12 Takipçi | 5 Takip
Kategorilerim

Sevdiğim Fotoğraflar

Gitmek İstediğim Yerler

Benim Tarzım

Okumak İstediklerim

İzlediklerim

Gezdiğim Yerler

Evim İçin

Kitap

Diğer İçeriklerim (231)
Tüm içeriklerim
Takipçilerim (12)
04 02 2006

Keloğlan kara prense karşı: Halk masalı değil televizyon şovu/ A

Halk masalı değil televizyon şovu Keloğlan kara prense karşı Espiri yoksunluğu, karakterlerin oturmamış olması Keloğlan'ı anlatan filmin olumsuz özellikleri. Erbil ise Rüştü Asyalı'yı aratıyor. Son dönemin Türk usulü komedi filmlerine peşin ve olumsuz bir önyargıyla yaklaşmadığımı okurlarım bilirler. Komedi sonuç olarak sevdiğim bir türdür ve bence... Yönetim ve senaryo: Tayfun Güneyer Görüntü: Tolga Kutlar Müzik: Rahman Altın Oyuncular: Mehmet Ali Erbil, Özcan Deniz, Ahu Türkpençe, Bülent Polat, Gazanfer Özcan, Ayşen Gruda, Petek Dinçöz, Nükhet Duru, Sinemis Candemir Energy-Kenda yapımı. Espiri yoksunluğu, karakterlerin oturmamış olması Keloğlan'ı anlatan filmin olumsuz özellikleri. Erbil ise Rüştü Asyalı'yı aratıyor.Son dönemin Türk usulü komedi filmlerine peşin ve olumsuz bir önyargıyla yaklaşmadığımı okurlarım bilirler. Komedi sonuç olarak sevdiğim bir türdür ve bence zekanın süzgecinden geçirilmiş bir hayata bakma biçimidir. Bu açıdan son dönemin kimi komedilerini de belli ölçüde tuttum, savundum. Ama bu son örnek, doğrusu tüm savunma mekanizmalarını iflas ettirecek gibi gözüküyor. Basın gösteriminde tek bir kişinin bir kez bile doya doya gülmediğini söylesem, bilmem durumu anlatabilir mi bu? Tarihe saygısız ve hınzır biçimde yaklaşmak, son dönemde özellikle "Kahpe Bizans"tan beri moda olmuştu. Bu kez, tarihten çok ünlü masallarımız ve masal/söylence kahramanlarımıza el atılmış. Böylece İyilikler Ülkesi'nin prensesi Cankız'la evlenmek isteyen 'halk çocuğu' Keloğlan'ın prensesin asıl sevdiği Kara Prens'e karşı savaşımı ve öte yandan padişahın kendisine verdiği çeşitli zor görevleri yerine getirilmesi anlatılıyor. Kahramanımız bu arada Nasrettin Hoca, Karagöz'le Hacivat gibi Türk kültür ve folklorunun ilginç kişiliklerine de rastlıyor. Tayfun Güneyer, senaryoyu tek başına yazmakla kendisine fazla güvenmiş. Ne yani, kendini mizah ustası filan mı sanıyor? ... Devamı

03 02 2006

Muhsin Ertuğrul, Nâzım için mesleğine geri döndü/ Taha TOROS

Nâzım'ın kitap kapakları Nâzım Hikmet'in kitap kapakları orijinallik taşır. Bunları değişik sanatkârlar çizmişlerdir. ''Sesini Kaybeden Şehir'' ve ''Bir Ölü Evi'' Abidin Dino tarafından, ''Benerci Kendini Niçin Öldürdü'' Fikret Mualla tarafından, ''S ...   Nâzım Hikmet'in Şiiri Plakta Nâzım Hikmet'in sesinden Rusya, Fransa ve İstanbul'da plaklar yapıldı. Türkiye'de yapılıp onun sesini içeren plakların en meşhuru ''Kerem'' şiiridir. 1930 yılında ünlü Columbia firması tarafından, onun sesinden birkaç şii ... Muhsin Ertuğrul, Nâzım için mesleğine geri döndü N âzım Hikmet , Vâlâ Nurettin ile de müşterek manzume yazmıştır. ''Çocuklara Masal'' şiiri bunlar arasındadır. Nâzım Hikmet'in halaları bölümünde belirttiğimiz gibi, Güzide Hanım'a ithaf ettiği ''Lades'' ...   Sanatkârlara hayrandı Nâzım Hikmet 'in bu konudaki görüşleri 28 Kasım 1931 tarihli Cumhuriyet gazetesinde yayımlanmıştır. Başta olmak üzere aktörlerimizin çoğunu beğenmektedir. Eski sanatkârlardan Papazyan ile tuluatçılardan Kel Hasan Efendi bunlar ar ...   Sahne hayatını bırakan sanatçı, Nâzım Hikmet'in eserlerini sahneye koymak için kararından vaz geçti Muhsin Ertuğrul, Nâzım için mesleğine geri döndü Nâzım Hikmet , Vâlâ Nurettin ile de müşterek manzume yazmıştır. ''Çocuklara Masal'' şiiri bunlar arasındadır. Nâzım Hikmet'in halaları bölümünde belirttiğimiz gibi, Güzide Hanım'a ithaf ettiği ''Lades'' başlıklı uzun manzumesi, Ümit dergisinin 10. sayısında yer almıştır. Şöyledir: Nâzım Hikmet'in o yıllarda yayımladığı şiirler arasında en ilginç olanı, ''Kırk Haramiler''dir. Ünlü edebiyat tarihçisi İsmail Habip Sevük , Nâzım Hikmet Moskova'ya gitmeden evvel yazmış olduğu- bu şiirde milli duyguların kaynaştığını belirtir. Bilindiği ü... Devamı

31 01 2006

Türk Sineması Tarihi/ sineport.com

1910 - 1930 Dönemi 1914      1908 yıllarından başlayarak çeşitli kentlerde halka açılan sinema salonları, gösterilerini yabancı uyruklu ve Türkiye'de ki azınlıkların egemenliğinde sürdürürken devreye Cevat Boyer'le Murat Bey'ler girer. Ve Şehzadebaşı'nda Milli Sinema adı verilen "ilk Türk sineması" açılır (19 Mart). Ardından, İstanbul Sultanisi'nde film gösterileri düzenleyen Şakir Seden'le Fuat Uzkınay, Sirkeci'de lokantacılık yapan Ali Efendi'yi (Öztuna) ikna ederek ikinci Türk sinemasının açılmasını sağlarlar (6 Temmuz). Ve sinemaya Ali Efendi adı verilir. Çünkü Ali Efendi, bu kuruluşun asıl büyük hissedarları olup, Şakir ve Kemal Seden kardeşlerin de amcalarıdır.      I.Dünya Savaşı'nın başladığı günlerde yedek subaylığını yapan Fuat Uzkınay, Türk sinema tarihinin ilk filmini çeker. Ayastefanos'taki Rus Abidesinin Yıkılışı adını taşıyan ve tarihi anısı olan bu film, 150 metre uzunluğunda bir belgeseldir. Ve işte 14 Kasım 1914'le Türk sinemasının gerçek doğum tarihi gerçekleşir.      Bir yıl sonra (1915) Harbiye Nazırı Enver Paşa'nın emriyle Merkez Ordu Sinema Dairesi kurulunca, Türkiye'de sinemayı tanıtma konusunda büyük katkıları olan Sigmund Weinberg de bu kurumun başına getirilir. Yardımcısı da Fuat Uzkınay'dır. Weinberg, savaşla ilgili ve Türkiye'yi ziyarete gelen imparatorların gezi belgesellerini çekerken, bu ara Enver Paşa'yı ikna edip öykülü uzun film denemesine de girişecekti.      Dönemin en çok tutulan tiyatro oyunu Leblebici Horhor'u çekmeye başladıktan bir süre sonra, oyuncularından birinin ölmesiyle film yarım kaldı. İkinci öykülü filmi olan Himmet Ağanın İzdivacı'nın ise oyuncuları Çanakkale Savaşı nedeniyle askere alınınca, bu denemesi de ilkinin akıbetine uğradı. Ancak, Ordu Sinema Dairesi Başkanlığı'na getirilen Fuat Uzkınay, yarım kalan Himm... Devamı

