12 Takipçi | 5 Takip
Kategorilerim

Sevdiğim Fotoğraflar

Gitmek İstediğim Yerler

Benim Tarzım

Okumak İstediklerim

İzlediklerim

Gezdiğim Yerler

Evim İçin

Kitap

Diğer İçeriklerim (231)
Tüm içeriklerim
Takipçilerim (12)
31 03 2006

Kitap: 1990'lı yıllarda Amerikan ve Türk sinemalarında çekil

Kitap    Anasayfa   Rıfat Ilgaz Arşivi   Taşköprü'den Bakış    Kastamonu Net (Blogcu)    Şiir Sayfası   Öykü    Sinema   Atatürk  Edebiyat   Roman YazılarıFilm olan kitaplar 1990'lı yıllarda Amerikan ve Türk sinemalarında çekilen uyarlama örneklerini inceleyen Zeynep Çetin Erus, çalışmasında her iki ülkede hangi tür eserlerin neden ve nasıl uyarlandığı sorularına cevap arıyor 31/03/2006 (3 defa okundu) ZELİHA HEPKON (Arşivi)Sözleri Orhan Arıtan'a ait bir Avni Anıl bestesi "içimdeki sazlar başka söz başka" der. Sinemada edebiyat uyarlaması da benzer duyguları yaratabilir. Sinema için hazırlanmamış bir metnin uyarlanması ister istemez birtakım sorunları da beraberinde getirir. Roman filme uyarlanırken eserin ruhuna sadık kalınıp kalınmayacağı sorunu ortaya çıkar. Yazı ile görüntü arasındaki fark, yani sazların ve sözün uyumu, iyi bir yönetmenin yaratıcı olarak görülmesine yol açar. 1990'lı yıllarda Amerikan ve Türk sinemalarında çekilen uyarlama örneklerini inceleyen Zeynep Çetin Erus, çalışmasında her iki ülkede hangi tür eserlerin neden ve nasıl uyarlandığı sorularına cevap arıyor. Erus, incelemesinde Amerikan ve Türk sinemasınının aynı dönemde geçirdiği dönüşümü de ele alıyor. Bu yıllarda Amerikan sinemasının kültürel anlamdaki belirleyici etkisi Hollywood yapımlarının medya imparatorluklarının bir ürünü olarak ortaya çıkmalarıyla artmıştı. Bu sürecin sonunda derin bir krizin içerisine giren ulusal sinemalar Hollywood karşısında çaresiz kalmışlardı. Amerikan sinemasında filmin ekonomik olarak örgütlenişinin farklılığı kendisini en iyi uyarlamalarda göstermektedir. Hollywood'un film yapım süreci başlangıçtan itibaren kârı hedefleyen bir yapıya sahiptir. 1990'larla beraber çok uluslu büyük medya holdinglerinin oluşmasıyla bu yapı farklılaşmıştı. Oluşan dev holding... Devamı

27 03 2006

'Babam ve Oğlum' hepimizi yakın tarihimize nasıl ağlattı

Anasayfa   Rıfat Ilgaz Arşivi   Taşköprü'den Bakış    Kastamonu Net (Blogcu)    Şiir Sayfası   Öykü    Sinema   Atatürk  Edebiyat   Roman Yazıları   Radikal2  "Şeref dedik de, canım nasıl turşu çekti!" Haluk Bilginer ve Beyazıt Öztürk, filmin başarılı oyuncuları.'Babam ve Oğlum' hepimizi yakın tarihimize nasıl ağlattıysa, 'Karagöz Hacivat Neden Öldürüldü?' değişmeyen yazgımıza güldürüyor 19/03/2006 FERİDE ÇİÇEKOĞLU (Arşivi)Ezel Akay'ın 'Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü?' filmi Osmanlı'nın kuruluşundan günümüze şerefle turşu mevzuunda fazla bir değişiklik olmadığını göstermesi açısından çok eğlenceli. Ama filmin hasletleri mükemmel diyaloglarından, iyi senaryo ve yönetiminden, iz bırakan oyunculuklarından ibaret değil. Ezel Akay'ın da katıldığı özel gösterimde AKP milletvekillerini kızdırmış olması da filmin artılarına eklendi. Özel gösterim sonrası Bilecik milletvekili Fahrettin Poyraz "Anadolu'yu vatan yapan insanlarla ilgili böyle bir şey yapamazsınız" derken, Adıyaman milletvekili Hüsrev Kut daha acıklı konuşmuş: "Bu filmin Kültür Bakanlığı'nın katkılarıyla çekilmiş olması da beni ayrıca kahrediyor." (Radikal, 11 Mart 2006, Cumartesi) Milletvekilleri ve Kültür Bakanlığı müsterih olsunlar. Film kahkahalarla seyrediliyor. İyi vakit geçiriliyor, sonradan üzerinde düşünülüyor. Yani paralar ziyan olmamış. Hem de hiç. Ezel Akay'ın Levent Kazak'la birlikte senaryolaştırdığı hikâyede hemen hiçbir şey aksamıyor. 'Kaplumbağa Terbiyecisi', cinlerin gölge oyunu, temaşa geleneğimizin kökenleri gibi konuların en sonda özetlenmesi, "Bu filmden neler öğrendiğimizi şimdi hep birlikte tekrarlayalım" edasında olmuş gerçi. İnsan neredeyse peşinden gelecek alıştırma sorularını bekliyor. Ama bunu da filmin nazar boncuğu kabul etmek mümkün. E... Devamı

26 03 2006

Reha Erdem'den "Korkuyorum Anne"

Anasayfa   Rıfat Ilgaz Arşivi   Taşköprü'den Bakış    Kastamonu Net (Blogcu)    Şiir Sayfası   Öykü    Sinema   Atatürk  Edebiyat   Roman Yazıları  Dergi 26.03.2006 Korkuyorum Anne Erkek korkmaz, erkek ağlamaz... Reha Erdem aynı adı taşıyan filminde bu klişelere dokunuyor. "Korkuyorum Anne" sözünden yola çıkarak erkek korkularını anlatıyor. Sünnet bir kastrasyon mu? Bir erkek hayatında bir kez mi sünnet olur? Cem Mumcu, Murat Uyurkulak ve Özgür Tutar yanıtlıyor... Berat Günçıkan Reha Erdem, ağızda çok dolandırılmış, insanın kendisi kadar eski bir soruyu, son filmine isim olarak seçmiş: İnsan Nedir ki? Filmin izleyici ile buluşan ismi ise insanlığın zor baş edilir hallerinden biri, bir erkeğin kolay kolay atamayacağı bir çığlık: Korkuyorum Anne. Yönetmen de dahil bütün tanıtımlarda komedi denilse de sert ve sinsi bir hüzün izleyicinin yakasını bırakmıyor. Terzi Neriman'ın oğlu Keten ile Rasih'in oğlu Ali'nin altında kaldıkları "erkeklik"in hüznü bu. Güç ve iktidarın baştan bahşedildiğine inandığınız erkeklere, babaya, oğula, sevgiliye, arkadaşa başka bir gözle bakmaya başlıyorsunuz, sanki korkuları erkeği kadına daha bir yaklaştırıyor... Erdem'in korkunun adını koyduğu noktalardan biri sünnet... Ergenliğe kadar aile albümünde baştacı edilen, sonra gözler önünden çekilen, toplu ya da yalnız bir düğünle süslenen "erkeklik" hali... Peki, sünnet bir mavra mı, travma mı? Psikiyatr Cem Mumcu işte bu noktada itiraz ediyor, sünneti bir travma olarak görmeyi ve göstermeyi entelektüel bir ağız kalabalıklığı olarak tanımlıyor. Ona göre travma sünnette değil, nasıl yaşatıldığı ve yaşantılandığında. Bebeklikte yapılan bir sünnetin bir yan etkisinin olmayacağını düşünüyor! Ayrıca sünnet faydalı bir uygulama, bunu kanıtlayan araştırmalar da var, örneğin sünnetli erkeklerle birlikte olan kadınların pel... Devamı

23 03 2006

'Endişe'li 'Yol'dan 'Umut'a: 'Bir Gü

Anasayfa   Rıfat Ilgaz Arşivi   Taşköprü'den Bakış    Kastamonu Net (Blogcu)    Şiir Sayfası   Öykü    Sinema   Atatürk  Edebiyat   Roman Yazıları   'Bir Gün Mutlaka' M. Sehmus Güzel, Yılmaz Güney ile ilgili üç kitap* yazdı... İnsan Yılmaz Güney, Özgür Yılmaz Güney, Yılmaz Güney Hazinesi... Güzel'e Yılmaz Güney'i sorduk. O da anlattı...   14 Ekim 2005 Yorumlarınızı Yazınız Yazdır Arkadaşına Gönder 'Endişe'li 'Yol'dan 'Umut'a: 'Bir Gün Mutlaka' Yılmaz Güney, 1937 yılında Adana'nın Yenice köyünde topraksız köylü bir ailenin çocuğu olarak doğdu. 1984 yılının 9 Eylül’ünde sürgünde bulunduğu Paris’te yaşamını yitirdi. 47 yıllık kısa yaşamının ardında sinemadan siyasete kalıcı izler bırakan sanatçıyı, Güzel'e sorduk. Sözünü kesmeden de dinledik... *** Yılmaz Güney, “abilik” yapmıştır bir çok insana: Kazım’a, Bekir’e, Naki’ye sormalı. Yılmaz Güney, kendi deyişiyle, “siyasal yanı ağır basan bir sanatçı”dır. Kürtlüğünü hiçbir zaman ve hiçbir yerde inkar etmeyen. Askerliğini yaptığı Muş’un o havası, kökenleriyle ve geniş ailesiyle daha sıkı bağlar kurmasına yolaçtı. Muş’un o havası, hani bilirsiniz: Dostluk, yoldaşlık, arkadaşlık, hevallik ve karçiçekleri kokar. Mesteder. O yeşillik. O yiğit insanlar. Ve hele o güzelim dağlar. Evet, Yenice, Adana, Ankara, İstanbul tamam ama Muş’un yeri ayrıdır. Vakti yetseydi Güney Muş’a “Güzelleme” yazacaktı mutlaka. Yılmaz Güney şair ve yazardı. Birçok kitabı bunun ispatıdır: Boynu Bükük Öldüler örneğin. Sanık ve diğerleri mutlaka okunmalı. Yazma eylemini onca işi, onca koşturmacası arasında yapabildi. Güney aynı zamanda bir siyasi liderdi. Gerçek bir ihtilalcı... Devamı

