekbir getirerek "Hükümet uyuma tarihine sahip çık","Osmanlı’ya uzanan eller kırılsın" sloganları attı.

Grup ayrıca "RTÜK uyuma, rezalete son ver","Davamız kuru bir cihangirlik davası değildir, davamız bilakis İslam davasıdır", "Bizansın çocukları, Osmanlı’dan rahatsız", "Ya sev ya sövme", "Kanunlar Kanuni’yi koruyamadı" şeklinde dövizler açtı.

Alperen Ocakları İstanbul İl Başkanlığı'na bağlı bir grup da protesto için Kanuni Sultan Süleyman'ın Süleymaniye Camisi bahçesindeki türbesi önünde toplanarak bir süre tekbir getirdi.

RTÜK: Olağanüstü şikayet var

RTÜK Başkanı Davut Dursun “2009 ve 2010 yılında gelen toplam seyirci şikâyetlerinin ortalaması 65 - 70 bindir. Bu diziyle ilgili gelen şikâyet sayısı şimdiye kadar çok az karşılaştığımız bir durum. 6 Ocak akşamına kadar gelen toplam şikâyetin yüzde 93’ü diziyle ilgili" dedi. "Uzmanlar yayın ilkelerine uygun olup olmadığı yönünden denetliyor. İhlal tespit edilirse müeyyide uygulanır.”

MHP: Ecdadımız korunsun

MHP grup başkanvekili Oktay Vural, "Bu dizinin bu şekilde tarihimiz, ecdadımız hakkında farklı kanaatler uyandırması konusunda umarım gerekli adımlar atılır" dedi.

MHP milletvekili Alim Işık da  "Kanal kendisi yapmıyorsa, RTÜK tarihimize küfreden bu diziyi derhal yayından kaldırmalı" dedi.

Arınç: Dilim varmıyor...

Arınç, Meclis'te yaptığı açıklamada ''Kanuni Sultan Süleyman gibi bütün dünyada ve Osmanlı döneminde büyüklüğü bilinen ve 'Muhteşem Süleyman' olarak tanıtılan bir insanın harem, içki düşkünü, hatta bazı sahnelerinde söylemeye dilim varmayan bir ilişki içerisinde göstermeye matuf..." demişti.

"Kamuoyunun tepkilerini dikkate alarak televizyonun bunu kendiliğinden kaldırması belki düşünülebilir. Sadece Atatürk ile ilgili hatırasına alenen hakareti suç sayan bir kanun yürürlüktedir. Ancak gönlümüzden geçen, aklımızdan düşünebildiğimiz, tarihimizin önemli şahsiyetlerini olduğundan başka türlü görerek küçültmeye, aşağılamaya çalışan ne olursa olsun karşılığını bulmalıdır.''

Okay: Polen yoluyla olmadığına göre...

Dizinin tarih danışmanlığını yapan Marmara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Erhan Afyoncu, gösterilen tepkilere bir anlam veremediğini söyledi.

Senaryo yazarı Meral Okay da “Biz okullarda gösterilecek bir belgesel çekmiyoruz. Padişahın çocukları da polen yoluyla dünyaya gelmediğine, onun bir cinsel hayatı haremi, ve ailesi olduğuna göre biz de televizyon kuralları içerisinde kurmaca bir dizi çekerken tarihi gerçekler ve karakterlerden ilham alıyoruz” dedi. (EÜ/EÖ)

 

Cumhuriyet 15.01.2011

Muhteşem Yüzyılda Fırtına Koparmak

SADIK ÇELİK

Bir romanın mutlak zenginliğinden, bir heykelin mutlak güzelliğinden veya bir dizinin mutlak başarısından söz edemeyiz. Beğeniler ya da memnuniyetsizlikler özneldir ve başkalarıyla farklılık gösterebilir. Bunu ifade etmek hiç şüphesiz ki ifade özgürlüğü kapsamına giren demokratik bir haktır. Ancak ifade özgürlüğünün sınırı başkalarının özgürlük alanına girme noktasında biter; bitmelidir. Eğer böyle olmuyor da söz konusu eser ortadan kaldırılmaya, eser sahibi susturulmaya çalışılıyor ya da buna benzer türlü yasaklamalara gidiliyorsa bunun adına demokrasi denemez artık…

Konumuz son günlerde gündeme oturan malum televizyon dizisi; Muhteşem Yüzyıl. Kanuni dönemini, bir başka deyişle Muhteşem Süleyman’ı kendine has bir bakış açısıyla konu edinen, tarihsel karakterlerden ilham alınarak oluşturulan bir “kurgu” üzerinden çekilen, belgesel niteliği taşımayan dizi, halkın örf ve âdetlerine yapılan bir saldırı, toplumun ahlak yapısını dinamitleyen bir “rezalet”, tarihimize edilen bir hakaret ve tarihsel bellekte yer edinmiş önemli şahsiyetleri küçültme hareketi olarak nitelendirilip yerden yere vurulmak ve şimdilik RTÜK’ün uyarı cezasına malik olmak suretiyle, Trabzon Belediyesi Gençlik Meclisi ya da Alperen Ocakları gibi çok çeşitli kişi ve toplulukların tepkisini toplamaktadır. RTÜK’e geçen yıl 9 ayda toplam 64 bin bildirim yapılırken, tartışmalara yol açan “Muhteşem Yüzyıl” dizisi için 25 günde 75 bin şikâyet geldi. Ayrıca bazı siyasi parti üyeleri dizinin yayımlandığı TV kanalının önünde mehter takımıyla birlikte protesto gösterileri de düzenledi.