28 01 2006

Bir Yönetmen: Çağan Irmak

"BABAM VE OĞLUM"LA DÖNDÜ Çağan Irmak, iki yıl aradan sonra yeni sinema filmi ‘Babam ve Oğlum’la setlere döndü. Irmak, bu defa küçük bir çocuğun gözünden Egeli çılgın bir aileyi anlatıyor. Hüzün ve komedinin içi içe geçtiği, üç kuşak Egeli erkeğin bu sıcak hikayesi, senaryosu ve anlatımıyla bekleyenleri için tam bir Çağan Irmak filmi ... Yıl 1987... Babası yedi yaşındaki Deniz’i, Ege’de küçük bir kasabada yaşayan dedesine bırakmak zorunda kalır. O zamana kadar İstanbul’da yaşayan Deniz kendini birden çılgın bir Ege ailesinin ortasında bulur. Bir taraftan kasaba ve çiftlik yaşamına uyum sağlamaya çalışırken bir taraftan da büyüklerin dünyasının karmaşık ilişkilerini anlamaya çalışır. Zaman zaman da gerçek dünyadan kopup hayaller âleminde yolculuğa çıkar. BABAM VE OĞLUMSenaryo - Yönetmen: Çağan IrmakYapım: Avşar Film Oyuncular:Fikret Kuşkan, Çetin Tekindor, Hümeyra, Şerif Sezer, Özge Özberk, Binnur Kaya, Yetkin Dikinciler, Ege Tanman. Konuk Oyuncular:Erdal Tosun, Halit Ergenç, Bilge Şen, Tuba Büyüküstün, Nergis Çorakçı, Mahmut Gökgöz. 01.08.2005 13:33:33(ntvmsnbc)   ****************************************************************   Çağan Irmak'a kredi sonsuz...   Avşar Film'i tek başına kurup, 20 yıl idare eden Şükrü Avşar anlatıyor... 26.12.2005 Avşar Film'i tek başına kurdu, 20 yıl idare etti. Açtığı sinema salonlarına, film makinelerini bizzat monte etti. Bugüne kadar 900 civarında yabancı film ithal etti. Birçok Türk filminin yapımcılığını üstlendi. Ancak Yeşilçam’da asıl şöhretini, uluslararası festivallerde proje aşamasında senaryosunu okuyup para yatırdığı "Kurtlarla Dans" ve "Bayan Daisy"nin Şoförü" filmlerinin birbiri ardına Oscar kazanmasıyla yaptı. "Duygusal adamım, bu tür filmleri sevdiğim için alırım" diyen Şükrü Avşar, yönetmen Çağan Irmak’a gözü kapalı destek veriyor; "benim nezdimde kredisi sonsuz" diyor. "Babam ve Oğlum"u vizyona 56 kopyayla ver... Devamı

22 01 2006

Yakın Tarihten 2 Film TV'de: "Uzak" ve "Mustafa Hakkında Her

Cumhuriyet 22.01.2006 Nuri Bilge Ceylan'ın ödüllü filmi 'Uzak', yönetmenin dingin, lirik sinemasının bir uzantısı niteliğinde Geçmiş ve bugünle yüzleşmek Uzak / Yönetmen-Senaryo: Nuri Bilge Ceylan / Oyuncular : Muzaffer Özdemir, Mehmet Emin Toprak, Zuhal Gencer Erkaya, Nazan Kırılmış, Ebru Yapıcı, Fatma Ceylan / 2002 Türkiye yapımı, 110 dakika TRT 2 23.00 TV Servisi - Ünlü yönetmen Nuri Bilge Ceylan 'ın bol ödüllü filmi ''Uzak'' , bu akşam TRT'nin ''Sinemasal'' kuşağında ekrana geliyor. Kısa filmi ''Koza'' (1995), ''Kasaba'' (1997) ve ''Mayıs Sıkıntısı'' nda (1999), taşra yaşamının melankolisini, rüzgarın hışırtısını, böceğin cırcırını, gökteki bulutların akışını, çayırın, ormanın yeşilini, kırsalın doğal atmosferini beyazperdeye yansıtan yönetmen Ceylan ''Uzak'' ta, artık büyük kente ayak basıyor. Filmin konusu, kentteki evine zoraki konuk olan, üniversite sınavlarında bir türlü başarılı olamayıp gemilerde çalışmayı uman kuzeninin (Mehmet Emin Toprak) gelişi ve bir türlü gitmek bilmeyişiyle evindeki rahatı, huzuru kaçan fotoğrafçı- yönetmenimizin (Ceylan'ın alter-ego'su Muzaffer Özdemir), geçmişi ve bugünüyle yüzyüze kalıp kendisiyle hesaplaşması olarak özetlenebilir. ''Uzak'' , yine Ceylan'ın ağır akan, dingin, lirik ve bütünüyle kişisel sinemasının bir uzantısı niteliğinde. Kar altındaki kent yaşamından nefis görüntüler sunarak, artık 40'lı yaşlarına hazırlanan yönetmenin kendisiyle, sanatıyla hesaplaşmasını birtakım yan öykücüklerle besleyen, her görüntüyü bir sanat fotoğrafına dönüştürerek belgesel tadında ekrana yansıtan ''Uzak'' , 39. Antalya Film Şenliği, 14. Ankara Film Festivali, 22. İstanbul Film Festivali ve Cannes Film Festivali'nde pek çok ödül kazandı... Gerçekle kurmacayı kaynaştırıp birebir ''film içinde film'' öyküsüyle örtüştürerek (ve çoğunl... Devamı

20 01 2006

Vizyon 2005’i aratmayacak

Vizyon 2005’i aratmayacak Geçtiğimiz yıl vizyona ağırlığını koyan Türk Sineması bu yıl da geçtiğimiz seneyi aratmayacak. Yapım aşamasında olan, vizyona girmeyi bekleyen ya da daha senaryo aşamasında olan 35 filmin hazırlıkları sürüyor.Vizyon 2005’i aratmayacak Kader: Zeki Demirkubuz Zeki Demirkubuz yeni filmiyle bizi 1995’de çektiği ‘Masumiyet’teki karakterlerin gençlik dönemine götürecek. Filmografisinde başyapıt kabul edilen ‘Masumiyet’in gösterime girdiğinde bir çok olumlu eleştiri almıştı. Vildan Atasever, Ufuk Bayraktar, Müge Ulusoy, Ozan Bilen, Settar Tanrıöğen, Mustafa Uzun Yılmaz, Erkan Can’ın rol aldığı filmde Demirkubuz ‘Masumiyet’teki Bekir ile Uğur’un aşkını anlatacak. Atasever filmde Derya Alabora’nın canlandırdığı Uğur’un gençliğini Ufuk Bayraktar ise Haluk Bilginer’in canlandırdığı “Bekir” karakterinde izleyeceğiz. İklimler: Nuri Bilge Ceylan ‘Uzak’ uluslararası başarısından sonra yeni filmi merakla beklenen yönetmenlerden biri de Nuri Bilge Ceylan. Nuri Bilge Ceylan’ın bu kez ‘İklimler’ adını verdiği filmiyle karşımıza çıkacak. Kadın-erkek ilişkileri, daha doğrusu aşk üzerine bir film olacak ‘İklimler’in başrollerinde Nuri Bilge Ceylan ve Uzak’ta da kamera karşısına geçen karısı Ebru Ceylan’ı izleyeceğiz. Çekimleri biten film montaj aşamasında. Vizyon tarihi henüz belli değil. Hacivat ve Karagöz Niçün Katledildü?: Ezel Akay Ezel Akay “Neredesin Firuze”den sonra altı sene önce ilgilenmeye başladığı yeni masalı “Karagöz ve Hacivat Neden Öldürüldü” ile beyazperdeye merhaba diyecekler arasında. Akay, bu kez Türk gölge oyunu sanatının ölmeyen efsaneleri Karagöz ve Hacivat’ı beyaz perdeye taşıyor. 14. yüzyılda Bursa’da geçen olayların arkasında Osmanlı İmparatorluğu, Moğollar, savaşlar gibi öğeler duruyor. Filmin başrol oyuncuları ise, Haluk Bilginer, ... Devamı

19 01 2006

Fatoş Güney: "Yılmaz'dan sonra iki ilişkim oldu ve ikisi de

Fatoş Güney: "Yılmaz'dan sonra iki ilişkim oldu ve ikisi de 7'şer yıl sürdü" Sinemanın "Çirkin Kralı" Yılmaz Güney'in eşi Fatoş Güney, Atilla Dorsay'a samimi açıklamalarda bulundu. Fatoş Güney, eşinin ardından yaşadığı aşklara ilişkin ilk kez konuştu "Bugün en pişmanlık duyduğum konu, bir Yılmaz Güney filminde oynamamış olmak. Aslında oyunculuğu hep düşündüm ama aile yapım uygun değildi. Yılmaz da bu işlerle ilgilenmeme izin vermedi".Fatoş Güney'le çok uzun zamandır görüşmemiştik. Günler akıp gidiyordu oysa, geçen eylül ayında Yılmaz Güney'in ölümünün 21. yılı anılmıştı. Hayatının şu döneminde kendisini nasıl hissediyordu Fatoş? Ve ileriye dönük neler vardı? "İyi hissediyorum, güçlü ve umutlu hissediyorum. Kendime sıkı yönetim ilan ettim: asla kötümser olmuyorum. Yılmaz Güney Vakfı'nın 14 yıl sonra başarılı olduğuna inanıyorum. Onun bütün arşivlerinin değerlenmesi, toparlanması, kitap ve senaryolarının yayınlanması, filmlerinin restorasyonları. Bunları yapabildik. 'Yol', 'Duvar', 'Endişe' yenilendi. Özellikle 'Yol'un tümüyle yeniden seslendirmesini ve efektlerini yapmak zorunda kaldık. Dönemin kültür bakanı Fikri Sağlar'ın yardımıyla... Ama şimdi, elimizde bulunan 14 Yılmaz Güney filminin hepsini British Film Institute'ün yardımıyla onarıyoruz. Bunların negatiflerini zaten onlar koruyor. Sen çok iyi biliyorsun, Yılmaz'ın 104 adet filminin negatifi-pozitifi 12 Eylül döneminde toplattırıldı ve bilinçli şekilde yok edildi. Kalanları kurtarmaya çalıştık. Bunların VCD'lerini bastık, şimdi DVD'lerini de çıkarmaya başladık. Peki niye umutluyum? Yaşanan bunca acıya rağmen? Çünkü, Yılmaz'a karşı olan ilgi hiç tükenmeden, hiç azalmadan süregeliyor. Vefakar halkı, seyircileri var. Ama en önemlisi, genç kuşaktan insanlar var. Onları film çıkışlarında, kitap fuarlarında görüyoruz, buraya gelip bir şeyler yapmak isteyen insanlar. Aslında çok ... Devamı