22 03 2006

Diziler, Diziler... / Güneş ÖZAYTEN

  Anasayfa   Rıfat Ilgaz Arşivi   Taşköprü'den Bakış    Kastamonu Net (Blogcu)    Şiir Sayfası   Öykü    Sinema   Atatürk  Edebiyat   Roman Yazıları   Diziler, Diziler... Seyirci, TV'de gördüğü tiplemeyi, sinemada izlemek için para veriyor. Filmde, Leyla ile Polat arasında belli belirsiz, platonik ama cılız kalan bir ilişki söz konusu. Zaten Leyla karakterinin varlığı olaya hemen hemen hiçbir şey katmıyor. Güneş ÖZAYTEN ''Kurtlar Vadisi-Irak'' filmi sinemalarda gösterimde... İyi-kötü yanlarıyla Türk televizyon tarihinde artık klasik olmuş bir dizinin, ardından yapılmış bir film. Her yaştan seyircisi olan bir TV dizisi olduğu için, filmin izleyici kitlesinin yaşı da 7 ile 77 arasında. Filme, çoluk çocuğuyla gelen birçok aile var. Çocuklar, sinemaya; ''Polat ağabeylerini'' izlemeye geliyor. Açıkça söyleyeyim, ben, Turgut Özal döneminde büyümüş bir kuşaktanım. Gözümü açtığımda, evde, siyah-beyaz televizyon vardı. İnsanlar, ''Dallas'' ı kaçırmazdı. Herkes, Ceyar'ı (JR), Sue Allen'ı falan bilirdi. Daha sonra, diğer diziler geldi. Nitekim ben de ''Kara Şimşek'' , ''Görevimiz Tehkile'' gibi dizilerle, ''Indiana Jones'' , ''E.T.'' gibi filmlerle büyüdüm. McDolands, Burger King, Coca Cola, Pepsi, Levi's, Lee Cooper gibi birçok markalar dayatıldı bize. ''Rambo'' yu, ''Terminatör'' ü izlemeye ailelerimizle beraber gittik. Bunları neden yazdığımı söyleyeyim, ben de o zaman, bugün Polat Alemdar'ı izlemeye gelen çocuklarla aynı yaştaydım. O zamandan bu zamana bazı şeyler tabii ki değişti. Mesela, artık o çocukların çoğu cebinde cep telefonu, evinde bilgisayarla doğuyor. Oysa biz dünyaya gelmeden önce, bu ülkede, yerli malı haftaları, Türk dilinin uğrayabileceği tecavüzler... Devamı

19 03 2006

10 gün sürecek olan17. Ankara Uluslararası Film Festivali zorluk

Cumhuriyet 19.03.2006 10 gün sürecek olan17. Ankara Uluslararası Film Festivali zorluklarla açıldı İlkyaza sinemayla merhaba * Kitle İletişimi ve Araştırma Vakfı'nın düzenlediği festivalde, 10 gün boyunca, Türk ve dünya sinemalarından 240 film gösterilecek. 'Ulusal Uzun, Kısa ve Belgesel Film' izlencelerinin yanında, 'Dünya Sineması, Uzak Ufuklar ve Dünyanın Her Köşesinden' başlıklı bölümlerde yer alıyor. ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - Türk sinema dünyasında ''Uluslararası İstanbul Film Festivali'' ve ''Antalya Altın Portakal Film Festivali'' gibi önemli bir yeri olan ''Ankara Uluslararası Film Festivali'' başkentte önceki gün MEB Şûra Salonu'nda yapılan açılış töreniyle başladı. Açılışını ünlü sinema eleştirmeni Atilla Dorsay ile oyuncu Ceyda Düvenci 'nin yaptığı gecede, ''Aziz Nesin Emek Ödülü'' Atıf Yılmaz 'a, ''Kitle İletişim Ödülü'' ''Nürnberg Türkiye/Almanya Film Festivali'' ne, ''Sanat Çınarı Ödülü'' ise, sanat emekçisi Kayıhan Keskinok 'a verildi. Geceye Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı Mustafa İsen , CHP Milletvekili Berhan Şimşek , aralarında Aykut Oray, Nur Sürer, Selçuk Uluergüven, Levent Ülgen 'in de bulunduğu pek çok sanatçı katıldı. 240 film gösterilecek Bu yıl festivalin açılışına maddi sıkıntılar damgasını vururken Türkiye'nin tanıtımı olan festivallere devletin ve özel sektörün ilgisi tartışıldı. Dorsay, açılış konuşmasında, festivallerin desteklenmesinin gerekliliğine vurgu yaparken Yeni Sahne'nin kapatılmak üzere olduğunu anımsatarak şunları söyledi: ''Ankara'ya gençlik yıllarımda tiyatro izlemeye gelirdim. Yeni Sahne'nin açılış oyunu olan 'Calicula' yı ilk kez usta oyuncu Kartal Tibet 'in yorumuyla izlemiştim. Şimdi tüm sanatçılara ve sanatseverlere sesleniyorum, Yeni Sahne'nin yıkımına dur diyelim.'' Kitle İletişimi... Devamı

19 03 2006

Mustafa Altıoklar'ın son filmi "Beyza'nın Kadınları" gös

Demet Evgar, "Beyza'nın Kadınları"nda... Dergi 19.03.2006 Mustafa Altıoklar'ın son filmi "Beyza'nın Kadınları" gösterimde... İstanbul'da seri cinayetler   Ali Deniz Uslu   Mustafa Altıoklar'ın psikolojik-polisiye gerilim filmi, "Beyza'nın Kadınları" bu hafta gösterime girdi. Yönetmenliğini Mustafa Altıoklar'ın yaptığı filmde, Demet Evgar (Beyza Türker), Tamer Karadağlı (Komiser Okan) ve Levent Üzümcü (Seri Cinayet Uzmanı Doruk Türker) başrollerde. Filmde Salih Güney ve Mine Çayıroğlu da var. Oyuncuları, çekim teknikleri ve farklı konusuyla Türk sinemasında birçok ilki barındıran "Beyza'nın Kadınları"nda, bir seri cinayet öyküsü anlatılıyor. Filmin, 18 yaş üstü sınırı ile vizyona girmesi ise ilginç. Senaryosu bir buçuk yıl, çekimleri sekiz haftada tamamlanan film, Hermes Film, Altıoklar Prodüksiyon ve Key Productions ortak yapımı. Filmin etkileyici müzikleri ise Fahir Atakoğlu'na ait. "Beyza'nın Kadınları"nın hikâyesi ise kısaca şöyle; kusursuz bir hayat süren ve kocasına büyük bir aşkla bağlı olan Beyza'nın hayatı zaman zaman geçirdiği anlamsız bilinç kayıpları ile değişmeye başlar. Beyza, bu travma ile kendi geçmişindeki çıkmazları sorgularken, İstanbul'un çeşitli bölgelerinde kesik bacaklar bulunur. Bu olaylar şehrin tümünde bir seri katil paranoyası yaratmaya yeter. Olayları araştıran Komiser Okan'ın iş ortağı ise Beyza'nın eşi Doruk Türker olur. Komiser ve Doruk katilin izini sürerken, Beyza da yaşadıklarını anlamlandırmaya çalışır, ta ki bu anlamlandırma seri cinayetlerle birbirine bağlanana kadar. Beyza'nın ruhsal dönüşleri ve arapsaçına dönen bu katil bulmacasının cevapları aslında sorularda saklıdır. Film, seyirciyi kendi içsel sorgularını yapmaya yönlendiriyor ve "Adalet, ama nasıl?" gibi bir soruyu sorduruyor. Altıoklar, "Beyza'nın Kadınları"nda psikolojik gerilimi iyi kurgulanmış bir film ile çıkıyor karşımıza. Filmin ilk yarısında bu kurgu kendini belli e... Devamı