İnsanlar eğer tepkilerini demokratik yollarla dile getirmekle kalmayıp beğenmediklerinin sesini kısmaya, onları ortadan kaldırmaya, bu yönde tehditler savurmaya kalkışıyorlarsa işte orada terazinin dengesi bozulur. Demokrasi havada kalır, başka şeyler ağır basar…

Sanata muhteşem bakış

Hemen her sene ortaya çıkan heykel tartışmalarına bir yenisi daha eklendi. Başbakan Kars’ta, Ermenistan sınırına yakın bir yerde, dünyaca ünlü heykeltıraşlarımızdan Mehmet Aksoy tarafından 2009 yılında yapımına başlanan, henüz tamamlanmamış durumdaki ve iki halkın kardeşliğini vurgulayan bir anıt hakkında; Hasan Harakani’nin türbesinin yanına bir ucube koymuşlar” dedi. Arkasından da; “Konuyla ilgili Belediye Başkanımız görevini süratle yerine getirecektir! Bir daha geldiğimde bu heykeli burada görmeyeceğim inşallah” şeklinde konuşarak Belediye Başkanı’na gerekli talimatı(!) verdi. Kültür ve Turizm Bakanı durumu tevile çalışarak Başbakan’ın, “ucube” ifadesini heykel için kullanmadığını söylediyse de Erdoğan, inkâr yoluna başvurmayarak sözünün arkasında durdu. “Ucubeyi heykel için söyledim” diyen Başbakan böylece Günay’ı da, gıyabında Kültür ve Turizm Bakanlığı’nı da yalanlamış oldu. (Bundan sonra Kültür ve Turizm Bakanı’nın ne yapacağı, duruma nasıl bir açıklama getireceği, görevine ne şekilde devam edeceği de ayrı bir merak konusu.) Heykel, biçimi, büyüklüğü ve yapıldığı yer bakımından herkesin hoşuna gitmeyebilir. Beğenmeyenlerin beğenmemek için haklı gerekçelere sahip olduğunu da kabul edebiliriz. Ancak beğenmediğini sindirmeye veya hoşuna gitmeyen görüntü ya da sesleri ortadan kaldırmaya çalışmak neresinden bakarsak bakalım yine demokrasi değildir.

Alkolün başına gelen muhteşem yasak

Geçen hafta Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu, tütün ve alkollü içkilerin satışına ilişkin, hem Türkiye’de hem de dünyada yankı uyandıran bir yönetmelik yayımladı. Alkollü içki satışıyla ilgili yeni düzenlemeyle beraber 24 yaşın altındaki insanların yer aldıkları etkinliklerin gerçekleştiği mekânlarda alkollü içki ikram edilemeyecek ve satılamayacak. 18 yaşında evlenilebilen, 25 yaşında milletvekili olunabilen, hatta son düzenlemelerle birlikte silah taşıma yaşının 18’e düştüğü ülkemizde -hangi anlayışla yapıldığı aslında bilinen birtakım yasaklar üzerinden- 24 yaşındaki insanların içki ikram edilen mekânlara giremeyecek olması düşündürücü; düşündürücü olmanın da ötesinde hayatlarında ağzına alkol sürmemiş olanlar tarafından yapılan düzenlemelerle getirilmesi anlaşılır bir dayatmadır. Alt alta sıralanan onca gerekçeye rağmen aslolan özel yaşama müdahaledir... Keşke Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün’ün söylediği gibi olsa; “Devlet günahla değil, suçla mücadele eder”; etse keşke… Aynı yönetmelik büyük bir hassasiyet ve titizlikle yasaklamalarına rağmen kolonya ve pansuman alkolünün eczanede satışıyla devam ediyor. Yeni düzenlemeyle birlikte eczane ve perakende satış noktalarında, kolonya ve pansuman pamuğu satabilmek için de alkollü içki satış ruhsatı gerekiyor. Ve yasaklar listesi bu şekilde uzayıp gidiyor. Söz konusu yönetmeliğe, içkiye karşı olmayan herkesle birlikte turizm sektöründen de tepkiler yağıyor. Turizmciler kararı “turizmin katli” olarak yorumluyor. Katledilen sadece turizm de değil üstelik…

Ucu kişisel hak ve özgürlüklere dokunan, farklı yaşam biçimlerine müdahale eden, belirli bir yaşam biçimini kabul ettirme girişimi olarak görülebilecek yasaklar bizi demokrasiden çok uzak ülkelere sürükler.

sadik.celik@keyveni.com.tr

Sema Karabıyık
skarabiyik@yenisafak.com.tr

23 Ocak 2011 Pazar

Dizilerden tarih öğrenilmez!

Muhteşem Yüzyıl'ın ikinci bölümünün yayınlanacağı gün RTÜK Kanuni kararını açıkladı: Yayınların toplumun millî ve manevî değerlerine aykırı olmaması"na ilişkin (e) bendinin, tarihe mal olmuş bir şahsiyetin mahremiyeti konusunda gerekli hassasiyet gösterilmediği gerekçesiyle uyarıldı kanal. Toplumun bir kısmı tarafından hayat tarzına müdahale olarak algılanan milli, manevi, mahremiyet, hassasiyet kelimeleri aynı cümlede yer aldı bu uyarı ile.