18 01 2006

Sinema 2000

Çağdaş, bağımsız, özgün bir kuşak Türk sineması, geçirmekte olduğu evreleri, yaşadığı büyük değişimi aynı ivmeyle sürdürüyor. Çağdaş, bağımsız, özgün bir kuşak oluşturma yolunda ilerliyor. Her yıl Türkiye'nin güncel sorunlarına değinen, toplumsal nitelikleri olan, yapay konulardan, iğreti kişiliklerden soyutlanmış, belli bir bakışı yansıtan, ileriye bakan şaşırtıcı sinema ürünleriyle yüz yüze geliyoruz. Bu yıl da taze yapıtlarını veren yeni, zorluklar içindeki çağdaş sinemacılar kuşağı, Batı ölçütlerine uygun film üretimini sürdürdüler. Güle Güle TURHAN GÜRKAN Yeni binyılın ilk yılında 86 yaşını kutlayan Türk sineması, geçirmekte olduğu evreleri, yaşadığı büyük değişimi aynı ivmeyle sürdürüyor. Geleneksel Yeşilçam sinemasının üzerine bir şal örterek iç pazarda ve dış dünyada beğeni toplayan konu, anlatı, yönetim, görüntü, oyuncu, teknik olarak birbirinden ayrımlı yapıtlar üreten Türk sineması çağdaş, bağımsız, özgün bir kuşak oluşturma yolunda ilerliyor. Artık bunun geriye dönüşü olamaz. Her yıl Türkiye'nin güncel sorunlarına değinen, toplumsal nitelikleri olan, yapay konulardan, iğreti kişiliklerden soyutlanmış, belli bir bakışı yansıtan, ileriye bakan şaşırtıcı sinema ürünleriyle yüz yüze geliyoruz. Eksiklikleri de olsa, eleştirilse de bu gelişim, açılan ışıklı yolda inançla, güvenle akıp gidecek bir güce sahip. Geride bıraktığımız 2000 yılında da taze yapıtlarını veren yeni, deneyimsiz, zorluklar içindeki çağdaş sinemacılar kuşağı; yönetmeni, yazarı, çekimi, müziği, oyuncusuyla Batı ölçütlerine uygun film üretimini sürdürdüler. Atıf Yılmaz, Zeki Ökten, Ömer Kavur, Tunç Başaran, Yavuz Özkan, Sinan Çetin gibi ustalar da gençlerin çabalarına destek verdiler. Yeni yönetmenlerle birlikte Meltem Cumbul, Güven Kıraç, Başak Köklükaya, Ruhi Sarı, Burak Sergen, Yağmur Kaşifoğlu gibi, festivallerde ödülle onurlandırılmış, yetenekli, atılımcı genç oyuncuları tanıma olanağı bulduk. Geçen yılın filmlerinin özelliği, iki ya da üç yabancı ülke sinemasının kat... Devamı

18 01 2006

Şiir 2000

Şiirin sessizleşme süreci ***Bu yıl sessizlik içindeki şiir ortamında öne çıkan tartışmaların başında Özdemirİnce'nin 'Şiirde Devrim' kitabıyla ortaya attığı, Türk şiirinin modernleşme süreci üzerine tezleri geliyor. Bu yılın en çok konuşulan konularının başında ise şiir antolojileri vardı. TURGAY FİŞEKÇİ Ülkemizde de dünyada da şiirin geçmiş dönemlerde toplumsal yankıları olan bir sanat dalı olduğu kolayca söylenebilir. Şiir, çoğu zaman toplumsal olaylar ya da gelişmeler karşısında sesini yükseltir, yan tutar, sesine karşılık bulurdu. Günümüzde şiirin sessizleştiği, kendi kendine konuşur bir duruma düştüğü görülüyor. Kimi şairler, şiirin asıl konumunun bu sessiz ve içe dönük tavır olduğunu savunsalar da geçmişin hâlâ insanların dillerinde dolaşan büyük şiirlerini ne yapacağız? Gelecek yıl, 2002'de Nâzım Hikmet , doğumunun yüzüncü yılı nedeniyle bütün dünyada çeşitli etkinliklerle anılacak. İnsanların ona yaygın sevgisine bir kez daha tanık olacağız. Bu ilgi ve sevgiyi şiir dışı nedenlerle açıklayabilir miyiz? Ya Orhan Veli , ya Can Yücel ? Şiirin güçlü, yaygın bir sanat dalı olmasında geçmişin büyük şairlerinin payları yadsınabilir mi? Yıl içinde ''Adam Sanat'' dergisinin düzenlediği, ''Suç işleyen şiire ne oldu?'' konulu soruşturmaya verilen yanıtlar, böylesi bir tartışmanın da başlamasını sağlayabilirdi ama daha çok soruşturma konusunun yüzeydeki anlamları çevresinde dolaşıldı. **** Bu yıl sessizlik içindeki şiir ortamında öne çıkan tartışmaların başında Özdemir İnce 'nin Şiirde Devrim (Adam Yayınları) kitabıyla ortaya attığı, Türk şiirinin modernleşme süreci üzerine tezleri geliyor. Gazete ve dergilerde geniş yankı bulmasına karşın şairler bu tartışmaya ilgi göstermediler. Özdemir İnce'ye göre, modern şiirin kurucuları Baudelaire 'in yanı sıra Rimbaud, Lautréamont ve Mallarmé 'dir. Türk şiiri bu şairlerden yalnızca ilkini 1930'larda ve 40'larda keşfedebilmiş, onun da muhali... Devamı

15 01 2006

Çağan Irmak'ın "Babam ve Oğlum"u gişe rekoruna doğru

Ege Tanman daha setteki ilk haftasında hem bütün oyuncuların isimlerini hem de oynadıkları karakterleri öğrenmiş. Deniz'e dışarıdan bakmayı da becermiş, ta ki... Dergi 15.01.2006 Ege, Deniz için ağladı Çağan Irmak'ın "Babam ve Oğlum"u gişe rekoruna doğru gidiyor. Görülen o ki, filmin çocuk oyuncusu Ege Tanman kolay kolay unutulmayacak. Tanman'ı "Deniz" rolü için hazırlayan Hasibe Eren hem çalışma sürecini hem de filmi birlikte izledikleri anı anlattı... Hasibe Eren Benim bir proje için çocuk oyuncu seçerken en büyük kriterim çocuğun oynamaktan zevk alıp almadığıdır. Bir sürü detay anlatıp kelimelerle süslediğiniz, hayalinde canlanmasına çalıştığınız dünyanın içine giriyor mu? Gözbebeklerinden heyecan okunuyor mu? Oynayacağı karakter komik bir şey yapınca o da çok eğleniyor mu? Filmin içinde en çok sevdiği ve kendi terminolojisiyle bir isim taktığı sahne çekileceği günü iple çekiyor mu? İşte "Anlat İstanbul"daki hayal çocuk Ece Hâkim böyle seçildi. "Gönlümdeki Köşk Olmasa"yla Altın Portakal alan, şu sıralar "Yağmur Zamanı"nda oynayan Bora Akkaş da. Halkın büyük beğenisini toplayan "Babam ve Oğlum"a, çekimlere bir hafta kala yeniden yaptığımız castingle seçilen Ege Tanman da bu özellikleriyle rolü aldı. Ben de onu çalıştırma şerefine nail oldum. Çocuk oyuncu eğitmenliği pek sık rastlanmayan bir iş olduğundan merak eden okuyucu için açıklama gereği hissediyorum. Oyunculuğun yanı sıra yaklaşık 9 yıldır İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Çocuk-Genç Eğitim Birimi'nde ders veriyorum. Son üç yıldır sinema ve televizyon için proje bağlamında oyuncu çalıştırıyorum. Basın ve camiada bu iş her ne kadar oyuncu koçluğu olarak anılsa da ben oyuncu eğitmenliği demeyi tercih ediyorum. Çağan'la (Irmak) geçmişte "Şaşıfelek Çıkmazı" adlı dizide oyuncu-yönetmen olarak çalışmış, çok keyif almıştım. "Babam ve Oğlum"da oyuncu eğitmeni ve yönetmen olarak çalışmak da müthişti doğrusu. Deniz rolünü oynaması için Ege Tanman'ı seçti... Devamı