19 03 2006

Zamansız bir kadın Şerif Sezer / Özlem Altunok

Zamansız bir kadın Şerif Sezer "Yol", "Camdan Kalp", "Hakkâri'de Bir Mevsim", "Hamam", "Babam ve Oğlum"... Yıllar geçiyor, Şerif Sezer yardımcı kadın oyuncu rollerini oynamaya devam ediyor. Serzeniş değil bu, o oynamak için hem heyecanlı hem de hâlâ genç. Özlem Altunok Dergi 19.03.2006 KAMERA BANA DİYOR Kİ... Kamera aynadan daha şeffaf ŞERİF SEZER' e göre. "Beğenilme arzunuzu, kuşkunuzu, gözünüzdeki ışıltıyı derinlemesine çekiyor." diyor. Bu yüzden nasıl göründüğünü değil, nasıl oynadığını önemsiyor. İddiasızlık değil bu, "Yol"u uzun, devam ediyor...   Özlem Altunok   Şerif Sezer gibi güzel ve zamansız bir kadının yaşını belirtmeye ne gerek var acaba? Aklımdan geçen cümle bu. Elbette bu gizli bir bilgi değil, ayrıca zaten Şerif Sezer de yaşıyla ve nasıl göründüğüyle çok da ilgilenmiyor. Benimkisi, onu kendisi üzerine kurulu bir hikâyede değil, hep anne, teyze rollerinde görmek, hep en iyi yardımcı kadın oyuncu ödülü alırken izlemekten şikâyetçi olmakla ilgili bir kafa karışıklığı. Seyirci onu daha çok, "Asmalı Konak", "Çemberimde Gül Oya" dizileri ve "Babam ve Oğlum" filmiyle tanıdı. Bu röportajın gerekçesi de SİYAD'dan aldığı yeni bir "yardımcı kadın oyuncu" ödülü. En iyisi siz bu yazının girişini unutun ve Şerif Sezer'i biraz daha yakından tanıyın. Belki siz de benim gibi onu bir başrolde görmek istediğinize karar verirsiniz... -"Asmalı Konak", "Çemberimde Gül Oya", "Babam ve Oğlum". Üç yapım da çok ilgi gördü ama siz bu üç yapımda rol alıp da en iyi gizlenenlerdensiniz sanırım... Ben işimi yapayım ve sonrasında da rahat edebileyim istiyorum. İnsanın bir tane hayatı var, yaptıkları ettikleri de belli. Bunları her seferinde ayrı kişilere anlatmak sıkıcı geliyor. Öyle evde oturup saklanmaktan da hoşlanmam. Göze batmadan herkes gibi hayatın içinde olayım, sinemaya, alışverişe gideyim istiyorum. -"Bir tane hayatım var" dediniz. Geçmişinize bakınca da önce yaşamayı sonra oyunculuğu tercih ettiğiniz söylenebil... Devamı

17 03 2006

Karton tipler, abartılı duygular: "Dün Gece Bir Rüya Gördüm"

Karton tipler, abartılı duygularDağınık bir senaryoya sahip olan "Dün Gece Bir Rüya Gördüm" filminde inandırıcı hiçbir yan yok Alin TAŞÇIYAN"Dün Gece Bir Rüya Gördüm"Genç yönetmen Ulaş Ak'ın ilk kez beyazperdeye yansıyan filmi "Dün Gece Bir Rüya Gördüm" senaryodan kaynaklanan sorunları mizansenle de gideremeyen, iki arada bir derede kalmış bir yapım. Sanat sinemasıyla yeterli bağı yok, ticari formata da uymuyor.Uyuşturucu bağımlısı güzel genç kız ile ona aşık olan epilepsi hastası saf gencin aşk öyküsü herhangi bir tür çerçevesinde ele alınmamış. Dizi estetiğinin hâkim olduğu filmde sinema duygusunun eksikliği her planda hissediliyor.Annesini küçük yaşta yitirmenin yol açtığı travmayı bir türlü atlatamamış; babasının fazlasıyla sevecen ve iyi niyetli olmasından rahatsızlık duyan, Pelin Batu'nun canlandırdığı Lale huzuru uyuşturucu kullanmakta, ev partilerine katılmakta arıyor. Ona tutkun komşusu ise evden çalışan, gerektiğinde ofise çağrılan ama kasabalı saf delikanlı halinden kurtulamamış bir adam. İki karakteri de arındırıcı bir nitelik kazanan aşkları -elbette- kötü adamlar tarafından engelleniyor...Oyuncular da kurtaramıyorÇok bildik bir yapı üzerine kurulmasına rağmen "Dün Gece Bir Rüya Gördüm"ün senaryosu o kadar dağınık ki film olduğundan daha kalabalık görünüyor göze. İnandırıcı gelen hiçbir yanı da yok; karakterlere ve duygularına ne olup bitenlere inanmak gelmiyor içimizden. Karton tipler, abartılı duygular ya işlevsiz ya da anlamsız diyaloglarla dolu film, bir dizi bölümü kadar inandırıcı ancak!Pelin Batu, Emre Kınay ve Fikret Hakan'ın varlığı ve performansları da kurtarmıyor "Dün Gece Bir Rüya Gördüm"ü. Daha yalın bir öykü, daha sağlam bir çatı ve daha yaratıcı bir mizansenle belki bu genç yönetmenin bir yere geldiğine tanık olabiliriz. "Dün Gece Bir Rüya Gördüm"Yönetmen / Senaryo: Ulaş Ak Oynayanlar: Pelin Batu, Emre Kınay, Fikret Hakan Görüntü: Aytekin Çakmakçı Müzik: Bora Ebeoğlu, Cengiz Onural... Devamı

17 03 2006

Ayşe Kilimci ile 'Yeni Moda Aşklar'ı konuştuk/ Şebnem AT

Ayşe Kilimci ile 'Yeni Moda Aşklar'ı konuştuk 'Aşkın kendisi hüzün...' Ayşe Kilimci'nin on yedi yaşında başlayan öykü serüveni bugün 34 yılını doldurdu. Bu tutkulu, keyifli uğraşına yurtiçi ve dışından gelen pek çok ödül eşlik etti. Yazar, çocuk kitaplarının yanında yetişkinler için kaleme aldığı eserleriyle de beğeni topluyor. Abdi İpekçi Dostluk ve Barış Ödülü'ne değer görülen öyküsünün de yer aldığı "Yeni Moda Aşklar" 1995 yılı Yunus Nadi Öykü Ödülü'nü kazanmış başarılı bir eser. Şebnem ATILGAN Kilimci, "Yeni Moda Aşklar"da aşkla bakışı, aşkla ölmeyi, aşkla insan olmayı, aşkın ömürlerimize kattığı güzelliği anlatıyor. Yaşandıkça derinlik kazanan, sızısıyla kalbimize, bin bir rengiyle hayatımıza pırıltılı bir iz katarak insanı daha da insan kılan aşklar, yazarın kaleminde, tılsımlı birer aşk masalına dönüşüyor. "Aşk, komutanım, dellenmektir, arz ederim!" diyor, bir kahramanı; "Tüfekten yana müdafaasız kalınan meydan savaşı", diyor bir başkası; "Anarşinin Allahı, kendine hükümsüzlük, amenna onursuzluk" diyor diğeri... Her yaşta kalpten savrulan iflah olmaz umucu kuş, aşk... Ayşe Kilimci, kitabında farklı toplum kesitlerinin aşk fotoğraflarının yer aldığı anlatı geleneğimizin izini sürerken, Eros'la birlikte yedi kat göklerde uçuran öyküleriyle, iyi ki varsın aşk'ın destanı, dedirtiyor. - 1995 yılında Yunus Nadi Ödülü'nü kazandığınız "Yeni Moda Aşklar Destanı", Altın Kitaplar tarafından "Yeni Moda Aşklar" adı ile yeniden okurla buluştu. Kitabın adı, öyküleri bir parça tanımlasa da, öykülerinizden taşan duygusallık çok etkileyici... Öykü kahramanlarınızdan söz edebilir miyiz? YAMAN İNSANLAR - Kahramanlar yaman insanlar.Yeşil Pancurlu Yuvamız'daki Selami'nin helali Halime sözgelimi...Tuttuğunu koparan, hayata sımsıkı sarılan fırtına gibi bir genç kadın... Kanadı Gümüşlü Kuş öyküsündeki Türkilizce konuşan Zeyno'ya sinir oluyorum, sinir ola ola yazdım onu. Memur Efendi'nin altıncı karısı ... Devamı

17 03 2006

Sibel Türker,"Şair Öldü"/ Asuman KAFAOĞLU-BÜKE

Asuman KAFAOĞLU-BÜKE Yazın Sanatı Şair Öldü Sibel Türker,"Şair Öldü"de 23 yaşında, hukuk fakültesinde öğrenci bir kızın yaşamından bir mevsimi anlatıyor. Kendisine bir erkek adı verilmiş olması da, kadınlığa ve ailesindeki kadınlara yabancılaşmasının bir çeşit dışavurumu. Her anlamda dışlanmış biri Ersin. Ama yalnız kalınca Zerdüşt, şöyle dedi gönlüne: "Mümkün mü bu! Bu ihtiyar ermiş ormanında işitmemiş hâlâ öldüğünü Tanrının'"Friedrich Nietzsche"Zerdüşt Böyle Diyordu"Çev.: Osman Derinsu Nietzsche, ahlak felsefesinin temeline, insanın Tanrı buyruklarından sıyrılıp kendi ahlakını yarattığı yeni bir dünya görüşünü oturtarak başladı. Batı'daki aydınlanma çağı insanı evrenin merkezine yerleştirmişti, ahlak açısından yeni çağda insan, kendi davranışlarından sorumlu olmalıydı, daha üst bir varlığa karşı hesap vererek değil, sorumlulukların bilincinde olarak. Bu hafta okuduğum Sibel Türker'in "Şair Öldü" adlı romanı, başlığını görür görmez Nietzsche'yi düşündürdü. Zaten, ilerleyen sayfalarda yazarın Nietzsche'yi düşünerek bu başlığı verdiği de ortaya çıktı. YABANCILAŞAN NESİL Sibel Türker, "Şair Öldü"de 23 yaşında, hukuk fakültesinde öğrenci bir kızın yaşamından bir mevsimi anlatıyor. Pavyonda dansözlük yapmış annesi, sonradan deliren öğretmen babası, kendisinden çok daha güzel ablasıyla, erken büyümüş bir genç kız Ersin. Kendisine bir erkek adı verilmiş olması da, kadınlığa ve ailesindeki kadınlara yabancılaşmasının bir çeşit dışavurumu. Her anlamda dışlanmış biri Ersin, sadece ailesi tarafından değil, kendisini de ­ özellikle romanın başlarında ­ bir asi olarak tanımlamayı seviyor. Babasından genetik olarak devraldığını düşündüğü delilik kıyısında dolaşıyor olması, anti depresan ilaçlarla günlerini yaşanır kılması, onun marjinal portresine uygun düşüyor. Roman, anne ve iki genç kızın, parasızlık içinde hayatta kalma teması içinde geçecek sanırken, Ersin'in fakülteden türbanlı bir kız arkadaş edinmesiyle yön değişti... Devamı