RTÜK kararını açıkladıktan sonra mı yoksa çığ gibi büyüyen tepkilerin etkisiyle mi bilmiyorum, kanal tarafından oto sansür uygulanmış; on iki dakikası makaslanmıştı ikinci bölümün. On iki dakika makaslanmasaydı ne seyrettirilecekti izleyiciye? Tamamı özel hayat, tamamı hassasiyet gösterilmeyen mahrem hayat. Özel hayata saygı tantanalarının bolca yapıldığı günümüzde; Kanuni Sultan Süleyman gibi itibarı yüksek, onurlu bir padişahı tamamen Harem penceresinden dikizlemek aslında karşı çıkılan!

Kanuni ile aynı dönemde yaşayan, The Tudors adıyla İngiltere'de yayınlanan Henry Tudor örneği veriliyor sıkça bu vesileyle. İtibarı yerlerde sürünen Tudor'a bahsi geçen dizi ile itibar kazandırılırken; aynı yöntemi Kanuni'ye uyguladığınızda Kanuni'nin itibarını yerle bir edersiniz. Yakın tarih, haklarında bir sürü kitap yazılmış Kennedy'lerin özel hayatını anlatan dizi, Amerika'da ekran yüzü göremiyorsa; Amerika'yı referans göstererek özgürlük talep edenlerin durup düşünmeleri gerekiyor.

Seyircinin halvet merakı yeni değil. Aşk-ı Memnu'da yasak halvet üzerine inşa edilen her bölüm aynı iştahla seyrediliyordu.

'Bu bir dizidir, gerçek değildir, tarihten esinlenmedir' savunusunu mantığım kabul etmiyor. Gazete sayfalarında sıkça rastladığımız muhteşem hataların hiçbirisi bilinçsiz yapılan hata değil! Dizi formülüne uyması için bile isteye yapılmış değişiklikler. Maddi hata denilen çarpıtmalarda oldukça yüksek bir bilinç söz konusu. 2,5 yıldır proje üzerinde çalışan, kaynak tarayan senarist Meral Okay da farkında maddi hata dediğimiz muhteşem yanlışların. İçinde çay olan bir sahne yazdığı zaman, tarihçi danışmanlar tarafından uyarılıyorsa hata yapmak kolay değil! Muhteşem hatalar konusunda uyardığında tarihçi danışmanlar kim bilir kaç defa duydu 'bu bir dizi' cümlesini. Dizi gerçekliği tarihi gerçekliğe tercih ediliyor Muhteşem Yüzyıl'da.

İsmi Kanuni Sultan Süleyman olan birisi nasıl hayali bir karakter olabilir ki! İsimleri değiştirip, prototip bir padişah karakteri yazdığınızda ancak itiraz edebilirsiniz bu hayali bir kahraman diye. Karakterin gerçek, anlatılanların hayali olması mümkün mü?

İnsani özellik denilen şey yatak sahnelerinden çok daha fazlası değil mi? Öyle olsa idi porno filmlerin insani filmler kategorisinin zirvesinde yer alması gerekirdi.

Sanattır her şey mubahtır anlayışına gelince. Önce şu konuda anlaşalım TV sanat icra edilen bir yer midir yoksa ticarethane midir? Senarist, yönetmen, oyuncu bilumum insana sorun; TV'nin ve dizilerin sanat icra etmeye uygun bir yer olmadığını, eğlencelik olduğunu, sanatın yerinin sinema olduğunu söylerler. Ve eklerler sinemada sanatımı icra edebilmek için TV'de para kazanmak zorundayım. Sanatçı sinemada özgürlük sınırlarını dilediği gibi genişletebilir, istediği şekilde icra edebilir sanatını. Ama TV'de değil! TV'nin sınırları olmak zorunda. TV'nin ticarethane olduğu konusunda mutabıksak eğer; tarih üzerine fantezi üreterek, ahlaki değerleri yerle bir ederek para kazanmaya çalışmak ne kadar mubah?

Osmanlı'da Harem olması söylediklerimi değiştirmiyor. Harem hakkında bilgi sahibi olunmadığı bir gerçek. Harem hakkında ilk kalem oynatanların Harem'e alınmayan Batılılar olduğu da bir gerçek. Ekranda bize seyrettirilenlerin Batı'dan ihraç düşünce tarzı olduğu, Batı tarafından üretildiği de bir gerçek. Yaratıcı, farklı bir düşünce, bakış açısı değil; tersine fazla demode, fazla klişe bir yaklaşım söz konusu.

Mesela Fransa Kralı 14. Louis'in günün belli bir zamanını lazımlığında oturarak geçirdiği, devlet işlerini de buradan yürüttüğü bilinir. Ama medeniyetin beşiği olduğunu iddia eden Fransızlar; 14. Louis'i anlatırken bütün tarihi gerçekliğine rağmen lazımlık üzerinde oturan bir kral portresi çizmez. Medeni algısını bozmamak için yapmaz bunu.

Dizilerden tarih öğrenilmez. Ama Kanuni dediğin zaman seyircinin dikkatini çeker, seyreder ve otomatikman tarih algısı zedelenmeye, değişmeye başlar.

Kötü dizi izleyicisi ile iyi dizi izleyicisinin ortak noktası; her gördüğüne inanması.

'Bu dizi herkesin ağzını açık bırakacak. Kostümler, mekânlar o kadar inandırıcı ki bugüne kadar ekrana getirilmiş en gerçekçi dönem projesi olacak' diye röportaj veren de dizide oynayan oyunculardan birisiydi.