15 01 2006

Uğur Yücel , Saklanacak halimiz kalmadı

Uğur Yücel, Hırsız-Polis'te Özlem Düvencioğlu'yla... Dergi 15.01.2006 Saklanacak halimiz kalmadı Uğur Yücel , 2006 yılına bir komedi, bir dram, bir trajedi ve bir melodramla giriyor. İzleyenler, eleştirmenler hatta kendisi de oyunculuğundan memnun. Ancak o, istediklerini bir türlü yapamamaktan şikâyetçi. Bütün hayali kafasındaki sözleri yazmak ve "tam bağımsız" sinemayla ruhunu yansıtmak... Uğur Yücel, Hırsız-Polis dizisiyle yeniden gündemde. Dizideki Aksak rolüyle içinde bağlı duran pitbullar'ı serbest bıraktığını hissediyor. Gündemde olmak, geri çekilmek gibi meseleleri de sıkça kullandığı bir tabir olan "yolculuğunun" aşamaları olarak görüyor. Yücel'le Yazı Tura'nın Mannheim'da aldığı ödül, rolleri, sanata bakışı ve kişisel ilgileri üzerine konuştuk. Bugüne dek oyunculuğunuz hemen herkesçe taçlandırıldı. Yazı-Tura'yla birlikte yönetmen kimliğiniz de görünür hale geldi. Bu aşamada, seyre sunulmuş herhangi bir filmin beğenilmesi-eleştirilmesinden farklı bir biçimde bir eleştiri dalgasına maruz bırakıldı sanki. Acaba yönetmen olmanız, artık bir başka alanda mevcudiyet gösterecek olmanız bir tür anksiyeteye mi neden oldu? Türkiye'deki entelektüel atmosferde böyle muhafazakâr, başöğretmen edalı, hoyrat bir tavır olduğundan söz edilebilir mi? Sahici bir okuma ve düşünme içinde olanların pek sesini duymazsınız aslında. Entelektüel bir giyim kuşam tavır içinde olup derinliği olmayan insanların sesi çok çıkar. O nedenle benim de aklına fikrine değer verdiklerim arasından karın ağrısı yapacak bir eleştiri duyulmadı. Aksine ne güzel bir tesadüf ki hep olumlu, yanımda duran sesler duydum. Peki, tesadüf demeyelim. Şunu da söyleyelim. Galiba en çok anlatım eksikliği duyulan bir alan yönetmenlik. Anlatım, ritim ve zamanlama meselelerinin ilk filmde aşıldığı konuşuldu. Sonra oyunculukların benzersizliği... Senaryonun yoğunluğuna rağmen, yine akışkanlığı ve diyalogların özgünlüğü konuşuldu. Bu konuşmalar ve filmin alt metni... Devamı

11 01 2006

İnsan Yılmaz Güney ve Umut-1, 2/ Tamer Uysal

İnsan Yılmaz Güney ve Umut Devrim Sineması deyince Türkiye Sineması’nda Yılmaz Güney geliyor aklımıza... “Devrimci sinema yol gösteren değil düşünmeye sevkeden filmlerdir” demişti Güney. O bir Efsaneydi sinemamız için . O’nun “Umut” filminden de  sözetmek gerek. “Güzel adam, bizim toplumun adamı değildir, ağam... Amerikan sinemasının adamıdır” diyordu Yılmaz Güney. Sinemamızının “Çirkin Kral”ının adı sansürle, yasakla, mahpusla, kelepçeyle anılmıştı hep. Fırtınalı yaşamın kollarında oradan oraya savrulurken yazdı, yönetti, üretti Yılmaz Güney.  “Hep halkımın karakterini oynadım” diyordu.  “İlk oynadığım filmlerde yarattığım tip aşağı yukarı ezilmiş bir adamdır,dürüst bir kişiliği canlandırdım, bunu düpedüz yaşamın getirdiği deneylerden çıkardım” diyordu. Umut filmiyle birlikte devrimci kişiliğinden sözetmek gerek Yılmaz Güney’in... Hem bir yönetmen hem bir oyuncu olarak zor hayatların insanıydı Yılmaz Güney. O, Orhan Kemal’lerin, Yaşar Kemal’lerin havasını solumuş, hem yalnızlığın hem de ekmek kavgasıyla çıkar kavgasının kol kola   gezdiği bir dünyanın insanıydı. Daima haksızlığa karşı koyan cesareti, esmer, kavruk yüzünden eksik etmediği gülüşü ile sinemada ismi hep öne yazılmıştı. Hem de istemediği halde... Çünkü hayatın kendisiydi Yılmaz Güney, hep kendisiydi, insanı oynuyordu. “Çoğu zaman sokaktan hızla geçerken farkedemediğimiz şeyler vardır, ben durup baktım ve onları anlattım” diyordu. Halk tarafından sevilmesinin nedeni de buydu Yılmaz Güney’in. Sadece ülkesinde değil dışarıda da kısa sayılabilecek yaşamında sinemaya hem kendi yaşamını hem de gözlemlediği insanların yaşamlarını taşıyarak adından sözettirmeyi başarabilmişti. Umudunu bir milli piyango biletine, defineye  bağlayan faytoncu Cabbarların, polisin emrinde çalışan kabadayı Tilki Selimlerin, kurbanlık katillerin, sevdiği kızı hain bir tuz... Devamı

03 01 2006

Yeşilçam'ın Gölgesinde Kalmış Bir Toplumcu Şairimiz: Cahit I

Cahit IRGAT1916 yılında Lüleburgaz (Kırklareli)'da doğdu,. 5 Haziran 1971 tarihinde İstanbul'da öldü. Edirne Öğretmen Okulu ve Ankara Devlet Konservatuvarı'ndaki öğrenimlerini tamamlamadan bıraktı. Bir süre Paris'te yaşadı. Sinema ve tiyatrolarda başrol ve karakter rolleri oynadı. Kendi kurduğu tiyatroları yönetti. Başlangıçta Cahit Saffet imzasını kullandı. 1935-1940 arasında hece ölçüsüyle romantik  şiirler yazdı. Garip akımına yakın duran 1940 kuşağının toplumcu şairlerindendi.   YAPITLARI Bu Şehrin Çocukları (1945)Rüzgârlarım Konuşuyor (1947)Ortalık (1952)Irgatın Türküsü (1969, tüm şiirleri) ŞİİRLERİ ADAM OLANA ÇOK BİLE Ekmeğimi gözyaşıma bandım da yedim. Cahit IRGAT Ağaç Ağacım, dört kol çengi kıyametHer dalımda bir memleketUzar kollarım uzarTaşımda toprağımda bereketKöklerimden başlar hürriyetBana çarptıkça anlarYağmur yağmur olduğunuRüzgâr, rüzgâr. Taşımda toprağımda kıyametKöklerimden başlar hürriyet. İnsan Gibi Çok yakında bir günÇok yakında bir günAğır uykulardan uyanacaklarZor kapıları açacaklarYere sağlam basacaklar. Sevgiden sırılsıklamYangınlanacak aşklarÇok yakında bir günÇok yakında bir günİnsanlar insan gibi yaşayacaklar. En dar en karanlık sokaklarÇok yakında bir günÇok yakında bir günBayramlaşıp ışıyacaklarHürriyet giyecek aydınlık ayaklar. Memnunum Diyemem Memnunum diyemem yaşadığıma,Bana bir şey söylemiyorBu deniz parçası, bu taka. Gün bitti, yollara düştü kahırÖtme vapur, gelememDört duvara sarılmışım. Sarmadı gitti beniBu yandan çarklı dünya;İki yakam bir araya gelmiyorIvırı zıvırı caba. Parmak parmak çürüdüBir karış ömrüm,Yalan şeyleri özlemişim, nâfileNâfile şiir yazmış, kahırla yıkanmışım,Gülmüşüm söylemişim, boşvermişim her şeye,Senin için yaşamışım insanoğlu, nâfile! Rüzgarlarım Konuşuyor VII Ben bir harp esiriydimBulutları seviyordum, hürriyeti seviyordumİnsanları seviyordum, yaşamayı seviyordumBulutları gözlerimden boşalttılar bir gece.Yalan söylemeyen bir dünyada.... Devamı

03 01 2006

Yeşilçam'ın Gölgesinde Kalmış Bir Toplumcu Şairimiz: Cahit I

Cahit IRGAT1916 yılında Lüleburgaz (Kırklareli)'da doğdu,. 5 Haziran 1971 tarihinde İstanbul'da öldü. Edirne Öğretmen Okulu ve Ankara Devlet Konservatuvarı'ndaki öğrenimlerini tamamlamadan bıraktı. Bir süre Paris'te yaşadı. Sinema ve tiyatrolarda başrol ve karakter rolleri oynadı. Kendi kurduğu tiyatroları yönetti. Başlangıçta Cahit Saffet imzasını kullandı. 1935-1940 arasında hece ölçüsüyle romantik  şiirler yazdı. Garip akımına yakın duran 1940 kuşağının toplumcu şairlerindendi.   YAPITLARI Şiir: Bu Şehrin Çocukları (1945)Rüzgârlarım Konuşuyor (1947)Ortalık (1952)Irgatın Türküsü (1969, tüm şiirleri)EserleriRoman: Geri Dönemezsin (1947 ŞİİRLERİ ADAM OLANA ÇOK BİLE Ekmeğimi gözyaşıma bandım da yedim. Cahit IRGAT Ağaç Ağacım, dört kol çengi kıyametHer dalımda bir memleketUzar kollarım uzarTaşımda toprağımda bereketKöklerimden başlar hürriyetBana çarptıkça anlarYağmur yağmur olduğunuRüzgâr, rüzgâr. Taşımda toprağımda kıyametKöklerimden başlar hürriyet. İnsan Gibi Çok yakında bir günÇok yakında bir günAğır uykulardan uyanacaklarZor kapıları açacaklarYere sağlam basacaklar. Sevgiden sırılsıklamYangınlanacak aşklarÇok yakında bir günÇok yakında bir günİnsanlar insan gibi yaşayacaklar. En dar en karanlık sokaklarÇok yakında bir günÇok yakında bir günBayramlaşıp ışıyacaklarHürriyet giyecek aydınlık ayaklar. Memnunum Diyemem Memnunum diyemem yaşadığıma,Bana bir şey söylemiyorBu deniz parçası, bu taka. Gün bitti, yollara düştü kahırÖtme vapur, gelememDört duvara sarılmışım. Sarmadı gitti beniBu yandan çarklı dünya;İki yakam bir araya gelmiyorIvırı zıvırı caba. Parmak parmak çürüdüBir karış ömrüm,Yalan şeyleri özlemişim, nâfileNâfile şiir yazmış, kahırla yıkanmışım,Gülmüşüm söylemişim, boşvermişim her şeye,Senin için yaşamışım insanoğlu, nâfile! MUHABBETBombalarla şehirlerKucak kucağaÖlülerle toprakBeni de alnımdan bir kurşun öptü Rüzgarlarım Konuşuyor VII Ben bir harp esiriydimBulutları seviyordum, hür... Devamı

