26 05 2007

Dünya sinemasının kalbi Cannes’da atıyor

Dünya sinemasının kalbi Cannes’da atıyor Kırmızı halıdan geçerek salona giren yıldızlar arasında festivalin açılışında gösterilen “My Blueberry Nights” filminin oyuncularından Jude Law ve Norah Jones ile Elizabeth Hurley, Juliette Binoche ve Toni Collette gibi dünyaca ünlü isimler vardı...  DİĞER HABERLER • Paul Newman’dan beyazperdeye veda • Star Wars’a 30 yaş kutlaması • “Ocean’s Thirteen”in galası büyük ilgi gördü • Stomp’tan İstanbul’da 10 özel gösteri • Asi fotoğrafçı Boogie İstanbul’da .boxH { border-top-width: 1px; border-top-style: solid; border-top-color: #a4abc1; border-right-width: 1px; border-right-style: solid; border-right-color: #a4abc1; border-left-width: 1px; border-left-style: solid; border-left-color: #a4abc1; background-image: url(http://msnbcmedia.msn.com/i/msnbc/Test-Dev/donna/msnbc10/bg_medblue2.gif); height: 20px; } .boxB { border-right-width: 1px; border-right-style: solid; border-right-color: #a4abc1; border-bottom-width: 1px; border-bottom-style: solid; border-bottom-color: #a4abc1; border-left-width: 1px; border-left-style: solid; border-left-color: #a4abc1; background-color: #f3f3f6; } .boxBI { color: #000000; padding-top: 10px; padding-right: 10px; padding-bottom: 10px; padding-left: 10px; }   KÜLTÜR / SANAT - EN ÇOK OKUNAN HABERLER • FİLMLER, SİNEMALAR, SEANSLAR • 4 yeni film gösterimde • Karayip Korsanları’nın beklenen fragmanı • NTV Yayınları’ndan ‘Anne Karnında’ • Star Wars’a 30 yaş kutlaması NTV-MSNBC VE AJANSLAR Güncelleme: 09:34 TSİ 22 Mayıs 2007 Salı PARİS - 60. Uluslararası Cannes Film Fesstivali, festival sarayında düzenlenen görkemli bir törenle açıldı. NTV’den de canlı yayınlanan festivalin açılışında, sinema dünyasının ünlüleri ... Devamı

30 12 2006

SİYAD'da Reha Erdem kendine karşı

SİYAD'da Reha Erdem kendine karşı Reha Erdem en iyi film, yönetmen ve senarist dallarında hem 'Beş Vakit' (solda) hem de 'Korkuyorum Anne'yle aday.Sinema yazarları 'Türk Sineması Ödülleri' için adaylarını açıkladı. Favoriler Reha Erdem'in 'Beş Vakit', 'Korkuyorum Anne', Derviş Zaim'in 'Cenneti Beklerken' ve Zeki Demirkubuz'un 'Kader'i 29/12/2006 (320 kişi okudu) İSTANBUL - Sinema Yazarları Derneği'nin (SİYAD) verdiği Türk Sineması Ödülleri heyecanı başladı. Sinema yazarları bu yılki Türk Sineması Ödülleri adaylarını açıkladı. Film, yönetmen, senaryo, erkek oyuncu, kadın oyuncu, yardımcı erkek oyuncu, yardımcı kadın oyuncu, görüntü yönetmeni, sanat yönetmeni, kurgu ve müzik kategorisinde verilecek ödüllerde sinema yazarlarının favorisi Reha Erdem, Derviş Zaim ve Zeki Demirkubuz'un filmleri. Erdem 'Korkuyorum Anne' ve 'Beş Vakit' ile Derviş Zaim 'Cenneti Beklerken'le Zeki Demirkubuz 'Kader'le hem film, hem yönetmen ve hem de senaryo kategorilerinde aday. Reha Erdem'in filmlerinin, 'Korkuyorum Anne' sekiz 'Beş Vakit' altı olmak üzere toplam 14 adaylığı var. 'Cenneti Beklerken' sekiz dalda aday. Onu yedi adaylıkla Demirkubuz'un 'Kader'i takip ediyor. Bu yılın önemli filmlerinden 'Takva' ise en iyi film ve en iyi senaryo dahil toplam altı kategoride aday. Cannes'da Altın Palmiye için yarışan 'İklimler'in en iyi yönetmen, kadın oyunucu ve görüntü yönetmeni kategorileri dışında adaylığı yok. Cem Yılmaz'ın 'Hokkabaz'la en iyi erkek oyuncu adayı olduğu listede Türkiye'nin Oscar aday adayı olan Yüksel Aksu yönettiği 'Dondurmam Gaymak' filminin sadece müziği ile aday olması dikkat çekti. Bu yıl oyuncu Ayşen Gruda, Tarık Akan, yönetmen Zeki Ökten, Çetin Tunca'ya onur ödülü, sinema yazarı ve arşivci Burçak Evren'e ise Tuncan Okan emek ödülü verilecek. Ödüller ... Devamı

13 12 2006

"Eve Dönüş" Ya da Dönemeyiş'in- Dönemeyenler'in Öyküsü

  Eve Dönüş        Yönetmen Ömer Uğur  Senaryo Ömer Uğur  Oyuncular Memet Ali Alabora, Sibel Kekilli, Savaş Dinçel, Altan Erkekli, Cengiz Küçükayvaz  Filmin Türü Drama  Vizyon Tarihi 03.11.2006    Filmden Resimler ( Resimleri büyütmek için üzerine tıklayın )           Eve Dönüş Eve Dönüş Mustafa ve Esma 5 yıllık evlidirler. Görkem adında bir de kızları vardır. Karı-koca ikisi de işçidirler.. Politikayla, sağla-solla hiçbir ilgileri yoktur. Sadece çalıştıkları fabrikaya zorunlu “üye” olmuşlardır .Yıllardan 1980, aylardan eylüldür. Sokaklarda olaylar, geceleri silah sesleri, Mustafa, bu olayları çıkartanlara “hasta” oluyordur. Bir gün birilerinin bu gidişe dur diyeceğini düşünüyor, arkadaşlarıyla bunu tartışıp, bunu savunmaktadır. İş yerinde ve mahallede tutuklamalar, göz altına almalar… Ama Mustafa’ya göre her tutuklamanın mutlaka gerekçesi ve her tutuklananın “Mutlaka bir bağlantısı” vardı.Yoksa insanları niçin gözaltına alsınlar ki. Elbette suçlular cezalarını çekecekti. Ama bir gece “bağlantısı” olmadığı halde Mustafa’yı da alırlar. Artık o Mustafa değil, Örnektepe Halk Komitesi Başkanı Şehmuz kod adlı siyasi bir suçludur. Ardından sorgulamalar, soruşturmalar, yüzleştirmeler. Her şey Mustafa’nın Şehmuz olduğunu göstermektedir. Mustafa artık içinden çıkamayacağı bir karabasanlar dünyasındadır. Mantığın, aklın ve her şeyin iflas ettiği bir dünya.Üstelik en yakın çevresi bile Mustafa’nın “Şehmuz”luğunu” sakladığına inanmaktadır. 22 gün sonra salındığında Mustafa da artık kim olduğunu bilmiyordur. Mustafa mı, Şehmuz mu…Artık işsiz, yalnız ve yitiktir. Bir eylülzededir o. Üstelik içeride tanıştığı Hoca’ya verdiği bir söz, yerine getirmek ... Devamı

03 12 2006

Haftanın filmleri (1 Aralık-8 Aralık)

Haftanın filmleri (1 Aralık-8 Aralık) Sinema salonlarında bu hafta, farklı türlerden her zevkten izleyiciye hitap edecek dört yeni film izlenecek. Dokuz dalda Altın portakal alan Takva, Kazakistan’la dalga geçtiği gerekçesiyle tartışmalara konu olan komedi filmi Borat ve Monica Bellucci’nin başrolünde olduğu Taş Meclisi haftanın öne çıkan yapımları arasında yer alıyor.   Takva   Gemide ve Laleli’de Bir Azize gibi filmlerle sinemaya parlak bir giriş yapan ‘Yeni Sinemacılar’ ın bir üyesi olan Özer Kızıltan, ilk uzun metrajlı filminde çetin bir konuyu inceliyor.  Filmin başrolünde Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde de en iyi erkek oyuncu ödülünü alan Erkan Can’a Güven Kıraç, Meray Ülgen ve Engin günaydın gibi isimler eşlik ediyor.   Antalya’dan aralarında en iyi senaryo ve en iyi müzik gibi dalların da bulunduğu tam 9 Altın Portakal’la dönen film, Toronto Film Festivali’nde de Swarovski Kültürel Yenilik Özel Jüri Ödülü'ne layık görüldü. Takva’nın konusu kısaca şöyle:   Muharrem, 1863 Balkan savaşında İstanbul'a göçmüş Arnavut bir ailenin son ferdidir. İstanbul'un en eski semtlerinden biri olan Süleymaniye'de babasından kalma küçük ahşap evde tek başına yaşama tutunmaya çalışmaktadır. Babasının arkadaşının eski handaki çuvalcı dükkânında 11 yaşından beri aynı işi yaparak 45 yaşına kadar gelmiştir. İşyerinde ise hiç zekâ istemeyen çalışma koşullarını, yine babasından kalan bir hatıraya devam edercesine haftada bir gittiği İslami bir tarikatın öğretisinde bulunan mütevazılık, haddini bilmek ve tevekküle uymak gibi mistik öğretiyle örtmüş ve böylece mutlu olmayı başarabilmiştir. Cinsel yaşamındaki başarısızlığını ise ‘uçkuruna sahip olmak' olarak görmeyi tercih etmektedir. Yaşamındaki tüm sorunları nerdeyse kendisine unutturan İslam-tarikat öğretisine sımsıkı sarılmış ve bu öğretiden uzakla... Devamı