Diziler kurgu ise bütün dizilere aynı muameleyi yapalım. Bazı dizilerin karakterlerini gerçekmiş gibi kabul ederken; tarihi gerçekliği olan Kanuni'yi nasıl sanal görebiliriz ki! Bazı dizilerin senaryolarına haber bülteni muamelesi yaparken; gerçekte yaşanan olayların intikamı sinematografik olarak alınırken hem de.

Kim bilir Muhteşem Yüzyıl'ın şöyle bir yararı olur belki ve diziler vasıtasıyla 'öğretmek' ve 'öğrenmek' amacından vazgeçilir. Asli görevine hikaye anlatmaya geri dönüş yapılır dizilerde. Dizilerin öğretici bir misyonu olmamalı zaten. Yakın tarih için de geçerli bu söylediğim, uzak tarih için de.

Kanuni Sultan Süleyman bir anda köşelerde, internet sitelerinde, çoluk çocuğun dilinde Sülüman oldu, fazlaca hoppa bulundu. Yapılmak istenen buysa hedefe çok erken ulaşıldı, tebrik ederim. Diziyi eleştirmek için yapılan haberlerde kullanılan dilin; diziye değil, Kanuni Sultan Süleyman'a zarar verdiğini hatırlatmayı da borç addederim.

Yeni şafak; 2011-01-23

Muhteşem Yüzyıl gibi diziler yapılsın

T24 - Habertürk gazetesi yazarı Murat Bardakçı, bazı sahnelerinin çokça tartışılan Muhteşem Yüzyıl dizisini köşesine taşıdı. Bardakçı, "Muhteşem Yüzyıl’ı gayet beğendim! Durdurulmasını bir tarafa bırakın, devamından ve diğer kanalların da benzer diziler yapmasından yanayım" diyerek destek verdi.

Murat Bardakçı'nın Habertürk gazetesinde "Muhteşem Yüzyıl" başlığıyla yayımlanan (10 Ocak 2010) yazısı şöyle:


Muhteşem Yüzyıl

Cezaevlerinden tahliyeleri, İmralı’dan yollanan mesajları, üniversitede porno film çekilmesi tartışmalarını vesaireyi bir tarafa bıraktık; birkaç günden buyana “Muhteşem Yüzyıl” dizisini ve dolayısı ile Kanunî Süleyman’ın özel hayatını konuşmaya başladık.

İşin tuhaf tarafı, tartışmaların dizinin yayınından önce başlamasıydı. Herzamanki telâşımız depreşmiş, dizinin nasıl olduğu, Kanunî’nin ne şekilde gösterildiği, içki içip içmediği yahut başka özel meraklarının bulunup bulunmadığı konularında önüne gelen hemen herkes, diziyi seyretmeden önce fikir beyan etmiş, görmedikleri ve bilmedikleri çekimler hakkında ahkâm kesmişlerdi.

Dizinin yayına girmesinden günler önce bana da dünya kadar e-mail gelmeye başladı. Bazı okuyucular “Muhteşem Yüzyıl konusunda ne düşündüğümü” soruyor ama neredeyse tamamı “Bu dizinin durdurulması için birşeyler yapın” diyordu.

Medyum olmadığım ve telepatiden de pek anlamadığım için görmediğim, seyretmediğim bir dizi yahut okumadığım bir kitap konusunda peşinen hüküm vermem diye birşey sözkonusu değildi. Dolayısı ile dizi hakkındaki fikrimi, ilk bölümünü izledikten sonra şimdi yazıyorum:

Kısaca söyleyeyim: Muhteşem Yüzyıl’ı gayet beğendim! Durdurulmasını bir tarafa bırakın, devamından ve diğer kanalların da benzer diziler yapmasından yanayım...

Öğrencinin sevmediği derslerin başında gelen tarihin güler yüzlü ve sevimli bir hâl alması, bu sayede ilgi odağı hâline gelmesi ve daha da önemlisi artık tabu olmaktan çıkması için gazetelerde ve TV’lerde senelerden buyana yazıp konuşan bir kişi olarak başka türlü düşünmem zaten imkânsızdır!

Kaldı ki, Muhteşem Yüzyıl’ın akademik danışmanlığını klasik dönem Osmanlı Tarihi’nin önde gelen uzmanlarından olan dostum Dr. Erhan Afyoncu yapmıştır, dizide konu edilen tarihî olaylar doğrudur. Senaryo ve sinema tekniği, konuları abartıp olduklarından daha hafif şekilde ortaya koymuş olabilirler ama Muhteşem Yüzyıl bir “belgesel” değil, “dizi”dir ve abartılar, gerçeklerin değişmemesi şartıyla normaldir.

Kanunî Sultan Süleyman dizide kadınlara düşkün bir kişi olarak gösterilmişmiş, harem kadın kaynıyormuş, bu kadınlar birbirleriyle didişiyorlarmış ve bütün bunlar Kanunî gibi mübarek bir zâta uygun görüntüler değilmiş, vesaire, vesaire...

Ayrıntılara girmeden kısaca söyleyeyim: Harem bir hakikattir ve Kanunî’nin hanımlarından bugün sadece üçü bilinmektedir: Mâhidevrân, Hurrem ve Gülfem... Hükümdarın kaydedilmiş çocuklarının sayısı ise, dokuzdur! Hurrem’den altı ve Mâhidevrân’dan bir çocuğu olmuş, Gülfem ise hükümdara evlâd verememiştir. Diğer iki çocuğunun annesi meçhuldür, yani haremdeki cariyelerden biri yahut ikisidir ve daha da önemlisi, Kanunî Sultan Süleyman iki oğlunu, hattâ torunlarını bile idam ettirmiş tek hükümdardır.

