Pazar’-Bir Altın Portakal masalı

27/10/2008 · Kategori: Haber

Pazar’-Bir Altın Portakal masalı

21/10/2008

Antalya’da 16 filmin yarıştığı zorlu bir maratonun ardından ipi Ben Hopkins’in ‘Pazar-Bir Ticaret Masalı’ adlı filmi göğüsledi. Ödüllerde jürinin Nuri Bilge Ceylan, Reha Erdem, Semih Kaplanoğlu ve Yeşim Ustaoğlu gibi yönetmenleri es geçmesi, ‘konvansiyonel’ sinemaya göz kırpma olarak yorumlandı




UĞUR VARDAN

ANTALYA - Evet, bir festival daha bitti. Ödüller sahiplerini buldu, her zaman olduğu gibi gece sevinenler ve üzülenlerle doluydu. 45. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde ulusal yarışmanın sonuçları önceki gece Konyaaltı Açıkhava Tiyatrosu’nda yapılan törende netleşti. Tuncel Kurtiz’in başkanlığındaki jüri, en iyi film ödülünü İngiliz yönetmen Ben Hopkins’in ‘Pazar-Bir Ticaret Masalı’ yapıtına layık gördü. Doğu’da, 1994 yılında geçen bir öyküye sahip olan filmde, sınıf atlamak için çabalayan kurnaz bir tacirin iyiyle kötü arasındaki seçimleri anlatılıyordu. Jüri, en iyi yönetmen ödülünü de, daha önce ilk filmi ‘Tabutta Rövaşata’yla yıllar önce Antalya’dan mutlu dönen Derviş Zaim’e verdi. Zaim, Altın Portakal’a, eksenine hat sanatını yerleştirdiği bir suçluluk ve vicdan muhasebesi hikâyesine sahip ‘Nokta’ adlı filmiyle ulaştı. Yarışmanın önemli ödüllerinden olan ‘en iyi erkek’te de geceyi mutlu kapatan isim, ‘Pazar’ın başrol oyuncusu Tayanç Ayaydın’dı. ‘En iyi kadın’da ise ödül, daha önce Altın Portakal yarışmalarından eli boş dönen Nurgül Yeşilçay’a gitti. Yeşilçay, ‘Vicdan’ filmindeki performansıyla Portakal’ın sahibi oldu. Senaryonun galibi ise ‘Pazar’la Ben Hopkins’ti. ‘En iyi yardımcı erkek’i ‘Başka Semtin Çocukları’ ve ‘Gitmek’teki rolleriyle Volga Sorgu Tekinoğlu alırken ‘yardımcı kadın’ ödülünün sahibi de ‘Pandora’nın Kutusu’ndaki performansıyla Övül Avkıran oldu. 

‘Cannes falan anlamayız’
Sonuçlar önce törenin yapıldığı Konyaaltı Açıkhava Tiyatrosu’nda, ardından da kapanış partisinin düzenlendiği Hillside Oteli’nin sahilinde bol bol tartışıldı. Doğrusu başta sinema yazarları olmak üzere, geceden eli boş dönenlerin yüzündeki en belirgin ifade şaşkınlıktı. Jürinin Nuri Bilge Ceylan, Reha Erdem, Semih Kaplanoğlu ve Yeşim Ustaoğlu gibi isimleri ve onların hafta boyunca Antalya’daki sinema muhabbetlerine damgasını vuran filmlerini ‘es’ geçmesi, bir ‘tavır’ olarak algılandı. Neydi bu tavır ya da mesaj? “Kardeşim, biz Cannes mannes anlamayız” başlıca mesaj olabilir. Ya da “Bu ülke insanının anlayacağı türden filmler çekin, öyle sanat manat yapmayın” türünden bir mesaj da olabilir. Veyahut geçen yılın galibi ‘Yumurta’ya, başta bazı köşe yazarları olmak üzere yıl içinde gösterilen tepkinin tezahürü de olabilir.
Öyle ya da böyle, bu jürinin seçimi böyle oldu. Zaten başkan Tuncel Kurtiz, seçimlerin açıklanmasından önce yaptığı konuşmada kısaca şöyle demişti: “Her insan ayrı bir dünyadır ve farklıdır. Ama farklar arasındaki fark benim için fark etmez. Sürçü lisan ettikse affola.” Üstelik Türk sinema tarihi için her zaman farklı ve saygın bir figür olan Kurtiz’in başkanlığındaki jürinin seçimleri sonucunda, gerçekten iyi bir sinemacı kumaşına sahip olan Derviş Zaim ve Ben Hopkins de geceyi mutlu kapadı.
Şimdi bu sonuçlara, geceyi boynu bükük ayrılanların tepkisi ne olacak, merak edilen soru bu. Umarız anlık öfkelere kapılıp seneye yeni yapıtlarını Antalya’ya göndermemezlik etmezler. Böyle bir tavır olursa işte o zaman işler kötüye gider. Yoksa hiçbirinin, jürinin seçimlerinden dolayı üsluplarını ya da filmlerinin ilgi alanlarını değiştireceğini kimse düşünmüyor. Neyse, önümüzdeki festivallere bakalım derim... 