03 12 2006

12 Eylül'le Hesaplaşma

Sibel Kekilli, "Eve Dönüş"ün Altın Portakal'daki galasında göz yaşlarını tutamadı...Sinema.com 12 Eylül döneminde yaşananları bir işçinin yaşadıklarını konu alan "Eve Dönüş" filminin galası Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde yapıldı. Gösterimin ardından büyük alkış alan filmde Mehmet Ali Alabora'yla birlikte başrolde yer alan Sibel Kekilli, gösterimin ardından gözyaşlarını tutamadı. Ömer Uğur'un yönettiği "Eve Dönüş" filminin Antalya'daki galası büyük coşkuya sahne oldu. İzleyicilerin uzun süre ayakta alkışladıkları filmde başrolde yer alan Sibel Kekilli de, filmi ilk kez bu galada izledi ve o da salondaki çoğu izleyici gibi gözyaşlarını tutamadı. Filmin gösterimin ardından gerçekleştirilen söyleşide de Kekilli, filmin etkisinden çıkamadığını söyleyerek bir süre soruları yanıtlayamadı. Filmin yönetmeni Ömer Uğur, "bu film benim gönül borcum" diyerek filmi o dönemde cuntacıların şiddetine maruz kalan insanlara adadığını söyledi. Uğur yaklaşık 20 yıldır bu projeyi gerçekleştirmeye çalıştığını ama uzun süre böyle sert bir filmi gerçekleştirecek cesarette yapımcı bulamadığını söyledi. Filmdeki işkence sahnelerinin sertliği nedeniyle eleştirilebileceğinin farkında olduğunu söyleyen Uğur, o dönemde yaşayanların çok daha sert olduğunu söyleyince salondan büyük alkış aldı. Her ne kadar fazlasıyla dramatik sahneler içerse de, filmi eğlenerek çektiklerine ve büyük bir enerjiyle çalıştıklarına dikkat çeken yönetmen, filminin "anti-militarist, anti-şiddet ve anti-gayriinsani" bir tavrı olduğunu söyledi. Sibel Kekilli de, gelen bir soru üzerine, Almanya'dayken 12 Eylül'ü hiç bilmediğini, ailesinin bundan kendisine hiç bahsetmediğini söyledi ve Ömer Uğur'un senaryosunu ilk okuduğunda böylesine büyük bir olayı bilmediği için çok utandığını söyledi. Senaryodan çok etkilendiğini söyleyen Kekilli rolü hemen kabul ettiğini ama Uğur'a hemen "peki böyle bir ola... Devamı

29 10 2006

Atıf Yılmaz: Bu bir devrim

Atıf Yılmaz: Bu bir devrim 42. Altın Portakal'ın ödül töreni cumartesi gecesi Aspendos Antik Tiyatro'da yapılmıştı.Bu yıl Altın Portakal Film Festivali organizasyon başarısıyla beğeni topladı. Ama, kitle sineması yerine gençlerden yana ağırlığını koyan jürinin kararı tartışmalara neden oldu.OLKAN ÖZYURT İSTANBUL - Altın Portakal bu, festival biter ama rüzgârı hemen dinmez. Organizasyon bozuklukları ve jürinin kararları bir süre daha gündemi meşgul eder. Türkiye'nin en eski film festivali 42'nci yılında önemli bir sınav verdi. TÜRSAK-ANSAV işbirliğiyle düzenlenen festival başarılı organizasyonuyla herkesten alkış aldı. Dünya sinemasının önemli isimlerini Antalya'da ağırlayan festival, gerçek anlamda uluslararası bir nitelik kazandı. Haliyle Türk sineması biraz gölgede kaldı ama bu durum çok ciddi bir rahatsızlık yaratmadı. Türk sinemasının yaşayan efsanesi Atıf Yılmaz, değişimi "Antalya'da bu yıl bir devrim gerçekleşti" sözleriyle özetliyor. Ama Altın Portakal'da bazı şeyler değişmiyor. Jüri kararlarının tartışılması gibi. Gerçi burada da sorun yok, dünyanın her yerinde bu böyle. Bruno Dumont'un 'İnsanlık'ı ya da Michael Moore'un 'Fahrenheit 9/11'i Altın Palmiye aldığında az kıyamet kopmamıştı. Bizdeki durum ise biraz farklı. Şöyle ki, Ferzan Özpetek başkanlığındaki jürinin genç sinemacılardan yana aldığı kararlar tartışılıyor. Kimi jürinin tavrından memnun, festivalin yeni yapısıyla uyuştuğunu düşünüyor. Kimileri ise Memduh Ün, Tunç Başaran, Atıf Yılmaz ve Yavuz Turgul gibi Yeşilçam kökenli yönetmenlerin filmlerinin yeterince iyi değerlendirilmediği, Antalya'nın kitle sinemasına dönük yüzünün ihmal edildiği görüşünde. Jüri başkanı Ferzan Özpetek ise bu tür tartışmaları doğal buluyor ve "Kararımızın arkasındayız" diyor. Sinemacılara değişimi ve ödülleri yorumlattık. Atıf Yılmaz (Yönetmen): Çok başarılı bir festival gördüm. TÜRSAK ile ANSAV işbirliği çok iyi bir sonuç doğurmuş. Gerçekten görkemli, her açıdan iyi ... Devamı

19 10 2006

Yılmaz Güney

Yılmaz Güney Bütün Romanları Nazım Hikmet’in, Melih Cevdet’in, Oktay Rifat’ın romanlarını gölgeleyen şair kimlikleriyse, Yılmaz Güney’in romanlarını unutturan onu bir efsaneye dönüştüren sinema hayatıdır. Oysa sanat alanına hikayeleriyle başlamıştı Yılmaz Güney. 50’lerin başlarında ilk hikayesi “Pazar Postası”nda yayınlandığında henüz bir lise öğrencisiydi. Dergiciliği sevmişti; hem yazdı, hem kimi dergilerin Adana dağıtımını üstlendi, hem de arkadaşlarıyla birlikte kendisi dergi çıkardı. 1955 yılında liseyi bitirip Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne kaydolduktan sonra siyasete ilgisi artan Yılmaz Güney’in kaderini değiştiren de yazma tutkusudur; “On Üç” adlı dergide yayımlanan "Üç Bilinmeyenli Eşitsizlik Sistemleri"(1956) hikayesinde "komünizm propagandası" yaptığı gerekçesiyle hakkında açılan dava sonucunda 1961 yılında bir buçuk yıl ağır hapis, altı ay sürgün, ömür boyu amme haklarından yoksunluk cezalarına çarptırıldı. Yaratarak direnmekKendisini susturmak isteyenlere inat, bu ilk girişinden başlayarak her seferinde, mahpusluk günlerini daha fazla okuyarak, yazarak ve yaratarak geçirecektir Yılmaz Güney. Sinema deneyiminin olmadığı bu ilk hapishane döneminde bütün enerjisini “Boynu Bükük Öldüler” romanını tamamlamaya verecek ve bu süreci anılarında şu cümlelerle özetleyecektir; “ ‘Boynu Bükük Öldüler’ Nevşehir Cezaevinde, siyasiler koğuşunun en dip köşesinde, rutubetli bir duvara komşu bir ranzada, geceli gündüzlü on altı aylık bir çalışmanın ürünüdür. Ranzamdan hiç indirmediğim küçük bir masam vardı. Yatma zamanı gelince, ayakucuma çeker, ayaklarımı altına sokar uyurdum. Çoğunlukla, anlattığım insanları görürdüm düşlerimde, onlarla yaşardım. Altmış üç haziranında sürgünden döndüğümde, bir gazetede yayınlanması olanaklarını aradım, bulamadım. Altmış altıda, bir arkadaş basmak istedi. O günlerde ünü giderek artan bir sinema oyuncusuydum. Adım '... Devamı