17 03 2006

Reha Erdem: Korkuyorum Anne/ Sungu ÇAPAN

Eğlenceli psikanalizReha Erdem'in üçüncü filmi "Korkuyorum Anne" hem entelektüel hem eğlenceli bir psikanaliz seansı adeta... Alin TAŞÇIYAN"Korkuyorum Anne"Duygularıdır, anılarıdır, korkularıdır, umutlarıdır, kaygılarıdır, kalbidir, beynidir, gözleridir... "İnsan nedir?" sorusuna kaç türlü yanıt verebilirsek birçoğunu "Korkuyorum Anne" filminde bulabiliriz. Senaryosu ve oyunculuğu başta olmak üzere tepeden tırnağa olumlu nitelikleriyle şaşırtıcı bir güce erişen bu ilginç yapım Reha Erdem'in üçüncü uzun metrajlı filmi. "Korkuyorum Anne"de Reha Erdem ilk filmi "A Ay" (1989) ile ikinci filmi "Kaç Para Kaç"ın (1999) biçemlerini birleştirmiş sanki. Erdem, siyah beyaz "A Ay"da tarihi mekanlarını özenle seçerek çarpık kentleşme kurbanı olmamış büyülü bir İstanbul görüntülemişti. "Kaç Para Kaç" ise konusu itibarıyla çok daha materyal bir kent manzarasını bütün renkleriyle kullanıyordu. "Korkuyorum Anne" ilk filmin düşselliğiyle ikincisinin üç boyutluluğunu birleştiriyor. İçerik bakımından da "Korkuyorum Anne" insanı, ruhu ve bedeniyle gizi hâlâ çözülmemiş bir varlık olarak karşımıza çıkarıp kendi kendimizi de sorgulamamıza olanak verecek şekilde sorguluyor. Düşler, bilinçaltı, efsanelerle yoğrulu masalsı "A Ay"ın mistisizmiyle paranın ve hırsın insan hayatına etkisini irdelediği "Kaç Para Kaç"ın moralist yaklaşımının bileşkesi diye de yorumlayabiliriz bu durumu. Hafızasını kaybetmiş bir genç adamın babası ve koca bir aile gibi yaşayan apartman komşularıyla yeniden kaynaşması için gösterilen çabaları konu alan film bilinçaltında yatan duyguların, bastırılmış korkuların, ebeveyn ve çocuk ilişkisinin, yetişkinleri hep bağrında tutmaya eğilimli sosyal çevrenin etkisinin, aşkın kendine özgü yollarının ortaya çıktığı bir psikanaliz seansını andırıyor. Biraz karmaşık ve kalabalık olmakla birlikte... Çoğu tiyatro kökenli oyuncularının birbirinden iyi performanslarıyla vurgulanan insan ilişkilerinin, konuşma dilinin kıvraklığı içine yedirilmiş düşüncelerin derinliği,... Devamı

12 03 2006

25. Uluslararası İstanbul Film Festivali 1-16 Nisan tarihleri ar

25. Uluslararası İstanbul Film Festivali 1-16 Nisan tarihleri arasında yapılacak Dünyanın filmi İstanbul'da Bu yıl da dünyaca ünlü oyuncu ve yönetmen konukları var festivalin: Gérard Dépardieu, Diane Kruger, Guillaume Canet, Bertrand Blier, Alain Delon, Isabelle Huppert, Christoffer Boe ve James Longley. Festivalde 199 yönetmenin 219 filmi gösterilecek. SELCEN AKSEL 'Uluslararası İstanbul Film Festivali, bu yıl 1-16 Nisan tarihleri arasında 25. kez izleyici karşısında. Sinema meraklıları için farklı türlerden örnekler, yeni yapımlardan seçilenler, umut veren yönetmenler, ustalardan başyapıtlar, uluslararası boyutta başarısını kanıtlamış usta ve genç sinemacı konuklarıyla büyük önem taşıyan İstanbul Film Festivali, bu yıl da İKSV tarafından Akbank sponsorluğunda gerçekleştiriliyor. Bu yıl da dünyaca ünlü oyuncu ve yönetmen konukları var festivalin: Gérard Dépardieu, Diane Kruger, Guillaume Canet, Bertrand Blier, Alain Delon, Isabelle Huppert, Christoffer Boe ve James Longley. Beyoğlu'nda Emek, Atlas, Sinepop, Beyoğlu, Fransız Kültür Merkezi'nin salonları, İstanbul Modern sinemaları ile Kadıköy'de Rexx Sineması 199 yönetmenin 219 filmini ağırlayacak. Avrupa, Kuzey ve Güney Amerika, Uzakdoğu ve Ortadoğu sinemalarının yanı sıra ülkemizden de 44 film gösterilecek. 31 Mart akşamı 'Ateşkes' ile açılacak festivalin konuklarından Alain Delon 'a İKSV 'nin 'Yaşamboyu Başarı' , Isabelle Huppert 'e de 'İstanbul Film Festivali Sinema Onur Ödülü' sunulacak. Festivalde 20 bölüm var: 'Uluslararası Yarışma', 'Ulusal Yarışma', 'Yarışma Dışı', 'Akbank Galaları', 'Dünya Festivallerinden', 'Geleceğin Ustaları', 'Mayınlı Bölge', 'Kadınlara Hürriyet', 'Sinemada İnsan Hakları', 'NTV Belgesel Kuşağı' , iki ayrı toplu gösterim programıyla 'Canlandırma Sineması: Avustralya', 'Fransız Baharı', '25 Yılın Altın Filmleri', &... Devamı

06 03 2006

Oscar sarstı: En İyi Film 'Crash’

Oscar sarstı: En İyi Film 'Crash’78. Oscar Ödülleri’nde, Paul Haggis’in yazıp yönettiği 'Crash’ adlı film, büyük sürpriz yaparak En İyi Film seçildi. Favori gösterilen 'Brokeback Mountain’ ise 3 Oscar’la yetindi 6 Mart 2006 Pazartesi Oscar’lar görkemli bir törenle sahiplerini buldu. En başta 'Brokeback Mountain’ olmak üzere, 'Capote’, 'Good Night, and Good Luck.’ ve 'Munich’ filmlerini geride bırakan 'Crash’ En İyi Film seçildi. Film, En İyi Özgün Senaryo ve En İyi Kurgu dalındaki ödüllerin de sahibi oldu. 3’er ödüllü diğer yapımlar ise 'Brokeback Mountain, 'Memoirs of a Geisha’ ve 'King Kong’ oldu. Ödül Töreni, Türkiye’de NTV’den canlı yayınlandı.En İyi Yönetmen dalındaki Oscar 'Brokeback Mountain’ın yönetmeni Ang Lee’ye verildi. Böylece 'Capote’ ile Bennett Miller’ın, 'Crash’ ile Paul Haggis’in, 'Good Night, and Good Luck.’ ile George Clooney’nin ve 'Munich’ ile Steven Spielberg’in arasından sıyrılan Lee -beklendiği gibi- Oscar’a ulaştı.      TÖREN MUHTEŞEM OLDUAkademi ödülleri olarak da bilinen Oscar Ödülleri'nin 78'incisi Los Angeles'ta düzenlenen muhteşem bir törenle sahiplerini buldu.Amerikan Sinema Bilimleri ve Sanatları Akademisi tarafından ünlü Kodak Tiyatrosu'nda düzenlenen ve ABC televizyondan canlı olarak yayınlanan ödül töreninde altı dalda aday gösterilen 'Crash', 'En İyi Film' ödülünü aldı.'En İyi Orjinal Senaryo ve En İyi Kurgu' ödüllerini de alan 'Crash' gecenin yıldızı olurken, 'Brokeback Dağı' filminin yönetmeni Ang Lee de 'En İyi Yönetmen' ödülüne layık görüldü.Philip Seymour Hoffman 'Capote' filminde canlandırdığı eşcinsel yazar Truman Capote tiplemesiyle 'En İyi Erkek Oyuncu' ödülüne layık görülür... Devamı

06 03 2006

'Bir şeyler yapıldı ama şiddet kullanılmadı'