Spacey’den Kayzer Söze taklidi
Kevin Spacey, sahneden inerken topallayarak ‘Olağan Şüpheliler’deki Kayzer Söze’yi taklit etti. Matthew Modine ise ‘Bu kadar çabuk gülen millet görmedim’ dedi
Aslında jürinin sonuçları açıklanana kadar tören gecesi son derece şen şakrak ve bazı unutulmaz anlarla akıp gitti. Hatta öyle çok konuk vardı ki onlara verilen ödüller, konuşmalar derken saat 21.00’de başlayan törende jürinin seçimlerini açıklamasına sıra ancak saat 22.30’da geldi. Ama yine de kimse bu sürenin uzunluğundan sıkıntı duymadı. Aslında heyecan, konukların mekâna gelişiyle başladı. Tiyatroya iki farklı girişten teşrif eden konuklar, oturanların arasından merdivenle kendilerine ayrılan yere doğru ilerlediler. Bu arada mesela bizim oturduğumuz bölgede ilginç diyaloglar duyuluyordu. Bir grup ‘teyze’, her gelene ‘Hoş geldiniz’ diyordu. Bu karşılamadan Kevin Spacey’den Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’e, Mickey Rourke’tan Egemen Bağış’a kadar herkes eşit ölçüde payını aldı. Bazıları Spacey’e önce ‘Kevin, Kevin’ diye seslendi, sonra hitabı ‘Kevin bey’e çevirdi. Bu esnada şu duyulan ifade de bizi kırıp geçirdi: “Hanım, ben aşağıya gidip Bo Derek’in bir resmini çekip geleyim.” Törenin başlama saatinde başta TÜRSAK Başkanı Engin Yiğitgil olmak üzere, protokol bölümünde bir telaş gözlendi. Telefonlara sarılındı, birtakım konuşmalar yapıldı. Çünkü ‘assolist’lerden Mickey Rourke henüz ortalıkta görünmemişti. 