08 10 2006

Brecht geleneği hâlâ güncel

Brecht geleneği hâlâ güncel Zehra Çiftçi Brecht’in 50. ölüm yıldönümü nedeniyle düzenlenen Brecht günleri, Goethe Enstitüsü’nün bünyesinde etkinliklerini sürdürecek. Etkinliği, Brecht’in çalışma arkadaşı yazar, yönetmen ve uzun yıllar Berliner Ensemble’nin genel yayın yönetmenliğini yapmış Manfred Wekwert, Berliner Ensemble’nin oyuncusu ve Manfred Wekwert’in eşi Renate Richter, ünlü Türk oyuncu ve Brecht yorumcusu Zeliha Berksoy düzenledi. Uzun yıllar Brecht ve onun eserlerini yorumlamış Wekwert ile Alman tiyatrosunu ve Brecht’i konuştuk. Bugün dünyada Brecht’in unutulmuş ya da güncelliğini yitirmiş gösterilmesini nasıl yorumluyorsunuz? Brecht bugünlerde, birden bire üzerinde en çok konuşulan ve yazılan sanatçılardan birisi oldu. Ama gerçekler yazılmıyor. Sansasyon yaratmak için karısından ve sevgilisinden bahseden haberler, kitaplar yayınlanıyor. Yaşasaydı bu haberlerden memnun olmazdı. Çünkü bunlar gerçeği yansıtmayan yalan yanlış haberler. 70’li ve 80’li yıllarda insanlar Brecht’ten yorulmuştu. Beckhett daha çok konuşuluyordu. En son Brecht, Beckhett’ten bir oyun planı istemişti. Tabii ki Brecht felsefesi haklı. Ama Beckhett de gerçeği ele alıyor. İkisi de yazı tarzında realist düşünceyi ele alıyor. Filozofik yönden farklılar. Beckhett halktaki ümitsizliğin kapitalizm kaynaklı olduğunu, karşıtlıkları çok iyi anlatmıştı. Brecht’in güncelliğini sizce hala ne sağlıyor? Türkiye’de nasıl bilmiyorum ama biz bu gösteri ile Almanya’yı dolaşıyoruz. Şimdi bu oyun Türkiye’ye uyarlandı. Almanya’da çok farklı bölgeler var. Mesela Bavyera katolik bir yer. Burası Brecht’in geldiği yer. Yıllar önce Bavyera’da Brecht’i istemediler. Hatta onun evini gösteren bir tabela asılmasına bile karşı çıktılar. Oyunlarının sahnelenmesini istemediler. Ama kısa bir süre önce gördük. İnsanların zamanla sosyal durumu kötüleşmiş ve şimdi Brecht’i dinlemek ve izl... Devamı

08 10 2006

Altın Portakal’ın ardından: Kader'de Altın Portakal va

Altın Portakal’ın ardındanAntalya 43. Altın Portakal Film Festivali Cam Piramit Kongre ve Fuar Merkezi’nde yapılan ödül töreniyle sona erdi. Niyet Kürtçe; ama ne oyun var    ne de sahneTiyatro sezonunun başlamasıyla, perdeler yavaş yavaş seyirciye hazırlanırken, son yıllarda iki dilde tiyatro yapılan Diyarbakır’da, bu yılın sahne koşuşturması da başladı.‘Toplumumuz kendi diline     yabancılaşıyor’Dil Bayramı dolayısıyla yazılı bir açıklama yapan Türkiye Yazarlar Sendikası (TYS), “Her yıl 10 bine yakın dil yeryüzünden siliniyor. Kader'de Altın Portakal varmış! Bu yıl 43'üncüsü yapılan Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde kapanış töreninin, yağmur beklentisiyle Aspendos Antik Tiyatrosu'ndan 2 bin 400 kişilik Cam Piramit Kongre ve Fuar Merkezi'ne alınması görevlileri zor durumda bıraktı. Davetiyeleri olduğu halde, içeride yer olmadığı gerekçesiyle tören alanına giremeyen vatandaşlar, organizasyonu protesto etti. Gecede ilk olarak Avrasya Film Festivali ödülleri dağıtıldı. "En İyi Film" ödülü Rumen Rado Muntean'ın yönettiği "Kağıt Mavi Olacak" adlı filme verildi. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde "En İyi Film" ödülü, Zeki Demirkubuz'un "Kader" adlı filmine verildi. Zeki Demirkubuz, ödülünü Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç'tan aldı. Dr. Avni Tolunay Jüri Özel Ödülü ise "Takva" filmine verildi. Ödülü yapım ekibinden Sevil Demirci aldı. "En İyi Yönetmen" ödülünü, sanatçı Hülya Koçyiğit ve Şovmen Cem Yılmaz birlikte sundu. Ödül, "İklimler" filmi ile Nuri Bilge Ceylan'a verildi. Ceylan, ödülü aldıktan sonra yaptığı konuşmada, "Bu sene karar vermesi zor bir jüri vardı. Bayağı cesur kararlar vermişler. Kurgu dalında, sadece 300-400 plandan oluşan bir filme ödül vermek, cesur bir karardı. Teşekkür ederim" dedi. Erkan Can ve Sibel Kekilli "En İyi Erkek Oyuncu" ve "En İyi Kadın Oyuncu" ödüllerinin sunumunu, Tamer Karadağlı ve Azra Akın birli... Devamı

08 10 2006

İki Şair Adına iki Şiir Ödülü

Sunullah Arısoy Şiir Ödülü 1 Ocak 2006 günü ile 31 Aralık arasında yayımlanmış şiir kitabı ya da kitap oylumunda şiir dosyasıyla başvurulabiliyor. Katılmak isteyenler,  altı örnek ile Sunullah Arısoy Kitaplığı, KEGEV Özel O.Naci Akdoğan Okulları, Söke Yolu Üzen, 8. Km. Demirköprü Mevkii, 09400, Kuşadası - Aydın adresine başvurmaları gerekiyor.   Cemal Süreya Şiir Ödülü   Bu yılın ödülleri Ekim 2005 ve Eylül 2006 günleri arasında yayımlanan şiir kitabıyla şiir dosyasına verilecek. Katılmak isteyenler kimlik ve adres bilgileriyle birlikte 16 Ekim 2006 gününe değin altı tane yapıtıyla şu adrese başvurması gerekiyor: Karslı Ahmet Cad., Başak Blok., No. 7, Icerenköy - İstanbul. Tel: 0216 469 58 87 Devamı

08 10 2006

Portreler: Yılmaz Erdoğan / Can Dündar

Yılmaz Erdoğan         Bir gün şehre bir film gelir Yılmaz Erdoğan Van Gevaş'ta film çekiyor. Hayat filme, film hayata karışıyor.     Bu adam niye bana bu kadar tanıdık geliyor? Cevabı biliyorum artık... Van Gevaş'ta 2 aydır çekim yaptığı platoda buluştuk geçen hafta sonu... Settekilere şu soruyu sordu: "Ben Ankara'da ilkokulda okurken, okulun hemen yakınında yüksek bir duvar vardı. Üzerinde teller geriliydi. Tırmanır arkasına bakardık. Ne görürdük tahmin edin?"    Kimisi 'cezaevi' dedi, kimisi 'hastane'. Doğru cevabı bir tek ben bilebildim:         'Golf kulübü'.    Biliyordum, çünkü aynı duvarın önünden defalarca geçmiştim çocukken. Komikti gerçekten... Aydınlıkevler, karanlık sokakları, sobalı evleri, kocaman kırmızı boyalı harflerle kin kusan duvarları, eli zincirli çakallarıyla bir kasvet yuvasıydı. Ve bu hengâmenin ortasında bir golf kulübü vardı.     Ve biz, aynı mahallenin birbirine yakın sokaklarında oturmuştuk yıllarca. Muhsin Kızılkaya'nın yazdığı biyografide (Yılmaz, Sel Y. 2001) bütün ortak paydalar sıralanmıştı:    Okumaya Kemalettin Tuğcu'yla başlayıp Sosyalizmin Alfabesi'ne dönmüştük zamanla. Yılmaz Güney seyretmiş, önce lümpenlik sonra, solculuk etmiştik. Tanış değildiysek de duygudaştık.    Kaçak'la Dallas izlemiş, Tunalı Hilmi'de piyasa yapmış. Eye of the Tiger'la dans etmiştik. Genç yüreğimiz bir karşılıksız aşklar mezarlığıydı. Seks filmleri furyasında söndürmüştük delikanlılık ateşini.     Sonra Mesut Mertcan'ın darbeyi haber veren sesini aynı telaşla dinlemiş, bizim 'Alfabe'yi nereye saklayacağımızı şaşırmıştık.     Korku sinmiş ıssız sokaklarda "Ne olacak şimdi?" diye dolaşmıştık. O, 13'ündeymiş o zamanlar, ben 20'me yakındım.    Ben belgeselin... Devamı

01 10 2006

2 köye daha el koyun bağlar yeşersin

2 köye daha el koyun bağlar yeşersin TEMA’nın toprakları koruyarak köyden kente göçü tersine döndürmek için başlattığı "El Koyun" Kampanyası’nda beş köye el konulmasının ardından proje kapsamında yer alan Kastamonu’nun Büyüksekiler ve Karabey köyleri de el konulmayı bekliyor. Köylüler, başta Kastamonulu işadamları olmak üzere TOBB, TÜSİAD, İTO, İSO ve diğer sanayicilerin kendi köylerine de el atmasını istiyorlar. SULAMA TESİSİ Kastamonu’nun Tosya İlçesi Büyüksekiler Köyü’nde 322 hanede 680 kişi yaşıyor. Toplam 5 bin 400 dekar arazide tarım yapılıyor. Köylüler orman işçisi olarak çalışıp geçimini sağlamaya çalışıyor. Uygulanacak proje kapsamında toplam 100 dekar arazi üzerine damlama sulama, 40 dekar arazi üzerine yağmurlama sulama tesisleri kurulacak. Bağ-bahçe tesis, yaş meyve-sebze üretim çalışmalarını örneklemek için 10 dekar alanda modern bağ tesis edilecek, 20 dekar alanda sebze üretimi gerçekleştirilecek. Toprakta, hastalıklara karşı mücadele çalışmaları yapılacak. Üç yıl sürecek projenin bütçesi 252 bin 925 YTL. ÜZÜM BAĞLARI Kastamonu, Tosya İlçesi, Karabey Köyü’nde 224 hanede 634 kişi yaşıyor. Karabey’de 9 bin 670 dekar arazide geleneksel yöntemlerle tarımsal üretim yapılıyor. Köylüler, orman işçisi olarak çalışarak hayatlarını sürdürmeye çalışıyor. Uygulanacak projeyle, 100 dekar alanın kontur sürümü gerçekleştirilecek. Bağ-bahçe ve sebzecilik tesis edilecek. Yem bitkisi üretim çalışmaları desteklenerek hayvancılığın gelişmesi sağlanacak. Kolay satılabilen üzüm yetiştirilip kısa sürede köylünün para kazanması sağlanacak. Üç yıl sürecek projenin bütçesi 224 bin 317 YTL. Her iki köydeki projenin toplam maliyeti ise 477 bin 242 YTL olacak. HÜRRİYET 01/10/2006... Devamı