'Bir şeyler yapıldı ama şiddet kullanılmadı'Fatoş Güney: Duvar'da Yılmaz'ın asistanıydım. Bir hapishane ortamı yaratılmalıydı. Çocukları havaya sokmak için birtakım şeyler yapıldı, ama hiçbir zaman can acıtmak şeklinde olmadı SOHBET ODASI DERYA SAZAKDERYA SAZAK: "Duvara Karşı" nın yönetmeni Fatih Akın'ın "Yılmaz Güney filmi" çekme projesini anlatırken Daily Telegraph gazetesinde çıkan "O bir kahramandı" sözleri, Güney'in 1984'te yönettiği son filmi "Duvar"da çocuk oyunculara yönelik şiddet uyguladığı iddialarını yeniden gündeme getirdi. Ertuğrul Özkök, Akın'ın Güney'in oğluyla konuşmasında geçen bir "kulak çekme" anısından hareketle "Çocuğunu döven kahraman olmayı hak ediyor mu?" diye yazdı.FATOŞ GÜNEY: Bir anne olarak çok yaralandım bu yazıdan. Çünkü baba oğul arasındaki çok hassas bir ilişki gerçek olmayan şekilde çarpıtılarak aktarılmış. O yüzden dava açtım. Güney'i Türk sinemasına olan katkısı ve eserleriyle tartışmak gerekiyor. Akın'ın, film yapma projesi bu yönüyle önemli. 1.5 yıldır iletişim içindeyiz. Yılmaz Güney sineması hakkında çok şey yazıldı. Yol filmiyle Cannes'da 1982'de "Altın Palmiye" ödülünü Costa Gavras'ın Kayıp filmiyle paylaşmış bir sinema adamı Güney.1958'de geliyor Yeşilçam'a. Kendini kabul ettirmek için sıradan filmlerde oynuyor. Oyunculuğuyla dikkat çekiyor. Bu filmlerdeseyircisini oluşturmaya başlıyor. Edebiyata ilgisi var. Bir hikâyesinde "komünizm propagandası" yapmaktan yargılanıyor ve 2 yıl ceza alıyor. O kadar genç ki, "Komünizm nedir, bilmiyorum hâkim bey" diye kendini savunuyor. "Çirkin Kral" efsanesi de 1970'lere gelmeden önceki filmlerde doğuyor.Kafasında hep sosyal içerikli, insanları uyandırmaktan yana filmler yapmak var ama ilk dönemde yapamıyor. Sinemada Yılmaz'la ilgili "yeni gerçekçilik" dönemi Umut'la başlar. 1970'den sonra yaptığı filmlerin hepsi güncel. Umut'ta çektiği arabacı Cabbar'ın öyküsü, yoksulluk ve çaresizlikten defineye arama... Devamı

05 03 2006

"O bir insan çapkınıydı"

"O bir insan çapkınıydı"Serap Aksoy kaybettiği eşi Aydın Güven Gürkan için "Beni çok iyi tanıyan ve anlayan bir insandı" diyor: "Hayata karşı hoyratlıklarımı çok iyi dengelerdi. Ben ona 'insan çapkını', 'insan ilişkileri profesörü' derdim"ALİN TAŞÇIYAN Serap Aksoy ile yeni kaybettiği sevgili eşi, "en yakın dostu" Aydın Güven Gürkan'ı ve yeni projelerini konuştuk. Aksoy "Günlerim çok zor geçiyor," dedi. Bizim için de zor oldu Türkiye'nin en saygın bilim adamı, siyasetçi ve sanatseverlerinden birinin zamansız kaybı üzerine onunla konuşmak. Ben Aydın beyi ilk kez gördüğümde 1984 yılıydı. Dostlar Tiyatrosu'na "Yalınayak Sokrates"i izlemeye gelmişti. Bir daha hiçbir ortamda bir politikacının böylesine bir saygı ve sevgi halesi yarattığına tanık olmadım. İlk karşılaşmanızda siz de etkilenmiş miydiniz ondan?İlk karşılaşmamız Bodrum'da ortak dostlarımız aracılığıyla oldu. Ben o dönem "Alkışlar"ı yapıyordum. Özel televizyonlardaki tek kültür-sanat programıydı. Bana neden sinema yapmadığımı sordu. Bale sanatçısıydım; filmlerde, dizilerde oynamıştım. Niye devam etmediğimi merak etmişti. Sanatla çok yakından ilgiliydi. "Opera, bale, tiyatro hiç kaçırmam. İsmail Cem ile sık sık sinemaya gideriz" dedi. Gerçek anlamda sanatsever bir siyasetçiydi. Ben de neden kültür bakanı olmayı düşünmediğini sordum. "Ekonomi profesörüyüm. Ama hayat başka türlü bir yön aldı. Siyasete geçtim" deyince ben de "Keşke sizin yapınızda bir kültür bakanı olsa" diye yanıt verdim. Karşılıklı ilgimiz dalga dalga arttı. Onun kültür sanat çevresinden ne çok insan tanıdığını öğrendim. Sanatla derinlemesine ilgiliydi. Tatlı muhabbetler başladı. Duygu ve düşüncelerini çok etkileyici biçimde dillendirirdi. Hiç yazmayı düşünmemiş mi sanat üzerine?6-7 Eylül olaylarını konu alan bir senaryo yazmak isterdi. O olayları çok sıcak yaşamış. Beraberliğimizin en dolu tarafı onun bu yanıydı. "Alkışlar" devam ediyordu bir yandan. Bir sanatçı dost gibiydi benim için. Beni çok zenginleştirdi. Sa... Devamı

05 03 2006

Rus sahnesini tetkik

Rus sahnesini tetkik Sahnemizin kıymetli sanatkârı Neyyire Neyir Hanım Rusya'dan şehrimize avdet etmiştir. Dün bir muharririmiz, Rusya'daki seyahat ve intibaatı (izlenimleri) hakkında malumat almak ve burada bulunduğu müddetçe sahneye çıkıp çıkmayacağını anlamak üzere bu kıymetli sanatkârı ikametgâhında ziyaret etmiştir. Neyyire Neyir Hanım muharririmize demiştir ki; "İstanbul'a muvakkat (geçici) bir müddet için geldim. İki üç ay sonra tekrar Moskova'ya gideceğim. Ertuğrul Muhsin Bey, Rusya'nın en büyük bir film kumpanyasının rejisörü olarak film çekmek üzere Moskova'dan ayrılmıştır. Ben de bu fırsattan istifade ederek buraya geldim. Tiyatroculuk sanatı Rusya'da pek ziyade terakki etmiştir (ilerlemiştir). Hatta diyebilirim ki Rusya, sanat noktai nazarından bütün dünya sanatına üstün gelmektedir. Bu, yalnız benim fikrim ve düşüncem değildir. Bu hakikat, Rus sahnesini, Rus sanatını tetkik etmek (incelemek) üzere Moskova'ya gelen bütün Garb (Batı) müellifleri, sanatkârları bunu söylemektedirler. Ben Moskova'nın en mühim sanat müesseselerinden biri olan Meyerhold Tiyatrosu'nda çalışıyorum. Bu tiyatronun bütün provalarına iştirak ettim. Ruslar, bu Şark (Doğu) kadınının sahneye çıktığına ve tiyatro sanatı hakkında tetkikatta bulunmak üzere bu gibi seyahatleri yaptığına bir türlü inanamadıklarından bana çok kolaylık göstermektedirler. Benim bulunduğum tiyatroda tahsil gören birçok ecnebi de vardır. Bunlar, tiyatronun ancak bazı provalarına iştirak edebildikleri halde beni bütün provalarda bulunduruyorlar. Rusya'da tiyatrodan başka eğlence yoktur. Tiyatrolar, yalnız pazartesi gecesinden başka her gece lebaleb dolmakta ve halkın tiyatro ihtiyacını tatmin etmektedirler. Ruslar, Ertuğrul Muhsin Bey'i çok takdir etmektedirler. Bilhassa orada yeni tekamüle (gelişmeye) başlayan sinemacılıkta Muhsin Bey'den çok istifade edebileceklerine kanidirler. Muhsin Bey'in memleketimize gelerek burada film yapıp yapmayacağ... Devamı

01 03 2006

Uzmanlar, kaderciliğe yönelten programların 'sorgulamayan in

Uzmanlar, kaderciliğe yönelten programların 'sorgulamayan insan profili' hedeflediğini söylediler Gerçekleri sır eden diziler *Televizyon dizilerinin bir başka boyutu da 'sır'lı gibi diziler. ''Sırlar Dünyası, Sır Kapısı, Kalp Gözü'' gibi ''uhrevi'' programlar Türk televizyonlarına 10 yıl önce girdi. Kişilerin başlarına gelen olayların ''kader'' olgusuyla açıklandığı bu diziler, daha çok muhafazakâr kesime hitap ediyor. Uzmanlar, gençler ve çocuklar için tehlikeli olan 'sır'lı dizilerin yurttaşı çaresizliğe sürükleyeceği uyarısında bulundular. *Televizyon dizileri sektörünün ''verici'' kısmında senarist, oyuncu, yapımcı ve yönetmenler; ''alıcı'' kısmında da seyirciler yer alıyor. Sektörle birlikte yaratılan ''profesyonel dizi seyircisi''nin ise kafası karışık. Dizilerin ''kendisine bir şey katmadığını''na inanan da var, ''dizilerin kurbanı olduğunu'' düşünen de... Popüler diziler için yüzük, kolye gibi aksesuvarlar 'fanatik' izleyicilere satılırken programların sanal siteleri büyük ilgi görüyor. Sizi bırakıp gidene değil fani olana yönelmek...'' Programlardan biri böyle başlıyor. Sırlar Dünyası, Sır Kapısı, Kalp Gözü... Hayatın akışını kadere bağlayan programlardan birkaçı. Sadece Türkiye'de değil dünyada da hızla artan bu eğilim nasıl bir insan yaratmayı amaçlıyor? ''Sır dolu'' programların ilki Türkiye'de on yıl önce ''Miracles and Other Wonders'' adıyla, Hıristiyan misyonerlerinin hazırladığı kısa metrajlı filmlerin bir uyarlaması olan ''Sır Kapısı'' ile başladı. Ardından birbirinden gizemli adları, dikkat çekici ses ve görüntüleri ile benzerleri bu programı izledi. SORGULAMAYAN İNSAN YARATILMAYA ÇALIŞILIYOR Uzmanlar ise insanları kaderciliğe yönelten bu programların, ''sorgulamayan insan profili'' yaratmayı ama... Devamı