Brody: Belki de akrabayız
Nihayetinde Rourke geldi ve tören başladı. Önce Hollywood yıldızları ve hafta boyunca Antalya’da konuklayan sinema ustaları, kendilerine takdim edilen onur ödüllerini aldı. Kevin Spacey, yoğun alkışlar arasında sahneye çıkarken konuşmasında “Buraya ilk kez geldim, olağanüstü bir ülke. Verdiğim sinema dersinde gördüğüm gençler sonuçta Hollywood’a ulaşmak istiyor. Oysa Hollywood onları keşfetmeli ve yeteneklerini değerlendirmeli. Kendi hikâyelerini ve kültürlerini anlatmak isteyen bu gençlere, Türk hükümetinin destek vermesini isterim” dedi. Spacey ayrıca sahneden inerken, topallayarak ‘Olağan Şüpheliler’de canlandırdığı Kayzer Söze’nin yürüşüyünü tekrarladı ve son derece zekice bir final yaptı.
Mickey Rourke ise ayakta zor duruyor izlenimi verdi ve ödülünü aldıktan sonra genel bir konuşma yapmak yerine (ses rahatsızlığı vardı) Belediye Başkanı Türel’in kulağına bir şeyler fısıldadı ve sahneden indi. Ödülünü Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’den alan efsanevi oyuncu Maximilian Schell de, Rus şair Yevtuşenko’dan alıntıladığı bir hikâye aktardı ve ünlü ‘Topkapı’ filminin çekimleri sırasında ilk kez tanıdığı Türkiye’ye ilişkin, Antalya’da geçirdiği süreleri de ekleyerek “Ben burada çok mutlu oldum” dedi. Marisa Tomei, ödülünü Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’dan alırken kısa bir teşekkür konuşması yaptı. Kapadokya gezisinden apar topar dönen ‘ana kuzusu’ Adrien Brody ise “Burası inanılmaz bir ülke, Kapadokya’yı gezdim. Bu cömert davet için çok teşekkür ederim” dedi ve ekledi: “Biliyorsunuz ben Macar kökenliyim, belki de akrabayız.”
Tcheky Karyo’dan Türkçe şov
Gecede 4. Uluslararası Avrasya Film Festivali yarışma sonuçlarını jüri başkanı Paul Verhoeven açıkladı. Yönetmen ödülünün sahibi ‘Still Walking’ ile Japon yönetmen Hirokazu Koreada oldu. Ödülü vermek üzere sahneye gelen Matthew Modine, “Hayatımda gördüğüm en olağanüstü yer. Bu kadar çabuk gülen bir millet görmedim, hayat dolusunuz. Her şey için herkese teşekkürler” dedi. En iyi film ödülünü ise Karim Dridi’nin yönettiği ‘Khamsa’ aldı. Bu ödülü emaneten almak için sahneye İstanbul doğumlu oyuncu Tcheky Karyo çıktı. Usta oyuncu, Türk babasından yola çıkarak hazırladığı Türkçe metni okurken gönülleri de fethetti. Karyo, konuşmasında ‘S...tir ulan’ türünden ifadelere de yer verdi ve herkesi kırıp geçirdi. Sahneden de “Beş köfte gibi yerim seni” cümlesi eşliğinde indi. Gecede Amerikalı yıldızlar ödüllerini alıp mekânı terk ederken Karyo, bir Avrupalı zarafetiyle tören adabına uydu ve sonuna kadar kaldı. 

Sinema yazarları ters köşe!
Altın Portakal jürisi kararlarıyla sinema yazarlarını ters köşeye yatırdı. Önceki gün sabah gazetesinde yayımla-nan ‘Altın Portakal loto’ için görüş bildiren 12 sinema yazarından ‘en iyi film’ ve ‘en iyi yönetmen’i bilen çıkmadı. En iyi film’de altı eleştirmen ‘Hayat Var’a şans verirken üç eleştirmen ‘Üç Maymun’, ikisi ‘Süt’, bir kişi ise ‘Pan-dora’nın Kutusu’ndan yana oy kullandı. Yönetmende ise sekiz kişi Nuri Bilge Ceylan, üç kişi Reha Erdem, bir kişi ise Yeşim Ustaoğlu’na şans verdi. Eleştir-menlerin yüzünü güldüren tek kategori ‘en iyi erkek oyuncu’ oldu. 10 eleştirmen ödülü Tayanç Ayaydın’ın alacağını bildi. Eleştirmenlerin nal topladığı bir başka kategori de kadın oyuncuydu. Sadece bir eleştirmen Nurgül Yeşilçay ile Tülin Özen’e ortak şans vermişti. Altın Portakal’da yarışan 16 filmle ilgili Radikal’in sinema yazarları arasında yaptığı puan tablosunda ise ‘Üç Maymun’ 3.37 ile birinci, ‘Hayat Var’ 3.19’la ikinci sırada yer almıştı. 

Engin Çeber’in annesine ithaf
Meselenin Türk sineması ayağına gelince, ödül alanların yaptığı ithaf konuşmaları, geceye damgasını vurdu. Avrasya’da NETPAC ödülü kazanan ‘Sonbahar’ın yönetmeni Özcan Alper, “Biz burada belki mutluyuz ama bu ülkede herkes aynı derece mutlu değil. Filmimde ölüm oruçlarının yansımalarını anlattım. Ödülümü de iki hafta önce sadece bir dergi dağıttığı için hapishanede öldürülen Engin Çeber’in annesine ithaf ediyorum. Bilmem işe yarar mı?” dedi.