01 10 2006

Cenneti Beklerken

Cenneti Beklerken Yönetmen Derviş Zaim, "Cenneti Beklerken" filmiyle, Altın Portakal'dan "En İyi Görsel Efekt" ödülüyle döndü. Zaim, 17. yüzyılda, bir nakkaşın yolculuğuyla birlikte dönemin estetik ve ahlaki kaygılarını da işleyen filmde tasvir sanatıyla sinemayı buluşturdu. Yönetmen filmi için "Mümkün olduğu kadar samimi ve sahici bir iş yapmaya çalıştım" diyor. Nadide Karademir Derviş Zaim prömiyeri 43. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde gerçekleşen ve 15 Aralık'ta vizyona girecek olan filmi "Cenneti Beklerken"de seyirciyi tarihte bir yolculuğa çıkarıyor. 17 yy. Osmanlısı'nda, bir nakkaşın yolculuğunu, bu yolculukla birlikte tarihsel olayları, dönüşümleri, bireyin değişimini anlatan filmde Serhat Tutumluer, Melis Danişmend ve Uğur Polat rol alıyor. "Tabutta Rövaşata", "Filler ve Çimen" ve "Çamur" filmleriyle Türk sinemasının birçok önemli ödülünü toplayan Zaim'in "Cenneti Beklerken"i Antalya'dan "en iyi görsel efekt" ödülüyle döndü. -Filmin öyküsünü kısaca anlatır mısınız? 17. yy. Osmanlısı'nda bir nakkaşın doğuya yaptığı yolculuk esnasında mesleğiyle ilgili yaşadığı bir takım estetik ve ahlaki kaygılar öykünün ana çerçevesini oluşturuyor. Bu öyküyü de dönemin toplumsal ve ahlaki olayları çevreliyor -Tarihe eleştirel mi, bakıyorsunuz, filmde? Filmin göbeğinde tarihe eleştirel bir yaklaşım, yeni bir bakış açısı getirmek gibi bir tavır yok, ama benzerlerinden çok farklı bir film... Bunları da ben aktarmayayım, seyirci fark etsin isterim. Yaptığım işler üzerinden konuşmayı -tanımlamak amacıyla da olsa- istemiyorum, çünkü konuşmam, o filmi bir yere kompartize etmem anlamına gelir. -Yol hâlâ çok güçlü bir imge, gerek edebiyatta, gerek sinemada... Siz niçin bir yol hikâyesi seçtiniz? Çünkü yol hikâyelerinde bir dönüşüm söz konusudur. O karakterin yaşadığı dönüşümün yanında yol, bize toplumun birkaç asırdır yaşadığı kültürel gel-gitleri anlatmaya da elverişli bir platform sağlar. Bu yüzden de bir yol hikâyesi yazdım. ... Devamı

01 10 2006

Kenan Evren'i o da tanıdı...

Kenan Evren'i o da tanıdı... Sibel Kekilli 1980 doğumlu. Kendisiyle yaşıt darbeyi, Kenan Evren'in adını ancak dönemi anlatan "Eve Dönüş" filminin çekimleri sırasında öğrendi. Senaryoyu okuduğunda yazılanların gerçek olduğuna önce inanmadı, doğrulattı, sonra da utandı... "Eve Dönüş" Kekilli'ye Antalya'da "En İyi Kadın Oyuncu" ödülünü kazandırdı... Röportaj: Mutlu Hesapçı Fotoğraf: Serdar Akbıyık Eve Dönüş'ün tanıtımında "Bir ihtilalin kara bulutları; hayatın kıyısına tutunmaya çalışan insanların hayatları ve adaletsiz bir dönemin yaşattıkları" deniliyor. "Bir eve dönüş hikâyesi... Çok şey değişti hayatlarında... O günbatımında karanlığın bu kadar uzun süreceğini hiç kimse bilmiyordu"... Film Antalya'dan "En İyi Kadın Oyuncu" dalında Altın Portakal alarak döndü. Başrol oyuncusu ise filmin konu edindiği 12 Eylül'le yaşıt bir oyuncu, Sibel Kekilli. Filme hazırlanırken o dönemi yaşayanların bazılarının evlerine dönemediklerini öğrendi, bir de Kenan Evren'in aslında bir ressam olmadığını! Kekilli hakkında yazılmayan bir şey kalmadı! Herkes kendi "ahlak"ının içinden cümleler kurdu, ama o bunlara aldırmadı ve kişisel tarihini tekrar yazmaya başladı. Üstelik kendinden emin olarak ve ne istediğini bilerek! Şimdi mi? Mutlu, hem de çok... -Eve Dönüş size neler öğretti? Senaryoyu okuduğumda senaryoda yazılanların gerçek olduğuna inanamadım. Çünkü o döneme tanık olmamıştım ve ihtilale dair hiçbir şey bilmiyordum. Can Dündar'ı aradım, gerçekten Türkiye'de böyle bir şey olup olmadığını sordum. O bunların yaşandığını anlatınca çok utandım. 12 Eylül dönemi gerçekliği benim için filmle birlikte başladı... -En azından Kenan Evren adını da mı hiç duymadınız? Bilmiyordum gerçekten. Kenan Evren'i sorduğumda da "ressam" diyenler oldu, ama benim ressam olduğundan da haberim yoktu. Mesele o kadar basit değilmiş. Bu film bana çok şey öğretti, hayatımı değiştirdi. -Türkiye hakkında Almanya'da size öğretilenler nelerdi peki? ... Devamı

25 09 2006

'Takva' ödüle doymadı: Altın Portakal'da heyecanlı f

'Takva' ödüle doymadı: Altın Portakal'da heyecanlı final 43. Antalya Film Festivali ödül töreni önceki gece Cam Piramit'te yapıldı. 'Kader'le en iyi film ödülünü kucaklayan Zeki Demirkubuz kısa bir konuşma yaptı.İyi filmin çok olduğu Altın Portakal'da büyük ödül Zeki Demirkubuz imzalı 'Kader'e verildi ama aslan payı 'Takva'ya gitti. Yeni Sinemacılar'dan Özer Kızıltan'ın yönettiği 'Takva' festivalden dokuz ödülle döndü 25/09/2006 (1362 kişi okudu) ANTALYA - Altın Portakal'da 'altına hücum' eden film bolluğu arasında jüri seçimini yapıp 'Kader', 'Takva', 'İklimler', 'Cenneti Beklerken' ve 'Eve Dönüş'ü ödüllendirdi. Festivalin başından beri favori gösterilen Zeki Demirkubuz'un 'Kader'i 43. Antalya Altın Portakal'ın galibi oldu. Jüri 'Kader'i en iyi film seçti. Filmin başrol oyuncularından Ufuk Bayraktar da Behlül Dal Digiturk genç yetenekler ödülünü kazandı. Ödül konusunda festivale 'Takva' damgasını vurdu. İkincilik ödülü, en iyi erkek oyuncu, senaryo, görüntü yönetmeni de dahil olmak üzere 'Takva' dokuz ödülün sahibi oldu. 'İklimler' en iyi yönetmen ve en iyi yardımcı kadın oyuncu dahil olmak üzere dört ödüle değer görüldü. 'Eve Dönüş' ise Sibel Kekilli'ye en iyi kadın oyuncu, Civan Canova ise en iyi yardımcı erkek oyuncu ödülü kazandırırken 'Cenneti Beklerken' festivalden görsel efekt ödülüyle döndü. Ceylan'ın durumu iyi Yağmur yağma olasılığı olduğu için Aspendos yerine Cam Piramit'te düzenlenen ödül gecesinde favori gösterilen filmin ekipleri oldukca heyecanlıydı. Helen Mirren ile Jorman Jewison'a onur ödüllerinin verilmesiyle başlayan gece uzadıkça heyecan katsayısı yükseldi. Jewison'un "İngiltere, Almanya ve Fransa'da film yaptım. İyi bir fikri ve parası olan varsa gelsin" demesi üzerine Cem Yılmaz sahneye fırladı. Ve "Benim iyi bir fikrim var v... Devamı