03 01 2006

Yeşilçam’dan Beyazcama

Evrensel,   En yaygın iki tema Mehmet Akan / OyuncuEdebiyatta, tiyatroda, sinemada geçmişten günümüze kullanılan temalar sanıldığından daha azdır. En yaygın ikisi, “Zengin fakir Aşkları” ve “Zenginden alıp fakire veren eşkiya”. Bu iki tema halk edebiyatında da çok kullanılıyor. Ülkemiz için “Keloğlan Masalları” “Köroğlu Hikayeleri” iki tipik örnek. Çağımız yazarları da bu iki temayı sıkça kullanmış. Yeşilçam’ın neredeyse ana teması: “Zengin Fakir Aşkları” olmuş. Bunun nedenini toplumumuzun sınıfsal yapısında aramak gerekir. Osmanlı’da toprak mülkiyetinin devlete ait oluşu, sınıfların diğer ülkelere göre çok farklı biçimde oluşmasını sağlamış. Batılılaşma hareketlerine rağmen bu farklı oluşum sürmüş. Yeni yeni bir kentsoylu sınıfından söz edebilsek bile, kemikleşmiş bir durum yok ortada. Yani her an bir sınıf atlama olayıyla karşılaşabiliyoruz. Televizyon diğer ülkelere göre epeyce geç geldi ülkemize. Uzun süre yabancı dizilerle idare edildi. İlk yerli diziler: “Perihan Abla”, “Kaynanalar” ve “Bizimkiler”in başarısı, gerekli kadroların hızla oluşmasına yol açtı. Ve müthiş bir rekabet başladı. Günümüzde her yıl yüzü aşkın dizi üretiliyor, bunlardan sadece birkaçı ayakta kalıyor. Bu durumda “Halk neyi tutar” sorusu yaşamsal önem kazanıyor ve gözler Yeşilçam’a çevriliyor. Orada garantili bir şablon var: Zengin fakir aşkları. Ve son yıllarda bu şablonun beyazcam versiyonlarına tanık oluyoruz. Bu temayı işleyen “Aşk Oyunu” adlı dizide oynuyorum. Dizi kitlelerin yoğun ilgisiyle karşı karşıya. Bu bana büyük mutluluk veriyor. Hiç de kendimi “banal” bir” iş yapıyormuş gibi hissetmiyorum. Tiyatroda, zaman zaman, “seçkinci” işlerin içinde olmak bana büyük bir haz verse de, “Halk Tiyatrosu” ideali ta başından yol göstericim oldu. Önemli olan temanın çok yaygın ve alışılmış olması değil, olaya n... Devamı

31 12 2005

"...Ve dostluğu ve sevgiyi, tüm bebeklerin yüreğine yazmak ister

      TÜM BLOGCU "OKUR-YAZAR"LARIN YENİ YILLARINI EN İÇTEN DİLEKLERİMLE KUTLAR; YENİ YILIN SAĞLIK, MUTLULUK VE BAŞARI ; ÜLKEMİZE VE DÜNYAMIZA HUZUR VE BARIŞ GETİRMESİNİ; YENİ YILDA HERŞEYİN GÖNÜLLERİNCE OLMASINI DİLERİZ... SAĞLIK, MUTLULUK VE BARIŞ, KARDEŞLİK İÇİNDE NİCE NİCE YENİ YILLARA VE YENİ BLOGLARA... • A. Şahin'in Bloknotu• Güldeste• Kastamonu Net (Blogcu)• Öyküler & Öykücüler• Roman Yazıları• Şiirler & Şairler• Taşköprü'den Bakış• Yedinci Sanat• Yeni Edebiyat   Sevgi ve Dostluk Kavgayı,bir yaprağın üzerine yazmak isterdimsonbahar gelsin yaprak dökülsün diyeÖfkeyi, bir bulutun üzerine yazmak isterdim yağmur yağsın bulut yok olsun diyeNefreti, karların üzerine yazmak isterdim güneş açsın karlar erisin diye...Ve dostluğu ve sevgiyi, yeni doğmuş tüm bebeklerin yüreğine yazmak isterdim onlarla birlikte büyüsün bütün dünyayı sarsın diyeYılmaz GÜNEY ... Devamı

27 12 2005

Türk Sineması/ (1910 - 1930) ve (1931 - 1950) Dönemleri (turksin

  1910 - 1930 DÖNEMİ 1914 1908 yıllarından başlayarak çeşitli kentlerde halka açılan sinema salonları, gösterilerini yabancı uyruklu ve Türkiye'de ki azınlıkların egemenliğinde sürdürürken devreye Cevat Boyer'le Murat Bey'ler girer. Ve Şehzadebaşı'nda Milli Sinema adı verilen "ilk Türk sineması" açılır (19 Mart). Ardından, İstanbul Sultanisi'nde film gösterileri düzenleyen Şakir Seden'le Fuat Uzkınay, Sirkeci'de lokantacılık yapan Ali Efendi'yi (Öztuna) ikna ederek ikinci Türk sinemasının açılmasını sağlarlar (6 Temmuz). Ve sinemaya Ali Efendi adı verilir. Çünkü Ali Efendi, bu kuruluşun asıl büyük hissedarları olup, Şakir ve Kemal Seden kardeşlerin de amcalarıdır. I.Dünya Savaşı'nın başladığı günlerde yedek subaylığını yapan Fuat Uzkınay, Türk sinema tarihinin ilk filmini çeker. Ayastefanos'taki Rus Abidesinin Yıkılışı adını taşıyan ve tarihi anısı olan bu film, 150 metre uzunluğunda bir belgeseldir. Ve işte 14 Kasım 1914'le Türk sinemasının gerçek doğum tarihi gerçekleşir. Bir yıl sonra (1915) Harbiye Nazırı Enver Paşa'nın emriyle Merkez Ordu Sinema Dairesi kurulunca, Türkiye'de sinemayı tanıtma konusunda büyük katkıları olan Sigmund Weinberg de bu kurumun başına getirilir. Yardımcısı da Fuat Uzkınay'dır. Weinberg, savaşla ilgili ve Türkiye'yi ziyarete gelen imparatorların gezi belgesellerini çekerken, bu ara Enver Paşa'yı ikna edip öykülü uzun film denemesine de girişecekti. Dönemin en çok tutulan tiyatro oyunu Leblebici Horhor'u çekmeye başladıktan bir süre sonra, oyuncularından birinin ölmesiyle film yarım kaldı. İkinci öykülü filmi olan Himmet Ağanın İzdivacı'nın ise oyuncuları Çanakkale Savaşı nedeniyle askere alınınca, bu denemesi de ilkinin akıbetine uğradı. Ancak, Ordu Sinema Dairesi Başkanlığı'na getirilen Fuat Uzkınay, yarım kalan Himmet Ağanın İzdivacı'nı savaştan sonra (1918) tamamladı. 1917 Müdafaa-i Milliye Cemiyeti, sinemanın ... Devamı

27 12 2005

Türk Sineması/ 1951 - 1960 Dönemi (turksinemasi.com)

1951 - 1960 DÖNEMİ 1951 36 film çekildi. Tarihsel film dönemi başlarken, İstiklal ve Kore Savaşı filmleri de ağırlığını gösterdi. 8 Kurtuluş Savaşı ve 5 tarihi filmin çekildiği bu yıl, Cahide Sonku da kendi adına Sonku Film yapımevini kurdu. Öteki yapımevleri ise Lale Film (Cemil Filmer), Adalı Film (Handan Adalı) ve Yakut Film'di (Dr. Arşavir Alyanak). Nuri Akıncı, Dr. Alyanak ve İhsan Tomaç dönemin yeni yönetmeni oldular. Ama yılın en önemli filmlerinden birini kuşkusuz. Orhan M. Arıburnu Sürgün'le gerçekleştiriyordu. Oyuncu olarak da Turan Seyfioğlu'nun yıldızı parlamak üzereydi. 1952 Türk sineması sürekli bir rekora doğru gidiyor. Çünkü bir yıllık süre içinde çekilen film sayısı 61'dir. Ama 1952 çok önemli bir yıldır. 4 film yöneten Lütfi Ö. Akad, özgün bir yaşam öyküsüne dayanan Kanun Namına ile Türk sinemasına ilk kilometre taşını koyacaktır. Gerçekten Akad, yıllardır anlatım aksaklıklarıyla yaşamaya çalışan kekeme bir sinemaya bir dil kazandırıyor, yeni soluk getiriyordu. Yaşayan tipler, gündelik olaylar ve doğal çevrenin kullanımı Kanun Namına'yı tarihsel süreç içindeki yerine oturtuyordu. Bu ilk ustanın ardından gelen önemli bir sinemacı da Metin Erksan'dı. Karanlık Dünya (Aşık Veysel'in Hayatı) adlı ilk gerçekçi köy denemesiyle, daha ilk aşamada sözü edilen bir yönetmen oldu. Erksan'ın bu aşamadaki talihsizliği elbette sansürdü. Geçiş döneminden sonra bir sinemacılar dönemi de başlamıştı. Türk sinemasında. Ama bu arada Muhsin Ertuğrul'un geleneksel sinemasını da bu yeni dönem içinde ortaya çıkıp sürdürenler olacaktı. İşte Muharrem Gürses (Zeynep'in Gözyaşları), bu ilginç örneklerden biriydi. Gürses, sonraki yıllarda belli bir süre, ticari sinemanın önde gelen isimlerinden biri olacaktı. Halka inmesi açısından da üzerinde durulması gereken tipik bir yönetmendi. Çünkü kendinden sonra gelen bazı yönetmenleri etkileyerek bir Gürses Okulunu oluşturacaktı. Yıllardır Ertuğrul'un yarar... Devamı