Beyin özürlü’ tartışması
Muhterem Nur ve Yücel Çakmaklı’yla birlikte onur ödülüne değer görülen Eşref Kolçak, yaptığı konuşmada oyuncuları yok sayan telif hakları yasasını kastederek “Sayın Bakan rica ediyorum. Bu beyin özürlülerin bizlere yakıştırdıkları bu kanunu değiştirin, kanunsuz olarak ölen birçok arkadaşımızın hiç değilse ruhları rahatlasın.”
Bu konuşma üzerine Kültür Bakanı Ertuğrul Günay önce panikledi, sonra etrafındaki danışmalardan hemen bilgi aldı ve sahneye fırladı ve “Bu kanun bu yıl değil, 2002’de çıkmış, biz de yeni bir kanun için çabalıyoruz” dedi. Bu tartışmaya, daha sonra ‘En iyi ses’ ödülünü vermek için Burcu Kara ile birlikte sahneye çıkan rahmetli Kemal Sunal’ın oğlu Ali Sunal da katıldı. Sunal ödülü vermeden önce, “Eşref ağabeyin söylediklerini ve Ertuğrul beyin cevabını babam ve arkadaşları duymuştur” dedi. 

‘Ödül bu muymuş?’
Gecede, ‘En iyi kadın oyuncu’ ödülünü alan Nurgül Yeşilçay, heykelciğini eline alıp “Bu muymuş?” dedi ve ekledi: “Bir konuşma hazırlamadım. Bu ödülü diğer kadın oyuncu adayı arkadaşlarım da almak istiyordu. Onların adına alıyorum ve onları alkışlıyorum.
Sezen Aksu’ya da bir teşekkürüm var. Bu kez Antalya’ya gelmediği için çok teşekkür ediyorum.”
‘En iyi yardımcı erkek’te ipi göğüsleyen Volga Sorgu Tekinoğlu ise, ödülünü çilekeş ve onurlu Gazi Mahallesi halkına ithaf etti. ‘En iyi erkek oyuncu’ seçilen Tayanç Ayaydın, ailesine seslendi ve “Anne, baba; bana verdiler” dedi. ‘En iyi yönetmen’ dalının galibi İngiliz Ben Hopkins ise kırık ve sempatik Türkçesi’yle “İngilizin mutluluğu işte böyledir” dedikten sonra ‘Zevk’ kelimesini söylemekte zorlandı ve sonuçta “Zevkten dört köşe oluyorum” dedi. 

‘Biz asalak değiliz’
Geceyi beş ödülle kapatan Derviş Zaim’in yönettiği ‘Nokta’nın yapımcısı Baran Seyhan ise, gecede gönüllerin yıldızıydı. Ayağındaki rahatsızlık nedeniyle sahneye ilk çıktığında düşme tehlikesi geçiren Seyhan, ikinci çıkışında “Bu kez düşmedim, ama zaten çok da önemi yok. Sinema düşe kalka yapılıyor” dedi. Seyhan, son çıkışında ise aldığı para ödülünü kastederek “Bu parayı katılan diğer 15 filmle paylaşmak isterdim ama bunu yapamayacağım, çünkü o paraya çok ihtiyacımız var” dedi. Seyhan ayrıca “Bunu söylemezsem içimde kalır, bazıları Kültür Bakanlığı’ndan para alanlara ‘asalak sinemacılar’ diyor. Biz asla asalak değiliz” diyerek, bu sözün sahibi olan ve törende bulunan Sinan Çetin’e göndermede bulundu. 