23 09 2006

Antalya'da kapanış filmi: Altına hücum

Antalya'da kapanış filmi: Altına hücum 'Takva'nın başrolündeki Erkan Can (ortada), en iyi erkek oyuncu ödülünün en büyük favorilerinden.Altın Portakal bugün sona eriyor, 'portakallar' sahiplerini buluyor. Dokuz filmin yarıştığı etkinlikte favori olarak alfabetik sırayla 'Cenneti Beklerken', 'Eve Dönüş' 'İklimler', 'Kader' ve 'Takva' filmleri dikkati çekiyor 23/09/2006 (207 kişi okudu) UĞUR VARDAN (Arşivi) ANTALYA - 'Kardan Adamlar' filminin İstanbul'da yapılan ön gösterimine gidemediğim için, Antalya'da salonun yolunu tutmak zorunda kalıyorum. Oysa diğer eleştirmen arkadaşlar, daha önceden izlemenin verdiği 'avantajla' havuzda serinleme haklarını kullanıyorlar. İşte Antalya'nın diğer festivallerden temel farkı. İstanbul'da ya da Ankara'da, nefsinizi sınayacak şeyler yok. Mevsim genellikle kış, hava soğuk ve filmlerden birine gitmek zorundasınız. Oysa burada hava sıcak, deniz ve havuz sizi çağırıyor ve onca 'aydınlığa' rağmen karanlığa gömülüyorsunuz. Üstelik özellikle bu yıl, sizi boş bırakmayacak bir program uzatmışlar önünüze. Türk filmleri büyük ilgi görüyor, yabancılar listesi gayet tatmin edici, ayrıca gün boyu kimi yönetmen ya da oyuncularla söyleşiler var. Parası olana ve 'Gelmişken bir de film alayım' diyene 'Avrasya Film Marketi' sesleniyor, gece de 'akmak isteyene' ve hâlâ enerjisi kalanlara da partiler hizmet veriyor. Lakin artık perde kapanıyor. Yaklaşık bir hafta boyunca süren şenlik, 'ellerinde heykelcik, dillerinde teşekkür konuşmaları', bir grup sinema emekçisini bugün ödüllendirecek. Filmler yarışmalı mı, sanat spor gibi mi olmalı? Bu tartışmalar çok eski ve kimin haklı olduğuna karar vermenin şimdi yeri ve zamanı değil. Galiba, her zaman olduğu gibi kazanan alkışlanmalı, ardından da 'Aslında önemli olan katılmak, şenliğin parçası olmak' demeli. Büyütmek için tıklayınızNitekim h... Devamı

22 09 2006

Altın Portakal'ın favorisi çok

Altına hücum... Eşinin yönettiği filmde eşiyle başrolde oynayan Ebru Ceylan, "Büyük avantajdı. Başka yönetmen olsa heyecanlanabilirdim" diyor. FOTOĞRAF: NURİ BİLGE CEYLAN 'İklimler'deki performansıyla Cannes'da olduğu gibi Antalya'da da beğeni toplayan ve ödüle yakın duran Ebru Ceylan, 'Oyunculuğun çok keyifli bir şey olduğunu anladım ama uzun vadede bir meslek haline getirmeyi düşünmüyorum' diyor 23/09/2006 (486 kişi okudu) OLKAN ÖZYURT (Arşivi) ANTALYA - Altın Portakal'da Türkiye prömiyerini yapan 'İklimler' hem Nuri Bilge Ceylan hem de eşi Ebru Ceylan için ilginç bir tecrübe olsa gerek. Çünkü gerçek hayatta karıkoca olan Ceylanlar filmde ilişkilerinin son demlerini yaşayan bir çifti oynuyor. En iyi kadın oyuncu adayları arasında bulunan Ebru Ceylan performansıyla Cannes'da olduğu gibi Antalya'da da beğeni topladı. Ceylan, oyunculuğu profesyonel olarak düşünmüyor. "Fakat" diyor "oyunculuğun çok keyifli bir şey olduğunu anladım." 'Kıyıda' adlı kısa filmiyle Cannes'da yarışma bölümüne seçilen Ebru Ceylan, fırsat bulduğunda tekrar kısa film çekmeyi düşünüyor. Nuri Bilge Ceylan başka oyuncular düşünüp de olmadığını görünce mi sizi seçti? Çeşitli oyuncularla deneme çekimleri yaptık. Fakat bundan önce filmin senaryosunu düşünürken Nuri Bilge ile Şile'ye gittik tatil için. Orada bir sahneyi canlandırıp fotoğrafı çektik. Eve gelip fotoğrafları görünce atmosferi ve kendimizi uygun bulduk. Birkaç kişinin fikrini aldık, onlar da olabilir dediler. Eşiniz, yönetmeniniz, rol arkadaşınız Nuri Bilge Ceylan. Şapkalar karışmadı mı? Çok şapka değiştirmek zorunda kalmadım. Şöyle. Biz evliyiz. Filmdeki çift evli değil. O çiftin yaşadıkları birebir bizim gerçek hayatta yaşadığımız şeyler olmasa bile, hayatımızın belli dönemlerinde yaşadığımız ilişkilerde ve aynı zamanda bizirbirimizle olan ilişkimizde ufak ufak yaşamışızdır. Yani kavgalar, sorunlar olmuştur. Bir ilişki saf mutluluktan ibaret olama... Devamı

21 09 2006

'Atatürk filmi içimde ukde'

'Atatürk filmi içimde ukde' Kershner'e göre biri mutlaka Atatürk filmi çekmeli.21/09/2006 (291 kişi okudu) AA - ANTALYA - Altın Portakal kapsamındaki 2. Avrasya Film Festivali'nin onur konuğu Irvin Kershner, Atatürk filminin içinde ukde kaldığını söyledi. Kershner, "15 yıl önce İngiliz bir şirketin teklifi üzerine Ataürk'ün hayatını konu alan bir film çekmeye karar verildi, ancak Türk hükümetinden (ANAP) izin alınamadı. Biz filmde Atatürk'ü insani yönleriyle de ortaya koymak istemiştik. Çekemedik, yazık oldu. Burada gördüklerim beni şaşırtıyor. Genel Ortadoğu manzarasının aksine kadınlar çok özgür. Atatürk çok iyi bir iş çıkarmış. Biri, mutlaka Atatürk hakkında film yapmalı" dedi. 'Star Wars 5' ve 'Robocop 2' filmlerinin yönetmeni başrolde Johnny Depp ve Orlando Bloom'un adı geçen, senaryosunu kendisinin yazdığı 'Prenses ve Sihirbaz' filminin hazırlıklarını sürdürdüğünü de sözlerine ekledi. Devamı

21 09 2006

Festivalin 'Kader'i / Altın Portakal'ın altın diliml

Altın Portakal'ın altın dilimleri    22/09/2006 Portakalın tadı kaçtı    CÜNEYT CEBENOYAN - ANTALYAÇarşamba akşamı yaşanan trajik olay, Altın Portakal'ın tadını kaçırdı. "İklimler"! izlemiş, kültür merkezinin kafesinde toplanmış Nuri Bilge ve Ebru Ceylan başta olmak üzere filmin ekibiyle "soru ve cevap" toplantısını izliyorduk. Kimilerimiz toplantı sonrasında filmin Hillside Su Oteli'nin beach'inde yapılacak partisine gitmenin ve içeceği içkilere kaç lira ayırabileceğinin hesabını yapıyordu. Ufak ufak yağmur başladığında neyle karşılaşacağımızı henüz bilmiyorduk. Safları sıklaştı-rıp kafenin içinde toplaştık. Yağmur şiddetlendi şiddetlendi ve fırtınaya dönüştü ama toplantı sürüyordu. Sonra büyük bir gürültü koptu. Fırtına, kültür merkezinin girişindeki dev ekranı ve ses sistemini devirmişti. Dışarıdaki görevli gençlerin koşuşturduğunu ve ekranı taşıyan iskeleyi kaldırdıklarını gördük. Altta birisi kalmış mıydı? Hayır diyorlardı ve fırtına o kadar şiddetliydi ki içerdekiler dışarıya çıkmaya cesaret edemiyordu. Ya başka bir şeyler de kafamıza düşerse, ya elektrik kaçağı varsa ve yağmur altında her yer sırılsıklamken çarpılırsak gibi düşünceler insanların aklından geçiyordu. Kendi derdimize düşmüştük. Kapalı yerler tıklım tıklımdı ve ben kendimi bir otobüsün içinde en güvende hissedebileceğimi düşündüm. Otobüse ulaştığımda sırılsıklam olmuştum ama otobüsün içinde beklemekten başka yapılabilecek bir şey yoktu. Otobüste ben ve şoför yalnızdık. Sonra bir görevli gelip şoföre otobüsü çekmesini ve gelecek olan ambulansa yol açmasını söylediğinde "ciddi" bir yaralının olduğunu öğrendim. Otele döndüğümüzde Festival Başkanı Engin Yiğitgil gelip yaralının durumu hakkında açıklamada bulundu. Görevli arkadaşın çene kemiği kırılmıştı, hayati bir tehlike yoktu, ambulansların geç gelmesi devrilen ağaçlar yüzündendi ve meteoroloji bir fırtına uyarısında bulunmamıştı, söz konusu olan belki de bir hortumdu. Ya cid... Devamı