01 03 2006

Dizilerin 'esiri' olduk

Dizilerin 'esiri' olduk *Profesyonel bir ''dizi izleyicisi'' yaratan televizyon dizileri, aynı zamanda yaklaşık 500 milyon YTL ile herkesin iştahını kabartan büyük bir sektör. Oyuncular, dizi enflasyonundan ve bunun yarattığı kalitesizlikten şikâyetçi olurken yapımcılar ve senaristler, konu benzerliğine dikkat çektiler. Art arda yayına giren diziler, hayatın vazgeçilmezi olurken insanların birçoğu, günlük yaşamlarını büyük bir sektöre dönüşen dizilerin saatlerine göre ayarlıyor ''Bu akşam dizim var, başka zaman görüşsek?!'' Bu ve benzer cümleler, televizyon dizilerinin hayatımızda ne denli yer tuttuğunu kanıtlar nitelikte. Kanalların birbirleriyle yarışırcasına art arda yayına soktuğu diziler, hayatların vazgeçilmez parçası haline geldi. Şu an da televizyonlarda yayımlanan 80'e yakın dizi, insanların birçoğunun, günlük yaşamlarını ayarlar hale geldi. Takip edilen dizinin yayımlandığı gün, eş-dost ziyaretleri iptal ediliyor ve heyecanla televizyonun karşısındaki yerler alınıyor. Profesyonel bir ''dizi izleyicisi'' yaratan televizyon dizileri, aynı zamanda yaklaşık 500 milyon YTL ile kanal, yapımcı ve reklamcıların iştahını kabartan büyük bir sektör. İzleyiciler bir yandan dizilerin kendilerine ''dayatıldığını'' düşünürken, öte yandan da ''kopamadıkları'' itirafında bulunuyorlar. Oyuncular, dizi enflasyonundan ve bunun yarattığı kalitesizlikten şikâyetçi. Yapımcı ve senaristler ise son dönem televizyon dizilerinde ''konu benzerliği'' nin göze çarptığını ve dizi sektörünün ''çok çabuk tükenip hızlı unutulduğunu'' söylüyorlar. İşte dizi sektörünün, kendi unsurlarının ağzından panoraması... UĞUR POLAT: İŞİN TADI KAÇTI 'Televizyon mantığı, sinemaya sıçrıyor' ''Yeditepe İstanbul'' ve ''Seher Vakti'' dizilerinde rol alan oyuncu Uğur Polat , fazla sayıda televizyon dizisi olduğunu, bu nedenle dizi sekt... Devamı

01 03 2006

Sinema Yazarları (SİYAD) "Babam ve Oğlum' Dedi

Sinema eleştirmeni Atilla Dorsay ile Çağla Kubat'ın sunduğu ödül töreni Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda düzenlendi. İzzet Günay, Çağan Irmak, Türker İnanoğlu, Şakir Eczacıbaşı, Gülşen Bubikoğlu, Şerif Sezer ve Onur Ünsal (soldan sağa) gecede ödül alanlar arasındaydı. Çok sayıda sanatçının katıldığı geceye Erol Evgin şarkılarıyla renk kattı. (Fotoğraf: SALİM HALİMOĞLU) Sinema Yazarları Derneği, Çağan Irmak'ın senaryosunu yazıp yönettiği filme 6 dalda ödül verdi Baba-oğula ödül yağdı 2005 yılı ödüllerinin verildiği geceye En İyi Film ödülünü alan "Babam ve Oğlum" damgasını vurdu. Filmin yönetmeni Çağan Irmak, En İyi Yönetmen ve Mahmut Tali Öngören-En İyi Senaryo ödüllerini aldı. "Babam ve Oğlum" filminin oyuncularından Çetin Tekindor En İyi Erkek Oyuncu, Hümeyra Cahide Sonku-En İyi Kadın Oyuncu ve Şerif Sezer de En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödüllerinin sahibi oldular. İstanbul Haber Servisi - Sinema Yazarları Derneği'nin verdiği (SİYAD) 2005 yılı Türk sineması ödülleri önceki akşam Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda düzenlenen törenle sahiplerine verildi. Geceye 6 dalda ödüle değer görülen Çağan Irmak 'ın ''Babam ve Oğlum'' filmi damgasını vurdu. Sinema eleştirmeni Atilla Dorsay ile Çağla Kubat 'ın birlikte sundukları 38. SİYAD Ödülleri töreninde, Türk sinemasına katkılarından dolayı Şakir Eczacıbaşı, Yalçın Tura, Türker İnanoğlu, Gülşen Bubikoğlu ve İzzet Günay 'a onur ödülleri verildi. En İyi Film ödülünü ''Babam ve Oğlum'' alırken filmin yönetmeni Çağan Irmak, En İyi Yönetmen ve Mahmut Tali Öngören-En İyi Senaryo; filmin oyuncularından Çetin Tekindor En İyi Erkek Oyuncu, Hümeyra Cahide Sonku-En İyi Kadın Oyuncu ve Şerif Sezer de En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödüllerini kazandılar. EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülüne ''Gönül Yarası'' filmindeki oyunuyla Timuçin Esen değer görülürken En İyi Görüntü Yönetmeni ödülü de ''Anlat İstanbul... Devamı

20 02 2006

25 YILIN EN İYİLERİ

25'nci yıla özel program "Yedinci sanat tutkunları için geri sayım başladı... İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen 25. Uluslararası İstanbul Film Festivali, bu yıl 1 ile 16 Nisan tarihleri arasında yapılıyor. Festival, çeyrek asrını kutlamak için özel ve sürprizlerle dolu bir programla sanatseverlerin karşısına çıkıyor. 25. Uluslararası İstanbul Film Festivalinin bu yılki programında öne çıkanlara kısaca bir göz atalım. 25 YILIN EN İYİLERİ Festivalin ulusal yarışma bölümünde 1985 yılından bu yana en iyi film ödülünü kazanmış toplam 24 Türk filminin gösterileceği “25 Yılın En İyileri” ve yine geçtiğimiz festivaller boyunca izleyicilerin belleklerine kazınmış 24 yabancı filmden oluşan, adeta festival içinde bir festival seçkisi niteliği taşıyan özel bölüm festivalin süprizlerinden.  Winterbottom'ın A Cock and Bull Story'si Laurence Sterne uyarlaması. Ayrıca festivalin ilk yılından bugüne, özel bölümler, özel gösteriler ve festival için tasarlanmış tüm afişlerin birarada sergileneceği bir “Afiş Sergisi”de Fransız Kültür Merkezi’nde festival boyunca gezilebilecek. 20 BÖLÜM 200'DEN FAZLA FİLM Uluslararası İstanbul Film Festivali programında 20 bölümde 200’den fazla film gösterilecek. İşte festival programındaki filmlerden birkaçı: Festivalin açılışı, bu yıl “En İyi Yabancı Film” dalında Oscar adayı olan Christian Carion’un yönettiği, başrollerini Diane Kruger ve Guillaume Canet’nin paylaştığı Mutlu Noeller (Joyeux Noel) ile yapılacak. Kapanış filmi ise, 2002 yılında İstanbul Film Festivali’nin Sinema Onur Ödülü’nü alan İngiliz sinemasının usta yönetmeni Stephen Frears’in son filmi Ms. Henderson Presents... Başrollerini Judi Dench ve Bob Hoskins’in paylaştığı filmdeki performansıyla Judi Dench “En İyi Kadın Oyuncu” dalında Oscar’a aday. WINTERBOTTOM ALTIN LALE İÇİN YARIŞIYOR Winterbottom'ın A Cock ... Devamı

17 02 2006

Çağan Irmak'la Söyleşi: "80'leri Hatırlamak"

Çağan Irmak'la Söyleşi: "80'leri Hatırlamak" İlk filmi "Bana Şans Dile"yi çektiğinde neredeyse hiç tanınmıyordu. Çoğumuz televizyon için yaptığı işlerle duymaya başladık adını. Önce "Yeditepe İstanbul" ve sonra da son zamanların en başarılı televizyon dizilerinden birisi olan "Asmalı Konak". İkinci filmi "Mustafa Hakkında Herşey" gişede yapımcısını memnun eden bir başarı gösteremedi ama eleştirmenlerden hiç de fena tepkiler almadı. Ardından tamamen kendisine ait bir dizi projesi olan "Çemberimde Gül Oya" geldi. Darbe öncesinin kaotik atmosferinde birbirine tutunarak ayakta kalmaya çalışan insanların hikayesini anlatan dizi çok ilgi gördü ve Çağan Irmak bir kez daha televizyondaki başarısıyla elde ettiği kredisini yeni bir film projesini hayata geçirmek için kullandı. Bu ay izleyeceğimiz film, yönetmenin çekmek istediği ilk filmmiş aslında. Kendi çocukluğunun geçtiği Seferihisar'daki çiftlik evlerine benzeyen, tatlı kaçık tiplerle dolu bir çiftlikte geçen filminde sorunlu bir baba-oğul ilişkisini ele alıyor bu kez; 1980 darbesinde annesini kaybeden küçük Deniz, yedi yıl sonra hiç görmediği dedesinin Ege'deki çiftliğine doğru bir yolculuğa çıkar. Deniz'in dedesini hiç görmemesinin nedeni dedesiyle babasının yıllardır küs oluşudur. Hüseyin Efendi, okumaya diye gönderdiği oğlunun politik olaylara karıştığını öğrenince onu evlâtlıktan silmiştir. Sadık'ın her şeye rağmen baba evine geri dönüşünün nedeni Deniz'den ayrılmak zorunda oluşudur; küçük oğlunu babasına emanet edecektir. Çağan Irmak, "Mustafa Hakkında Herşey"in gösteriminden önce yapılan açıklamaların sebep olduğunu düşündüğü yanlış anlamalara meydan vermemek için bu kez önceden filmle ilgili pek fazla konuşmak istemiyor aslında ama dergimizin sadık okurlarından biri olarak bize biraz ayrıcalık tanıdı galiba. Aşağıdaki röportajımızda "Mustafa Hakkında Herşey"den sonrasını, yeni filmi "Babam ve Oğlum"u ve gelecekle ilgili planlarını konuştuk. Önceki filminiz "Mustafa Hak... Devamı