27 12 2005

Türk Sineması/ 1961 - 1970 Dönemi (turksinemasi.com)

1961 - 1970 DÖNEMİ 1961 Film sayısı giderek tırmanıyor. Bu yıl tam 113'e ulaştı. Türker İnanoğlu'nun Hancı'sı ile Ümit Utku'nun Yaban Gülü büyük gişe hasılatları elde ettiler. Nejat Saydam'ın Küçük Hanımefendi adlı filmi oyuncu Belgin Doruk'a yeni bir ün sağlarken, bu arada "hanımefendi-beyefendi" türünde dizilerin modasına da yol açtı. Münir Hayri Egeli Kolsuz Bebek'le ilk kez sinemamızda birbirinden bağımsız, üç öykülü film denemesini gerçekleştirdi. Oyunculardan Muzaffer Tema ile Kenan Pars yönetmenliğe başladılar. Ülkü Erakalın, Süreyya Duru, Natuk Baytan ve Halit Refiğ ilk filmlerini çektiler. Oyuncu Orhan Günşiray, polisiye filmlerin "yerli Mayk Hammer"i olarak tipine otururken, bu tür sinemaya da yeni bir aksiyon getirdi. Senaryocu Vedat Türkali ile işbirliğine girişen Ertem Göreç olumlu bir başarı kazandı. Konut sahibi olmak için çırpınan bir avuç insanın öyküsünü dürüst bir çaba içinde görüntülediği Otobüs Yolcuları, yılın en iyi filmlerinden biri oldu. Sinema eleştirmeni Halit Refiğ, geçirdiği asistanlık döneminden sonra Yasak Aşk'la bir ilk film ortaya koydu. İstanbul Belediyesi, Sanat Festivali'ne ek olarak, bir "Yerli Filmler Yarışması" düzenledi: - En başarılı film: Kırık Çanaklar (Memduh Ün) - En başarılı yönetmen: Memduh Ün - En başarılı senaryo: Metin Erksan (Gecelerin Ötesi) - En başarılı görüntü yönetmeni: Turgut Ören (Ölüm Peşimizde) - En başarılı kadın oyuncu: Lale Oraloğlu (Kırık Çanaklar) - En başarılı erkek oyuncu: Eşref Kolçak (Namus Uğruna) - En başarılı yardımcı kadın oyuncu: Mualla Kaynak (Kırık Çanaklar) - En başarılı yardımcı erkek oyuncu: Kadir Savun (Gecelerin Ötesi) - Jüri özel armağanı: Atilla Tokatlı, Selçuk Bakkalbaşı (Denize İnen Sokak) - İstanbul Belediyesi özel armağanı: Zeynep Değirmencioğlu (Ayşecik) İzmir'de düzenlenen I. Sanat Festivali'ne bu yıl sinema dalı da eklendi. Ve Fuar Filmleri Yarışması adı verilen bu bölümde sonuçlar şöyle saptandı: ... Devamı

27 12 2005

Türk Sineması/ 1971 - 1980 Dönemi (turksinemasi.com)

1971 - 1980 DÖNEMİ 1971 Film sayısı gene giderek tırmanıyor. Bu kez tam 265 film çekildi. Arzu Okay, Tarık Akan ve Murat Soydan sinemanın yeni oyuncuları. Oyuncu Lale Oraloğlu ve Fikret Hakan, yönetmenliğe soyundular. Metin Erksan, Emel Sayın'lı Makber, Feride ve Hicran gibi filmlerle tür değiştirerek tüm ustalığını gizli bir "arabesk"e teslim etti. Ancak içerik yönünden, yani seçtiği konularda büyük bir gerileme kaydederken, usta sinema anlatımında bir şey yitirmedi. Lütfi Akad da "şarkılar" modasına uyup Zeki Müren'le Rüya Gibi'yi, Orhan Gencebay'la Bir Teselli Ver'i yönetti. Ne var ki ilk arabesk eğilimli filmlerden biri olan Bir Teselli Ver her yönden Akad için büyük bir "fiyasko" oldu. Süreyya Duru'nun Keloğlan adlı masal türündeki filmi, tüm bölgelerde beklenmedik bir "gişe hasılatı" elde etti. Yılmaz Güney, Ağıt'la destansı sinemasını geliştirirken Acı'yla, özelliklede Umutsuzlar'la şiirli ve olgun bir anlatım biçimi ortaya koydu. Bir kaçakçı çetesinin öyküsü üzerine kurulan ve bir tragedya boyutlarına ulaşan Ağıt, Venedik Film Şenliği'nde elemeyi kazanıp 10 film arasına girmeyi başarır. Baba ise yaygın bir seyirci kesimine inip yılın "büyük iş" yapan filmi olur. 3. Adana Film Festivali sonuçları: · En iyi film: Ağıt (Yılmaz Güney) · En iyi 2.film: Acı (Yılmaz Güney) · En iyi 3.film: Umutsuzlar (Yılmaz Güney) · En iyi yönetmen: Yılmaz Güney · En iyi senaryo: Yılmaz Güney (Ağıt) · En iyi görüntü yönetmeni: Gani Turanlı (Acı, Ağıt, Umutsuzlar) · En iyi film müziği:Metin Bükey (Acı) · En iyi kadın oyuncu: Fatma Girik (Acı) · En iyi erkek oyuncu: Yılmaz Güney (Ağıt) · En iyi yardımcı erkek oyuncu: Süleyman Turan (Yarın Son Gün) · En iyi stüdyo: Lale ve Ören Ayrıca Aliye Rona, sinemaya hizmetleri nedeniyle jüri özel ödülü aldı. 8. Antalya Film Festivali sonuçları şöyle oldu: · En iyi film: Ankara Ekspresi (Muzaffer Aslan) · En iyi 2.film:Öleceksek Ölelim (Orhan Elmas) · En iyi 3.film: Pamu... Devamı

27 12 2005

Türk sinema tarihine kısa bir bakış...

Türk sinema tarihine kısa bir bakış izleyeceğiniz bu film, Kültür Bakanlığı'ndan alınmıştır.     yedincisanat   http://www.turksinemasi.com Devamı

27 12 2005

http://www.ntvmsnbc.com/news/SINE_front.asp

Yılmaz Erdoğan’ın ‘Organize’si işliyorYılmaz Erdoğan’ın son filmi ‘Organize İşler’ 23 Aralık Cuma günü, seyirciyle buluştu. Garanti Bonus Card sponsorluğunda Türkiye’de 235 kopya ile 430 salonda gösterime giren film, seyircinin büyük ilgisiyle karşılandı. • HABERİN DEVAMI DİĞER HABERLER • Yeşilçam, yeni yıla iddialı giriyor • ‘Sundance’ hep muhalif • Bu yarışmada en uzun film 30 sn. • Keloğlan Kara Prens’e Karşı • ‘Geleceğin Sineması’ çok yakın • İEÜ’de “Cumarte’Sinema” günleri • Bush’un ‘Desperate’ konuşması • Kısa film ve belgeseller İFSAK’a • ‘Organize İşler’in jönü İstanbul • Ankara Film Festivali özel ödülleri • Manastre ‘kısa film’ başvuruları • Woody Allen: Bir caz aşığı • Bu söyleşiyi Erdoğan ‘organize’ etti • Türk yapımlarına Eurimages desteği • ‘Desperate Housewives’ Çin Seddi’ni aştı • Gay kovboylara Altın Küre sıcaklığı • ‘Organize İşler’e TİM galası • Akbank Kısa Film’de ödül gecesi • ‘Güzel ve Çirkin’ değerinden kaybetmiyor • Şimdi RESFEST 2005 zamanı • ‘Babam ve Oğlum’a çığ gibi ilgi • Newsweek’in ‘Duvara Karşı’ duruşu • ‘King Kong’un masrafı da büyük • ‘Sinema ve tarih’in 8’inci buluşması • ‘Hollywood’daki ilk Türk öldü • SineTek Avrupa’da ‘Büyük Yolculuk’ • Paramount, Dreamworks’ü aldı • Ünlü komedyen Richard Pryor öldü • Ölmeden Önce Görmeniz Gereken 1001 Film • Hollywood, Spielberg’in ‘Münih’ filmini bekliyor • Sinema-TV Merkezi ‘savaş’ı sunar • ... Devamı