45. Altın Portakal sonuçları En iyi film:
Pazar-Bir Ticaret Masalı (Ben Hopkins)
Yurtiçi Kargo
Dr. Avni Tolunay Jüri Özel Ödülü: Nokta (Derviş Zaim/ yapımcı: Baran Seyhan)
En iyi yönetmen:
Derviş Zaim (Nokta)
Senaryo:
Pazar (Ben Hopkins)
Kadın oyuncu:
Nurgül Yeşilçay (Vicdan)
Erkek oyuncu:
Tayanç Ayaydın (Pazar)
Yardımcı erkek oyuncu: Volga Sorgu (Başka Semtin Çocukları)
Yardımcı kadın oyuncu: Övül Avkıran (Pandora’nın Kutusu)
Görüntü yönetimi: Zekeriya Kurtuluş (Vicdan)
Sanat yönetimi: Başka Semtin Çocukları
Kurgu: Mustafa Prashava (Vicdan)
Müzik: Mazlum Çimen (Nokta)
Kostüm: Pazar
Özel efekt: Burak Balkan (Üç Maymun)
Saç- makyaj: Vicdan
Ses tasarımı: Nokta
Laboratuar: Fono Film (Gökten Üç Elma Düştü/ Vicdan)
Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) en iyi film: Hayat Var (Reha Erdem)
Digitürk Behlül Dal Genç Yetenek Ödülü: ‘Başka Kentin Çocukları’ filmiyle Aydın Bulut
En iyi kısa film: Gemeinschaft (Özlem Akın)
En iyi belgesel: Adakale: Sözlerim Çoktur (İsmet Arasan)
Belgesel Jüri Özel Ödülü: Nefes (Cüneyt Birol)
4. Uluslararası Avrasya Film Festivali En iyi film: Khamsa (Karim Dridi)
Yönetmen: Hirokazu Koreada (Still Walking/Japonya)
SİYAD en iyi film: Üç Maymun (Nuri Bilge Ceylan)
NETPAC jürisi ödülü: Sonbahar (Özcan Alper)
Critics Award: Nokta (Derviş Zaim)

Altın Portakal’ın juri üyesi Okyay: Taraftar bulamadım

22/10/2008

Altın Portakal’ın jürisinde yer alan Sevin Okyay, nasıl karar aldıklarını yazdı



SEVİN OKYAY

Ödül listesinde yer almayan ‘Üç Maymun’ ile ‘Hayat Var’ bence 45. Altın Portakal’ın en iyi filmleriydi. Ceylan oyunculuk dahil, her şeyi tam anlamıyla kontrolü altında, bütünlük sahibi bir şaheser çıkarmış. Aynı şey Reha Erdem için de geçerli


Geçip gitmiş bir festival üzerine ne yazılabilir ki? Örneğin, son yılların en iyi Altın Portakal’larından biri olduğunu söyleyebilirim. Bunu gitmeden de biliyordum. Sır değildi çünkü, filmlerin adı belliydi. Hepsini gördükten sonra, bugün de aynı fikirdeyim. Ama siz onları festivalin ödül listesinde görmüyorsunuz, çünkü üyesi olduğum jürinin kararı başka türlü tecelli etti.
45. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin jüri kararları genelde oyçokluğuyla, eleyerek, üzerinde tartışarak ve el kaldırmak suretiyle oylayarak alındı. Bir tek dalda başkanın takdirine başvuruldu. Demokratik bir süreçti. Ödül listesinde görmediğiniz filmler ise kendilerine naçiz yazarınız ve bir başka üye dışında taraftar bulamadı. Bakış meselesi, sinema anlayışı farklılığı diyelim. Tartışmalar bazen üst volüme ulaştı ama kavgaya dönüşmedi. Durum da, bir istisna dışında, önceden belli oldu sayılır. Dediğim gibi, beğeniler farklıydı, saflar da açık. Bir konuya açıklık getirmek istiyorum: Ödül kararı verirken, dalları biz belirleyemiyoruz. Kimin hangi dalda ödül adayı olduğu, şirketlerin hazırladığı imzalı listeler halinde bize ulaşıyor. O listelerin dışına çıkamıyorsunuz.