17 02 2006

“Karagöz ve Hacivat Neden Öldürüldü”/ Ezel AKAY

Cumhuriyet 07.03.2006 Konusunda ilk film olan 'Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü?' izleyiciden hak ettiği ilgiyi görmüyor Hayal perdesinden beyaz perdeye Bizim insanımız için Karagöz'le Hacivat yanlış anlamalar üzerine kurulu basit bir gölge oyununun kahramanları olmaktan öte bir anlam taşımaz. Oysa filmde, bu iki gölge oyunu kahramanının 'mizah'la kesişen ve 'mizah' yüzünden biten yaşamları çıkıyor karşımıza. Yani, gölge oyununda derinliği olmayan iki kahraman ilk kez ete-kemiğe bürünerek canlanıyor. CİHAN DEMİRCİ Yakın ya da uzak hiç fark etmez, kendi tarihine hiç ilgi duymayan, merak bile etmeyen insanlardan oluşan bir ülkede yaşıyoruz. Lise tarih kitapları düzeyini aşamamış yavanlıktaki resmi tarihin içinde üç-beş savaşın ve anlaşmanın tarihini ezbere bilmekten öte yol alamamış, en fazla kopya çektiği ders 'tarih' dersi olmuş Türk insanına tutup da 'tarihi' bir film yapmak bu yüzden daha baştan pek çok zorluğu göze almak demek. Hele hele haklarında 'hayal perdesi' nden öte bir şey bilinmeyen Karagöz 'le Hacivat' ın filmini yapmak daha baştan alkışı hak ediyor. Kendine 'Ezop' diyen Ezel Akay belli ki yönetmekten çok, masal anlatmayı seviyor. Bu yüzden, filmi ''tarihi bir masal'' olarak izlemek ve ''Tarihi gerçeklerle örtüşmüyor, şununla şu aynı tarihte yaşamadı, şu padişah öyle olamaz'' filan dememek gerekiyor. Çünkü, anlatıcı Ezop bize 1330'ların Bursa'sında geçen etkileyici bir masalı gayet keyifli bir dille ve görsel bir şölen eşliğinde anlatıyor. Bilmem farkında mısınız, neredeyse sekiz yüzyıllık bir geçmişi olan Karagöz ve Hacivat ilk kez uzun metraj bir sinema filmine konu oluyor. Bu da bizim ayıbımızdır bir yerde. Yalnızca bu yüzden bile övgüyü hak ediyor bu film. Son günlerde filmdeki tarihi yanlışları anlatmak için sıraya girenlere sanırım önce bunu anımsatmak gerekiyor. Gördüğüm kadarıyla, günlerdir derin d... Devamı

10 02 2006

Sinemada şiddet...''Kurtlar Vadisi Irak'' / Erd

İZLEYİCİ GÖZÜYLE... ERDAL ATABEK Sinemada şiddet... ''Kurtlar Vadisi Irak'' filminin gördüğü büyük istek aslında dizinin izlenme oranlarından sonra beklenen bir olaydı, ama bu ölçüde bir heyecan şaşırtıcı oldu. Oysa toplumsal bilinçaltını anlamak isteyenler için bu durum şaşırtıcı bir şey olmamalıdır. Şiddet, bu toplumun temel davranış biçimlerinin başta gelenidir. ''Atacaksın iki tokat, bak aklı başına nasıl geliyor'' dan ''Sallandıracaksın bir ikisini, bak nasıl düzeliyor'' a uzanan yol, bir çocuğun hatasından devleti yönetmeye kadar uzanan çizgiyi gösteriyor. İyi de neden şiddet? Şiddet, insanların bulabileceği çözüm yollarının en ilkel olanıdır. Bu ilkellik basamağının üzerine çıkamayan insanlar da, toplumlar da, isteklerini, tepkilerini, çözümlerini şiddetin çeşitli biçimlerinde ararlar. Bu ilkellik aşıldıkça şiddet dışı yollar bulunur. Konuşma, anlaşma, bir zarar verilmişse karşılığını ödeme, birbirini doğru anlama, birlikte çözüm arama gibi uygar yollar devreye girer. Yaşam içindeki doyumsuzluklar... Çocuklarda görülen saldırgan davranışların kökeninin de ''İsteklerin engellenmesi'' yle ''çocuğu gereksinmelerinden yoksun bırakma'' olduğu anlaşılmıştır. Toplum içindeki yoksunluk ve engellenmişlik sorunlarını aşamayan, henüz yeterince gelişmemiş insanların da çözümü şiddet gösterilerinde bulması böyle açıklanabilir. ''Kurtlar Vadisi Irak'' filmi, işte bu duyguların boşalıp sanal bir tatminin sağlandığı alanı açmaktadır. Yaşam içindeki doyumsuzluklar, engellenmeler, açıklanamamış duygusal tepkiler, birikmiş kırılmalar bir araya gelerek ''kişinin suç işlemeden katıldığı bir filmdeki şiddet'' le boşalmaktadır. Tıpkı bir futbol maçında yaşanan heyecan gibi ya da mevlit okunurken kadınların neye ağladığını bilmeden ağladıkları gibi bir duygu boşalması yaşanmaktadır. Filmin sinema sanatı açısından ne olup olmadığının hiçbir önemi yok... Devamı

08 02 2006

Sinema Konusunda Nette Gerçek Bir "Ansiklopedik Sözlük"

http://www.4x10.com/     Meerhaba Blokçu Dost,   Bu sayfaya büyük bir umutla mı girdiniz? Çok söz etmeyeceğim ben... Siz kendiniz tıklayıp görecek ve kararınızı vereceksiniz. Bu yazı altına yorumunuzu da yazarsanız ben de yanılıp yanılmadığımı öğrenirim.   İyi seyirler, esen kalın.   Yedinci Sanat   4X10 ARŞİVİ Devamı

04 02 2006

Şubatta 'yerli film' akını var/ Olkan Özyurt

Şubatta 'yerli film' akını var Şubatta Türk filmi izleyeceğiz. 'Kurtlar Vadisi-Irak', 'Karagöz Hacivat'ı Neden Öldürdü?', 'D@bbe', 'Dün Gece Bir Rüya Gördüm' ve 'Beyza'nın Kadınları'... 01.02.2006 (Olkan Özyurt / Radikal)Şu sıralar 'Hababam Sınıfı Üçbuçuk', 'Babam ve Oğlum', 'Organize İşler'le gişenin tek hâkimi olan Türk sineması, bu özelliğini şubat ayında da koruyacağa benziyor. Zira şubat ayında popüler kanattan beş Türk filmi gösterime girecek: 'Kurtlar Vadisi-Irak', 'D@bbe', 'Dün Gece Bir Rüya Gördüm', 'Karagöz Hacivat'ı Neden Öldürdü?' ve 'Beyza'nın Kadınları'. Her biri farklı türde (sırasıyla politik-aksiyon, korku, duygusal, tarihi, gerilim) olan bu beş film, ilginç konularıyla da gündem yaratacak cinsten. Ayın ilk yerli filmi Türk sinemasının en pahalı yapımı olan ve Hollywood'dan ciddi oyuncu desteği alan politik-aksiyon 'Kurtlar Vadisi-Irak'. 'Kurtlar Vadisi' dizisinin kahramanı Polat Alemdar gayriresmi yeni görevinde Türkiye'nin kırmızı çizgilerinin ötesine geçiyor ve 4 Temmuz 2003'te yaşanan kamuoyuna 'çuval hadisesi' olarak yansıyan, olayın intikamı, beyazperdede almaya çalışıyor. Filmin aksiyon tarafına diyecek bir şey yok ama politik yönü ciddi tartışmalara gebe. Çünkü filmin Türkiye'de iyiden iyiye yükselen anti-ABD'deci hareketin beyazperde cisimleşmiş hali olarak kitleler üzerinde etkili olacağı iddia ediliyor. Yani saflar tutulacak ve film üzerinden Türkiye ve ABD ilişkileri ele alınacak. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın filmi beğendiğini söylemesi tartışmaların siyasi dünyaya sıçramasına da sebep olabilir, bizden söylemesi. Kıyamet internetten kopacak! Gündem yaratması muhtemel korku filmi 'D@bbe' 10 Şubat'ta seyirciyle buluşacak. Hasan Karacadağ'ın yönettiği film, kıy... Devamı