23 12 2005

"Bu filmi 'Yüzüklerin Efendisi'nden daha çok merak eden

Cumhuriyet 06.01.2006 İZLEYİCİ GÖZÜYLE... ERDAL ATABEK 'Organize İşler' böyle oluyor Yılmaz Erdoğan , şair, yazar, sahne insanı, film yönetmeni ve sinema oyuncusu olarak da yerini pekiştiriyor. ''Organize İşler'' , görsel sahnelerin çekiciliği yanında oyuncu seçiminin çok iyi olması ve oyuncuların yüksek performansları ile başarı kazanıyor. Birçok sinemada oynuyor, zevkle izleniyor. Film boyunca İstanbul'un çok güzel görüntüleri izleniyor, film içinde bolca gülünüyor, kimi zaman kısa hüzün anları yaşanıyor. Sonunda, sıkılmadan izlenen, her konuya şöyle bir değinip geçtiği için de iç bayıcı olmayan, ama daha sonrasında akılda pek bir şey bırakmayan bir film görülmüş oluyor. ''Yeni Türk Filmleri'' denebilecek akımın filmleri böyle bir yeni tarz oluşturuyor. İzleyiciyi sıkmayan bir film Hınzır zekâlarla sanatçı duyarlılıklarının kesişme noktalarını birbirine sevimlice bağlayan, her konudan bir tutam konulup birbirine uyum sağlamış olaylar zinciri. Hiçbir konuya derinlemesine girilmediği için izleyiciyi yormayan, şaşırtmayan, sıkmayan, hiçbir kötülükle can yakıcı biçimde karşılaştırmayan, onu kendisiyle yüzleştirmeyen hoş vakit geçirme kordelesi. Televizyon dizileri matriksine uygun biçimde düzenlenip hazırlanan ''şöyle bir dokunup geçme'' işleri. Ama doğrusu çok iyi organize ediliyor. Popüler seyir kültürünün tanınmış adları, dişe dokunur duygusu veren konuların içinde dişe de, suya sabuna da dokunmadan izlenen filmler. Magazin dergilerinde, magazin programlarında filmle ilgili dedikodular. Yeni aşklar, anlık buluşmalar, irili ufaklı laflamalar. Kalıcı bir iz bırakmıyor Hepsi iyi hoş da, akılda kalan bir şey olmuyor. İnsanın içinde, aklında, duygularında kalıcı bir iz bırakmıyor, bir değişiklik yapmıyor. Böyle olunca da sinema sanatına bir katkısından söz etmek olanaksız. Türk sinemasının Atıf Yılmaz 'ları, Metin Erksan 'ları, Şerif Gören 'le... Devamı

23 12 2005

Kültür/ Sanat Haftanın Filmleri: Organize İşler/ Yılmaz Erdoğan

28 Aralık 2005 2005’in en iyi filmi Duvara KarşıNewsweek Dergisi, 2005’in en iyi 10 filmini belirledi. Ünlü film eleştirmeni David Ansen’in oluşturduğu listenin zirvesinde, Fatih Akın’ın ‘Duvara Karşı’sı var. ABD’nin en saygın dergilerinden Newsweek, 2005 yılının en iyi 10 filmi listesinde ilk sıraya Fatih Akın’ın yönettiği ‘Duvara Karşı’yı layık gördü. Ünlü film eleştirmeni David Ansen’in belirlediği listede Türk yönetmen Akın’ın filmi; ‘Aşk sayesinde değişim yaşayan iki kayıp Türk’ün hikayesini anlatan sert bir Alman başyapıtı’ olarak tanımlandı.2005 yılının sinema açısından genel bir değerlendirmesini yapan Ansen, bu yılın Hollywood açısından kötü geçtiğini, ancak bağımsız Amerikan sineması ve Avrupa’nın çıkış yaşadığını yazdı. Ansen’in listesinde ikici sırada Amerikalı yönetmen George Clooney’in Altın Küre ödüllerinde ‘En İyi Film’ dalında aday olan, ‘Good Night, Good Luck’ adlı filmi yer aldı. ZİRVEDEKİ 101. Duvara Karşı2. Good Night, Good Luck3. Kings and Queen4. Brokeback Mountain5. The Best Of Youth6. Capote7. Cache8. Munich9. The Squid and The Whale10. A History of Violence'Organize İşler'e muhteşem galaYılmaz Erdoğan'ın yazıp yönettiği ve başrolünü oynadığı, BKM oyuncuları ile Cem Yılmaz'ın da rol aldığı 'Organize İşler' adlı filmin galası ünlü simaları bir araya getirdi Bora BağcıbaşıSenaryo yazarlığını, yönetmenliğini ve başrolünü Yılmaz Erdoğan'ın üstlendiği 'Organize İşler' filminin galası, önceki akşam Türker İnanoğlu Maslak Show Center'da (TİM) yapıldı. İstanbul'daki hırsızlık ve kapkaç olaylarını mizahi bir dille anlatan filmin galasına, İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, Fatih Terim, Türkan Sabancı, Hülya Avşar, Gülben Ergen-Mustafa Erdoğan, Osman Sınav, Gamze Özçelik-Mehmet Mutlu, Şebnem Özinal, Ebru Gündeş, Yıldız Tilbe, Metin Akpınar'ın da a... Devamı

20 12 2005

Türk Sineması/ 1981 - 1990 Dönemi (turksinemasi.com)

1981 72 film çekildi. 100. yıldönümü nedeniyle Atatürk Yılı olan 1981'de Remzi Jöntürk, Cüneyt Arkın'la Öğretmen Kemal'i çekti. Ancak bu fırsatı yeteriyle değerlendiremedi. Büyük bir yatırımla süper prodüksiyon özellikleri taşıyan Toprağın Teri, Natuk Baytan'ın en iyi filmi oldu. Ancak çeşitli ülkelere satılan film, konusu açısından Türk sinemasına önemli bir ses getiremedi. Türkan Şoray, Yaşar Kemal'in romanından beyaz perdeye uyarladığı Yılanı Öldürseler'le yönetmenliği tekrar denedi. Ömer Kavur'un Füruzan'dan uyarladığı Ah Güzel İstanbul ile Kırık Bir Aşk Hikayesi; Atıf Yılmaz'ın Deli Kan'ı, Ali Özgentürk'ün At'ı ve Sinan Çetin'in Çirkinler de Sever'i yılın özgün denemeleri olarak dikkati çektiler. En iyi birinci filmin seçilemediği 18. Antalya Film Festivali, 2 yıllık bir aradan sonra tekrar düzenlendi. · En iyi 2. film: Ah Güzel İstanbul (Ömer Kavur) · En iyi 3. film: Gül Hasan (Tuncel Kurtiz) · En iyi yönetmen: Erden Kıral (Bereketli Topraklar Üzerinde) · En iyi senaryocu: Tuncel Kurtiz (Gül Hasan) · En iyi görüntü yönetmeni: Salih Dikişçi (Bereketli Topraklar Üzerinde) · En iyi özgün müzik: Nedim Otyam (Derya Gülü) · En iyi kadın oyuncu: Meral Orhonsay (Derya Gülü) · En iyi erkek oyuncu: İhsan Yüce (Derya Gülü) · En iyi yardımcı kadın oyuncu: Meral Çetinkaya (Hazal) · En iyi yardımcı erkek oyuncu: Yaman Oktay (Bereketli Topraklar Üzerinde) Strasbourg Avrupa Film Festivali'nde Erden Kıral'ın Bereketli Topraklar Üzerinde adlı yapıtı büyük ödülü kazandı. 1982 Film sayısı 72. Halit Refiğ'in yönettiği Leyla ile Mecnun, arabesk eğilimli sinemasının baş yapıtı olarak halka indi. Ve "yılın en çok iş yapan filmi" olan Leyla ile Mecnun, sinemasal açıdan bazı tartışmalara yol açtı. Zeki Ökten, halk arasında güncel bir olay durumuna gelen "banker ve faiz sorunu"na Faize Hücum'la toplumsal bir eleştiri getirip yılın önemli filmlerinden birin ortaya koydu. Atıf Yılmaz; Necati Cumalı uyarlaması ile Min... Devamı

17 12 2005

Taşköprü ve Kastamonu Linkleri

                                                                                                                                                   a. şahin'in bloknotu                                                                            Güldeste                                                                   Kastamonu Net (Blogcu)                                        &nbs... Devamı

16 12 2005

Gülten Kaya: Ahmet Kaya yaşasaydı MHP için konser verirdi

Gülten Kaya Ahmet Kaya yaşasaydı MHP için konser verirdi Ahmet Kaya beş yıldır aramızda yok. Hayata gözlerini yumduğu an yanında bulunan eşi Gülten Kaya, o geceden başlayıp bugüne kadar geçen olayların ve Ahmet Kaya yaşarken yaşananların uzun bir muhasebesini yaptı.   Gülten Kaya - Mesut Yar M.Y; Sahiden öldü mü Ahmet Kaya, malum inanamayanlar var hala?..   G.K; Vücuduyla yanımda öldü. Ama kişisel olarak ölmediğini düşünüyorum. Üretimiyle bu tarafta duruyor hala. Bir de öldürüldüğü konuşuluyor. Merakın ve komplo teorilerinin sıklıkla üretildiği bir coğrafyada yaşıyoruz. Ahmet Kaya ölmedi ya da öldürüldü diyenler için bir fiziki alt yapı olduğunu reddetmiyorum bu yüzden. Dolaylı olarak şunu söyleyebilirim. Ahmet Kaya’nın ölümünde kendi ülkesinin ve ülkesinde yaşatılanların çok büyük etkisi var. Belki de finali bu yakınlaştırdı ama bunun dışında Ahmet Kaya’ya organize bir şeyler yapıldığı konusunda yorum yapmıyorum. Çünkü bu ülkede başbakanlar ve hatta cumhurbaşkanları üzerine bile bu teoriler “kanıtlanamasa da” üretiliyor. Ahmet’i, Fransa’da yalnızlaştıran bu süreçte payı olan herkesin her türlü sonuçta da payı olduğunu düşünüyorum… M.Y; Süreç dediğiniz meşum ödül gecesinde başlayıp Ahmet Kaya’nın ölümüyle biten zaman dilimi sanırım. Ahmet Kaya’nın konuşmasıyla ateşlenen hani?...   G.K; Ahmet basınla mesafeliydi, sıklıkla bir araya gelmezdi. Magazin ya da sanat habercileri için eşit ölçüde haber değeri taşıyan o açıklamayı gayet iyi niyetle yaptı. Yeni bir albüm hazırlıyordu ve bu albüme bilmediği bir dilden, Kürtçe bir parça eklemeyi düşündüğünü söyledi. Ahmet, o Kürtçe yerine İngilizce deseydi bugün aramızda olacaktı. Çünkü onu erken kaybedişimizi bu kurgulanmış sürece bağlıyorum… Organize İşlere mi Kurban Gitti?   M.Y; Kurgulanmış süreç tanımlaması biraz iddialı değil mi? Yine komployu çağrıştıran…   G.K; İşte bu komplo teo... Devamı