Unutmayalım: Bazı padişahların isimleri tarihin sahifelerine altın harflerle hakkedilmiştir ama bu hükümdarların hepsi sizler ve bizler gibi etten-kemikten birer insandır. Hiçbiri peygamber yahut evliya mertebesinde değildir, başarılarının yanısıra onların da her insan gibi zaafları vardır, sevap da işlemişler ama hata da yapmışlardır ve bunun böyle olması son derece normaldir!

Muhteşem Yüzyıl’ı seyretmeden yorum yapanlar, kasten seyretmeyenler yahut seyrederken duydukları hiddet yüzünden konuyu ve ayrıntıları anlayamayanlar: Tarihe mistik, ideolojik yahut dinî açılardan yaklaşmayı bırakın, peşin fikirlerinizi de biriki saatliğine bir tarafa koyun ve oturup seyredin. Orada anlatılanlara ve söylenenlere yine de inanmadığınız takdirde bir zahmet kaynak kitaplara müracaat edip okuyun, ortada gerçekdışı birşey olmadığını göreceksiniz.

Ve en önemlisi: Sözkonusu mesele dinî yahut ilâhî bir konu değil, dünyevî hadiselerin teşkil ettiği “tarihtir”. İyi yahut kötü tarafı ile “bizim” tarihimizdir ve tarih ideoloji ile, inançla yahut saplantı ile değil, Erhan’ın yaptığı gibi belge, kaynak ve kayıt kullanılarak yazılır.

 

***************************************************************

 

PANO

DENİZ KAVUKÇUOĞLU

‘Muhteşem Yüzyıl’

Osmanlı’nın “muhteşem yüzyılı” dendiğinde ilk akla gelen hiç kuşku yok ki babası Yavuz Sultan Selim’in ölümü üzerine 1520 yılında tahta çıkan ve Osmanlı Devleti’ni tam 46 yıl yöneten Kanuni Sultan Süleyman’dır. (27 Nisan 1495 – 6 Eylül 1566). Son günlerde İslamcı-Osmanlıcı köşe yazarlarının öfke ve nefret kustukları, tarihçilerin ekranlarda söylemediklerini bırakmadıkları, kışkırtılmış kalabalıkların mehteran imitasyonlarını da yanlarına katarak sokaklara dökülüp afişlerini yırttıkları aynı başlıklı televizyon dizisi de Batılıların deyişiyle Muhteşem Süleyman’ı konu ediyor.

İslamcı-Osmanlıcılarda Osman Gazi’den Vahdettin’e kadar Osmanlı’nın her yaptığını kutsamak gibi bir gelenek var ya, önlerine kutsallarına aykırı bir şeyler çıktığında/çıkarıldığında deliye dönüyorlar, şirazeden çıkıyorlar. Örneğin, şarap içen bir padişah bunların akıllarını darmadağın, bildiklerini ters yüz ediyor; Müslüman bir padişahın şarap içemeyeceğini bellemişler bir kere, aksini düşünemiyorlar. Oysa birçok Osmanlı padişahının bizim bağnaz Osmanlıcılarımızın tersine mey erbabı oldukları biliniyor.

***

Bir de padişahların “harem hayatı”na takmışlar, insanları inandıracaklarını gözleri kesse, “Yok, yahu, harem marem diye bir şey yoktu Osmanlı’da!” diyecekler, ama diyemiyorlar. Harem’in Osmanlı padişahlarının saraydaki “evi” olduğunu, poligaminin/çokeşliliğin o dönemlerde salt Osmanlı Sarayı’nda değil, dünyanın birçok yerinde kabul edilen bir ilişki biçimi olduğunu bilmezden, görmezden geliyorlar.

Dizinin ilk bölümündeki harem sahneleri bunların tepelerinin tasını attırmış. Görüntülerden “rencide” olmuşlar, izledikleri hareketli fotoğrafları akıllarındaki, görmek istedikleri “kudretli cihan hükümdarı”na yakıştıramıyorlar, padişahın annesi, eşleri, çocukları ve cariyeleriyle aynı çatı altında yaşamış olmasını içlerine sindiremiyorlar. Ne var ki gerçekler afiş yırtmakla, TV binalarının önünde bağırıp çağırmakla değişmiyor.

Gönüllerinden geçen, Kanuni’nin ilk çocuğu Şehzade Mustafa’nın annesi Mahidevran Sultan ile mutlu bir aile fotoğrafı vermesi; fakat olmuyor, padişah daha sonra Hürrem Haseki Sultan olarak anılacak, çocukları Şehzade Mehmet’i, Cihangir’i, Mihrimah Sultan’ı, Sultan II. Selim’i dünyaya getirecek ve inançlı bir Hıristiyan olan Rus/Ukraynalı cariye Aleksandra Lisowska’ya âşık oluyor. Bununla kalsa yine iyi, cariyesi Gülfem Hatun Şehzade Murad’ı, Fûl-Dâne Hatun da Şehzade Mahmud’u doğuruyor. Dört kadın Kanuni’den anne oluyor, bir de olmayan/olamayanlar var. Demek ki Sultan Süleyman şehvetli mizaca sahip bir padişah. Osmanlıcılar öfkelerinden tepinseler de, saçlarını başlarını yolsalar da eski tarih yeniden yazılamıyor.