21 09 2006

Kekilli: 12 Eylül'ü bilmiyordum

Kekilli: 12 Eylül'ü bilmiyordum Sibel Kekilli, 'Eve Dönüş'ü izledikten sonra 12 Eylül neymiş öğrendiğini söylüyor. FOTOĞRAF: OKAN ÖZER / AAÖmer Uğur'un 12 Eylül'ü direkt hedef alan filmi 'Eve Dönüş'te rol alan Sibel Kekilli, 'Senaryoyu okuyana kadar o dönemden haberdar değildim. Okuduktan sonra utanarak da olsa 12 Eylül nedir diye sordum' diyor 21/09/2006 (647 kişi okudu) OLKAN ÖZYURT (Arşivi) ANTALYA - Altın Portakal'ın bu yılki ulusal yarışması herhalde uzun yıllar unutulmayacak. Kıran kırana geçecek demiştik ya, öyle de oluyor. Yönetmenler sanki sözleşmiş gibi kendi sinemalarının en yetkin yapıtlarıyla karşımıza geliyor. Zeki Demirkubuz'un herkesi çarpan filmi 'Kader'in ardından Ömer Uğur'un 'Eve Dönüş'ü ile Derviş Zaim'in 'Cennet'i Beklerken'i ilk kez seyirci karşısına çıktı ve her iki film de ödül için 'Kader'in muhtemel rakipleri oldu. 'Eve Dönüş', 12 Eylül'ü direkt hedef alan bir film. Türk sinemasının 12 Eylül'le hesaplaşmasında hep kapı ağzında kalınmıştı. Ama Uğur o kapıyı aralamayı başarıyor. 'Eve Dönüş'ü bir filmin ötesinde belge olarak da değerlendirmek mümkün. Gösterimden sonra bir seyircinin 'Bu filmi Kenan Evren izleyince ne düşünecek' demesi oldukça manidardı. Filmde polis şefini kendinden nefret ettirecek kadar iyi oynayan Civan Canova herkesin dilinde. Canova, yardımcı erkek oyuncu ödülüne çok yakın gözüküyor. Filmin başrolünde Memet Ali Alabora ve 'Duvara Karşı'yla belleklerde yer eden Sibel Kekilli var. Şaşartıcı ama gerçek, Kekilli, senaryoyu okuyana kadar 12 Eylül döneminde Türkiye'de yaşananlardan haberdar değildi. Bu yüzden de hem senaryodan hem de dün ilk kez izlediği filmden derinden etkilendi, uzun süre şiş gözlerle gezdi. Kekilli'yle film çıkışı ayak üstü konuştuk. Senaryoyu okuyup 12 Eylül'ü öğrendiğinizde neler düşündünüz? Film sizi çok etkilemiş görünüyor. Türkiye'de böyl... Devamı

10 09 2006

NEBAHAT ÇEHRE: Hayat gözümüzün içine bakarak öğretiyor

02/09/2006 NEBAHAT ÇEHRE: Hayat gözümüzün içine bakarak öğretiyor    NİLGUN MERALNebahat Çehre... Altmışlı yılların başında adım attığı Türk sinemasının hâlâ en güzel kadınlarından biri o... Kendi keşfini kimseye bırakmadan "ben buradayım" diyerek henüz çok genç yaşında girdiği güzellik yarışmasının ardından sinemadaki serüvenini yüzünün akıyla taşıyan ve çok uzun bir aradan sonra sinemada ikinci doğuşunu yaşayan Nebahat Çehre... Sanatçı ile rol aldığı yeni televizyon dizisi 'Candan Öte'nin setinde buluştuk... »Geçtiğimiz yıl ekran izleyicisi tarafından sevilerek izlenen Haziran Gecesi'nin dominant karakterlerinden birini canlandırdınız ve çok sevilerek izlendiniz... Yeni sezonda başka bir dizi 'Candan Öte'nin gene ana karakter rollerinden birinde oynuyorsunuz. Uzun bir aradan sonra ikinci kez doğuşun sırrı sadece sizde olmalı diye düşünüyorum...Teşekkür ederim ama bende bu sırrın sadece kendimde olduğunu biliyorum... Çünkü bu sırrın adı öncelikle işini doğru yapmak, yönetmenin ne dediğini anlayabilmek ve işini ilk günkü saygı ve disiplin içinde yapıyor olmak. Gereksiz kaprislere egolara takılıp kalmadan doğru ve huzurlu bir enerjiyi kendinde ve ekibinde yaşatabilmek. Bunlar çok kolay olmuyor tabii. Öğrenmenin tecrübeli, doğru ellerde harman görmesi öncelikle. Ben sinemaya çok uzun yıllar emek vermiş biriyim. Çok başrol oynadım bir o kadar da başrol altı rollerim oldu. Anlamsız kaprislerle beni geliştirecek rollere hayır demedim. Elbette ki seçici oldum ama bugünün imkânları ile o yılların imkânları arasında uçurumlar vardı... Ne kadar rol, o kadar tecrübe dolayısıyla öğrenme, büyüme... Sinemanın bende, benim Türk sinemasında büyük emeğim var. Bu kadar büyük emek neticede karşılıksız kalmıyor... Elinizdekinin kıymetini daha iyi biliyorsunuz. Verdiğiniz emek ne kadar çoksa, kıymet bilmek de elbette ki çok daha büyük oluyor... Sonuçta verdiğiniz bu değer dışa da yansıyor. Bugün çok genç ve kıymetli yönetmenlerle ça... Devamı

10 09 2006

12 Eylül'e sanatsal darbeler

Birgün'den 09/09/2006 12 Eylül'e sanatsal darbeler    EVRİM ALTUĞ78'liler Araştırma ve Dayanışma Derneği tarafından düzenlenen "12 Eylül'ün 26. yıldönümü etkinlikleri" nin bir parçası olarak hazırlanan "Geriye Bakmak" adlı resim sergisi, önceki akşam, Beyoğlu Elhamra Pasajı'nda Feyyaz Yaman'ın koordinatörlüğü ile hizmet veren Karşı Sanat Çalışmalarında açıldı. 30 Eylül'e kadar açık kalacak serginin amacı, 12 Eylül 1980 eksenli bir dönemi, plastik sanatlar açısından değerlendirmek. Darbe öncesi akımlara da kayıtsız kalmayan serginin ilk eseri ise, Kenan Evren ve öteki subayların, 1980 sonrası katıldıkları bir sosyal faaliyet sırasında 'halkla yakınlaşmalarına' dair ironik bir örnek fotoğraf halinde izleyici karşısına çıkıyor. Evren'in adeta bir 'Freudiyen Baba' niteliğindeki figürüyle açılıp "Devletten - banka'ya - serbest piyasa'ya sanat" ve "Tutuklu Sanat" gibi konu başlıklarıyla gündeme gelen sergi bu yönüyle, Beral Madra'dan Yahşi Baraz'a, Bedri Baykam'dan Canan Beykal'a uzanan bir kültürel çehre skalası da arzediyor. Sergide, Tuvaldeki 'ebat' çekişmesinden 'soyut'çular ve 'fıgürcüler' arasındaki medyatik rekabete, müzecilik ve müzesizlik sorununun dayattığı piyasalaşma ve koleksiyon bunalımlarından 'Yeni Eğilimler' sergisine uzanan yapıtlar, 27 sanatçının imzasını taşıyor. 'Özne ve Değişen Figür'ün yanında, 68 ve 78 kuşağını da izleyicisine konu ve örnek yapıt odaklanmalarıyla anıştıran etkinlikte, Yaman'ın payı büyük. Sanatın 'sokağa çıkış'ına hak ettiği değeri bu sergiyle veren Yaman ayrıca, sergiye 1983 tarihli bir yapıtıyla da sembolik zeminde dahil olmuş. Bir dönemin 'ağlayan çocuk' resmini, ABD'li Pop Sanat akımı mensubu Roy Lich-tenstein'in üslubu ile sentezleyen Yaman'ın o yıllardan kalma bir kartpostal denemesi bu. Eser, Murat Belge'nin Ağlayan Çocuk adlı yazısı üzerine a... Devamı

10 09 2006

GİŞE REKORTMENLERİ PORTAKALSIZ

09/09/2006 GİŞE REKORTMENLERİ PORTAKALSIZ    GÜLŞEN İŞERİ» Tümler masaya bile gelmedi'FESTİVALIN bir yönetmeliği var. Şartnamemizdeki 5 no'lu maddenin dördüncü bendinde "Yarışmaya katılacak filmler, herhangi bir ulusal TV kanalında gösterilmemiş ve DVD baskıları yapılmamış olmalıdır" deniyor. 13 no'lu maddede ise "Bu yönetmelikteki her türlü değişiklik hakkı festival yönetimine aittir" ifadesi yer alıyor. Geçen yıl az sayıda film başvurduğu için festival yönetimi 13. maddeyi çalıştırıp 5/4'üncü maddeyi dikkate almamış, DVD'si çıkmış filmlere de kucak açmıştı. Bu yıl ise çok sayıda yeni film olduğunu görünce 5/4'ü devreye sokmaya karar verdi. Dolayısıyla "Babam ve Oğlum", "Beyza'nın Kadınları", "Hacivat Karagöz..." gibi yapımlar, şartnameye uymadıkları için festival yarışması dışında kaldılar. Yoksa masaya getirilip bu filmler iyidir ya da kötüdür tartışması yapılmadı bile. 43. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nin Ulusal Uzun Metraj dalında yarışacak filmleri, tüm uluslararası festivallerde olduğu gibi Festival'in Şartnamesi uyarınca belirlenmiştir. » Yarışacak filmlerARAF / Yönetmen Biray Dalkıran AURA/ Yönetmen Orhan Oğuz CENNETİ BEKLERKEN / Yönetmen Derviş Zaim EVE DÖNÜŞ / Yönetmen Ömer Uğur İKİ SÜPER FİLM BİRDEN / Yönetmen Murat Şeker İKLİMLER / Yönetmen N. Bilge Ceylan KADER / Yönetmen Zeki Demirkubuz KARDAN ADAMLAR / Yönetmen Aytan Gönülşen TAKVA / Yönetmen Özer Kızıltan » Murat Çiçek (Avşar Film Genel Müdürü/ Babam ve Oğlum'un yapımcısı)Altın Koza'ya katılmadığımızla kaldıkKomitenin aldığı karara son derece saygılıyız ama bu kadar prestijli bir yarışmada olamadığımız için de üzüldük. Biz Altın Porta-kal'a katılacağız diye Adana Altın Koza Film Festivali'ne katılmadık. Düşünün 4 milyon gişe yapmış bir filmin Altın Portkal'da olmaması ne acı. Bize açıklama olarak bu yıl sinema filmlerinin çokluğundan kaynaklı şartnamedeki maddeyi uyguladıklarını söylediler ama biz ayl... Devamı