14 12 2005

"Sinema Bir Mucizedir" /Memduh Ün, Tunç Başaran

Bir döneme nostalji...Memduh Ün'ün başlayıp Tunç Başaran'ın bitirdiği "Sinema Bir Mucizedir", yoğun bir popüler sinema nostaljisi içeriyor Alin TAŞÇIYAN"Sinema Bir Mucizedir"Cinema 'Turco" Paradiso... Giuseppe Tornatore'nin ünlü filmi "Cinema Paradiso / Cennet Sineması"na benziyor "Sinema Bir Mucizedir". Küçük bir çocuğun gözünden sinemanın önemli bir toplumsal olay olduğu yıllara ait bir öykü anlatıyor. Ülkü Tamer'in Gaziantep'teki çocukluk yıllarından anılarını aktardığı "Alleben Öyküleri"nden derlendiği için özünde bir yaşanmışlık, hakiki bir sinema tutkusu hissediliyor. "Alleben Öyküleri"nde yer alan "Macı Hüseyin"in öyküsünü beyazperdeye uyarlamak Tunç Başaran'ın dileğiydi. Memduh Ün'ü yıllar sonra sete döndürecek bu projeyi hocasına verdi. Ün çekimleri sırasında rahatsızlandı. Bunun üzerine projeyi Tunç Başaran devraldı. Doğrusu biçem farklılığından kaynaklanan bir uyumsuzluk sezilmiyor. Yine de bir kopukluk var. Akıcı değil, duraksayarak ilerliyor film. Demokrat Parti'nin iktidara geldiği 1950 yılında Gaziantep'te geçen film dönemi, o dönemin sinemasıyla anlatıyor, Yeşilçam'dan çok popüler İtalyan sinemasını andıran bir dille. Hayatı bir filmin içindeymişçesine yaşayan 11 yaşındaki sinema tutkunu Ümit'in gözünden izlediğimiz naif dünya; parlak renklerden, katıksız kahramanlardan, sevimli ve komik karakterlerden, platonik aşklardan oluşuyor. Demokrat Parti'nin ezanı Türkçeden Arapçaya çevirmesi gibi dönemin önemli olaylarının da yer aldığı politik fonuna rağmen film realist bir yaklaşıma sahip değil. Gerçeklik Ümit'in çocuklara özgü algılama biçimiyle sunuluyor: Ümit yanında çalıştığı ve kaybettiği babasının yerine koyduğu sinema sahibi Nakip Ali'ye onu bir tür film kahramanı gibi görecek kadar hayran. Komşu kızı Gülümser'e onun bir başkasıyla evlenmesine engel olmak isteyecek derecede aşık. Salonda gösterilen film kopyalarından aldığı parçalarla kendi filmini yapıyor ve perdeden izlediklerine ken... Devamı

14 12 2005

Altın Portakal'ı aldığı için Yeşilçam'da büyük tartışmal

Genç oyuncular dikkat çekiyorAltın Portakal'ı aldığı için Yeşilçam'da büyük tartışmalara yol açan "Türev" nihayet gösterimde Alin TAŞÇIYAN"Türev"Yeni Türk sinemasına, genç yönetmenlere fena halde önyargılı bir sinema sektörümüz var ne yazık ki. "Türev" tipik bir ilk film sendromundan mustarip. Adıyla matematiksel bir gönderme yapsa da, yönetmeni edebi kaynaklar gösterse de bana Fransızdan daha Fransız bir aşk üçgeni gibi göründü. Avrupa'dan Uzakdoğu'ya birçok genç yönetmenin ilk ve / veya ikinci filmlerinde örneğine rastlanan video itirafları ve amatör video kullanıcısına atfedilen rahatsız edici açıları, klostrofobik mekanlardaki uzun konuşmaları özenti kokuyor. Argümanları yapay, özgün bir yapısı yok, deja vu duygusu veriyor. Ancak bu filmin çok önemli bir niteliği var: Gencecik oyuncuları özellikle Gülçin Santırcıoğlu ve Beste Bereket son derece başarılı. Ulaş İnaç daha ilk filminde bir auteur olacağını ilan etmeye, entelektüel sinema yaptığını vurgulamaya ne kadar kararlıysa kadın oyuncuları da amatör bir projede rol aldıkları için o kadar hevesli, seçtikleri mesleğe o kadar inançlı ve doğal. Erkeklerin hakkını yemeyeyim, onlar da iyi ama Bereket ile Santırcıoğlu'nun tutkusu ve ışıltısı bu filmde bir başka. Daha da önemlisi Ulaş İnaç, bu filmini beğenmesek de cesur ve azimli bir yönetmen. Kafasında kurduğu dünyayı hiçbir ticari numaraya başvurmadan, izleyiciye izleme kolaylığı tanımadan, olanca sıkıcılığıyla aktarmış. "Türev"i yapmış olmak başlı başına bir cesaret örneğiyken, azimle gösterime çıkmasını sağladı. Bu çabasını da, şahane bir jüriden aldığı Altın Portakal'ı da takdir etmeliyiz. "Türev"Yönetmen / Senaryo / Görüntü: Ulaş İnaç Oynayanlar: Gülçin Santırcıoğlu (Süreyya), Beste Bereket (Burcu), Güçlü Yalçıner (Nazım) Müzik: Toygar Ali Işıklı   24 Kasım 2005... Devamı

14 12 2005

Babam ve Oğlum/ Çağan IRMAK

Gözyaşlarınıza değer"Babam ve Oğlum" izleyeni hüngür hüngür ağlatabilen ama sosyal ve siyasi içeriğiyle sıra dışı bir melodram Alin TAŞÇIYAN"Babam ve Oğlum"Telefon hattı ve yollar kesik olduğu için parkta doğum yapmak zorunda kalan genç kadın kan kaybından ölüyor. Bebek yaşıyor, gazeteci babası hapse atılıyor; işkence görüyor. Bebek onun bunun elinde kalıyor. Standart bir 12 Eylül trajedisi. Her şey hızla olup bitiyor. Tuba Büyüküstün'ün karnı fazla büyük galiba. Eşi dostu yok mu bu çiftin? Niye yollara çıktılar öyle alelacele? İşkence çırılçıplak soyulmuş, gözü bağlanmış, acıdan haykıran adamların kısa kesmelerinden ibaret yine. Ayrıca birden fazla finali var filmin. Noktayı koyana kadar üç kez daha sona eriyor... İstediğiniz kadar kusur bulabilirsiniz "Babam ve Oğlum"a ama tutun gözyaşlarınızı tutabilirseniz! Ağlatabilmek filmler için bir erdem değil kuşkusuz ama bir melodram en zayıf yerinde ağlatmaya başlıyorsa izleyiciyi, bir de doruk noktalarını düşünün! O yüzden hiç ikiyüzlülük etmeyelim. Bu yıl art arda gelen ve her biri büyük düş kırıklıkları yaratan yerli yapımlar arasından gözyaşlarımızla vaftiz edilerek pir ü pak çıkıyor "Babam ve Oğlum". Yaramız var, gocunuyoruzÇağan Irmak bundan önce gerçekleştirdiği film ve dizilere gerek sinematografi gerek oyuncu yönetimi bakımından açık fark atarak başarıya ulaşıyor. Öyküsü ve oyunculuğuyla baştan sona izleyiciyi ağlatan bir film olmasına rağmen "Babam ve Oğlum"u Amerikanvari deyişle "tear jerker" (gözyaşı döktürücü), "weepy" (sulugözlü) diye tanımlamaya dilimiz varmıyor. Geleneğin aksine kadın değil erkek karakterlere odaklanması, belirli bir olay (12 Eylül askeri darbesi) temelinde siyasi içerikli oluşu, dönemin (80 sonrası) ve ait olduğu kültürün (Ege) özelliklerini gerçekçi biçimde betimlemesiyle de alışılmış melodram modelinin dışına taşıyor. Yüzlerce ticari filmde duygu sömürüsü olarak algılayacağımız, bir pazarlama taktiği olarak yorumlayacağımız bu aralıksız trajik ve dokunaklı olaylar zinciri, tuhaf ha... Devamı