04 02 2006

2005 'yerli'lerin yılıydı! / Rakamlarla 2005 'yabanc

2005 'yerli'lerin yılıydı! 'Star Wars'tan 'Dünyalar Savaşı'na dev Hollywood yapımları geldi, geçti. Ama rakamlar gösteriyor ki yerli istiyoruz! 01.01.2006 (Gülay Doğan)Dünya sinema endüstrisinin beşiği olan Hollywood, 2005'i istediği gibi sonlandıramayacak gibi görünüyor. İzleyici Hollywood'un ısıtıp ısıtıp tekrar sunduğu yeniden yapımlara artık yüz vermiyor, bol starlı filmler bile box-office listelerinde aradığını bulamadı. 18 Kasım'da tüm dünyada vizyona giren "Harry Potter"ın son serisinin yaptığı büyük çıkış ve George Lucas'ın "Star Wars" serisini sonlandırdığı "Sith'in İntikamı" bölümü haricinde Amerika için vasat bir yıldı denilebilir.Türk izleyicisi 2005'te yerli izlediPeki Türkiye'de durum ne? 2005 yılı boyunca 20'yi aşkın yerli film gösterime girdi. Bunların içerisinde rock şarkıcısı Teoman'ın sından Mustafa Altıoklar'ın 13 günde çektiği ... Devamı

04 02 2006

Mutlaka görmeniz gereken Türk filmleri

Mutlaka görmeniz gereken Türk filmleri Eleştirmen, yapımcı ve yönetmenlere "ölmeden önce mutlaka görülmesi gereken filmler"i sorduk...   07.11.2005       (Edna Levi / Milliyet Pazar)   Steven Schneider'in yazdığı "Ölmeden Önce Görmeniz Gereken 1001 Film" kitabı büyük ilgi gördü. Birçok köşe yazarı sütunlarında bu kitaptan söz etti. Türk sineması ile ilgili benzer bir anket yapsak nasıl listeler çıkardı? Eleştirmen, yapımcı ve yönetmenlere "ölmeden önce görülmesi gereken 11 Türk filmi"ni, sıralama yapmalarını istemeden sorduk. Listenin 11 filme indirgenmesinden yakınan pek çok kişi gönüllerinden daha birçok filmin geçtiğini söyledi. Onlara tek bir film seçecek olsalardı ne cevap vereceklerini ve filmleri seçiş nedenlerini de sorduk. Sonuçta Yavuz Turgul'un "Muhsin Bey"i ve Şerif Gören'in "Yol"u en çok oyu alırken, Metin Erksan'ın "Sevmek Zamanı" ve "Susuz Yaz"ı, Atıf Yılmaz'ın "Selvi Boylum Al Yazmalım"ı, Ö. Lütfi Akad'ın "Gelin-Düğün-Diyet" üçlemesi sık önerilenler arasında yer aldı. (İsimler alfabetik sıraya göre yazılmıştır.)Alin Taşçıyan (Gazeteci -Milliyet)Gönlünden geçen filmlerin sayısının çok daha fazla olduğunu belirten Alin Taşçıyan, "Ben filmler söz konusu olduğunda şekerci dükkanında çocuk gibiyim. Seçtiğim filmleri kişisel olarak çok sevdiğim, çok beğendiğim filmler olmalarının yanı sıra hayata, insana dair fikirler, duygular veren, tartışmalar açabilen, duyarlılıkla ve sinema sanatına layık bir üslupla gerçekleştirilmiş, dünya çapında önemli yapıtlar oldukları için tercih ettim" diyor. Üçüncü Sayfa - Zeki Demirkubuz Mayıs Sıkıntısı - Nuri Bilge Ceylan Umut - Yılmaz Güney Sürü - Zeki Ökten Hakkari'de Bir Mevsim - Erden Kıral Güneşe Yolculuk - Yeşim Ustaoğlu Sevmek Zamanı - Metin Erksan Anayurt Oteli - Ömer Kavur Gelin-Düğün-Diyet üçlemesi - Ö. Lütfi Akad Muhsin Bey - Yavuz Turgu... Devamı

04 02 2006

Türk Sineması'ndan 13 Film/ Alin TAŞÇIYAN

Diziden filme Alin TAŞÇIYAN"Kurtlar Vadisi Irak"Türkiye'nin Kuzey Irak'taki askeri varlığını sona erdirmek isteyen ABD, 2003 yazında 11 Türk askerini başlarına çuval geçirerek sınır dışı etmişti. Türk kamuoyunda tepki yaratan bu olayın intikamını, bir televizyon dizisi kahramanı beyazperdede alıyor. "Kurtlar Vadisi Irak" bu hayali intikamın alınması sürecini anlatıyor. Özetle iyi Türk, kötü Amerikalının hakkından geliyor filmde. "Kurtlar Vadisi" adlı dizide mafya içine sızmış Polat adlı devlet ajanının serüveni anlatılıyordu. Polat, aldığı bir "şikayet mektubu" üzerine bu kez adamlarıyla Kuzey Irak'a gidip Türk askerlerinin başına çuval geçiren Amerikan askerinin başına çorap örüyor! "Kurtlar Vadisi Irak"Yön: Serdar Akar Oyn: Necati Şaşmaz (Polat), Billy Zane (Sam Marshall), Ghassan Massoud (Abdurrahman Halis Kerkuki), Bergüzar Korel (Leyla) Gör: Selahattin Sancaklı Sen: Raci Şaşmaz, Bahadır Özdener Müz: Gökhan Kırdar, Loopus   Sınıfı bu kez geçtilerYeni kuşak "Hababam Sınıfı" eski filmlerin havasını üçüncü denemede yakaladı Alin TAŞÇIYAN"Hababam Sınıfı Üç Buçuk"Yalnız Hababam Sınıfı değildi korkudan üç buçuk atan: Yerli yapımların yarattığı düş kırıklığından mustarip eleştirmeniniz "yine" beğenmeyeceği bir film izleme stresiyle sağlık sayfalarında tarif edilen depresyon belirtilerini gösteriyordu... Ama korktuğum gibi çıkmadı bu film! Tam tersine çocukken izlediğim Rıfat Ilgaz uyarlaması Ertem Eğilmez filmlerindeki düzeyin nihayet tutturulduğu, sevimli bir komediyle karşılaştım!Konu basit: Deli Bedri, başına bela olan müzmin öğrencilerden okul ücretini yakmadan kurtulmak için haince bir plan yapıyor: Kiraladığı oyuncular ve özel efekt uzmanlarıyla okulu bir korku filmi setine dönüştürüp öğrencileri kaçırmaya çalışıyor. Okulun nasıl bir kapalı devre kamera ve ses sistemiyle donatıldığına korkutucu efektlerin hazırlandığına tanık oluyoruz önce, sonra da uygulamasına! Film yalan söylemiyor, yalın biçimde bir kumpası anlatıyor bize.Karakterler nihay... Devamı

04 02 2006

Yılmaz Erdoğan'ın beklenen filmi "Organize İşler"/ Atilla DO

Bir düşler İstanbul'unda dönen dolaplarYılmaz Erdoğan, hem ülkemiz üzerine ilginç şeyler söylüyor, hem de ilk iki filmindeki çabasını daha da ötelere taşıyarak, tam bir yönetmen olmaya doğru dev bir adım atıyor. Yılmaz Erdoğan'ın beklenen filmi "Organize İşler" i çok sevdim, hemen söyleyeyim. Biliyorum, armudun sapı, üzümün... Bir düşler İstanbul'unda dönen dolaplar Yılmaz Erdoğan, hem ülkemiz üzerine ilginç şeyler söylüyor, hem de ilk iki filmindeki çabasını daha da ötelere taşıyarak, tam bir yönetmen olmaya doğru dev bir adım atıyor.Yılmaz Erdoğan'ın beklenen filmi "Organize İşler" i çok sevdim, hemen söyleyeyim. Biliyorum, armudun sapı, üzümün çöpü deyip kimi şeylere takılacaklar olacaktır. Zaten oldu bile galiba (Dışarıdaydım, yazıları pek okuyamadım). Bu itirazların bazıları haklı da olabilir. Ama, ağaçlara bakmaktan ormanı gözden kaçırmayalım. Orman da bana göre şu: Erdoğan hem ülkemiz üzerine önemli ve ilginç şeyler söylüyor, hem de ilk iki filmindeki çabasını daha da ötelere taşıyarak, tam bir yönetmen olmaya doğru dev bir adım daha atıyor. "Organize İşler"in "prensip sahibi dolandırıcı"sı Asım Noyan, aslında belki de iki Vizontele'de taşrada geçmiş gençliği anlatılan genç adamın bir uzantısı. Hatta belki de ta kendisi. Çünkü metropol-megapol diye isim beğenemediğimiz şu kendine özgü İstanbul'un, insanları baştan çıkaran, bozan, gençlik hayallerini un-ufak edip aralarında kapkaççılık, üçkağıt ve dolandırıcılık da bulunan marjinal uğraşlara doğru hızlı bir rüzgarla savuran baş belası bir kent olduğu gerçeği yadsınabilir mi? O şehr-i İstanbul ki, büyücü görüntü ustası Uğur İçbak eliyle hiç görülmemiş bir masal kenti olarak filme yansıyor ve adeta hikayenin ayrılmaz parçası olup çıkıyor. Ama belki "Eşkıya", "Uzak" ve "Anlat İstanbul"dan sonraki bu en iyi İstanbul güzellemesi bile, şu gerçeği değiştirmiyor: bu kent insanı dönüştürür, değiştirir, ufalar, çıldırtır ve giderek yok eder. Böyl... Devamı