10 09 2006

Şiirin ölümü mü? / Ataol Behramoğlu

Dergi 10.09.2006 PAZAR SÖYLEŞİLERİ Şiirin ölümü mü? Ataol Behramoğlu "Yaşayan Bir Şiir" adlı kitabımda "Şiir Ölür mü?" başlıklı bir yazım vardır. Şiirin bir sanat türü olarak ömrünü tükettiği savına karşı, insan var oldukça şiirin de var olacağını savunan bir yazıydı bu... Bu konuda altını çizebileceğim cümle sanıyorum ki şu olabilir: "İnsanın öz değerleri dediğimiz, yüzyıllar boyunca işlenip biriktirilmiş duygusal ve düşünsel değerler daha da derinleşip boyutlanarak varlıklarını sürdürdükçe, yani insan var oldukça, şiir de derinlik ve boyut kazanarak varlığını sürdürecektir." Bu yazının son cümlesi şöyleydi: "Şiir ölmüyor; ancak kendini toplumsal yaşamın, tüm çatışkıları, somutluğu, çok yönlülüğü ve baş döndürücü gelişimiyle yaşanan zamanın dışında tutmaya, bireyselliğini mutlak bir değer olarak sunmaya çabalayan bir şair tipi ve bir şiir türü ölmektedir." Yaklaşık olarak aynı konudaki bir başka yazımda, Turgut Uyar'ın "Çıkmazın Güzelliği" adlı yazısına karşı, çıkmazda olanın şiir ya da insan değil, bir şiir ve şair türü olduğunu ileri sürmüştüm... Bugünkü düşüncelerim çok farklı değil... Fakat zihnimde soruların biraz daha çoğaldığını söyleyebilirim... "İnsanın öz değerleri" dediğim şeylerin neler olduğunda, dün olduğu gibi bugün de kuşkum yok... Buna karşılık "bu değerlerin derinleşip boyutlanarak varlıklarını sürdürdüğü" konusunda kuşkuluyum... Kuşkudan da öte, bu değerlerin, sadece bizim toplumumuzda değil her yerde, eriyip yozlaştığı, tükenmeye yüz tuttuğu görülüyor... "Çıkmaz" konusunda da durum böyle... Büyük şairliğine de, olabildiğince yakından tanıma şansına sahip olduğum kişiliğine de sevgi ve saygı duyduğum Turgut Uyar'ın, anımsadığımca altmışlı yıllarda yazılmış yazısını günümüze ilişkin bir kehanet sayabilir miyiz, bilemem... Fakat günümüzde insanın da giderek bir çıkmaza sürüklendiği neredeyse gözle görülebiliyor... Bugünkü çıkmazın "güzel" olup olmadığı ayrıca irdelenmesi gereken bir konu... Beni ilgilendiren, sö... Devamı

10 09 2006

Darbeciler yargılanmalı / Hikâye şarkılarda gizli

Cumhuriyet 10.09.2006 35. sanat yılını kutlayan Zülfü Livaneli, müziğiyle bir döneme tanıklık etti Hikâye şarkılarda gizli HATİCE TUNCER 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi Türkiye'de yaşam ın her alanı üzerinde baskı kurarken müzisyenlerin payına da dinleyicileriyle uzaklaşmak, yasaklar ve susturulmak düştü. 78'liler Girişimi için müzisyenlerin tanıklığında bir atölye çalışması yürüten Ragıp İncesağır , 12 Eylül öncesi ve sonrası şarkıları karşılaştırırken şöyle diyor: ''Şarkılarda da o dönemin hikâyesi gizlidir. Önce 'Karlı kayın ormanı' nı söylüyorduk, sonra 'Ölen arkadaşlar gibi sessiz sitemsiz' oldu şarkımız.'' Zülfü Livaneli 'nin geleneksel ezgilerden yararlanan, ama Batı formlarındaki şarkılarında toplumun yüreğine ulaşıp bugünlere kadar geldi. Nâzım Hikmet, Orhan Veli, Ülkü Tamer gibi büyük şairlerin şiirlerinden ve kendi sözleriyle bugüne kadar çok sayıda albüm çıkardı. 35. sanat yılını sanatçı dostlarıyla aynı sahneyi paylaşarak Arena Kuruçeşme'de kutlayan Zülfü Livaneli'ye ''12 Eylül günlerini'' sorduk. Livaneli, ülkenin aydınına, örgütlü emek gücüne, okuyan yazan kesimlere uygulanan büyük şiddetle söze başladı: ''Rejimin üzerinden silindir gibi geçtiği, paramparça ettiği aydınlık insanların yokluğunda Türkiye siyaset-tarikat-ticaret ilişkilerine teslim edildi. Böyle bir şiddet ve baskı döneminden ben de doğrudan etkilendim. Her şeyden önce Türkiye'nin içinde bulunduğu baskıcı, yasakçı ortam beni bir insan, bir vatandaş ve bir aydın olarak büyük bir karamsarlığa sürükledi. Bir sanatçı olarak ise kendi ülkemde yasaklıydım, şarkılarımla farklı kesimlerden milyonlarca insana ulaşmıştım, ama bu şarkılar devlet radyo ve televizyonlarında okunamıyordu. Çok talihsiz bir dönem oldu Türkiye'nin yakın tarihinde 12 Eylül dönemi.'' YIKICI VE KALICI Livaneli, bugünleri hazırlayan sosyal ve kültürel temellerin, 12 Eylül yönetimi zamanında atıldığını... Devamı

10 09 2006

Antalya'da sinema konuşuluyor / Özlem Altunok

Antalya'da sinema konuşuluyor   Heykeli, içeriğinden önce giden festivallerden biri Altın Portakal. Bu yıl 43.'sü düzenleniyor. Dokuz film yarışıyor, heykelleri hangi filmin, hangi oyuncunun alacağının hesapları yapılıyor. Uluslararası yönü heyecanı arttırıyor... Peki, geçen 42 festivalde neler yaşandı, en çok ödülü kim aldı, en büyük hayal kırıklığına kim uğradı? İşte festivalin tarihinin kısa bir özeti...   Özlem Altunok Dergi 10.09.2006 Altın Portakal'ın 43 yılı   Altın Portakal Film Festivali, 43 yaşında. Şimdiye kadar yüzlerce oyuncu, yönetmen, sinema emekçisini ağırladı. Genelde heykelcikleri ve şenlikleriyle hatırlandı, ama protestolara, sansürlere, darbelere, hatta milliyetçi ve İslami grupların saldırılarına tanıklık etti. Bugün uluslararası sinema pazarında da yerini alan festivalin 43 yıllık tarihi...   Türkiye'nin ilk ve en uzun soluklu festivali Altın Poratakal'ın ev sahibi Antalya, 43 yıllık festival tarihinde yüzlerce metre filme, kalabalık kortejlere, alkışlara, yumrukları havada yönetmenlere, oyunculara, sinema emekçilerine, tartışmalara, yasaklara tanıklık etti. Kendi halinde bir şenlikten bugün uluslararası bir etkinliğe dönüşen festival, en çorak yıllarında bile "Türkiye'nin Oscar'ı" oldu. Üç darbeye, sansürlere, magazine, sinemada yeni yüzlere, açılımlara, protestolara, sevinçlere, hüzünlere eşlik eden Altın Portakal'ın kabuk değiştirme öyküsüne şöyle bir uzanınca Türkiye'nin tarihinden izler bulmak da mümkün. İşte bu yıl, 16-23 Eylül tarihleri arasında düzenlenecek festivalin 43 yıllık yolculuğu...   Altın Portakal'ın temelinin atılmasında 50'lerin ortalarında Aspendos Tiyatrosu'nda düzenlenmeye başlanan kültür sanat şenliğinin payı büyük. Henüz festivale dönüşmemiş şenliğin ilk kesintisi, 27 Mayıs 60 sabahına dek düşüyor ve şenlik iptal ediliyor. Şenliğin gönüllü organizatörlerinden Avni Tolunay, 63'te belediye başkanı olunca, bu küçük ve... Devamı