Kanuni Sultan Süleyman 6.557.000 kilometrekare devraldığı Osmanlı Devleti’ni kırk altı yılda üç kıtada 14.893.000 kilometrekareye ulaştırmış, onca zafer kazanmış büyük bir padişah. Aynı zamanda yazdığı 2 bin 779 gazelle divan edebiyatında gazel rekoru kırmış önemli bir şair. Onun zamanında yetişen Mimar Sinan, Piri Reis, Seydi Ali Reis, Matrakçı Nasuh gibi mimarlar, coğrafyacılar, ressamlar; Piri Paşa, Sokullu, Barbaros gibi devlet adamları, denizciler dururken onun yatak odası öyküleriyle zaman tüketmek her şeyden önce bu büyük tarihsel kişiliğe saygısızlık değil midir?

***

Ben dizinin ilk bölümünü beğendim. Yalnız bir mutfak sahnesinde tavandan aşağıya sarkan bir ipe dizilmiş kurutulmuş sebze hevengi gözüme çarptı, ne olduklarını seçemedim, eğer domates ya da patlıcan ise bu bana pek doğru gelmedi, çünkü 1520’lerde bu iki sebze de yiyecek olarak bilinmiyordu.

Bir de Kanuni’nin Venedik Elçisi’ne sorduğu bir soruda geçen “olası Fransua-Şarlken savaşı” sözcükleri kulağımı tırmaladı. Her iki ad da Fransızca olduğundan izleyenlerde Fransızlar arası bir savaş izlenimini doğuruyor. Ben olsam Fransa Kıralı I. François (1494- 1547) ile Alman İmparatoru V. Karl derdim. Bu arada yeri gelmişken Kutsal Roma İmparatoru unvanını taşıyan V. Karl’ın aynı zamanda İspanya ve Belçika-Hollanda kralı olduğunu not olarak düşeyim.

dkavukcuoglu@superonline.com

www.denizkavukcuogluyazilari.blogspot.com

 

Cumhuriyet 12.01.2011

 

****************************************

 

Halit Ergenç: Dizide gördüklerimiz o dönem için normal

T24 - Show TV'de yayına başlayan "Muhteşem Yüzyıl" dizisinde Kanuni Sultan Süleyman’ı canlandıran Halit Ergenç, "Dizide gördüklerimiz o dönem için normal. Kanuni kendi oğlunu öldürtmüş ve öldürülürken seyretmiş. Tarihi kaynakları incelediğimizde padişahların haremleri olduğunu görüyoruz. Çok sayıda kadından çocuk sahibi oldukları da bilinen bir gerçek. Bu da günümüz için anormal değil mi? Üstelik eleştiriler için çok erken. İzleyiciler ilerideki bölümlerde aşina oldukları Kanuni ile karşılaşacak" dedi.

Milliyet gazetesinden Pelin Çini'nin "‘Kanuni bugün bize anormal gelen pek çok şey yapmış’" başlığıyla yayımlanan (9 Ocak 2011) yazısı şöyle:


‘Kanuni bugün bize anormal gelen pek çok şey yapmış’




Şu sıralar tarihçiler, köşe yazarları hatta bakanlar Show TV’de yayımlanmaya başlayan “Muhteşem Yüzyıl” dizisini tartışıyor. Halit Ergenç’in Kanuni Sultan Süleyman’ı canlandırdığı dizi tarihi çarpıtmakla, padişahı kadınlara ve alkole düşkün biri gibi göstermekle suçlanıyor.

“Muhteşem Yüzyıl”ı eleştirenlerin arasında Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ve Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf da var. Kavaf dizide harem hayatına fazla vurgu yapılmasından ötürü şikayetçi, Arınç’a göreyse Muhteşem Süleyman diye bilinen büyük bir lider kadınlara ve içkiye düşkün biri gibi gösterilerek yıpratılıyor. 

Halit Ergenç ile Etiler’de bir araya geldik. Biraz huzursuzdu, aklının evde bıraktığı oğlu Ali’de olduğunu söyledi: “Haftanın altı günü setteyim, bu yüzden boş zamanlarımda Ali’nin yanından ayrılmamaya çalışıyorum.”

Ergenç Kanuni rolü için uzun bir süre hazırlanmış. Lisede tarihten hoşlanmazken Kanuni hakkında kitaplar okuya okuya tarihe meraklı biri olduğunu anlamış. “Herkes tarih okumalı, insanın ufkunu açıyor” diyor. Bıraksanız saatlerce Osmanlı İmparatorluğu hakkında konuşabilir. Neredeyse tüm padişahların yaşam hikayelerini biliyor, sarayda dönen entrikaların başrol oyuncularını ezbere sayıyor. Aynı zamanda “İleride Kanuni oğlu Mustafa’yı öldürtecek ve bu imparatorluğun kaderini değiştirecek. Bu işte de Hürrem’in parmağı var deniyor ama sanmam. Hürrem Kanuni’nin ufkunu açan, akıllı bir kadındı. Osmanlı’da kadınların iktidar üzerinde söz sahibi olmalarını sağladı” da diyor.