‘Nokta’ ve ‘Pazar’a itirazım yok
Gelelim, gönlümüzde kalan filmlere... ‘Nokta’ya, özellikle ‘Pazar’a itirazım yok, ikisi de iyi filmler. Ancak benim için onların önünde gelen dört film vardı. İlk filmlerinden, hatta ilk kısalarından beri izlediğim yönetmenlerin filmleri. Semih Kaplanoğlu’nun ‘Süt’ü için aslında yeniden izleme hakkı talep ediyorum. Kendimi sembolizm altında bir nezbe ezilmiş hisettim. Buna karşılık, yönetmenin bu ‘önce’ filminde ‘Yumurta’dan bir anlamda kopması bence gayet ferahlatıcı bir tavırdı. (yanlış anlaşılmasın: ‘Yumurta’yı severim.) İzlerken insana hayli uzun gelen final ‘kare’si ise, Festival’in en akıldan çıkmaz görüntülerinden biri olacak.
‘Pandora’nın Kutusu’, Antalya’ya San Sebastian büyük ödülüyle geldi. Bir de büyük sürprizi vardı: Derya Alabora ve Övül Avkıran (en iyi yardımcı kadın oyuncu) gibi her ikisi de kendi dalında aday olan iki güvenilir oyuncuya ek olarak, Tsilla Chilton’ın varlığı. Özellikle tiyatroyu sahneye tercih eden bu Fransız oyuncuya ‘Tatie Danielle’den beri hayran olanlardanım. Yeşim Ustaoğlu’nun filmi, belki mekân nedeniyle, bilemiyorum ama bana sanki, ‘Bulutları Beklerken’le organik bir ilgisi olmasa da, akraba bir filmmiş gibi geldi. Oyuncularının yanı sıra, hikâyesi ve görüntüleri de iyiydi.
Nuri Bilge Ceylan’ın ‘Üç Maymun’u ile Reha Erdem’in ‘Hayat Var’ı ise, bence 45. Altın Portakal Festivali’nin en iyi filmleriydi. ‘Üç Maymun’, yönetmenin en iyi filmi diye düşünüyorum. Hatta pek sevmemiş olduğum ‘İklimler’i bu bağlam içinde (aile ilişkileri) düşününce, benim için daha fazla anlam kazandı. Hatice Aslan ilk sinema filminde nefisti, Ahmet Rıfat Şungar, çok yetenekli bir genç oyuncu. Film görsel olarak da, teknik olarak da mükemmel. Ama asıl önemli olan Ceylan’ın oyunculuk dahil, her şeyi bir arada yoğurarak, tam anlamıyla kontrolü altında, bütünlük sahibi bir şaheser çıkarmış olması.
Aynı şeyi Reha Erdem için de söylemek isterim. Onun filmlerini sevenleri şaşırtacak bir film yapmış. ‘Hayat Var’, daha önce izlediğimiz Erdem filmlerinden farklı, çok vurucu, yer yer harap edici bir film. Bu duygusal yükü, bizzat Erdem’in üstlendiği ses tasarımı da ağırlaştırıyor. Filmde neredeyse hikâye kadar rolü olan, yer yer hikâyeye müdahale eden ama temelde onu tamamlayan bir ses tasarımı bu. Ben kendi payıma, ‘Hayat Var’ın kostümlerini de çok başarılı bulmuştum. Orhan Gencebay müzikleri için ne desek boş. Mazlum Çimen’in iki filme yaptığı müzikle birlikte, Festival’den kulağımda ‘Hayat Var’ın müzikleri ve Ceylan’ın ‘Üç Maymun’un kadın kahramanına uygun gördüğü, Yıldız Tilbe şarkılı telefon ‘müziği’ kaldı. Gene ‘Hayat Var’a dönersek, Erdal Beşikçioğlu ile ne yazık ki adını bilmediğim, kapıya gelen şahsı oynayan aktörü beğendim. Levend Yılmaz, fizik güç de gerektiren büyükbaba rolünün altından başarıyla kalkmıştı. Ama ilk kez ‘Beş Vakit’te yeteneğine hayran kaldığımız Elit İşcan’ı unutamayacağım. Hayat’ın hayatının zorluğunu da, bu hayata karşı zırhını da layıkıyla vermiş. Umarım Elit oyunculuğu sürdürür. Bu arada, sonuçlar beni üzmüştür diye teselliye gelen Reha’ya da ayrıca teşekkür ederim.

'Üç Maymun'un galası yapıldı

 

22/10/2008

Yönetmenliğini Nuri Bilge Ceylan'ın yaptığı, Cannes Film Festivali'nde 'En İyi Yönetmen' ödülü alan 'Üç Maymun' filminin galası yapıldı






İSTANBUL -Yönetmenliğini Nuri Bilge Ceylan’ın yaptığı, 61. Uluslararası Cannes Film Festivalinde "En İyi Yönetmen" ödülü alan "Üç Maymun" filminin galası yapıldı.