06 09 2006

'Mavi Gözlü Dev'e Yetkin bir aktör

'Mavi Gözlü Dev'e Yetkin bir aktörNâzım Hikmet Ran'ın yaşamını işleyecek 'Mavi Gözlü Dev' filminin çekim süreci başladı. Biket İlhan imzalı filmde ozana Yetkin Dikinciler hayat verecek. Gogol'ün Müfettişinde de rol alan aktör, Gözyaşı Çetesi ile TV'nin gözdesi (05/09/2006) 'Mavi Gözlü Dev'e Yetkin bir aktör  YASEMİN YAŞAR_______________________________ » Çağan Irmak'ın yönettiği 'Babam ve Oğ-lum'un ardından şimdi de 'Mavi Gözlü Dev' projesinde yer alıyorsunuz. Tiyatro oyunlarınız ve son TV diziniz ise şu anda devam ediyor... Oyunculuğa nasıl başladınız?Okul yıllarındaki heveskâr tiyatro çalışmalarını saymazsam, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümü okurken başladı ilk. Oradaki tiyatro kurslarına Yıldız Kenter, Mehmet Birkiye, Celal Kadri Kınalıoğlu gibi büyük ustalar ders vermeye geliyordu.Beni bu işi yapmam gerektiği konusunda ikna ettiler. Ben de çok sevdiğim Felsefe bölümünü 3.sınıfta bırakıp konservatuvar sınavına girdim (Gülerek). Mimar Sinan Üniver-siresi Devlet Konservatuvarı'nı kazandıktan sonra da ciddi anlamda tiyatro hayatıma girdi. Hemen akabinde Bakırköy Beldiye Tiyat-roları'nda Oğuz Aral'ın yönettiği 'Bedava Mı Sandın' adlı oyunda harçlığımı çıkararak sahnelere adım attım. Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı bölümünü bitirdikten sonra iki yıl Antalya, dört yıl da Diyarbakır Devlet Tiyatrosu'nda oynadım.1999 yılında İstanbul Devlet Tiyatrosu'na girdim ve hâlâ da burada oyuncu olarak devam ediyorum. Sadece Devlet Tiyatrolarında değil, 5.Sokak Tiyatrosu, Tiyatro Pera gibi özel yapılarda da isteyerek yer almaya çalışıyorum. Tiyatro benim işim; evet ama, ben insanların bir araya gelerek oluşturdukları, ortak enerjiyi paylaştıkları, k... Devamı

04 09 2006

Aşk yok mu gerçekten? / Ataol Behramoğlu

Dergi 03.09.2006 PAZAR SÖYLEŞİLERİ Aşk yok mu gerçekten? Ataol Behramoğlu Duygu Asena'nın geçen haftaki pazar yazımda sözünü ettiğim kitabı, "Aslında Aşk da Yok" beni düşündürmeyi sürdürüyor... Aşkın ne olduğundan çok ne olmadığı üstüne yazılmış bir kitap sanki bu. Kitap aslında, hem de ilk sayfasında, bir "aşk" durumunun betimiyle başlıyor denebilir: " Birisini sevip sevip de onun için gözyaşı dökmek, için için, ama hem de nasıl için için ağlamak, karşısındakini dinlerken taa gözlerinin içine bakmak hiç dinlenmeden ve durup dururken ağlamak ığıl ığıl. Yemek yerken gözüne toplanan yaşlar, bunu en son onunla yemiştik diye...Ne zevkli acılar bunlar yüreğimi soğutmayan, ısıtan." Kitabın baş kadın kahramanının(anlatıcının) bir süredir ayrı oldukları sevgilisi için düşünüp duyumsadıkları bunlar... Yalnızlığına alışamıyor. Kıskançlık bunalımları yaşıyor. Sonunda gidip Amerika'da onunla buluşuyor. Orada da bir kıskançlık bunalımı ve duygusal gelgitler yaşıyor. Yazar anlatısının bu ilk bölümlerinde kadın kahramanına (erkek kahramanına olduğu gibi) tam anlamıyla nesneldir denebilir... Hatta kendi iç sesi, "sen kötü, kuşkucu, güvensiz bir insansın, senden hoşlanmıyorum ve benim mutsuzluklarımın nedenisin" diye seslenebiliyor bu kadın kahramana... Fakat bence asıl sorunsal, 10. bölümde, erkek kahramanın "evlilik" sözünü telaffuz etmesiyle başlıyor.... Daha doğrusu, erkeğin evlilik önerisi karşısında kadının ruhu, duyguları, düşünceleri karmakarışık ve çelişkilidir: "Artık evlilik sözü beni hiç heyecanlandırmıyor, böyle bir istekte bulunulması da.... (Peki, neden duyar duymaz kalbin düşecekmiş gibi oldu ve yüzün kızardı?)" (Araya giren bağımsız bölümlerle) 85 bölümden (elimdeki 41. baskısı 190 sayfadan) oluşan kitapta, denebilir ki, bundan sonra tümüyle ve asıl olarak "aşk" değil "evlilik" olgusu irdelenmektedir... (Sözünü ettiğim bağımsız bölümlerin- (Zeliha, Gül, vb...) -anlatıyı ana ekseninden koparmadığı gibi onu zeng... Devamı

03 09 2006

Dostoyevski bana kendimi hatırlattı

Dergi 03.09.2006 Dostoyevski bana kendimi hatırlattı -İlk okuduğunuz roman, üstelik cezaevinde, Suç ve Ceza, değil mi? Ivır zıvır şeyler okumuştum, ama evet, ilk romanım odur. "Hayat ne biçim şey" dedirten, merak ettiren, başka bir kitabı daha okumama sebep olan ve bu aşamaya kadar süren serüvenin başlangıcı, odur. Raskolnikof'un bazı özellikleri sayesinde ilk defa kendini hatırlayan bir çocuğum diyebilirim. Hayatımı, ailemi, arkadaşlarımı onun kitaplarıyla anladım. -Cezaevinden çıktığınız gün, geriye ya da ileriye doğru, ne hissettiniz, ne gördünüz? Hapisteki hayata biraz alışmıştım, çıktığım gün kalbimin ağrıdığını hatırlıyorum. Dışarıda hayat, beni hiç umursamadan devam ediyordu. Her şey son derece basit ve düz. -Sonra da sinema dünyasına girdiniz. Bunun sebebi Zeki Ökten'dir. Başka biriyle tanışsaydım, şimdi başka bir iş yapıyor olabilirdim. Öykülerimi beğenmedi, ama beni sevdi, "Ses" filminin setine çağırdı. Sonra sadece Zeki ağabeyi sevdiğim için, asistanlığını yaptım, arada yine hayatıma, işportacılığa dönerek.... -Gönlünüzde başka bir meslek mi vardı? Hayır, geçindiğimiz sürece sorun yoktu. Hâlâ yönetmen kimliğimi öne çıkarmaktan nefret ederim. Çok hayal kurarım, ama idealim yoktur. Hayallerimin de görüntümle alakası yoktur. Mesela, futbolcu olmayı hayal ederim. -Yani sinemayı bırakabilirsiniz? Sırtımda yumurta küfesi değil ki, hoşlandığım sürece yaparım, olmadığı noktada bırakırım. -Oysa "Hayatı anlamaya çalışmak için sinema yapıyorum" diyordunuz. 12 yılda neler öğrendiniz? Bunun muhasebesini yapmak zor, ama insan olarak çok olgunlaştığımı düşünüyorum. Hayat büyük bir esin kaynağı ve her şeyin üstünde. Durup hayata baktığımda, fikirlerimin, filmlerimin, her şeyin ne kadar değersiz olduğunu hissediyorum. Hayattaki oluş bitişi dünyanın en becerikli yönetmeni bile kuramaz, öyle bir diyalog da yazamaz. ATIF YILMAZ'A SAYGI Datça Belediyesi'nin bu yıl ilk kez düzenlediği "Sinema Günleri-Usta'ya Saygı"... Devamı

03 09 2006

ZEKİ DEMİRKUBUZ OLUNCAYA KADAR

İnancın ve aşkın acısı Esra Açıkgöz Masumiyet, Üçüncü Sayfa, Kader... Zeki Demirkubuz filmlerinde kendini ve derdini anlatıyor. Kahramanları inancın ve beklentinin acısını yaşayanlar. Acıyı yüceltmek ne kadar doğru? "Varoluş derdi varsa" diye yanıtlıyor, "acının insana bir anlam verdiğine inanıyorum". Demirkubuz politikayla arasına koyduğu mesafeyi de koruyor. İnançsızlığıyla baş etmeyi öğrendiğini, yalnızlığın en büyük zevk olduğunu keşfettiğini söylüyor... Son filmi "Kader" önce 43. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde yarışacak, 17 Kasım'da da gösterime girecek... Masumiyet, Üçüncü Sayfa, Kader... Zeki Demirkubuz filmlerinde kendini ve derdini anlatıyor. Kahramanları inancın ve beklentinin acısını yaşayanlar. Acıyı yüceltmek ne kadar doğru? "Varoluş derdi varsa" diye yanıtlıyor, "acının insana bir anlam verdiğine inanıyorum". Demirkubuz politikayla arasına koyduğu mesafeyi de koruyor. İnançsızlığıyla baş etmeyi öğrendiğini, yalnızlığın en büyük zevk olduğunu keşfettiğini söylüyor... Son filmi "Kader" önce 43. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde yarışacak, 17 Kasım'da da gösterime girecek... 8. SAYFADA Masumiyet. ZEKİ DEMİRKUBUZ OLUNCAYA KADAR -Isparta'da beş yaşında, galiba "Jilet Kazım"ı izlerken üzerime doğru gelen araba perdeyi geçip beni ezecek sanmıştım. O sahnede, insanların tabanca çekip perdeyi vurduğunu duymuştuk. İçimi acıtan ilk filmler ise, Yılmaz Güney'in "Baba"sı ve "Hayat mı Bu?" filmiydi. Aşk duygusunu ilk defa onla hissetmiştim. - Cüneyt Arkın'ı çok severdim, filmde 50 adam öldürürdü, ben 500 diye aktarırdım. İzlemeyen arkadaşlara filme yeni sahneler ekleyerek anlatırdım. Böylece, zor duruma düştüğümde iyi yalan söylemeye başladım. -Hayat duygusu geliştikçe, Yılmaz Güney'in filmlerinin değeriyle tanıştım. - Sosyalist olmamın tek nedeni gururumdur. Hep sosyalistler haksızlığa uğrar, acı çeker, dövülürdü. Ben de inandığım için değil, onları daha iyi insanlar olarak gördüğüm... Devamı