Şu sıralar ismi gazete manşetlerinden inmeyen ‘yeni Kanuni’ ile biraz tarihten biraz da şimdiki zamandan konuşuyoruz. “Muhteşem Yüzyıl” projesini çok önemsiyor, bu Türkiye için bir ilk. insanların akıllarındaki tabuları yıkıyoruz” diyor. Eleştiriler konusunda ise şaşkın: “Ses getiren bir iş yapmak istedik. Eleştirileceğimizi biliyorduk ama resmen bombardımana tutulduk.“

“Muhteşem Yüzyıl”ın tanıtımlarının gösterilmesiyle birlikte dizi eleştirilere maruz kaldı. Eleştiriler ilk bölümden sonra da devam ediyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

 “Muhteşem Yüzyıl” kurgu bir televizyon dizisi, bir belgesel değil. Bu çok önemli bir nokta. Zaten dizinin girişinde de bitişinde de bu ibareyi koymamızın nedeni bu. Atmosferin kurulumunda kurgusal detaylara yer veriyoruz ancak tarihsel olaylarda tamamen belgelerle çalışıyoruz. Tüm olaylar kronolojik şekilde yer alıyor. Deniz Esemenli ve Erhan Afyoncu da senaryo ekibimize tarihi konularda destek veriyorlar.

Bugüne kadar bu ülkede “Muhteşem Yüzyıl” benzeri bir proje yapılmadı. Bu yüzden de eleştirilmesi çok normal. Hayat da böyle değil midir zaten? Yeni bir şey yaparsınız, insanlar şaşırır ve yadırgarlar. Ardından bir benzeri gelir, sizin eksiklerinize, eleştirildiğiniz noktalara dikkat ederek işi bir adım ileriye götürür. “Muhteşem Yüzyıl” tabii ki eleştirilecek ki ondan daha iyi olma iddiasında benzer işlerin ortaya çıkmasına önayak olacak.


Tarihi bir karakteri canlandırmanın zorlukları neler? Aktör olarak Kanuni olmanın en çok nesi sizi zorladı?

Tarihi karakterleri canlandırmanın en büyük zorluğu insanların kafasında onlar hakkında kesin kalıpların bulunması. Kanuni tarih kitaplarında gördüğümüz çizimlerden, gravürlerden ibaret bizim için. Bu adam nasıl kalkar, nasıl oturur, nasıl konuşur, nasıl sinirlenir bilmiyoruz. O bir büst gibi, başarılarına dair muhteşem hikayelerle birlikte duruyor aklımızın bir köşesinde. Hal böyle olunca da bir aktör olarak onu ete kemiğe büründürmek, normal bir insan gibi canlandırmak çok zor. Hem insanların kafasındaki bu kalıpları kırabilmeniz lazım hem de yararlanacağınız kaynak çok az. Bu yüzden ben elimden geldiğince çok kitap okudum. Kanuni’nin dönemini ve Osmanlı tarihini anlatan kitaplardan faydalandım.


“Kanuni’yi canlandırmak Atatürk’ten daha zor”

Atatürk’ü de canlandırmıştınız. İki rolü kıyaslar mısınız? Hangisi daha zor?

Kesinlikle Kanuni daha zor. Dediğim gibi referans kaynağınız çok az. Atatürk’e hazırlanırken belki Türkiye’de kimsenin görmediği videoları izleme şansını elde ettim. Atatürk nasıl konuşur, nasıl su içer, nasıl yürür, sofrada nasıl oturur gibi detayları birebir görme şansım oldu. Oysa Kanuni bir resimden ibaret. Bir de “DersimizAtatürk” daha çok görselliğe dayalı bir işti. Orada yüzüme her gün dört saat süren ağır bir makyaj yapılıyordu. Burada ise makyaj yok. Gravürlerin bazılarında Kanuni’nin gözleri kahverengi, bazılarında yeşildir mesela. Ama ben lens takmıyorum ya da yüzümü onunkine benzetecek özel bir makyaj uygulatmıyorum. Çünkü Kanuni yaşayan, canlı bir karakter gibi algılanmalıydı. Makyajla yaratılmış plastik bir figür gibi değil.


Dizinin Osmanlı’daki harem hayatını abartılı gösterdiği söyleniyor. “Kanuni kadın düşkünü gibi gösteriliyor” deniyor.

Dizide gördüklerimiz o dönem için normal olan şeyler. Ayrıca Kanuni bugün bize anormal gelecek birçok şeye imza atmış bir padişah. Kendi oğlunu öldürtmüş ve öldürülürken de seyretmiş. Şimdi bu normal mi? Hayır ama demek ki o dönem böyle olaylar yaşanıyormuş. Sonra tarihi kaynaklarını incelediğiniz zaman padişahların haremleri olduğunu görüyoruz. Sonra padişahların oldukça fazla sayıda kadından çocuk sahibi oldukları da bilinen bir gerçek. Bu da günümüz için anormal değil mi? Ayrıca Kanuni için kadın düşkünü gibi gösteriliyor denmesi saçma çünkü siz de izleyeceksiniz ki bir noktadan sonra gözü Hürrem’den başkasını göremeyecek. Yaşadıkları aşk öyle büyük ki... Kanuni Hürrem ölünce altın, gümüş tabaklar yerine porselen tabaklarla yemek yemeye başlamış, sarayda müziği yasaklamış ve kendini tamamen dine vermiş. Kısacası bu eleştiriler için çok erken olduğunu düşünüyorum ve yine zamana bırakalım diyorum. İnsanlar zamanla bizim anlatmak istediğimiz hikayeyi benimseyecekler. Daha ilk bölüm yayımlandı, 46 yıl hükümdarlık yapmış bir liderden bahsediyoruz.




Bu eleştiriler projenin gidişatını etkileyecek mi? Mesela bir sonraki bölümde haremi daha az mı göreceğiz?

Hayır. Eleştirilerin yaptığımız işi etkilemesine izin vermeyeceğiz. Şu an üçüncü ve dördüncü bölüm çekilmiş durumda. Ekip olarak yaptığımız işin doğru olduğunu ve insanların bunu anlayacaklarını biliyoruz. Ben de bir aktör olarak “Muhteşem Yüzyıl”ın ve canlandırdığım Kanuni’nin arkasındayım.


“Bu diziyle birlikte insanlar tarih kitabı okumaya başlayacak”

Dizi daha çok yeni ama sokakta insanlar tepki vermeye başladılar mı?

Başladı başladı, yavaş yavaş  “Aaa Onur” (Ergenç’in “Binbir Gece” dizisinde canlandırdığı karakter) yerine “Kanuni” diyorlar. Ben sokakta insanların verdikleri tepkileri çok önemserim. Bundan önceki işlerimde de böyleydi. Yolda iletilen eleştirileri de beğenileri de göz önüne alırım, merak ederim.  “Muhteşem Yüzyıl” yeni olduğu için de karşılaştığım herkese “Nasıl buldunuz? Bu proje size ne hissettirdi?” diye soruyorum. Şimdilik kötü bir tepki gelmedi. İleride gelebilir tabii ki, onları da seve seve dinlemeye hazırım.

Son bir haftada bu konuyla ilgili birçok yazı yazıldı. Mesela Murat Bardakçı “Muhteşem Yüzyıl’ öğrencinin sevmediği derslerin başında gelen tarihin güler yüzlü ve sevimli bir hal almasını ve bu sayede ilgi odağı haline gelmesini sağladı” dedi...  

Genç nesle tarihi sevdirmek gibi bir görevimiz olduğunu düşünmüyoruz. Ya da şöyle söyleyeyim: Yola böyle olacak diye çıkmadık. Ama benim de gözlemlediğim kadarıyla dizi yayımlandıktan sonra insanlarda tarihe karşı bir merak uyandı.  Tanıtımlardan ve ilk bölümden sonra forumlarda okuduğum da gördüm ki  internette Hürrem’i, İbrahim Paşa’yı ve Kanuni’yi araştırmaya başlamışlar. Bu yüzden diziyle birlikte insanların tarih kitaplarına yöneleceğini düşünüyorum. Bu da çok güzel bir şey.


“Muhteşem Yüzyıl” seti, dekoru ve kostümlerine harcadığı büyük paralar ile de çok gündeme geldi....

Evet. Tem Stüdyoları’nda Topkapı Sarayı’nı kurduk. Orada gerçekten büyük bir yatırım söz konusu. Ama bıçak sırtı bir iş yapıyoruz. Koskoca bir dönemi anlatmak istiyoruz, tabii ki her detay düşünülmeliydi.  Bir de ne var biliyor musunuz: Biz bu işin başında ne hayal ediyorsak onu yaptık. Yani sonradan “Bunları istiyorduk ama mümkün olmadı, şunlarla yetindik” demiyoruz. Sarayın ve Kanuni’nin hayatının gerçekçi bir şekilde yansıtılması için ne gerekiyorsa yapıldı. Bu da büyük bir maliyet demek.

Kostümler de çok konuşuluyor. Hayli ihtişamlılar. Uzaktan sanki içinde pek rahat değilmişsiniz gibi görünüyor...

Giymesi kolay kıyafetler değiller tabii ki. O uzun entariler ve kaftanlarla nasıl oturulur, nasıl yürünür öğrenmek gerekiyor. Ama rolün ortaya çıkmasında da büyük faydaları var. İnsan o kaftanı giyince otomatik olarak Kanuni gibi hissediyor; hareketleri, duruşu değişiyor.



“Kanuni olmak için her gün pilates topuyla egzersiz yapıyorum”

Tarihi kaynakları incelediğiniz zaman padişahların haremleri olduğunu görüyoruz. Ayrıca padişahların oldukça fazla sayıda kadından çocuk sahibi oldukları da bilinen bir gerçek

Kanuni çok boyutlu bir adam. Başarılı bir savaşçı, iyi bir şair, güçlü bir yönetici. Çok iyi kılıç kullanıyor, çok iyi at biniyor. Okçuluk dersi aldım. At binmeyi zaten biliyordum, bol bol ekstra antrenman yaptım. Kılıç konusunda da Matrak uzmanı Efkan Çalış’dan yardım aldım. Matrak bir savaş sporu, Kendo’dan daha eski. Osmanlı’da icat edilmiş, yeniçeriler oynarlarmış. Tahta kılıç ve kalkanla oynanıyor. Puan almak için de kılıcı rakibinizin kafasına değdirmeniz gerekiyor. Ben de çekilecek savaş sahneleri için uzun süre ders aldım. Ayrıca vücudumun Kanuni gibi olması için de her gün pilates topuyla ve güllelerle karın, bel ve sırt bölgemi çalıştıran egzersizler uyguluyorum.


“Baba ol anlarsın’ lafı çok doğruymuş”

Oğlunuz Ali 11 aylık oldu. Babalık sizde neleri değiştirdi?

Daha özgür bir adam oldum. Ali’yi kucağıma alana kadar bunun farkında değildim. Ama doğu

88
0
0
Yorum Yaz