Kanyon Alışveriş Merkezi Cinebonus Sinemalarındaki galada gazetecilerin sorularını yanıtlayan Ceylan, "Cannes’da ödüle değer görülen film sizce neden Antalya Film Festivali’nde ödül alamadı?" şeklindeki soru üzerine, "Bu, jürinin takdiridir. Hepimiz buna saygı duymalıyız" dedi. Film hakkındaki teknik bir ayrıntıya dikkati çekmek istediğini vurgulayan Ceylan, "Film, Türkiye’de ilk kez dijital olarak gösterilecek. 15 salonda
dijital, 42 salonda da normal gösterimi yapılacak. Bu film ilk defa daha net,daha keskin, daha parlak, ses konusunda da daha iyi şekilde izlenebilecek" diye konuştu. Ceylan, "Filmi ne kadar seyircinin izlemesini bekliyorsunuz?" şeklindeki soruya, negatif düşünen bir insan olduğu için cevap vermek istemediğini söyledi. "Filmi ödül almak için mi çektiniz?" sorusunu Ceylan, "Ben ödül alacağım diye yola çıkmadım. Onu düşünerek yola çıkmak anlamsız. Zaten film öyle bir şey ki meselenizle aranızda bir ilişki kurarsınız. Zaten onu gerçekçi bir şekilde ortaya koymak için öyle uğraşırsınız ki başka bir şeye vakit kalmaz" şeklinde yanıtladı. Ceylan, "Gelecekte başka projeleriniz var mı?" sorusuna da "Her yönetmen gibi benim de yeni film projelerim var" yanıtını verdi.

OYUNCULARIN GÖRÜŞLERİ

Filmin oyuncularından Yavuz Bingöl de filmin, orta halli bir ailenin başından geçen olayları anlattığını kaydetti. Bingöl, bir gazetecinin, "Cannes’da ödül alan filme Antalya’da neden
ödül verilmedi sizce?" şeklindeki sorusu üzerine, şöyle konuştu: "Polemiği çok seven bir insan değilim. Hayatımda da hiç böyle şeylere girmedim. Zaten düşüncelerini de çok açık ifade eden biriyim. En iyi görüntü yönetmeni, en iyi kurgu ve en iyi yönetmen ödülleri, bizim filmin hakkı olmalıydı. Sinema oyuncusu olarak benim düşüncem bu. Ama her jürinin kendi yorumu, değerlendirmesi var. Jürinin takdiridir. Diyecek fazla bir şey yok." Filmin oyuncularından Hatice Aslan ise rolü aldığında çok
heyecanlandığını ifade ederek, "İlk sinema filmimdi ve bunu Nuri Bilge Ceylan ile yapmak bir onurdu" dedi. Role hazırlanırken 2,5 ay boyunca çok dağılmamaya çalıştığını belirten Aslan, evden sete gidip geldiğini, çünkü ne olursa olsun bu tarz hallerde insanın
ifadesinde değişiklikler olabildiğini söyledi. Canlandırdığı karakterin kendisine biraz aykırı geldiğini kaydeden Aslan,
"Hacer’in farklı bir derinliği var. Benim kadar neşeli biri değildi. O yüzden onu yaşatmak gerekiyordu. Kapanmak daha kolay geldi, role geçiş için onu yapmaya çalıştım. Yani bir anlamda o dönem oldukça asosyaldim" şeklinde konuştu. Senaryosu Ebru Ceylan, Ercan Kesal ve Nuri Bilge Ceylan tarafından
yazılan filmin galasına, Güneri Civaoğlu, Erkan Can, yönetmenler Sinan Çetin ve Derviş Zaim’in de aralarında bulunduğu çok sayıda davetli katıldı.

81. AKADEMİ ÖDÜLLERİ’NDE TÜRKİYE’Yİ TEMSİL EDECEK
81. Akademi Ödüllerinde Türkiye’yi temsil edecek film, Los Angeles’daki ödüllerde Türkiye’ye "Yabancı Film Oscar"ını getirmek için yarışacak. Türkiye-Fransa-İtalya ortak yapımı film, 24 Ekim’de vizyona girecek. (aa)

Ferzan Özpetek’in ‘karne’ heyecanı

13/10/2008

‘Mükemmel Bir Gün’ adlı filmi Altın Portakal kapsamındaki Avrasya Film Festivali’nin açılışında gösterilen Ferzan Özpetek, ‘Cannes’da, Venedik’te bulundum, burada ise karnesini anne-babasına gösteren çocuk gibiyim’ diyor

ANTALYA “Karnesini anne-babasına gösteren bir çocuğun heyecanını yaşıyorum” diyor Ferzan Özpetek, son filmi ‘Mükemmel Bir Gün’ün Altın Portakal kapsamındaki Avrasya Film Festivali’nin açılışında gösterilmesiyle ilgili. “Cannes’da, Venedik’te, çok önemli başka festivallerde bulundum ama buradaki heyecan bambaşka. Onun için dün (önceki) akşamki gösterim benim için çok başkaydı. Mükemmel bir geceydi.”
Venedik’te yarışan ‘Mükemmel Bir Gün’ün yapımcısı Domanico Procacci ile oyuncular Isabella Ferrari ve Serra Yılmaz’la birlikte dün Antalya’da bir basın toplantısı düzenleyen Özpetek’e filmlerinde hep eşcinsel karakterler olduğu yönündeki eleştirilerden hareketle bu filmdeki eşcinsel bir karakteri kadın yaptığı bilgisinin doğru olup olmadığı soruldu. Özpetek böyle bir şeyin doğru olmadığını, birilerine yaranmak için film yapmadığını, bir kadını en iyi ancak bir başka kadının anlayacağını düşündüğü için eşcinseli kadın yaptığını söyledi.

‘Kadınlara hayranım’ Özpetek, filmlerinde kadın karakterlerin baskın olmasıyla ilgili de şu yorumda bulundu: “Kadınlara hayranlığım var. Ben toplumları kadınların ilerlettiğini, kadınların hayatın taşıyıcısı olduğunu düşünüyorum. En zor anlarda erkeklerden daha yürekli ve cesaretliler. O yüzden kadınlar önemli benim filmlerimde. İtalya’da bazı kadın oyuncularla ilgili ‘Güzel, iyi oyuncu ama bir de Ferzan’ın filminde oynasa’ diyorlar ve bu benim çok hoşuma gidiyor. Çok şanslıyım ki bir yönetmenin oyuncudan istediğinden çok daha fazlasını veren oyuncularla çalışıyorum.”
Filmde Sezen Aksu’nun bir şarkısını kullanan Ferzan Özpetek, “Sezen çok sevdiğim bir dostum ve en çok dinlediğim şarkıcılardan biri. İleride müziğini tamamen Sezen’in yapacağı bir film çekmeyi de düşünüyorum” dedi.
Filmin başrol oyuncusu Isabella Ferrari de Özpetek’le çalıştığı için çok memnun: “Ferzan’ın benim için çok büyük bir fırsat olduğunu düşündüm. Benden istediği her şeyi yapmaya çalıştım. Bu film için sekiz kilo almamı istedi, sekiz kilo aldım. Çekimlerde çok rahattım.”
‘Mükemmel Bir Gün’ün İtalya’da çok sevilen bir romandan uyarlandığını hatırlatan yapımcı Domanico Procacci de “Son derece sert, zor ve hayli dramatik olan bu hikâyeyi biraz yumuşatacak bir yönetmen arıyordum. Ferzan bu kalabalık karakterli romanda bir aşk hikâyesine yoğunlaştı. Ama hasta bir aşktı bu. Romandaki birçok bilgiyi kullanmadı. Başta endişelenmiştim ama sonra filmi görünce iyi yaptığını anladım” diye konuştu.
45. Antalya Altın Portakal’da dün itibarıyla yarışma heyecanı da başlamış oldu. Dün, ulusal yarışma filmlerinden Selim Evci’nin yönettiği ‘İki Çizgi’ seyirciyle buluştu. Bugün ‘Pazar-Bir Ticaret Masalı’, ‘Pandora’nın Kutusu’ ve ‘Son Cellat’ın gösterilmesiyle birlikte heyecan biraz daha artacak. 

Günün Filmleri
İki Çizgi: Gülçin Santırcıoğlu’nun oynadığı filmde iletişim kuramayan genç çift yolculuğa çıkar.
Pazar-Bir Ticaret Masalı: Locarno’da oyuncusu Tayanç Ayaydın’a ödül kazandıran film
Doğu Anadolu’da geçiyor.
Pandora’nın Kutusu: Yeşim Ustaoğlu yine Karadeniz yaylalarında. Bu kez yanında Derya Alabora ve Övül Avkıran da var.
Son Cellat: Kadir İnanır, kambur ve de çirkin bir adam rolünde.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »